• Dan için yaratıcılık tam da budur: Yetenekli insanları bir odaya koymak ve özgürce iletişim kurmalarını sağlamak. "Aslında mesele bu kadar basittir. En iyi adamları işe alıp sonra ayak altından çekilmek."
  • Bilim insanları sahip oldukları bilgileri de alarak, insanların ulaşamayacağı yüksek zirvelere çıktılar.
  • Siz isterseniz, halk kitleleri terbiyeden yoksun kalmaz.
    ...
    Yüksek tabakalardan olan insanlarla karşılaştıkları zaman, halk kitlelerinin çoğu zaman yabancı ve kendilerine ürkütücü gelen bir evdelermiş gibi çekingen davranmaları dikkatinizi çekti mi? Bunun sebebi nedir? Çünkü herkes bu insanlara bağırarak onları azarlıyor, kaba bir şekilde küçümseyerek, her yerden kovuyorlar. Onlar da şık giyimli insanlardan uzak durmaya çalışıyorlar, onları sevmiyor ve onlardan korkuyorlar. Kalplerindeki kin, nefret ve intikam duyguları giderek artıyor.
    Aynı halkın evlatları olmalarına rağmen, üst kesimlerin temsilcilerine kardeş olarak değil kıskançlıkla ve düşmanca yaklaşıyorlar. Her tarafta gördükleri lüks yaşamlar, pahalı kıyafetler ve çılgın eğlence partileri kendilerinde daha fazla kıskançlık doğururken, kalplerindeki kin duygusunu giderek arttırıyor. İnsanlar haset, hayal kırıklığı ve tatminsizlik duyularının hakim olduğu bir ortamda doğup büyüyor ve yaşıyorlar. Yaşadıkları toplumda geçerli olan düzen onları daha da kaba ve vahşi olmaya itiyor. Halk kitlelerinin eğitimi ve toplumdaki cinnet eğilimlerinin giderilmesi konularıyla kimse ilgilenmiyor ve hiçbir şey yapmak istemiyor. giderilmesi konularıyla kimse ilgilenmiyor ve hiçbir şey yapmak istemiyor. Bilim insanları sahip oldukları bilgileri de alarak, insanların ulaşamayacağı yüksek zirvelere çıktılar. Kitaplar ve gazeteler halkın anlamadığı karmaşık ve ağır bir dille yazılıyor. Eski Yunanlılar zamanında bilge Sokrates yıllar boyunca meydanlarda kalabalık halk toplulukları ile hayatın yüksek gerçekleri ve güzellik konusunda sohbrtler yapmıştır. Halkı aydınlatacak benzer şahıslar neden bizde yok?
  • Demek insanları gerçek ve doğru biçimde yorumlamak için onların ölmelerini beklemek gerekiyordu.
  • "Değerli dostlar, işinizin ne kadar ağır olduğunun farkındayım. Ücra bölgelerde, sizlerin emeğine değer vermeyen cahil insanların arasında hangi şartlarda yaşadığınızdan haberdarım. Maddi zorluklar çektiğimizi de biliyorum. Ama yapacak bir şeyimiz yok. Şunu unutmayın: bizler halkın uyandırılması gibi büyük bir işe daha yeni başlıyoruz. Yeni topraklara ilk ayak basan öncü insanlar gibiyiz. Halkın içinde bulunduğu cehalete karşı verilecek mücadelenin bütün yükünü omuzlarımızda taşımak zorundayız. Yapacağımız bu işin karşılında övgü, anlayış ve sempati de beklemeyelim; tam aksine, ağır bedeller ödememiz gerekebilir. Ben de bundan bahsediyorum, ödeyeceğimiz bedelleri, onların gerekli ve kaçınılmaz olduğunu anlatmak istiyorum.
    Sizleri fedakarlığa çağırıyorum! Fakat hepinize değil, bunu yapmaya hazır olanlara ve yapabilecek durumda bulunanlara sesleniyorum. Kusura bakmayın, sizinle açık konuşacağım: Diğer bütün mesleklerde olduğu gibi, öğretmenler arasında da bu mesleğe layık olmayan, öğretmen ruhundan yoksun insanlar bulunduğunu biliyorum. Bu insanlara sanatkar bile diyemeyiz, onlar öğretmen emeğine saygısı olmayan, hatta bu mesleği lanetleyen birer gündelikçidir. Kendilerine arkadaşça tavsiyem var - lütfen, okulu bırakın! Kendinize farklı bir iş bulun, yazıhaneleri dolaşın, tüccar olun. Her türlü işi yapın, ama canlı bir ruha ve derin bilgiye sahip insanların bulunması gereken yerleri işgal etmeyin. Daha önceki ricama halkımızın en eğitimli ve kültürlü temsilcileri olan Finli bilim insanları olumlu yanıt verdiler. Her türlü bilginin ne kadar değerli ve güzel olduğunu uzaktan da olsa gösterebilmek için kendileri size beşer, altışar veya onar konferans vermeyi kabul ettiler. Bu konferanslarda elde edeceğiniz bilgileri ve bilim sevgisini daha sonra öğrencilerinize de aktarın."
  • 125 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Merhaba…
    Sigarayı silah sanan gençler size de merhaba. Aaa… Tv karşısında akşamını sabah eden güzel kadınlarımız ve siz biricik erkeklerimiz, evet size de merhaba. Günün her zamanı sokağımızın başındaki üç katlı binanın giriş katında oturan; sokağın daimi sakini olan, asla kendi fikri olmayan ve başkalarının fikirlerini doğru, yanlış bakmaksızın kendi fikriymişçesine doğru kabul eden Nuran Abla bu merhaba en çok sana. Yumurtadan çıkıp da tavuğu beğenmeyen evlatlarımıza da merhaba. İyiliği, enayilik ile karıştıran canım eniştem sana da merhaba. Ve sen, bunu okuyan güzide insan; biliyorsun ki sen bu dünyanın merkezisin ve sen olmazsan bu dünya var olmaz. Her zaman aklından geçtiği gibi “benim doğumumla başladı yaşam ve benle sona erecek,” düşüncen gibi. Sana da merhaba. Nice nitelikli meslek sahipleri olanlar; sıfatlarınızın kudretinden artık sıkılmadınız mı? Ezmiyor mu artık taşıdığınız üniformalar içinizdeki insan yanınızı; size de merhaba.

    Merhaba kuşlara, kuşları besleyen doğaya ve doğanın daimi misafiri olan bütün sulara, su damlacıklarına ve yağmura. Can havliyle koşan tavşana, açlık ve yorgunluktan bitkin düşmüş tavşanı kovalayan tilkiye; size de merhaba…

    “Kendini her yerde bulabilir ve her yerde tanıyabilirsin... Yeter ki, kendi yüzüne bakacak cesaretin olsun.” (Alıntı #41080662 )

    Telefonu iletişim aracı olarak icat Sayın Bell artık bütün insanlığımızı icadınla kölen haline düşürdün ve bir haberleşme aracı olan televizyonu icat eden Sayın Baird dahası Farnsworth, Jenkins ve Zvorikin eserinizi izleyen bir mankurt sürüsüyle övünebilirsiniz. Bilim; her zaman kendi zamanına ışık tutan bir uğraştır ve uzun vadede kesinlikle insanlığa faydası değil de zararı olan bir adını arşa yazdırma mücadelesidir. İyi tarafları da yok mudur diyeceksiniz? Elbette vardır, ancak “200 – 300 sene sonraki torunlarımızın bize aptal insansılar” deyip, demeyeceğini bilemeyeceğiz. Bu insanlık atom bombasını icat edip, bu bombayı çekinmeden kullanabilecek insanları da gördü.

    Bizim toplumla, aile ile başkaca kişiler ile bir alıp veremediğimiz yok. Bizim bütün sorunumuz kendimizle. Çünkü biz kimiz ki? Biz kendimizin gücünün farkında olmayan küçük insanlarız. Çevremizdekilerinin başarılarını küçümseyecek, inanmayacak, destek olmayacak kadar fikirsiz bireyleriz. Çünkü başarı biz gibi küçük insanların harcı değildir? Bu sebeple buna inanmaz ve inanmak istemeyiz.

    “Şayet yaşam ya da düşünme tarzında yüksek standartlara ulaşamıyorsak, bu vatanımızın küçüklüğüyle değil, kişisel yetersizlikle alakalıdır.” (Alıntı Plutarkhos’un Demosthenes - Cicero kitabındandır #38607669 )

    Sayın Wilhelm Reich’in eseri de kendi kabukları içerisine sıkışmış ya da sıkıştırılmış küçük insanlara “belki,” “neden olmasın,” “olabilir” ve en sonunda “başarabilirim” dedirtecek yazı topluluğudur.

    Eser içerisinde insan yaşam tarzı olan güden ve güdülenin bir nevi karşılaştırılması; tepkileri ve verilen tepkilerin “nedensellik” olarak görülüp bir sonuca vardırılma çabasıdır. Peşlerine taktıkları insanları yıkıma götüren akılsız fikir sahiplerinin toplumdaki sempatik pozisyonlarını ve onları bizlerin nasıl şakşakladığının bir vesikasıdır. Celladına âşık olmuş bir insanlığın kıyımdan kurtulması ise imkânsızdır.

    Kabuğunu kır ve hareket et. Konfor alanını terk etmedikçe Platon’un “Mağara Alegorisi’nden” öteye gidemezsin. Ancak kafanı mağaradan çıkarır; ışığı görünce yanan gözlerinden çekinir ve bir bilinmeyen dünyadan korkup yeniden zincirlenmek için mağara içerisindeki yerine geçersin. Bu sen değilsin.

    Nosce Te İpsum - Kendini Tanı – ve “içinden geldiği gibi yap,” kulak asma, eleştir ve eleştirilmekten korkma… Bil ki ancak sen kim olduğunu bilir ve belirlersin. Kendin ol. Hedeflerin daima büyük olsun, dünyayı dolaşacağım de ve kendi çevreni dolaşmakla başla. Hareket etmezsen başaramazsın!

    “İnsan bilim yapar, sabreder, çiftliğini yönetir, şiir yazar, siyaset yapar, iş çevirir, yolculuk eder, sevişir, hasılı bir alay şey yapar, umut eder, kendine zaman tanır ve hepsinden fazla, hayal kurar.” (Alıntı José Ortega y Gasset ‘in İnsan ve ''Herkes'' kitabındandır. #37118479 )

    Kitabım Cem Yayınevi’nden, çevirisi orta ayarda, anlaşılmayacak kadar kötü de değildir.

    Sözün özü; kitap son derece gerçekçi, kendi doğru ve yanlışlarınızı görmeniz için bir rehber. Kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesidir.

    Ama Fareler Uyurlar Geceleyin kitabından alıntıdır.
    Sen makine başındaki, sen atölyedeki adam: Sana yarın su boruları ve tencere üretmeyi bırakıp çelik miğferler ve makineli tüfekler üretmeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen tezgâh başındaki, sen bürodaki kız! Yarın sana mermilerin içine barut doldurmanı ve keskin nişancıların tüfekleri için dürbünler üretmeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen fabrika sahibi! Yarın sana pudra ve kakao yerine barut üretmeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen laboratuvardaki araştırmacı! Yarın sana eski yaşama karşı yeni bir ölüm bulmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen odandaki şair! Yarın sana aşk şiirleri değil de nefret ve kin şiirleri yazmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen hasta yatağının başındaki doktor! Yarın sana hasta kişilerin raporlarına “savaşabilir” diye yazmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen mihraptaki rahip! Yarın sana cinayetleri takdis etmeni, savaşı kutsamanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen gemideki kaptan! Yarın sana geminle bundan böyle buğday değil, top ve zırhlı araçlar taşmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen hava alanındaki pilot! Yarın sana bir kentten bir kente bomba ve fosfor taşımanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen tezgâh başındaki terzi! Yarın sana bundan böyle yalnızca asker üniformaları dikmen emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!
    Sen cüppeli yargıç! Yarın sana bundan böyle “divanıharpte” çalışmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen istasyondaki görevli! Yarın sana bundan böyle cephane ve asker taşıyan trenlerin kalkışı için işaret vermeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen köydeki, sen kentteki adam! Yarın seni silahaltına almak istediler mi, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen Normandiya’daki, sen Ukrayna’daki, sen Frisko’daki, sen Londra’daki, sen Hoangho’daki ve sen Mississippi’deki, sen Napoli’deki, sen Hamburg’daki, sen Kahire’deki, sen Oslo’daki anne, siz yeryüzünün dört bir yanındaki, siz bütün dünyadaki anneler, sizlere yarın askerî hastanelerde hemşirelik yapacak kızlar ve yeni savaşlar için askerler doğurmanızı emrederlerse, yapacağınız tek şey var:
    HAYIR demek!

    Hayır demezseniz sizler, hayır demezseniz siz anneler...

    Sevgi ile kalın.
  • 440 syf.
    ·Puan vermedi
    Hikâyemiz romandaki insanlar için dönüm noktası sayılan ve adına “Ekim Olayı” denilen bir hadiseye çocukken Diane ve Jason ikizleriyle birlikte tanıklık etmiş olan Tyler‘ın bakış açısından aktarılıyor. Bir ekim gecesi yıldızlar kaybolur ve gece göğü kapkara kesilir. Ve bu fenomen tüm dünyanın gidişatını değiştirir. Dünya’nın dört bir yanı isyanlar, intiharlar, cinayetler ve inanç hareketleriyle dolup taşar. Bilim insanları bu olayın gezegene etkisini çözmeye çalışırken hükümetler ve şartlar sürekli değişmekte, tüm bunların ortasında kalan üç gencin hayat mücadelesiyse gittikçe tuhaflaşmaktadır.

    Kurgu, Tyler’ın merkezde yer aldığı biri yaşanmış, diğeri yaşanmakta olan iki bölüm arasında gidip geliyor. Kâh geçmişe gidip kahramanımızın eskiden başından geçenlere konuk oluyoruz, kâh günümüze dönüp bir kaçak hayatı yaşayan Tyler’a eşlik ediyoruz. Tyler’ı romanın ana karakterine dönüştürense, kaderin cilvesiyle bir araya geldiği çocukluk arkadaşları Lawton ikizleri, yani az evvel bahsettiğim Diane ve Jason. Tyler’ın baskın kişiliğinin ve şahsi amaçlarının tesirinde kaldığı Jason ve hisleri dolayısıyla ilgi duymaktan kendini alamadığı Diane yüzünden bir türlü uzak duramadığı Lawtonlar, kitapta yaşanan o büyük fenomenin ve yarattığı etkilere yönelik uluslararası projelerin ardındaki isimlerden. Tyler’ın Lawton ikizleriyle bağı, ona, fenomen hakkında yürütülen özel çalışmaları yakından gözlemleme fırsatı veriyor; şahsının buna pek gönlü olmasa da…

    Cemalettin Sipahioğlu

    İncelemenin tamamı: https://kayiprihtim.com/...n-hakikatin-golgesi/