• Dünya’da ve ülkemizde son yıllarda artarak bir İslam dinin kavramlarını manasızlaştırma, dinin temel dinamiklerinin trajikomik hale getirip dinin içini boşaltma telaşındadır. Bunu bilinçli şekilde yapanlar kendi menfaatlerini yüceltmek, daha fazla kazanmak için insanların inançları, yaşamlarını, günlük hayat tarzlarını dizayn etme telaşına girmişlerdir.
    Ülkemizde de yaşam şeklimizi, inancımızı dizayn etme telaşında olan bu şer odakları ülkemizin üzerine din kisvesi altında dinle alakası bile olmayan kişileri vatan hainlerini, şarlatanları FETÖ’ yü, Adnan Oktar’ı ve bir çok benzeri yapıları toplum önüne çıkardı. Bu tip grupların amaçları dini kavramları halkın gözünde küçük düşürmek, dini manasızlaştırmak ve dinin içini boşaltmak ve bu şekilde toplum üzerinde hakimiyet kurma, toplumu yönlendirme isteğinde bulunan şer gruplarıdır.
    Bu grupların varlıkları konusunda bizlerin toplumunda yanlışı var, ciddi anlamda bilinçsiz ve sorgulamasız dinle alakası olmayan bu kişilerin büyümesine imkân sağlıyoruz. Toplumun bilinçli olması gerekmektedir. Bizim dinimiz “Müslüman aynı yerden iki defa sokulmaz” düsturuna sahiptir. Ama biz bırakın ikiyi 200 defa aynı şekilde sokulsak, kandırılsak bundan asla mahcubiyet duymuyor bilinçsizliğimizi düzeltme ve bilinçli olmaya yolunda adım atmıyoruz. Bu normal akıllı bir adamın yapacağı şey değildir. Bilinçli olmalıyız.
    Bir başka sözümde basına, haberleri izliyorum. Son günün modası Adnan OKTAR ekibini ve kediciklerini haberlerde sık sık görüyoruz. Devletin kanalları ve özel kanallar, din konusunda Prof. olmuş ve bu konuda konuşma yapan kişiler hep şunu söylüyor, kız bulma imamı, kara para aklama imamı, Çek senet imamı, mahrem imam, bu kelimelerle kız bulma, fuhuş, kumar, kara para gibi kötü kelimelerle “imam” kelimesinin yan yana gelmesi ve bunun tüm TV’ler, sosyal medya aracılığıyla insanların özellikle gelişim aşamasındaki çocuklarımızın beynine bilinçsiz şekilde yerleştirilmesine göz yumulmasına SİNİR OLUYORUM. Birileri bilinçli şekilde ülkemiz üzerine oyunlar oynuyor, bazıları da bilmeyerek bilinçsiz şekilde haberler yaparak, konuşmalar yaparak onların dini manasızlaştırma, itibarsızlaştırma eylemine bilinçsiz olarak destek veriyorlar. Evet bunları haber yapacağız ama daha bilinçli kullandığımız kelimelere dikkat ederek. Toplumu bilgilendirmeliyiz.
    İmam ne demek. İmam önder demektir İmam kelimesi dinin temel kelimelerindendir. Siz bu kelimeyle nasıl kötü, dinin yasakladığı eylemleri yan yana getirir ve bu kelimeleri onlarla özdeşleştirirsin. Böyle yaparsan bu yetişen gençlik sakallı, hoca, imam yaparsa sonuna kadar yapar anlayışını onların bilinç altına yerleştirir. İmamlık, önderlik kelimelerini manasızlaştırır ve itibarsızlaştırırsınız. İMAM tespihin imamesi gibidir. İmame koparsa tesbih dağılır. O nedenle bu kötü kelimler ile “İMAM” kelimesinin yan yana gelmesi planlı, programlı şeyler olup İMAM’lık kavramını toplumun bilinç altında itibarsızlaştırma hamlesidir. Bu nedenle bilinçsiz olarak kullandığınız sözel kavramlar, sözel açıklamalar birer silah gibi topluma çok büyük zararlar vermektedir. BU sözlü silahı rastgele şuursuzca kullanmamalısınız.
    Mesele tekrar söylüyorum, TOPRAK meselesi değil. MESELE yaşam ve inanç tarzıdır. Mesele daha fazla kazanma meselesi .. MESELE senin onlara bağımlı alıcı durumuna gelme meselesidir.
    ONLAR bizim üretmeyip tüketen, İslam dinine mensup ama İslam’ın yasakladığı şeyleri yapmanın normalleştiği bunun imamların bile yapabileceğini algısının olduğu bir din olmasını istiyor onlar İslam’ı kaldırma derdinde değiller onlar içi boş Müslümanlar istiyorlar…
    UYAN oyuna gelme bilinçli ol.. Bu yolda da rehberin KURAN ve HADİS ŞERİF tir. Din adı altında ŞARLATANLARA, VATAN HAİNLERİNE inanma senin rehberin pusulan bellli onlara BAK,
    Onları OKU bunlar sana YETER:::
  • Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca

    Bugün dün olduğu gibi bütün ulusal ve uluslararası hesaplaşmalar, yönlendirme ve provakasyonlar bir tarafa bırakılırsa Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Pakistan’da, Türkiye’de, İran’da, Suudi Arabistan’da ve diğer tüm Müslüman ülkelerde istisnai zamanlar ve dönemler hariç tutulursa Müslümanlar, yine kendileri gibi Müslümanlarla genel manada bir arada huzur ve kardeşlik içinde yaşayamamakta, çatışmakta ve bazen birbirlerini karşı çok acımasızca davranmaktadırlar. Nitekim bugüne değin İslam Tarihine ve Müslümanların yaşamış oldukları coğrafyalara bakıldığında, Müslümanların hem birey hem de toplum olarak en büyük direkt veya dolaylı, çetin mi çetin imtihanlarını yine kendileri gibi Müslüman olanlar bağlamında verdikleri görülebilir. Hatta maalesef Müslümanların birey veya topluluk olarak Müslüman kardeşlerine diğer herkesten daha kötü davranabilmesi neredeyse Müslümanların karakteristik özelliği haline gelmiş durumda. Örneğin Ortaçağda herhangi bir Müslüman memleketinde herhangi bir Müslümanın bir gayr-ı Müslime yaklaşımı, tutum ve davranışı kendi kardeşi olan bir Müslümana yaklaşımından, tutum ve davranışlarından daha çok insancıl ve olumluydu. Hem bu olumlu ve hoşgörülü tutum aynı dönemde Müslüman olmayan bir ülkede Müslüman olmayanın birisinin herhangi bir Müslümana yönelik tutum ve davranışları ile kıyas bile edilemezdi. Bugün de bu durum geçerlidir. Son dönemlerde şahit olunduğu üzere Suriye ve Irak’ta savaşan, Müslüman veya Müslüman olmayan ülkelerin de kendi çıkarları için kullandıkları Şii veya Sünni mezheplerine bağlı olduklarını dillendiren bazı radikal örgütler, kendi dinlerinden olan bir Müslüman’ı esir aldıklarında onun ölümden kurtulma şansı neredeyse yoktu, ancak başka bir dine mensup olanların çoğu onların esaretinden kurtulabildikleri gibi o örgüt elemanlarının misafirperverliklerine ve onlara yönelik sevgi ve sitayiş gösterilerine de şahit olabiliyorlardı.

    Geçmişte Sünni-Şii, Mütezili-Cebri, Sufi-Selefi, Hanbeli-Şafii, Şafii-Hanifi, Eşari-Maturidi vb. değişik İslam mezheb ve meşreplerine mensup birçok Müslüman; sırf bu mezhep ve meşreplere bağlı oldukları için veya bu aidiyetleri bahane edilerek kendi kardeşleri tarafından öldürülmüş veya başka türlü birçok zulümlere maruz bırakılmıştır. Ancak bu olumsuz durumlar aynı veya değişik adlarla geçmişteki farklı zamanlarda ve farklı coğrafyalarda vuku bulmuş olaylar olsa da, bugün bu olayların aynısı ve benzerleri yine aynı veya benzer sebeplerden dolayı vuku bulmaktadır. Elbette yer yer ve zaman zaman bu tür kardeş kavgalarının ve hatta katliam ve cinayetlerin ortaya çıkmasında dış dinamiklerin de etkisi olmuştur. Fakat ben son kertede asıl sebebin Müslümanların kendilerinden kaynaklandığını ve sorumluluğun da Müslümanlara ait olduğu inancını taşıyanlardanım. Zira başkaları, sorunlarını çözememiş toplumların sorunlarını ya kendi menfaatleri için kullanırlar ya da o sorunları çözmek isteseler bile, onlar nasıl isterlerse öyle çözerler.
    Bir karıncayı bile öldüremeyen, bırakın insanları diğer canlıların dertleri ile bile dertlenebilen, başkalarına İslam’ın silm kökünden türemiş barış ve merhamet dini olduğunu, insanlara huzur vereceğini ve insanların İslam dini sayesinde her iki dünyada da emniyette olacaklarını dillendiren ve insanları buna inanmaya davet eden Müslümanlar nasıl oluyor da kendi kardeşlerine bu şekilde olumsuz muamele edebiliyor, kardeşler arasında yaşanan bu olumsuzluklara destek oluyor veya tüm bu olumsuz gelişmelere ve hallere göz yumabiliyor? Bu büyük düşünce-eylem çelişkisinin kaynağı nedir? Bu meyanda ortaya zorunlu olarak iki şık çıkmaktadır: Ya bu tutarsızlığın kaynağı –Müslümanların neredeyse tümü buna inanmazlar – Müslümanların kutsalları ve dini referanslarıdır. Yani onlara bunları –kardeşler arası yaşanan olumsuz tavır, tutum ve davranışları- yaptırtan kutsal kitap Kur’an ve onun tebliğcisi Hz. Peygamber’in söz ve davranışlarıdır... Ya da söz konusu edilen olumsuzluklar, kutsallardan değil de bizzat Müslümanların zaaflarından ya da dini havzadaki yanlış algı, yorum ve kavrayışlarından yani bizzat kendilerinden kaynaklanmaktadır. Yazının ilk paragrafında da geçtiği üzere ben de diğer birçok Müslüman gibi ikinci şıkkın daha doğru olduğu kanısındayım.
    İnsan olmak hasebi ile Müslümanlarda görülen zaaflar, diğer tüm din müntesipleri veya hiçbir dine mensubiyeti olmayanlar için de geçerli iken Müslümanların kutsal naslar ve diğer dini referanslarına dair birbirinden oldukça farklı ve yanlış algı, yorum, anlama ve kavrayışları ve bunu besleyen tarihsel birikim maalesef söz konusu olumsuz durumu artırarak devam ettireceğe benziyor. Aslında sözü edilen bu birinci durumun bu bağlamdaki kötü etkisinin önemli bir sebebi ikinci durum kaynaklıdır, denilebilir. Yani dini naslar ve referanslar hakkındaki bu denli farklı ve yanlış algı, yorum, kavrayış Müslümanlardaki insani zaafları büyütüyor ve onları yaşanan olumsuz sonuçlara hizmet eden oldukça kullanışlı bir araç haline getirmiştir ve getirmektedir.
    Müslümanlardaki dini yanlış algı, yorum ve kavrayışı besleyen tarihsel birikim maalesef Müslümanların tarihine dair sorular soran ve cevap getiren Müslüman felsefeci, alim ve entelijansiya tarafından yeterli düzeyde önemsenmemiş ve bir türlü Batılılarda olduğu gibi bugün ve gelecek için olumlu sonuçlar doğurabilecek bir şekilde değerlendirilememiştir veya buna bir türlü izin verilmemiştir.
    Buraya kadar söylenenlerin sağlamasını her düzeyde çok kolay bir şekilde yapabilirsiniz. Örneğin yerel düzeyde kendinize, gündeminize, kimi eleştirdiğinize, kime düşmanlık yaptığınıza, kimi rakip gördüğünüze bakabilirsiniz. Yerel ve ulusal medyaya bakın, sosyal iletişim ağlarına bakın kimler en çok kimi gündem yapmış, kimler en çok kimi eleştiriyor, kimler en çok kimleri yıpratmak için çalışıyor. Bu meyanda bazı Müslümanlar tarafından yine bazı Müslümanların aleyhine gözlere sokulan ve içeriğinden arındırılmış ve popülerleştirilmiş dini literatür ve ritüellere bakın, bizi de sizi de diğer Müslümanları da saran dipsiz ve oldukça tedirgin edici mevcut huzursuzluğun en büyük sebebi de bu olsa gerek. Aslında bu günlerde ilim mahfillerince tartışılan dinin yorgunluğu yani dinin yorulmuş olması veya din yorgunluğu yani dinin Müslüman bireylere yaşattığı stresin artmış olması gibi tartışmalara ek olarak bence daha önemli olan “Müslüman Yorgunluğu” olgusu da tartışılmalıdır. Zira bence Müslümanlar her şeyden çok birbirlerini yormuşlardır ve böyle giderse de daha çok yoracağa benziyor.
    Müslümanların Müslümanlarla sonuçları bu denli korkunç ve tahripkâr bir imtihan vermiş olmalarının diğer bir tabirle bu denli birbirlerini yormuş olmalarının ve şimdide hala aynı süreçlerin her gün tekrarlanmasının nedenleri bağlamında akla –yukarıda bahsi geçen zaaflar ve yanlış … - şu nedenler gelmektedir:


    1- Müslümanların kendi bireysel ve topluluk çıkarlarını her şeye öncelemeleri
    2- İslam dininin hak bir din olduğuna olan inancın eksilmesi ve buna paralel bizzat hala Müslümanım diyenler tarafından bazı zaman ve vasatta İslami ritüel ve görüntünün ekmek ve rant kapısı, basamak atlama şartı veya herhangi bir büyük makam elde etme aracı olarak görülmesi.
    3- İlimden yoksunluk, ilmin dünyevileşmesi ve gösteriş alimliğinin revaç bulması
    4- İhlasın kaybedilmesi; ihanet etme ve intikam alma hasletlerinin yaygınlaşması; merhametsizlik, insaf ve adaletsizliğin geçer akçe haline gelmesi; yılgınlık, acizlik ve tembelliğin olağanlaşması; korku, cimrilik ve yalan atmanın artık yadırganır haller olmaktan çıkması; şehvet düşkünlüğü ve her zaman rahat olma arzusunun sonucu katıksız riyakârlık ve makam–mevkileri ölesiye ele geçirme isteği ve hali
    5- Geçmiş yüzyılların İslam ilim ve kültür maddi ve manevi mirasının ha bire tüketilmesi, heba edilmesi; yerine ve üstüne hiçbir artı değerin konulmaması ve konulamaması
    6- Allah’ı ve hakkı hakkı ile tanıyamama ve Allah’ın emir ve muradını zamansal, mekânsal ve ferdi farklılıklar da göz ününde bulundurularak anlamama, anlayamama veya yanlış anlama
    7- İslam tarihini gerektiği şekilde okuyamama, yanlış okuma ve neticede yanlış anlamlandırma ve bu yüzden sürekli İslami anakronizm içine düşme
    8- İçinde bulunulan çağı tüm yönleri ile kuşatamama ve kavrayamama; bazı Müslümanların öteki saydıkları ile beraber yaşama noktasında ittifak edebildikleri net bir tavır ve tutum içinde olamamaları; bazı Müslümanların ise aşağılık veya büyüklük kompleksine kapılmadan ötekilerle ilişki kurma pratiğini bir türlü gerçekleştirememesi
    9- Mezhep, meşrep, ideoloji ve liderlere mutlak bağlılık, sorgulama ve eleştiri kültürünün git gitgide yok olması ve kaybedilmesi
    10- Öncelikler ve önemli görülmesi gerekenlerin yanlış veya farklı tesbiti
    11- İslam kardeşliğini gereğince anlamamış olmak ve bunun neticesinde her Müslümanın sadece kendisini ve dolayısıyla mensubu bulunduğu devlet, parti, örgüt, hizip, cemaat veya gruplarını her şartta hak üzerinde ve din ve imanın yegâne temsilcisi görmeleri.
    12- Her türlü görevlendirmede ehliyet ve liyakata en son bakılması, hatta artık bunlara hiç bakılmaması. Hakkın, haklılığın, itibar ve saygınlığın artık güç ve zenginlik ile ölçülmesi ve bunun her geçen gün daha bir kanıksanması
    13- Tekfir, tebdi ve tefsik etme kolaycılığı ve hastalığının tüm Müslüman bünyeye sirayet etmiş olması
    14- İslam’ın sadece işe yarayan ve mevcut ortam ve hal ile ya da kurulu düzen ile çatışmayan, bireysel ve cemiyetsel konformizmi-rahatlığı ve maslahatları olumsuz manada etkilemeyen yönlerinin alınıp bayraklaştırılması; diğer yönlerinin ise atıl bırakılması yani İslam’ın zaman ve mekâna göre kullanışlı olan ve sadece dünyevi fayda getiren ilke ve düsturlarının alınıp diğerlerinin göz ardı edilmesi ve yok sayılması
    15- Bütün Müslümanları birleştirici, ihtilaflarını çözecek ve her an birbirlerinden haberdar kılacak bir merciin bulunmaması ve bir türlü oluşturulamaması
    16- Müslümanların kendi becerisizlikleri, hataları ve günahlarını ayet ve hadisleri kullanarak veya ayet ve hadislere ip atlatarak gözden kaçırmaları, görmemeleri veya görmek istememeleri.
    17- Müslümanların İslam dışındaki aidiyetlerini İslam’ın önünde tutmaları veya diğer aidiyetlerini hiç saymaları ve onlara da gereken değeri vermemeleri
    18- Bazı İslam ulemasının, devlet yöneticilerinin ve önderlerinin basiretsizlikleri, liyakatsizlikleri ve zaman zaman şehvetlerine uymaları; İslam kültür, ilim ve medeniyet havzasına can katacak özgün, özgür, donanımlı, ileri görüşlü, liyakatli ve yeterli aydın alim ve yöneticilerin yetişmemesi ve yetiştirilmemesi. Ayrıca her ilim ve bilimde aktiflik yerine edilgenliğin hakim olması. Örneğin tarih gibi önemli bir sosyal bilim dalında aktif bir tarihçilik metodunu uygulayarak tarih yazan tarihçimiz bir elin parmakları kadar azdır.
    19- Tarihte Müslüman topluluklar arasında yaşanmış elim ve acıklı bazı olaylardan dolayı devamla Müslümanlar arasında kin, adavet ve nefretin canlı canlı tutulması
    20- Naslar, onların neliği, delil olma durumları, açıklamaları, kapsamları ve anlamları ile ilgili Müslüman kafalarda bir netliğin oluşturulması yerine gittikçe kafa karışıklığının artması veya bilinçli-bilinçsiz artırılması
    21- İslami ve evrensel güzel ve iyi hasletler ve değerlerin yaşanmaması, yaşatılmaması hatta var olanların da hedonistçe her geçen gün içinin boşaltılması ya da tümden terk edilmesi
    22- Müslüman olmadığı veya olamadığı halde Müslüman görünerek –bazen çokça infak eden zengin, bazen Allah’ı yeryüzündeki gölgesi! olarak nitelendirilen yönetici, idareci bazen çok bilen alim, evliya veya bazen çok cesur mücahid süretinde- Müslüman camiada önemli yerleri işgal eden her seviyedeki insanların yıkıcı, tahripkâr ve bölücü çalışmaları, bu çalışmaların yıkıcı sonuçları; daha elimi tüm bunların samimi Müslümanlar tarafından bir türlü fark edilememesi, anlaşılamaması.
  • Ancak bir davranış alışkanlık haline gelmişse, o davranışa bilincin katılması azalmış demektir, bütünüyle yok olmamışsa eğer. Böylece davranışlarımız, bilincin katılmasından yoksun olarak, salt mekanik davranışlar olarak sürdürülür. Günlük hayatımızda bize kolaylıklar sağlayan kafa ve davranış alışkanlıkları, bilincin katılmasından yoksun olarak işlemeye başladıkça bir noktadan sonra sakıncalı olmaya başlar. Söz gelimi bir Müslüman'ın namaz içindeki hareketleri, o hareketlerin bilincine varmadan yerine getiriliyorsa, yani o hareketler bilinçsiz bir alışkanlık haline gelmişse, o namazın sıhhati üzerinde düşünmek gerekir.
  • Oku...
    Allah'ım bizlere emrettiği ilk Emir oku Allah'ın adıyla Oku...
    İnsanoğlunun bir imtihan olsun diye yaratan mevlam bu imtihan dünyasında kuluna rehberlik etmesi için Kuranı Kerim'i yeryüzüne indirilmiştir.
    Nasıl bir buzdolabının kullanım kılavuzu var ise insanoğlu için hayatın kullanım kılavuzu Kuran'ı Kerim dir. Kullanım talimatıni okumadan nasıl bir Beyaz eşyayı doğru, etkili ve verimli kullanmamız mümkün değilse Kuranı Kerimi okumadan da hayatımızda etkin verimli olmamız yani kisaca huzurlu ve mutlu olmamız mümkün değildir.

    Tabi Kuran'ı Kerim'i okumak derken sadece günümüzde olduğu gibi güzel okuma yaparak Kuran'ı Kerim'i evimizin baş köşesinde süslü sekilde koymayı kastetmiyorum.
    Kuranı Kerimi sadece okumakla kalmayıp, anlamak ve hayatımizinda Kur'an'a uygun olması gerekmektedir. Kur'an'a göre konuşmalı, Kur'an'a göre susmalı ve Kur'an'a göre yaşamalıyız.
    Ancak maalesef ki maalesef bugün yüzde 99'unun Müslüman olduğu ülkemizde Kur'an üzerine yaşam olmadığı için dilimizde Kur'an lafzı düşmüyor ama eylemlerimizde kuranla alakasiz sekilde kuralsızlık söz konusudur. Bu nedenle tecavüzler, hırsızlıklar, zulümler müslüman bir toplumda en çok yapılan eylemler haline gelmiştir. Toplumsal olarak deformasyona uğramıssizdir.

    Peki ne yapmalı...

    Bunun için gerçek manada Kur'an'ı anlamalı Kur'an'ın gerekliliklerini yaşamlarımız da göstere bilmeli ve Kur'an'ın bize rehberlik ettiği Hayat tarzını samimi olarak uygulamalıyız. Kur'an insanlara okumayı, gelişmeyi, üretmeyi, sağduyulu olmayı, hoşgörülü olmayı, kul hakkına riayet etmeyi emreder. Bu unsurlar toplumsal düzenin altyapılarıdır bunlar sağlanırsa toplumsal huzur sağlanmış olur.
    Toplumsal huzur yok ise yapılan işlemler ya ütopyadır ya da zulümdür.