• Revnak: Parlaklık, göz alıcılık.

    Kullanımı:

    Bu keşmekeş içinde bir zamanlar arabesk söylememe karan almış bir şarkıcımız, kanun eşliğinde "besame muço" söyleyerek geceye bambaşka bir revnak kattı.

    Tomris Uyar - Gündökümü - Bir Uyumsuzun Notları 2
  • Çeki taşı gibi: Çok ağır ve yerinden kımıldamaz.

    Kullanımı:

    İkisinin de direnci şimdilik çekitaşı gibiydi.

    Tomris Uyar - Gündökümü - Bir Uyumsuzun Notları 2
  • Maliye müfettişliği devletin en büyük kariyerlerinden, yılda üç-beş üniversite mezununun girebildiği memuriyet. Diğer adı ile HEYETİ MÜMTAZE, büyük başlangıç ve bunu SBF’nin genç öğrencisi Cemal Süreya başardı.
    Başlangıçta Cemal Süreyya diye yazardı, iki “y” ile ama herkes Süreya diye bilir. Nereden bilsinler ki iddiada kaybetti ikinci “y” harfini ve o günden sonra bir daha kullanmadı.
    Borcuna bu kadar sadıktır Cemal, güvenilir insandır, dosttur, arkadaş canlısıdır, ama tutkuludur Cemal Süreya.
    Nedir bu tutku, şiir mi? Elbette şiire de âşık. Ama Süreya’nın esas tutkusu şiir değildir; onu yakıp tutuşturan kendini ispat etme arzusu, önemli, tanınan biri olmadır.
    İnsan şair olunca başka şey olmaz mı? Olur, işte Cemal Süreya ortada, başkaları da var tabii, ama onlar Cemal kadar değişik, renkli alanlara yayılmadılar. Süreya için şiir dışındaki uğraşısı yalnız ekmek teknesi değildir ki! Yaptığı işte mutlak başarı sağlamalıdır. Yoksa demeyin, yenilgiyi kabul etmek kolay mı?
    Tatmadı mı hiç yenilgiyi? Hem de nasıl tattı; Papirüs macerası belki hak etmediği ilk yenilgi. Dergi günümüzde hâlâ yer yer atıf yapılan bir yayın, ama iflastan kurtulamadı.
    Bugün sayfasını kaybetti, yalnız bir hafta için, herkesin izdüşümünü yazarken, kendi izdüşümünü okuyacak.
    Kelimeler dilin özü, onları kullanabilmek büyük ustalık işidir. Cemal Süreya tam bir kelime kuyumcusudur. Şiirlerinde bu özelliği gözükür de, yaptığı tercümelerdeki akıcılık hiç dikkate alınmaz. Nankör iştir tercüme, pek bilinsin istenmez. Başkasının yazdığını çevirmekle ne ispat edebilir?
    Bir Tanem adı ile yayımlanan bir tercümesi var. Ben aslını da okudum, hangisi daha akıcı ve sürükleyici tercih cidden zor.
    Enflasyon parası ile aldığı şapkayla başlayan Cemal Süreya, Afrika kıtasını konu alarak devam etti sosyo-ekonomik içerikli şiire, diğer şiirlerinin yanında.
    Papirüs serüveninden sonra tekrar döndü memuriyete. Bu kez iddialı olarak; Maliye Tetkik Kurulu üyeliği ile başlayan çizgi Darphane ve Damga Matbaası Müdürlüğü ile noktalandı.
    Artık kendini memuriyette ispat etmişti; emekli olabilirdi ve de oldu. Kartviziti de çiftleşti: Şair ve eski genel müdür.
    Memuriyeti sırasında görevle gidip 1 yıl kaldığı bir Paris dönemi var, pek anlatmak istemez. Bilinmeyen, tanınmayan sıradan adamdı o şehirde. Peki Türkiye’de nedir? En azından tanınır, hiç olmazsa belli çevrelerde; sanat-edebiyat çevrelerinde. Babıâli’de ve de devlet bürokrasisinde; az şey mi bunlar.
    Eski Genel Müdür Cemal, tekrar hız verdi yazar çizerliğe, eleştirmenliğe, sanat yönetmenliğine; ta ki politikayı, çevresinden sarıp bir türlü aşamadığı politikayı hedef alıncaya dek. Daha doğrusu politikacıları koydu tüfeğinin nişangâhına, kimini vurdu kimini kasten ıskaladı, beğendiğine de karavana atarak sürdürüyor bu sütunda yeni uğraşını.
    Kendini tatmin mi, yoksa topluma hizmet mi? Süreya bocalar bu ikisi arasında; tıpkı bilimsel sosyalizm mi, yoksa hümanizm mi diye arandığı gibi.
    Solculuğu moda yapanlar ya da paraya çevirenler arasında çok bulundu, kızar onlara ama sesini yüksek sesle çıkarmaz.
    Ah Babıâli! Sen kimleri barındırıyorsun içinde! Altınla bakırın eşdeğer tutulduğu başka neresi var? Cemal’den daha iyi kim bilir bunları!
    Paranın egemen kılınmak istendiği bir dünyada yalnız şövalyelerden biri de Cemal Süreya. Kalemini (kılıcını) çıkarıp en önde hücuma geçecek diye boşuna beklemeyin. Süreya güçlüğe açık hücum etmez; düşene de tekme atamaz, yüreği kaldırmaz. O vakit ne yapar? Oturup şiir yazar. “Üç çeşit anayasa” gibi. İster ki anlaşılsın dedikleri. Bu da onun üslubu. Nice demokrat geçinenlerin cüceleştiği bir ortamda hiç olmazsa taviz vermeden, boyun bükmeden, el etek öpmeden kenara çekilip dik kalabildi ayakta.
    Kendi hiç baktı mı yaşamına, bilmem ama ben bir göz atacağım:
    Cemal Süreya Maliye Müfettişi
    Cemal Süreya Naşir
    Cemal Süreya Çevirmen
    Cemal Süreya Genel Müdür
    Cemal Süreya Eleştirmen
    Cemal Süreya Yazar
    Cemal Süreya Sanat Yönetmeni
    Bütün bu çizgi boyunca
    Cemal Süreya Şair
    Canı sıkılınca şiir yazar, başı sıkışınca şiir yazar, boş zaman bulursa yalın şiir yazar.
    Cemal Süreya Şair
    Kendini öyle tanıtmak istediği için değil.
    Gerçek şair.
  • Bu nasıl başlanılacağı konuya nasıl giriş yapılacağı bilinmeyen inceleme yazıları yazmak ne zor. (Zor diyorum çünkü ben kitabı, içerisindeki olay örgüsünü kendi tümce, kelâm, kanaatlerim ve hissikablelvuku ile yazarın bana neler anlatmak istediğini idrak edebilirim. Lâkin sizlere düşündüklerimi nasıl doğru bir şekilde aktarabilirdim... işte zor olan buydu)

    Kitabı incelemek gibi bir düşünce aklımda yoktu. Çünkü tam mânâsı ila yazarı anlayabilmiş değildim. Bu da yüksek ihtimal ile yazarın üslubuna, diline yabancı oluşum daha önce hiç okumamış olmamdan kaynaklı olmuş olduğu kanaatindeyim. Neden incelemek istedim diye de sorabilirsiniz o da 1K' ta aynı günlerde kitabı okumuş olduğumuz bir beyefendinin / Ates Delibal isteği üzerine yazıldı. Neyse sizleri absürd düşüncelerimle bunaltmadan kitabın
    içeriğine geçelim.

    Kitaptaki girizgah Boranlı Yedigey ile başrolleri paylaşan can dostu Kazangap' ın cenaze haberi ve cenaze töreni ile başlar ve son sayfasına kadar devam edecektir. Yedigey bu bir günlük cenaze merasimine farklı farklı hayatları sığdırmıştır. Diğer baş kahramanlar Yedigey' in eşi Ukubala, dostu Yelizarov, Kazangap' ın oğlu Sabitcan ve canından çok sevdiği değer verdiği komşuları olan Abutalip ile eşi Zarife' dir. Olay örgüsü Sovyet Rusya baskısı altındaki Boranlı Köyü’nde yazarın tasviri ile ucu bucağı görünmeyen Sarı Özek bozkırında geçmektedir. Boranlı’da tren istasyonu görevlisi olarak çalışan ne kadar acınası, zor şartlarda hayatlarına devam etmekte olan Yedigey ailesi ve diğer karakterlerin hayatlarını anlatır. Bunun yanı sıra yazar olay örgüsüne bir bilim kurgu akışı yerleştirmiştir ki, okuyucuya haz katmış, monotonluktan çıkarmıştır. Lâkin bende daha çok sanki tamamlamaya çalıştığım yapbozun bir parçası eksikmişte onu bir türlü bulup yerine yerleştiremiyormuşum gibi boş kaldı ve pekte bir mânâ veremedim. Olaylar birbirine bağlı olduğu kadar bağımsızdı da. Romanda sürekli tekrar edilen betimleme metaforu gayet güzel ve etkileyiciydi. Bu metaforun vermek istediği mesajda "hayatın her şeye rağmen etmesidir." Okunması gereken kitaplarınızın arasına bir yenisi de ekleyiniz. Kitab adının Gün Olur Asra Bedel olması bile okumanız için yeterli bir sebep olacaktır...
    Bu inceleme uzatıldıkça uzatılabilinir. Lâkin burdaki gayemiz uzun yazmak değil bilakis az kelimeler ile mânâ yoğunluğu ve netliği sağlamaktır.
    İyi okumalar... :)
  • "Kelimeler, kelimeler, onlar bana nasıl yardımcı olabilir?"
  • Özdeksel: Maddi

    Kullanımı:

    Yaşamı boyunca özdeksel güvenliğini düşünmek, tehlikelerin en büyüğünü göze almaktır.

    Henri Frederic Blanc - Uyku İmparatorluğu
  • Sonra, 'bugünkü nesil'. Bugünkü nesil, ağabeylerinin hafızası zorla iğdiş edilen ikinci nesildir. Devlet kanalı ile nereden çıktığı bilinmeyen, iğri büğrü kelimeler onların genç beyinlerine zorla sokulmuş. Halk Partisi, uydurcacılığı devrimcilik olarak göstermiş. Dil Kurumu elindeki kaynakları bu uğurda seferber etmiş. Zavallı aydınlar neye uğradıklarını, ne yapacaklarını şaşırmışlar. Dil Kurumu, kurulduğu günden bugüne, hangi selahiyettar ilim ve sanat adamını etrafında toplamış? İlim zaten yok...