• Pazar günü bilirsiniz ki tatil günü, ama ben tabiki hastanedeyim. Nöbet yani, acil de hasta bakıyorum, arada servis işleri oluyor onlarla ilgileniyorum, bazen yoğum bakımdaki hastalar kötüleşiyor ona gidiyorum. Yani heryerle ben ilgileniyorum:)
    Ama artık eskisi gibi değilim. İsimde artık daha da iyiyim. Ve işlerimi daha hızlı hallettigim için nöbet sakın geçiyor diyebilirim. Yinede içimde bir sıkıntı var.
    Sıkıntımın sebebi gece 3 te ortaya çıktı. Hemşire hanım beni arayıp uyandırdı. Evet nöbette uyuyabiliyorum. Gece 1 den sonra gelen hasta sayısı baya azalıyor. Tek tük geliyor. Ama saat 3 te ve 5 te gelen 2 hasta sizin uykusuz kalmanıza yetiyor. Ya ne olcak sabaha kadar çalışırım, sabah gider eve uyurum diye düşünürseniz öyle bir dünya yok. Sabah 7.30 da vizit sonra akşama kadar serviste çalışmaya devam.
    Neyse anlatmak istediğim bu değil.
    Gece 3 te Hemşire uyandırdı. Nöroloji den konsültasyon var. Yani nöroloji ye bir hasta gelmiş, hastayı bize danışmak istiyorlar. Eh gece 3 te hasta danışıyorsan durum acil demektir. Tabi hemen hasta ismini öğrendim. Açtım filmlerine baktım. Oh durum baya kötü. Beyin kanaması var, ama çok kötü. Tabi daha hastayı görmedik. Sadece filmlerine bakıyorum. Ama bir süre sonra sadece filme bakarak bile hasta ne durumda hatta yaşar mı yaşamaz mı anlayabiliyoruz. Bu hastanın durum kötü.
    Hastayı gördükten sonra ki hastanın bilinç yok. Kendinde degil. Tepki vermiyor. Yakınlarına ne olduğunu sorduk. Hasta gece uyanmış. Eşi bir gürültü duymuş. Bakmış adam baygın yatıyor. Muhtemelen ayağa kalktıktan sorma bayılıp düşmüş. Hemen acile getirmişler. Hasta 45 yaş, hipertansiyon dışında hastalığı yok. Yani sağlıklı erişkin bir birey denebilir. Durum o kadar hızlı gelişmiş ki hasta yakınları durumun ciddiyetinin farkında değil. Biz filmleri değerlendirdik ve vardığımız sonuç hastayı ameliyat etsek bile bu hasta için umut yok
    Bunu birde hasta yakını, eşine söylemesi var.
    Bu gibi durumlarda hasta yakınlarına kararı bırakıyoruz.
    Hastanın durumu bu. Ameliyat olsa bile bir fayda görmez. Ama çok küçük bir umut, belki
    '' nasıl yani ölcek mi?
    İşte burda hastanın eşinin durumun vahametini kavradigi nokta. Bir anda çok hızlı nefes almaya başladı. Gözleri olabildiğince şok olmuş vaziyette açıldı. Elini göğsüne koydu.
    Ağlar vaziyette '' çok küçük bir umutta olsa nolur ameliyat edin''

    Hastayı hemen ameliyata aldık. Dedim ya hastanın bayılması sonrası hepi topu gecen süre 2 saat. Biz yapabildiğimizi yaptık. Hasta ameliyat sonrası yoğum bakıma aldık. Ertesi gün yani ameliyat bittiğinde sabah olmuştu, ertesi gün biraz yanlış oldu burda. Neyse hasta yakınlarına durumunu söyle zamanı geldi. Bir umut, belki iyi geçti, yada şimdilik hastanızı takip edicez belki ilerde uyanır demenizi bekliyorlar. O niyetle gelmişlerdi. Ne diyeyim şimdi. Ben boş ümitler vermeyi sevmiyorum. Doğruda bulmuyorum. Bu sefer hasta yakınları durumun ciddiyetini kavrayamıyor. Hani bizim de bir beklentimiz olsa neden kötü konuşayım.
    '' hastanızın ameliyatını yaptık. Ama, doğrusu, yani pek bir umudumuz yok. ''
    Hastanın eşi bir an gözümün önünde cümlemi bitirmem ile bir an dengesini kaybetti. Yani hala düşünürüm. Acaba az da olsa tutunabilecekleri bir umut versemiydim. Ama kendim inanmadığım bir şeyi nasıl söyleyebilirim.
    Velhasili kelam hayatımız 1 saatte bir anda elimizden gidebiliyor. Hemde en savunmasız olduğumuz anda.
    Dipnot:Geçen gece 1 de yağışlı bir havada yolda giderken su birikintisine girdim. Sonrasında direksiyon kontrolünü kaybettim. Allah'a şükür kimseye birsey olmadı. Tabi bariyerlere ve yanımda giden arabaya çarptım. Sonra araba kendi etrafında bir döndü ve durdum. Ben de bir anda ölüyordum . Allah korudu.
  • Bu dünyaya gözlerimizi açtık ve aklımızı tanıdıkça her şeyin bir anlamı olması gerektiğini, bir şeyler öğrenerek hayatımızı daha da anlamlı hale getirerek varlığımızı daha iyi bir noktaya getirmeyi amaç edindik. (Belki) Düşünebilen bir insan düşüncesinin sınırı ve bilgisizliği karşısında korkar. Ben size 1,2,3 dersem arkasından 4 geleceğini bilirsiniz ve bu sizi korkutmaz ve tereddüt içinde olmanıza neden olmaz. Çünkü cevabı biliyorsunuzdur ve insanlar bildikleri şeyin detayına inerek pek düşünmezler. Korkularımızın ya da çaresizliğimizin daha doğrusu zavalllığımızın kaynağı cehaletten kaynaklanır. Ne kadar cevaba ulaşırsak hayatı daha iyi yorumlayabilir ve korkularımızı yenebiliriz. Öğrendikçe çünkü insan varlığı bir anlam kazanıyor. İnsanlar en az bildikleri ya da anlamadıkları şeylerden korkar.
  • Bugün için de aklımızda tutmamız gereken bu basit gerçeği, İslamiyetçi "Sebilürreşat" dergisinde, Türkçü Yusuf Akçura, iyi anlatmaktadır.

    "Efendiler, büyük veya küçük her sermayedar kapana tutacağı fert veya millet hakkında aynı usulü takip eder, kapana yem asar, yani ferde veya millete ödünç para verir, ikrazatta bulunur.
    Pekala bilirsiniz ki, oğlunu evlendirmek için, yahut tarlasını alabilmek için, kasabada Agop Ağa'ya borçlanmış köylü Mehmet Ağa, bir daha bu borcundan kurtulup felah bulamaz, evi barkı, tarlası, hepsi nihayet Agop Ağa'nın mülkü olup gider.

    Agop Ağa daha işin başından Mehmet'i bin tatlı sözle muttasıl borçlanmaya teşvik eder.

    Bu küçücük misali büyütünüz...

    Avrupa büyük sermayesinin, Osmanlı Bankası namını taşıyan İngiliz-Fransız bankası, Credit Lyonnais, Deutsche Bank, Banco di roma... vasıtalarıyla (Türkiye'yi) nasıl zapt ve yağma ettiklerini anlarsınız."
  • Alın korkunuzu elinize, bakın, açın, çıkarın ortaya. Bastirmayın, kabul etmeyin, inkar etmeyin, tutun, bakın. Ona bakmak tümüyle farkında bir zihin ister, belirsiz, bulanık bir zihin değil. Çünkü korkuya baktığınızda ya onunla dolaysız bir temasa geçersiniz ya da soluğu insanların yaptığı gibi tımarhanede alır veya onunla ne yapacağınızı bilirsiniz.
  • Öyle alıntılar görüyorum ki beynim alev alıyor. O ne anlam derinlikleri, ne çarpıcı ifadelerdir öyle. Alıntı alıntı değil yeni bir hayata başlamanıza neden olacak formül adeta.

    Örneğin şöyle şeyler : " Suya da sabuna da dokunmuştu oysa ki...

    - Önce çorbayı mı içseydi yoksa köfteden mi başlamalıydı, bu büyük bir kararsızlıktı.

    - Muhittin abi naptın ya sen o işi. "

    Herhangi bir kitaptaki cümleyi böyle bölersek hepsi müthişş alıntılara mı dönüşür ? Hayır dönüşmez. Siz bilirsiniz tabi.
  • "Bir an gelir birini seversiniz. O iyi ya da kötü olduğu için hissetmezsiniz bunu. Sadece seversiniz. Bu sonsuza dek birlikte olacağınız anlamına gelmez. Birbirinizi incitmeyeceğiniz anlamına da gelmez. Yalnızca seversiniz. Bazen olduğu kişiye rağmen, bazense olduğu kişi yüzünden. Ve onun da sizi sevdiğini bilirsiniz. Kimi zaman sırf siz olduğunuz için, kimi zamansa size rağmen."