• İnsanlar vardır, bilirsiniz, başkalarından sürekli bir şeyler bekler ya da isterler. Aslında bu, bir insan ihtiyaçlarını karşılamasından çok daha büyük bir çabayı gerektirir. Üstelik onur kırıcıdır da.
    Engin Geçtan
    Sayfa 34 - Metis Yayınları
  • Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Acının ortasında acısız olmayı,
    Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
    Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
    Aşk diyorsunuz ya,
    İşte arda durun bayım.
    lslak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
    Kendimin ucunda
    Öyle ıslak,
    Öyle kötü kokan,
    Yırtık ve perişan.

    Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
    Aşkı aşk bilir yalnız!
  • Yorgunsun… Bu dünyaya hiç de haberin olmadan geldin yıllar, yıllar önce. Bir ailenin en küçük üyesiydin o zamanlar. El bebek gül bebek büyütüldün. Ağladığın da oldu elbet, karnın acıktığında ya da altına yaptığında.. Herkes seni susturmak için pervane oluyordu etrafında, yüzünü güldürmek için yapmadıkları şebeklik kalmıyordu. Pek tabii üzüldüğün de oldu, biraz büyüyüp istediğin oyuncak alınmadığında. Büyümek istedin o zamanlar. Büyüyüp istediğin şeyleri alabildiğinde, banyonu kendin yapabilecek, saçlarını kendin tarayıp, tek başına çarşıya çıkabilecek yaşa geldiğinde hiç ağlamayacağını, üzülmeyeceğini zannediyordun. Uyarmadılar seni: “Büyüme çocuk, üzülürsün!” diyen olmadı… Hoş, deseler de dinlemezdin zaten, 2şer 3er yaş birden büyüttün kendini. Annen evde yokken ayakkabılarını giydin gizlice, makyaj malzemelerini deneyip, belki onun birkaç da kıyafetini deneyip şekilden şekle soktun kendini aynanın karşısında. 14’ündeyken 16 dedin insanlara ya da demek istedin… Hep geleceğinin hayallerini kurdun, güzel hayallerdi. Heyecanlanıyordun o hayalleri kurarken bile. Ama bir ayrıntıyı atlıyordun çocuk, hayaller yalnızca hayalden ibaretti, dünya ise bambaşka bir yer...

    Yorgunsun… Belki biraz büyüdün. Belki bazen alınmayan oyuncak için değil de dünyanın sancısını iliklerinde hissedip üzüldün. Bir gezintiye çıkayım, nefes alayım iyi gelir dedin. Bir çıkmaz sokakta buldun kendini, kaybolmuşsun. Üstelik hava soğuk, üşüyorsun. Ne yol biliyorsun ne de iz. Yalnızlığı hissediyorsun… Yol tarifi sorayım birilerine diyorsun, kimsecikler yok etrafta, korkuyorsun. İşte o zaman ilk kez kocaman dünyada bir başına olduğun için ağlıyorsun. Bilmediğin bir dünyada sıkışmış kalmış gibisin. Bildiğin bütün yollar şimdi çıkmaz sokak…

    Yorgunsun… Bir kaldırım kenarında oturmuş küçükken kurduğun o rengarenk hayalleri hatrına getirip nasıl oldu da bu karanlık sokakta tek başına kaldığını düşünüyorsun. Sonra bir el, sana uzanıyor.. Hiç tanımadığın bir el, seni tüm bu çıkmazlardan kurtarıp beraber aydınlığa yürüyebileceğine inandığın bir el. Seni hiç tanımıyor ne de olsa, sana ne kötülüğü olabilir, neden zarar vermek isteyebilir ki? Sebebi yok elbette ki. Yalnızca o da senin gibi yalnız. Kendine benzetiyorsun. Onunla bütünleşeceğine inanıyorsun. Güveniyorsun. Karanlık sokaklardan, yeniden insan içine çıkmana, nefes almana, aydınlığı görmene yardımcı olacak bu eli sıkı sıkı tutuyorsun, onun da seni hiç bırakmayacağını zannederek... Bir yola çıkıyorsun.

    Yorgunsun… Çünkü öyle çok yol kat ettin ki o gece birlikte karanlıktan aydınlık sokaklara doğru yürüdüğün kişiyle. Bir de bakıyorsun bambaşka bir sokağın en çıkmaz köşesinde kalakalmışsın yine bir başına. Nasıl yeniden buraya düştüğünü düşünüyorsun. Hareket etmeye mecalin yok, üstelik bu sefer üzerinde yaşanmışlıklar da var, yükün ağır. Kendini bile taşıyamıyorsun…

    Yorgunsun… Yağmur yağıyor üzerine. Hüznün gözyaşları bunlar. Yağmura şiirler okuyorsun. "Hayatın neresinden dönülse kârdır." diyordu Nilgün Marmara, ölmeden önce, hayatta olmanın yanlışlığını iliklerine kadar hissedip bu hayattan dönmeden önce... Bu sözünü ilk kez bu kadar derinden hissediyorsun. Eksiksin, eksildikçe eksiliyorsun. Bir tamamlanma arzusu bu ihtiyaç duyduğun. Bir çeşit anlaşılma isteği. Anlatmaktan yorulduğun bu günlerde, ses tonundan hatta susuşundan bile anlaşılmak istiyorsun. Anlatmaktan da yorulur insan, ki sen öte yandan tamamlanamadıkça daha çok çürüyorsun…

    Yorgunsun… Duyguların yıpranmış, yalnızsın. Ve hatta artık ağlayamıyorsun, gülemiyorsun… Kurduğu cümleleriyle bile seni mutlu eden o kişinin seni çıkmaz bir sokakta bırakışının bedelini hiç yaşamadığın hayatlara ödetiyor, acısını hiç tanımadığın insanlardan çıkarıyorsun. Her gün biraz daha kaybediyorsun. Daha az güveniyor, daha az gülüyor daha az özlüyorsun. Ama her gün biraz daha fazla ölüyorsun...

    Yorgunsun... Ve tüm bu yorgunlukla yaşamaya devam ediyorsun.
    Yorgunsun... Sadece tahammül etmekle günlerini geçiriyorsun.
    Yorgunsun... Çünkü bu dünyaya gelen yorulmaya mecbur, belki biliyor belki de bilmiyorsun.

    Yorgunum... Didem'in şiirlerine başımı yaslayıp kıvrılmak istiyorum bir köşede...

    "Kimi gün öylesine yalnızdım
    Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
    Annem
    Ki beyaz bir kadındır
    Ölüsünü şiirle yıkadım.
    Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
    Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Acının ortasında acısız olmayı,
    Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
    Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
    Aşk diyorsunuz ya,
    İşte orda durun bayım
    Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
    Kendimin ucunda
    Öyle ıslak,
    Öyle kötü kokan,
    Yırtık ve perişan.

    Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
    Aşkı aşk bilir yalnız!"
  • '' Havanın kararmasına daha çok var. Ben de eve gitmek yerine mesaiye kalmaya karar verdim. Tüm masaları sildim. Merak etmeyin , size özel değil. Yani bilirsiniz , insan işe girdiği ilk günlerde patronunun gözüne girmek ister. Ah pardon ya! Nereden bileceksiniz ki? Siz kimsenin emri altında çalışmamışsınızdır! ''
  • Bir paramedikseniz ya da 112'de çalışıyorsanız insanlarla nasıl iletişim kuracağınızı iyi bilirsiniz. Çünkü belli bir hasta portreniz yoktur. Binlerce farklı karakterde insanla karşılaşabilir, binlerce farklı mizaçla iletişim kurma çabasına girebilirsiniz.
  • İnsanlar vardır, bilirsiniz, başkalarından sürekli bir şeyler bekler ya da isterler. Aslında bu, bir insanın ihtiyaçlarını kendisinin karşılamasından çok daha büyük bir çabayı gerektirir. Üstelik onur kırıcıdır da. Ama onlar için önemli olan, diğer bir insanın ya da insanların kendileri için bir şeyler yapmasıdır. Bunun için her şeye katlanırlar. Genellikle bu tutumlarının bilincinde değildirler. Amaçları diğer insanları sömürmek değil, bir şeylerin hazırca kendilerine verilmesidir. Aşırı bağımlıdırlar ve kendi sorumluluklarını başkalarının üstlenmesini beklerler. Onların çevremizdeki varlığından sıkılabilir ya da bize yük olduklarını düşünebiliriz. Ama, çoğu kez kendi bağımlılığımızdan ötürü onları çevremizde tutarız. Kendilerine bir şeyler verildiği sürece bizden kopmazlar. Bir diğer deyişle, böyle kişiler kronolojik olarak yetişkin, hatta entelektüel yönden iyi gelişmiş olsalar bile, bebeklik yıllarının asalak varoluş biçimini sürdürürler.
  • 48 syf.
    “Ah nasıl
    yakarıyorum
    denize bunu
    bilmesi için”

    Kitabın yazarını daha önce hiç okumadım ama bundan önce 3 kitabı olan ve bu kitaplar ile çokça adından bahsettiren, kitaplarını çokça duyduğum birisi olduğunu 1k'yı karıştırınca anladım. Aslında yabancısı değilmişim yazarın, gözüm aşinaymış ama okumadığım için bilememişim.

    Durun başa gideyim, sitede gördüğüm her pdf linkine atlıyorum; olur da elimde kitap kalmaz pdf okurum ya da kitap okuyamayacağım zaman telefondan okurum diye, indirilenler dosyamı temizlerken denk geldim kitaba açtım ki 54 sayfa hem de şiire benziyor, yukarıda alıntısını yaptığım dizelerle başladı ne de olsa, hem dizeler de derin.. Acaba ne anlatmaya çalışıyor bu adam bu dizelerle.?

    Derken başladım okumaya - biraz sürpriz bozanlar olabilir ama ben bunun önemsiz olduğunu düşünüyorum çünkü okuyunca anlayacaksınız herkes başka şeyler hissedecek. - ama o da ne sayfaları değiştirdikçe güzel güzel manzara resimleri çıkıyor karşıma bir yerleri betimliyor bu adam, ne yapmaya çalışıyor ki, heh neyse karşıma bir iki dize daha çıktı, hadi bunları da oku... Ne güzel resimler bunlar kuşlar, kırlar, ovalar, çarşılar, yeşillik... Ohh içime huzur doldu, çevir sayfaları bakalım... Allah Allaaaah eeee şimdi ne oldu, bu resimler neden böyle karardı incele bakalım... Savaş, bombalar tüfekler, üstünde kara dumanlar tüten, harabe olmuş yerleşim yerleri, sürünen saklanan çocuklar, yurtlarından kaçmaya çalışan insanlar... Son resimler deniz kenarında az umutla biraz daha renklenmişler bir umut işte... Sonra tekrar aynı dizeler...
    “Ah nasıl
    yakarıyorum
    denize bunu
    bilmesi için”

    Kitap bitti arka yazıyı okudum...
    İşte o zaman dank etti bir şeyler...

    Meğer bu kitap sonu belirsiz olan ama onların bir umut deyip yola çıkmadan önce çocuğunuza mektup yazması gibi esinlenerek yazılmaya çalışılmış.

    Meğer bu kitap, Aylan Kurdi isimli kıyıya vuran çocuktan esinlenerek yazılmış hani bilirsiniz 2015 yılının 2 Eylül'ünde... Yalan değil ben bilmiyordum; bilmiyordum derken tamamen kör, sağır, dilsiz değildim elbet duymuştum ama ülkemizdeki %90 ı kaplayan insanlar gibi vah vahhh, tühh tühh demiştim sonra gitmişti aklımdan...
    Eee ne de olsa ateş düştüğü yeri değil mi?

    İşte öyle.. Ne olduğunu bilmeden başladığım bu kitaba bunları öğrenip hatırladıktan sonra bir defa daha döndüm bu sefer dizeleri daha bir üstüne basarak, resimleri daha bir inceleyerek (gerçi ilk gördüğümde de o kara dumanlı resimler etkilemişti beni ama daha da üstünde durarak) baktım, üstünde durdum.
    Bilemiyorum yazar anlatacak kelime bulamadığından mı resimlerle güçlendirmek istemişti acaba...

    Kelimelerin gücü ağırdır ama bazen öyle bir duygu içine girersin ki karabasan gelir kalemin üstüne sen kımıldatsan da yazmaz olur kalem...

    İşte öyle olmuştu belki yazarın kalemi de, resimlerle de çok ağır ifade edilmişti. Hatta acıyı resimlerle ifade etme kitabıydı bu sadece bir iki dize, bir iki satır bir şeyler serpiştirilmişti içine...

    48 sayfaya acı, insanlık görevi bir şeyleri sığıştırmaya çalışmıştı kendince... Bağış toplamak için, kitaptan gelen paraları mülteci derneğine bağışlayabilmek için... Belki de onların da hayatlarına ufak dokunuşlar yapabilmek için...
    Umut ve insanlık duygusu sen hiç ölme..
    Hep yanımızda kal...
    Geleceğe umutla...