• 1216 syf.
    ·21 günde·Beğendi·10/10
    En çok korktuğunuz şey nedir? Veya başka bir deyişle çocukken en çok korktuğunuz şey nedir? Kurtadamlar mı? Karanlık mı? Mumyalar mı? Depolarda gizlenmiş çocuk cesetleri, yetişkinlerin göremediği ve sadece çocuklara görünen kan lekeleri, kanalda dolaşan palyaçolar, başıboş uçan balonlar, cüzamlılar... Her 27 yılda bir, bir ayin gibi, bir ritüel gibi işlenen cinayetler, kaybolmalar... Açıklanabilen ve açıklanamayan olaylar zinciri... Ve hiçbir şekilde ulusal basına yansımayan 27 yılda bir zirve yapan bir vahşet döngüsü. Stephen King'in tüm dünyada en çok okunan romanlarından olan ve iki kere beyaz perdeye aktarılan efsane eseri "O", okuru karakterlerinin özünde kendi korkularıyla yüzleştiriyor âdeta. Artık bir korku klasiği olan "O" hakkında yazılabilecek o denli söz var ki, ne yazsak ne söylesek yine de bir şeyler eklemek zorunda hissederiz kendimizi. King'in en sevdiği ve en sık kullandığı kahramanları çocuklar yine iş başında romanımızda. Derry kasabasında yağmurlu bir günde başlayan hikâyemiz, küçük George Denbrough'un bir kanalizasyon çukurunda feci bir şekilde öldürülmesiyle okuru da kendi akışına dahil eder. Ve sayfaların birbirini kovaladığı, her bölümün ardından yeni bir merak ve heyecan dalgasının yer aldığı muhteşem bir destanın içindesinizdir artık.

    Kitapta en çok dikkatimi çeken hususlardan birisi, en baskın karakter olmasının yanı sıra, yazar ve özellikle de korku romanları yazarı olan Bill Denbrough ile Stephen King arasında zihnî gidip gelmeler yaşanmasıydı. Ayrıca Kara Nokta Yangını bölümünde, Medyum'daki unutulmaz aşçı Dick Halloran'a da bir selâm verilmesi, King'in evrenindeki tüm karakterlerin ölümsüzlüğünü hatırlatması açısından oldukça önemliydi.

    Peki, hiç düşündünüz mü geçmiş sizi yakalayabilir mi diye? Bill Denbrough, ikinci el eşya satan bir dükkânda, çocukluğunda kullandığı Gümüş isimli bisikletini gördüğünde tam da bu hissi yaşamıştır. Derry'de kalan Mike Hanlon dışındaki 6 çocuğun da kasabadan ayrıldıktan sonra hayatlarında ciddi değişmeler olması, maddi açıdan hepsinin de varlıklı ve tanınmış kişiler olması, ve hiçbirinin çocuğunun olmaması ayrıca dikkate değer unsurlar.

    Terkedilmiş, harabe bir halde bulunan Neibolt sokağı 29 numaradaki evin sırrı neydi? Beş yetişkinin telepati yoluyla güçlerini birleştirerek hastanede yaşam mücadelesi veren çocukluk arkadaşlarının yardımına koşmaları mümkün müydü? Ve O aslında neydi? Kozmik bir canavar mı? Gelmiş geçmiş en korkunç palyaço Pennywise bir figür mü yoksa O'nun kimliğini arkasına sakladığı bir dehşet makinası mıydı? Ve neden periyodik aralıklarla gelerek, yıllar yılı sessiz kalıp yeniden derin bir uykudan uyanırcasına harekete geçmekteydi? Kendilerine Kaybedenler Kulübü adını veren ergenliğin sınırındaki 7 çocuğu yıllar sonra bir araya getiren sır ve verdikleri söz neydi?
    Hepsi ve daha fazlası King'in dört yılda tamamladığı dev eseri "O" da. Bu büyülü dünyaya adım atmak için kitabın ilk sayfasını açmanız yeterli...
  • George Denbrough kendisini bekleyen tuhaf ölüme doğru koşarken, ayakkabılarının tabanlarından hoş bir melodi yükseliyordu ve o anda içini dolduran tek his, ağabeyi Bill'e duyduğu katıksız ve yalın sevgiydi...
    Stephen King
    Sayfa 13 - Altın Kitaplar/ George Denbrough
  • Ben Hanscom’a sorsalardı, Henry Bowie, Kaybedenler Kulübü üyeleri arasında en çok benden nefret ediyor, derdi. O gün Çorak Yer’de olanlara kızdı. Sinemadan çıktığımız zaman yaptıklarımıza da. Ama en çok, kâğıdımdan kopya çekmesine izin vermediğim için öfkelendi.

    Aynı soru Richie Tozier’e sorulsaydı. Henry senden çok benden nefret ediyor, diye cevap verirdi. Freese mağazasına dalarak Henry’yle diğer iki silahşörün elinden kurtulduğum için.

    Stan Uris’e göre ise Henry en çok ondan nefret ediyordu. Çünkü o Yahudiydi.

    Bill Denbrough, Henry’nin en çok kendisinden nefret ettiğine inanıyordu. Çünkü sıskaydı, kekeliyordu ve güzel giyiniyordu.

    Evet, Henry Bowers aslında dördünden de nefret ediyordu.
  • 1216 syf.
    ·8 günde·Beğendi·9/10
    Kitabı okumamda bana büyük yardımı dokunan https://1000kitap.com/Rolan arkadaşımıza teşekkür ediyorum öncelikle. Stephen King'in ismi en kısa ama en uzun romanlarından O, gerçekten arka kapakta yazdığı üzere bir gerilim destanı. Elime aldığım günden itibaren bütün uyku düzenimi bozan kitap beklediğimden erken bitti. Daha önce ilk versiyonu yani kısa halini okumuştum ancak beğenmiş olduğum kitabım tam metnini de deneyimlemek istedim. Kısa haline göre çok daha fazla ayrıntı mevcut tabi ve bilmediğimiz birçok olayı okuyoruz. Yazar bize gerilimli olayların dışında söz konusu kasabanın tarihçesini aktarmış ve hikayeyi iyice yedirmek istemiş. Dil ve anlatım açısından oldukça bol detay ve benzetme mevcut. Aklımıza her zaman gelmeyecek anımsatma ve göndermeler kitapta bolca yer alıyor. Kitap aşırı kalın olunca okumayı kolaylaştırmak için bölümlere ayrılmış ve başlık seçimleri başarılı. Ana olayın hem çok öncesini hem de sonrasını ayrıntılı bir şekilde okuduğumuz için neredeyse soru işareti kalmıyor kafamızda. Kısaca hikayeden bahsedersek; Derry adlı bir kasabada palyaço kılıklı çocuk katili bir yaratığa karşı mücadele veren bir grup çocukluk arkadaşını okuyoruz. Bu yaratık herkese farklı göründüğünden belirli bir ismi yoktur ve sadece O deniyor. Farklı görünme kişilerin korkularına bağlı; kimine kurt adam iken, birine cüzamlı, başkasına gelince vahşi kuş olabiliyor. Arkadaş grubunun lideri olan Bill Denbrough'nun kardeşi George bu yaratık tarafından öldürülmüştür ve amaç hem intikam hem de sonsuza kadar yok etmektir. Bu çocuklar böyle bir katilin dışında bir de mahallenin belalısı Henry Bowers ile uğraşmak zorundadır ve sık sık kavgaya tutuşurlar. Hepsi birbirinden farklı karaktere ve aileye sahip biri kız yedi kişidir bu grup ve dayanışmaları müthiş. Ortak özellikleri sürekli eziliyor olmaları aslında onlar da birlik olmuştur bunun için. Esas konuya gelirsek, bizim bu çete bu canavarı bir kez yenmiştir ancak 27 yıl aradan sonra aynı olaylar patlak verince çocukken söz verdikleri üzere kasabaya geri dönerler. Kitap 1958 ve 1984 yıllarındaki olayları bize paralel olarak aktarıyor. Karakterlerin çocukluk ve yetişkinlik dönemlerini aynı anda okuyoruz. Bu kadar farklı kişilikleri aynı romana yerleştirmek büyük başarı bence. Okurken hem kişilerin hislerini hem ortamın havasını çok iyi algılıyorsunuz. Hoşuma gitmeyen tarafı çok fazla detay olunca bazen sıkıyor ve kitaptan kopabiliyorsunuz. 100 yıl önceki bar katliamını bile anlatıyor kitap canavarla bağlantı kurmak için. Bir noktadan bayağı sürüklüyor kitap ve uykusuz bırakıyor geceleri. Bence sayfa sayısına hiç bakmayın, gerilim korku seviyorsanız zaten iyi ki başladım diyeceksiniz. Ben Hanscom en beğendiğim karakter diyebilirim. Bill karakteri sanki Stephen King'in kendini anlatıyor gibi geldi yazar olduğu için. Beverly Marsh hiç beklemediğim işler yaptı. Genel olarak bol gerilimli ve korku dolu güzel bir kitap bence. Filmi rezalet kitaba hiç yakışmamış, Stephen amca biraz ilgilense iyi olurdu ama bıkmış o da parasına bakıyor artık. Son olarak şunu net olarak görüyorsunuz ki, bisiklet hayat kurtarıyor.
  • Eğer edebiyat ve siyaset bir gün birbirinin yerine geçebilecek şeylere dönüşürse gidip kendimi vururum çünkü başka ne yapabilirim bilmiyorum. Siyaset her zaman değişir. Hikayeler değişmez.
    Stephen King
    Sayfa 150 - Altın Kitaplar / 1. Basım / Ocak 2015
  • Bill Denbrough'nun zamanla keşfedeceği üzere, Derry'liler için trajedi ve felaketleri unutmak, adeta bir sanattı.
    Stephen King
    Sayfa 13 - Altın Kitaplar / 1. Basım / Ocak 2015
  • 1216 syf.
    ·30 günde·Beğendi·9/10
    Nerede olursa olsun yolunu nasıl bulacağını bilip olmayan astımını nasıl durduracağını bilmeyen Eddie Kaspbrak; babasından nefret ettiğini kendine bile söyleyemeyecek kadar korkak ama O'nun kafasında bir delik açacak kadar cesur Beverly Marsh; yanından bir an bile ayırmadığı kuş kitabıyla küçük burunlu yahudi Stan Uris; dört gözü olduğu halde tek gözden korkan binbir lisanlı Richie Tozier; yirmi yedi yıl geçse de her şeyiyle kaleyi koruyan grubun kara noktası Mike Hanlon; cüssesiyle grubun en kabası olsa da aslında en naifleri olan, kaç yıl geçse de kendini çocuk kütüphanesine ait hisseden ünlü mimar Ben Hanscom; gönül rahatlığıyla o olmasaydı hikaye olmazdı diyebileceğimiz, kekemeliğinin ardında sakladığı tonlarca cümlesiyle yazar Bill Denbrough; ve son olarak da grubun gizli sekizinci üyesi evrenin en hızlı bisikleti Gümüş...

    Olaylar, kişiler, mekanlar... Kitap her yönüyle fazlasıyla kusursuzdu. Günlerce elimde taşıyıp kas yaptığım ve o sayfa sayısında en az üç kitap okuyabileceğim halde O'nu okuduğum için kendime minnettarım.

    Bir şey ne kadar korkunç ne kadar güçlü olsa da somut bir varlığa sahipse yenilebilir. Görürsünüz, eksik noktası vardır bilirsiniz. Ama O, senin korkun. Ulaşılamaz, sonsuz, yok edilemez. Zaten zayıf noktası da bu. O'nu yenebileceğinizi düşünmek en büyük silahınız. Ve bu silaha ancak bir çocuk sahip olabilir...

    Tüm kitaplar zamanla yavaş yavaş unutulur. Belki önce karakterlerin soy adları sonra sırasıyla her şey. Ama ben bu kitabın bana hissettirdiği umudu hiçbir zaman unutabileceğimi sanmıyorum. Teşekkürler Kaybedenler!