• Söze başlamanın eşiğinde kuruyan düşler yeşerirken
    çıban gibi büyürken hayatın dar ağacı; cinayetlerin
    kabaran ölümleriyle dallanırken kayıp listesinde çizik-
    çizik aşklar için yargılanmış sözcüklerle dolu kafam!..

    Odama sıkılan mermiydi gece… Bilmediğim iki hece
    gece: Arananlardanım! Bir suçluyu andırıyorum
    şakağının ardında saklananı vurmak isteyenlerden
    biriyim; kimin katiliyim? Bunu soruyorum size?

    Son hamle bana düştü bu rus ruletinde, ardımda kan
    yangınları; hayatıma girmiş tüm yaşamların gözyaşları
    yeşertmez bendeki kısır ömrün canını, can ki unutkan:
    yaralı ve acı çekiyor aynaya bakarken at’ar damarı!

    Şairin tanığı olmaz; şairler bütün cinayetlere tanıktır!
    Sözcük: Kendi ölümlerini işleyenlerin; yaşamın ucunda
    ömrü ateşleyip, ardından yürüdükleri yolların sonunda
    en derin kuytuya attığı ve hayatta ele geçmez kanıttır…
    -Şairin tanığı olmaz! Şairler bütün cinayetlere tanıktır!

    Cenk Koyuncu
  • İki gündür yoğun bir şekilde 'dolmuş edebiyatı' tarzında, esasen edebiyattan, anlamdan çok uzak paylaşımlar yapılıyor. Ben ki aktif bir kullanıcı olmadığım halde boğuldum. Gerçekten bilmediğim için soruyorum; admin arkadaşlar bu tür paylaşımları görüp müdahale etmiyor mu?
  • - Peter! Yoksa "Sevilmeyen Adam "mı demeliyim
    + İnan konuşmak istemezsin çok doluyum
    - Ahh evet o mevzu hani kendi yaranı kapatmaktan nasıl kaçmıyorsun
    + Her yanım onla çevriliyken nereye gitsem fayda eder
    - Hadi bu sefer üstü kapalı değil de daha açık konuşalım
    + Ne fark eder ki , ama senin dediğin olsun
    - O zaman soruyorum , neden ayrıldık demedin de 'Öldü' dedin Soranlara ?
    + Benim olmadı ki , her anım onla doluyken nasıl bir başkasına gitti derim . Ben o iken o başkasının nasıl diyebilirim.
    - İnsanlar sever , küser , küfreder , barışır veya ayrılırlar bu ne dünyanın sonu nede insanların sonu olur , beyaz sayfa açmak şarttır. Tamda onun yaptığı gibi ...
    + Bu ihanet ! Alçakça bir ihanet !
    - Neyin ihaneti bu ihanet olması için senin olması gerek . Yaşandı ve bitti unutuldun, unutma unutuldun,
    + Neden ama ben unutmamış ve üstüne bir gül dahi koklamamışken, bunu neden hak ettim.
    - Belkide o sensizliği hak etmiştir.
    + Bana martaval anlatma !
    - Tamam söyle düşünelim, Onu sevdiğin için mi yoksa terk edildiğini düşündüğün için mi yoksa yalnız olduğun için mi 4 yıldır bırakmadın peşini
    + 3ü1 arada demek isterdim ama başka birşey var ne olduğunu bilmediğim bambaşka birşey
    - Acı çekmek evet kendine acı çektirmek, kendi kendine , kendini acındırmak bence o bambaşka birşey bu duygu . Hani bu kariyer için soyunan mankenler gibi, hiçbir şey umrunda değil onurmuş , gururmuş en son düşünülecek şey istedikleri tek şey istedikleri şeyi ele geçirmek gerisi teferruattır. Sende öylesin onu o kadar çok kazanmak istiyorsun ki küçük düşmen, uykusuz kalman, temiz bir sayfa açamaman hepsi ve daha fazlası hırsın yanında gereksiz şeyler. Peter sen o gereksiz diye bir kenara bıraktığın somut ve soyut şeyler seni sen olmaktan ve yaşamaktan uzaklaştırıyor. Ayrıca. ...
    +Ayrıca ne ?Dur ben söyleyeyim, bu sevgi değil diyeceksin değil mi öyleyse ne ? Ondan kopamamak neyin bedeli
    - Kokusunu , sana sarıldığındaki sıcaklığını, sesini, saçını, gözünü vb. neyi aklında ki neyini özlüyorsun ? Bence senden önce gülmesi ve birini sevmesi seni kinle kapladı
    + Şey evet belki beynim böyle düşünüyor olabilir ama kalbim ve duygularımın da söz hakkı var
    - Ne diyiyorlar?
    + Her şeye onu nakışladım şarkılara, yürüdüğüm yollara , gülüşlerime, sigarama, dört duvarıma en kısa terim ile kimsesizligime yani hayatıma işledim onu hata yaptım belki ama yaptım bir kere kurtulmak imkansız
    - Hımm peki kurtulmak için hiç çabaladın mı
    + Evet hemde birçok kez ve ....
    - O yüzden mi ekran görüntüsünde bir başkasına gülerken çekilen fotoğrafı var
    + Yapma bunu deşme yaramı
    - Demek ki kurtulmak için birçok kez çaba harcamadın
    + Hayır çok fazla çabaladım, tek sorun her bir çaba birkaç saniye sürdü. Elimden geleni yaptım inan
    - Sonu ne olacak peki ?
    + :) Basit ; 'Sevilmeyen Adam ' olacağım
    - Hayır sevmeyen adam olacaksın
    + Sence bu saatten sonra sevilmek umrumda mı ben buyum buda benim sonum bayım
    - Nedir sonun acizlik mi ? Seni unutan birini unutmamak mı bu kadar basit mi bir hayat ?
    + Basitlik mi bu sence ? Her dudak öpülür, her el tutulur ama ilk öptüğün ve ilk tuttuğun elle bağlı kalmak ölene dek en büyük zorluk ve şerefliliktir.
    - Emin misin Peter bu hayatını karartsa bile mi
    + Bu muazzam birşey bayım şarap gibi , seçde gibi , uçuruma düşmek gibi ......
  • 282 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Yine bir kitap aldı götürdü beni ve hiç bilmediğim mecralarda bıraktı.Maksim Gorki'nin diğer eserlerini okumadan rahat edemeyeceğim anlaşılan.

    Bir insanın çocukluğunu okursunuz da artık onu nasıl sevmezsiniz veya ilgi duymazsınız?.
    Bir çocuğun hayatı dinlediği masallarla anlamlandırmaya çalışması; sevdiklerinin yanıbaşında uysal bir kedi gibi sevilmeyi beklerken, onlara zarar verebileceğini hissettigi insanlara öfkesiyle bir kaplan kesilişi; anlatıp geçtiği akılalmaz acıları,  ama uzun uzun betimlediği huzur bulduğu anları...
    Hepsi bu yaşanmışlıkların sonraki hayatındaki izdüşümlerini öğrenme merakında bırakıyor insanı.

    Bir yandan Aleksey' i dinlerken bir yandan o zamandaki Rus aile yapısı, insanların karakteristik özellikleri  ve hayat tarzları hakkında fikir sahibi oluyoruz.

    "Daha sonraları anlamıştım ki, hüzünlü ve yoksul bir yaşam yaşayan Ruslar, dertlerini kendine eğlence yapmışlardı. Acılarıyla çocuklar gibi oynuyor ve hiçbir utanma duymuyorlardı.
    Günlük yaşamın durgunluğu içinde mutsuzluk bir eğlence. Silik bir yüz üstünde bir çizik bile bir süstür."

    Böyle bir ortam...Bu kitaptaki her bir kişilik psikolojik olarak incelenmesi gereken bir.vaka. Anne, dede, büyükanne, dayılar ... Özellikle sefkat timsali büyükanne ve dengesiz, acımasız dedesi.
    Her ikisi de kendi Tanrısını kendi karakteri üzerinden vurgulayan, kendi çaplarında dindar insanlar. Alexey ise onların ibadetlerini izleyip ,sürekli cezalandıran dedesinin öfkeli Tanrısıyla , büyükannesinin içini döktüğü, kendince daha güzel bulduğu diğer iyi kalpli Tanrıyı karşılaştıran bir çocuk.

    Aleksey'in karakteri ve inanç dünyasi iyisiyle kötüsüyle bu insanların atmosferinde inşa edilirken, başka bir kitabında geçen şu sözü ,hayatı boyunca bu inanç konusunu hiç es geçemediğini gösteriyor:

    "Çok düşündüm.Bu sözlerim 40 yıllık bir düşünmenin ürünüdür.Ateist olmayi cok istedim.O zaman başıma buyruk yaşayacak kimseye hesap vermeyecektim.Ama olmadı.Çünkü evrendeki müthiş düzen beni inanmaya mahkum etti."

    Ben ise bu sözlerinin arkasında büyükannenin arttığı sevgi tohumlarını gördüm.

    Bizleri kendi doğrularına inanmaya zorlayan, aksi takdirde acı çektirmekle tehdit eden insanlara ve fikirlerine ,haklı olduğu noktalar olsa bile savunma mekanizması gelistiririz. Oysa hayat tecrübeleri ve doğrular sevgi ambalajıyla sunulsa, iradi olarak kalp kapılarımızı kapatsak bile, o sevgi, çeperlerden, bosluklardan içeri süzülür,sessizce etkisi altına alır bizi. Aciz kaldığımız zamanlarda da farketmeden o sevgi kırıntılarına yapışır, onlardan güç almaya çalışırız.
    Işte Aleksey'e herkes kendince bir terbiye methodu uygularken; zafer, ona  sevgiyle yaklaşan  büyükannesine aitti.

    Maksim Gorki'nin oğluna ithafen kaleme aldığı bu otobiyografisinin yazılma amacını belirttiği cümleleri ise kitapta sizleri neler beklediğinin özeti:

    "Vahşi Rus yaşamının o kurşuni iğrençliklerini hatırladıkça bazen soruyorum kendime: “Günümüzde bunlardan söz etmeye değer mi acaba?” Ve aynı anda daha da güçlü bir inançla cevap veriyorum kendime: “Evet, değer! Çünkü yaşandı bunlar, hepsi aşağılık gerçeklerdir, günümüzde hâlâ da varlar. Belleğimizden, insanların ruhundan, ağır ve yüzkarası yaşamımızdan silinip atılması için de sonuna kadar bilinmesi gereken gerçekler...”

    İyi okumalar dilerim.
  • Dergi dediğimiz şey belirli aralıklarla çıkan süreli yayın. Yani süreli yayınların 1000Kitap'a eklenip eklenmemesini ya da istatistiklerde geçip geçmemesini tartışıyoruz aslında. O zaman gazeteleri neden eklemiyoruz? Öyle ya, gazete de süreli yayın. Edebi değeri olmadığı için mi? 1000Kitap'taki tüm kitaplar edebi kitaplar değil ki; siyasetten spora tüm kitaplar var. Süreli yayınlar da eklenebiliyorsa gazeteler neden olmasın? Hadi gazete fikrini beğenmediniz; gazetelerin kitap eklerine itiraz edemezsiniz. 10 yıldır Cumhuriyet Kitap ekini tek tek biriktirip koleksiyonunu yapan adam olarak (Cumhuriyet Kitapçı kıslar eqlesin) ona itiraz gelirse arıza çıkarırım. Birgün'ün Pazar eki var mesela, gayet nitelikli fikir yazıları çıkıyor, hem dergi formatında. O da eklensin o halde. Hepsini geçtim; Kafa, Ot, Bavul filan ekleniyor da otomobil dergilerini de ekleyebiliyor muyuz (gerçekten bilmediğim için soruyorum) ? Evetse sitenin fişini çekip çıkalım zaten. Hayırsa neye dayanarak Allah aşkına? 'Edebi olmadığı için mi? Bunun ayrımını kim neye göre yapacak ayrı mesele, zaten 1000Kitap'ta yer almanın birincil koşulu edebi olmak değil. Hem kriter buysa bile Socrates var mesela; değme edebiyat dergilerine taş çıkaran öyküler, denemeler var içinde. Vakti zamanında Penthouse'ta Playboy'da filan gayet öykü normlarına uygun, bayağı bayağı erotik edebiyattan örnekler yayımlanırdı; onları neden eklemeyelim? Ha yok beni bozmaz da İnciciler basar sonra burayı Allah muhafaza.
  • Hayatla olan bu savaşı hiçbir zaman kazanamayacağımı artık biliyorum. Hatta hayat da kazanamayacak. Galibi yok. Kazanan ölüm olacak.

    Böyle bir gerçek mevcutken ne için çabaladığımı soruyorum kendime. Amacım ne? İçinde bulunduğum, benim bilmediğim ama süresi önceden belli olan bu hayatta ne için çabalıyorum?

    Daha hiçbir sevdiğimi gömmedim toprağa. Gerçek acının ne olduğuna dair en ufak bir fikrim yok. Ve bu gerçekliği yaşamak istemiyorum. Böyle bir acıya tahammül etme zorunluluğunda kalacak olmayı kabul etmiyorum. En başından beri adil olmayan ve seçme şansı verilmeyen bu hayat savaşında tek kare ilerleyebilen bir piyon olmak istemiyorum.

    Hayat; doğru cevabın olmadığı çoktan seçmesiz bir sınav. Bir yanlışın tüm doğruları götürdüğü ve acıları kutucuklarından taşan...

    Okan Kuzu