• Biz düşmanlarımızı yok etmek için uğraşmayız, onları değiştiririz. Bilmem anlatabiliyor muyum ?
  • Televizyon kelimesi Yunancada " uzak" anlamına gelen "tele" kelimesiyle Latincede görmek anlamına gelen"visio" kelimelerinden geliyor.Aslen bir şeyi uzaktan görmemize yarayan bir alet olarak düşünülmüş.Ama bir süre sonra uzaktan görülmemizi de sağlayabilir.George Orwell'in ' Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ' kitabında öngördüğü gibi biz televizyon izlerken televizyon da bizi izleyecek.
  • Bin Dokuz Yüz Seksen Dört – George Orwell

    George Orwell’in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü distopik türünün en bilindik eserlerinden biri. Romanı okurken bazen kendinize şu soruları sormak durumunda kalıyorsunuz: Distopik bir kurgu mu? Yoksa bir öngörü veya bir ileri öngörüşlülük mü? Keza, anlatılanlardan bazıları günümüz dünyasının o kadar iyi yansıtıyor ki bazen hangi dünyadan bahsettiğini anlamak güç oluyor. Ancak, bence şimdiye kadar yaşanmış, şu an yaşanan ve yaşanacak olan her şeyin en karamsar, en ütopik ve en abartılı biçimde anlatımı var. Umudun kalmadığı, özgür düşüncenin olmadığı, tarihin çeşitli oyunlarla silindiği, medya ile tek bir düşüncenin insanlara işlendiği, aklın işlevsiz hale getrildiği, bilimin sadece iktidarın amelleri doğrultusunda var olduğu, cahilliğin bir güç olarak lanse edildiği, gözlerin gördüğünü değil, parti tarafından söylenenlerin geçerli olduğu, tele-ekranlar ve mikrofonlar tarafından insanların sürekli izlendiği, farklı düşünen, düşünmeye yeltenenlerin teker teker ortadan kaldırıldığı, aile yaşantısının sonlandırıldığı, çoçukların anne babalarını hain olarak ispiyonladığı, aşkın bitirildiği, insanların sadece partinin belirlediğin kişilerle evlendiği, partinin en üstte tutulduğu yalan ve korku üzerine kurulu bir distopik bir dünyayı anlatıyor George Orwell.

    Kitap kesinlikle kendi türünün en iyi eserlerinden biri. Bu su götürmez bir gerçek. Orwell’in mükemmel anlatımı ve kurgusu içerisinde kaybolmamak elde değil. Özellikle 214. sayfa ile başlayan cehalet güçtür ve savaş barıştır isimli bölümleri okurken yazara hayran kalmamak elde değil.

    Kitabın genel konusunda bahsedecek olursak; kitap büyük savaşlar sonrasında dünyanın Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya olarak üçe bölünmesi ve Okyanusya’yı yöneten Parti’nin elinde bulundurduğu güç ile insanları nasıl sindirdiği, nasıl beyinlerini işlevsiz hale getirildiği kitabın başkişisi olan Winston Smith üzerinde anlatılıyor.

    Okyanusya’da belirli bir anayasa göre yönetilmez, yasa yoktur. Her şey suç olabilir. Suratınızdaki ifade veya gözünüzdeki bir duygunun dışa vurulması sizin suçlu olmanız için yeterliydi. Çünkü, herkes sürekli gözetim altında tutulmaktadır.
    “Aslında hiçbir şey yasadışı değildi, çünkü artık yasa diye bir şey yoktu.”
    “Duygularını gizlemek, aklından geçenlerin yüzüne yansımasını önlemek, herkes ne yapıyorsa onu yapmak, iç güdüsel bir tepkiydi. Ama gözlerinin bir kaç saniyeliğine de olsa duygularını dışa vurması onu ele verebilirdi.”

    Yazılı, sözlü her türlü metin sürekli olarak güncellenir, değiştirillir. Böylece partinin uyguladığı politakalar, bütçe tahminleri, üretim öngörüleri hep doğru çıkar. Parti her anlamda mükemmel olarak lanse edilir. Parti, geçmişi denetim altında tutmanın geleceği de denetim altında tutar anlayışı ile geçmişteki her yazılı ve sözlü metini değiştirip, eski sürümleri yok etmektedir.
    “Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar. Üstelik geçmiş, doğası gereği değiştirilebilir olmasına karşın, hiçbir zaman değiştirilmemişti. Şimdi gerçek olan, sonsuza dek gerçekti. Çok basitti. Tek gereken, kendi belleğinize karşı sonu gelmeyen zaferler kazanmanızda.”

    Parti her şeyi elinde tutmaktadır. Her şey partinin denetim altındadır. İnsanlara ne vermek istiyorsa onu verip, böylece şimdiyi de kontrol altına almaktadır. Gazeteler ve romanlar parti tarafından yazılmakta, şarkılar yine parti tarafında bestelenmekte ve filmeler parti tarafından üretilmektedir. Bu şekilde toplumu kontrol altına almak daha kolay olsa gerek.
    “Spor, cinayet haberleri ve astrolojiden başka bir şey içermeyen beş para etmez gazeteler, iç gıcıklayıcı ucuz romanlar, seks sahneleriyle dolu filmler, uyakdüşüren diye bilinen özel bir kaleydoskopta tümüyle mekanik bir biçimde bestelenen hisli şarkılar buralarda üretiliyordu.”

    Kısaca arti, kendisini korumak için elinde bulundurduğu gücü kullanarak insanların bilinçlenmesini engellemek adına gereken her şeyi uygulamaktadır. Yapılan bir şeyi sorgulamayı bırakın düşünmek bile bir suç olduğu bir dünyada kimseden bunu beklemek zor olurdu herhalde. keza, bunu düşünmeye yeltenen herkes bir şekilde tespit edilip ortadan kaldırılmaktadır. Böyle bir dünyada kimin dost kimin partinin adamı olduğunu bilmek neredeyse imkansız olduğunu da göz önünde bulunduracak olursak; bir bilinçlenme hareketini beklemek oldukça optimistik bir yaklaşım olurdu.

    Kitaptaki Orwell’in kurduğu distopik dünya ile günümüz dünyasının karşılaştırmak istemiyorum. Evet, fazlaca benserlikler içeriyor. Ama, bizler için hala umut olduğunu düşünmek en doğrusu olacaktır.

    “Big brother is watching you.”
    Dikkat edin kendinize:)

    Herkese keyifli okumalar.
  • Televizyon kelimesi Yunancada "uzak" anlamına gelen "tele" kelimesiyle Latincede görmek anlamına gelen "visio" kelimelerinden geliyor. Aslen bir şeyi uzaktan görmemize yarayan bir alet olarak düşünülmüş. Ama bir süre sonra uzaktan görülmemizi de sağlayabilir. George Orwell'in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört kitabında öngördüğu gibi biz televizyon izlerken televizyon da bizi izleyecek.
  • Daha önce okuduğum Hayvan Çiftliği de muhteşemdi, 1984 de muhteşem. 1984'ü Türkçeye çeviren Celal Üster'in yazdığı gibi; "Bana kalırsa, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, kuşkusuz, insanlığı bekleyen bir 'total totalitarizm' tehlikesine karşı edebiyatın bağrından yükselen bir uyarı çığlığıdır.Ama aynı zamanda, günümüz toplumlarında gücü elinde tutmak, iktidarı sürdürmek uğruna uygulanan yönetsel, dinsel, dilsel, ulusal, budunsal, ahlaksal, eğitsel baskılar, zorbalıklar, dayatmaların karanlığı içinden kulağımıza çalınan bir sis çanıdır. Orwell'ın romanı, 'geniş zaman'lı ve evrensel olmasının yanı sıra 'şimdiki zaman'lı ve günceldir de."
    Şiddetle öneriyorum. İyi okumalar.
  • "Yönetmek ve yönetimini sürekli kılmak istiyorsan, gerçeklik duygusunu yolundan çıkaracaksın. Çünkü yönetmenin sırrı, bir yandan kendinin yanılmazlığına inanırken, bir yandan da geçmişteki hatalarından ders çıkarabilmektir" diyerek kitapta bahsi geçen iktidar gücün işleyişindeki zihniyeti özetler yazar..
    İlk kez anti-ütopik bir kitap okudum ve gerçekten etkilendigimi söylemeliyim. İmkansız olmasına karşın korkunç şekilde olasıydı.. İngsos, düşüncesuçu, çiftdüşün,yenisöylem, bellek deliği.. vay canına diyerek yazarın düşünce ve hayal gücüne hayran kaldığımı ifade etmeliyim. Bir çırpıda okunup bitirilen kitaplardan olmadığını düşünüyorum. Sindirerek, sözkonusu oluşturulan dünyanın içinde gezinip, düşünce sistemini oturtmaya çalışarak  okunulası, uzun soluklu kitaplardan.
    Kitabın arka kapağında da söylendiği gibi 'ütopik olduğu kadar gerçekçi, sadece yarına değil bugüne ilişkin bir uyarı çığlığı' niteliğinde olan bu George Orwell şaheseri tavsiyemdir..

    "Bin Dokuz Yüz Seksen Dört bizi uyandırmak ister.Umudu vardır. Bize,bu umudun, ancak bugün tüm insanların karşı karşıya oldukları tehlikenin, bireyselliği,aşkı, eleştirel düşünceyi tümden yitireceği gibi, bunun ayırdına bile varamayacak bir otomatlar toplumu olup çıkma tehlikesinin farkına vararak kavranabileceğini öğretir."
  • George orwell ne yazsa okurum sanırım kalemi o kadar güçlü ki her hikayeyi başarılıyla tamamlıyor. Eleştirdiği konuları utopik fikirler ile gerçekliği birleştirip ortaya harika eserler çıkarıyor. Her kitabında yaptığı eleştiriler gösterdiği şeylerin ütopik olması bunu daha dikkat çekici yapıyor. Hayvan çiftliği konusu ve işleyişi o kadar iyi yazılmış ki size anlatması gerekeni çok net görüyorsunuz. Bin dokuz yüz seksen dört kitabı benim favorimdi ama hayvan çiftliği de kesinlikle onun kadar harikaydı. Gorege orwell için mutlu sonlar değilde gerçekçi sonlar var sanırım sonları en güzel yazan yazarlardan biri kesinlikle benim en sevdiğim yazarlar arasında. Eğer okumadıysanız kesinlikle başlayın derim. İlk defa George Orwell okuyacaklar için Hayvan çiftliği güzel bir başlangıç.