• Siyaset de isimlerden oluşur... Kentlerin meydanlarında komitelerin değil, liderlerin heykelleri vardır. Eğer sistem çoğulcu demokrasi ise, liderin yanında onun hayallerini gerçekleştirmesine katkıda bulunan isimler de vardır.

    Geçiş dönemi
    Yeni anayasal sisteme geçiş döneminde bulunduğumuz bugünlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yemin törenine kadar, Binali Yıldırım'ın Başbakanlığı ve kabinedeki isimlerin bakanlıkları devam edecektir. Bu hükümetin çıkartacağı Kanun Hükmünde Kararnamelerle, yeni sisteme geçiş gerçekleşecektir.

    Soylu ve Albayrak
    Siyasete ilgi duyan ve özellikle AK Parti içindeki gelişmelerin içyüzünü anlamaya çalışanlar için, milletvekili olan bakanların artık Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kadrolarında bulunup bulunmayacakları konusu merak uyandırıyor. Örneğin terörle mücadelede gerçekten çok başarılı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve hizmet alanında dünya çapında gelişmelere imza atan Enerji Bakanı Berat Albayrak artık sadece sıradan birer milletvekili olarak mı siyasi yaşamlarını sürdüreceklerdir.

    Bakanlık yok
    Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimler öncesinde, yeni kadrolaşmanın TBMM'nin yapısına bağlı olacağını söylemişti. Buna göre AK Parti'nin TBMM'de gerekli çoğunluğu olmadığı takdirde, milletvekillerinin bakanlıklara atanmaları pek mümkün olmayacaktı. AK Parti ancak MHP'nin desteği ile TBMM'de çoğunluğa ulaştığına göre, şimdiki bakanlardan milletvekili olanların yeniden bakan olmaları söz konusu değil.

    Çiçek ve Eker
    Aslında siyasetçiler üstlendikleri görevler ve yaptıkları hizmetler yanında kişilikleri ile de toplum belleğinde iz bırakırlar. Mesela bu dönemde milletvekili olmasa da, Cemil Çiçek'in üstlendiği her görevi hakkıyla yerine getirmesi unutulabilir mi? Bu arada Turan Güneş'ten sonra aynı şekilde bana cömertçe kültür ve bilgi ufuklarını açan Mehdi Eker'in değeri, bakan olmasına bağlı değildir ki.

    Ağır bir yük
    Önümüzdeki günlerde açıklanacak bakan isimlerini merakla beklerken, yeni anayasal sistemin Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ne kadar ağır bir yük ve sorumluluk yüklediğini görüyor ve ona Allah'ın güç vermesini diliyorum.
  • Devlet adamlarına siyaset hakkında bilgi vermek amacıyla kaleme alınmış bir eser olması sebebiyle esere siyasetname denmiştir. Bu eserin müellifi bilinmemekle birlikte eserin dönemin Memluk sultanı Kansu Gavri'ye ithaf edildiği bilinmektedir.

    Çevirisi yapılan bu eserin takdimi cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sunuşu başbakan Binali Yıldırım ve önsözü kültür ve turizm bakanı Nabi Avcı tarafından yazılmış.

    Eser siyasetname yazma geleneğinden bahsederek başlatılmış ve siyasetname örnekleriyle desteklenmiş. Devamında eser ve çevirisi hakkında bilgi verilmiş. Eserin ithaf edildiği Kansu Gavri hakkında ve tercümede kullanılan yöntemler hakkında bilgi verildikten sonra eserin çevirisi eklenmiş.

    Sultanların sahip olması gereken meziyetlerden, hükümdarlar ile ilgili Kur'an'da geçen ifadelerden, peygamberin hadislerinden, hükümdarların kendi sözlerinden ve hikayelerinden bahsedilmistir.Verilen örnekler ve sözlere ek olarak müellif, nasihatler ile eserine eklediği bilgileri percinlemistir.

    Bir hükümdarın huyu, adetleri, siyaset ve gelenekleri ile ilgili bilgiler verilmiştir. Affetme, cezalandırma, musriflik, sir gizleme, istihbarat, ordu ve vezir seçimine kadar hemen hemen her konuda yol gösterici bilgiler bulunmakta ve düşüncelerini geçmişte meydana gelen olaylardan örneklerle desteklemektedir.

    Eserin çevirisinin bittiği yere dizin eklenerek çeviri bölümü sonlandirilmistir. Çeviriyi yapan Yakup Kara "yaptığım işin iyi olduğunun ispatıdır isteyen kontrol etsin" demenin başka bir yolu olan eserin orijinal nüshasını (tıpkı basım) eserin sonuna eklemiştir.

    Bu eseri nizamülmülk'ün siyasetnamesi ile kıyaslamayın. O zaman hayal kırıklığına uğrarsınız. Eseri okursanız müellifin halk arasından çıktığını düşüneceksiniz. Kısaca sarayda vezir olarak görev yapan nizamülmülk ile halktan ve okumuş bir kimsenin siyasi bilgisinin aynı olmayacağını kabul etmek gerekiyor.
  • Yuvayı Kur'an dişi kuştur ama eşim bir çuval İncil'i mahvetti. Ben de kafasına tevr attım. Orası çok şişince doktora götürdük. Meğersem zebrinde ur varmış. Her işte bir hayır vardır derler ya. Onlara hayır derim. Uru aldırmadık. Eşimin elini tutup, merak etme her şey eskisi gibi olacak, dedim. Camdan atladım. Sonra geri yukarı çıktım, o arada ölmüş. Uru alıp eve götürmeye karar verdim. Yolda bir de baktım ki sigaram bitmiş. Bakkala girdim. Hiç sevmezdim kendisini, ama o beni çok severdi. Görünce hemen sarıldı, karşılık verdim. Belinden kavrayıp hayvan gibi sıkmaya başladım. Fakat Lpere canımı acıtıyorsun, neden sıkıyorsun böyle dedi. Dedim Oku. -Ne? -Oku !!! -Abi anlamıyorumOKUSANALAN! Başladı okumaya. Profesör oldu. Yanına gittim, dedim profesör olmuşsun, hee dedi. Verdim uru eline. Al lan dedim şu uru. Napıyım abi ben bu uru? Onu da ben mi söyleyecem lan? Hani profesör olmuştun? Oldum ama sosyoloji profesörü oldum. Hemen sarıldım, başladım sıkmaya. Abi ama neden? diye mızırdadı. Dedim Oku, BAŞKABİŞEYOKU. Beni dışarı attılar. Gece binaya girip urumu geri aldım. Sonra Yapı Krediye gittim. Borç istedim, kredi istedim. Dediler ne yapacan, yatırım mı yapacan? Evet dedim, ben bu uru satacam. Hemen sarıldım, dedim Oku, neyi abi :(( Alnımı lan enayi mi yazıyo, arkadaşlarıyla beni dövdüler, alnıma enayi yazdılar. Bankacılardan nefret ediyorum. Artık uru anlıyordum. Uru anlıyorum. Urağınyum. Hemen El-Kaide'yi aradım. Dedim bana ladinin yerine geleni bağlayın. Telefonu kapatmayın dediler, hatta kalın. Hatta ıslık çalın. Sıkılmazsınız. Islık çaldım. Nezarete tıktılar. Tam diyordum burada ölürüm, yarım deyivermişim. Ölmedim. Para verip çıkardı beni birileri. El-Kaide çıkarmış. Dedim niye çıkardınız? Ladinin yerine geleni bağla dedin, bağlayıp getirdik evde yoksun dediler, dediler sen ne biçim adamsın, bi içim su gibisin, öyle bi adamsın. Susun ve beni liderinize götürün dedim. Çözdüm adamı, dedim uranyum var ister misin? Suratıma bön bön baktı, göstermelik mi yoksa bana mı veriyosun harbiden dedi. Evet dedim. Hangisine evet dedi. Nezarette aç kalınca uranyumu yediğimi söyledim. Sinirlendi. Her yanını sinirler ve damarlar kaplamaya başladı, çok iğrençti. Baktım ölüyo dedim beynini alıyım mı lan? Al mk ölüyom zaten dedi. Beynini alıp eşime taktım. Daha sonra yediğim ur beynime çıkmış. Urussspuçorrrbası dedim doktora. Öyle mi???? dedi, sana bir röntgen çekelim. Rönt yapma lan! Sarıldı bana, dedim oku mu diyecen, hayır fil boku diyecem. Yapma be. Tüh. Camdan atlayıp kafamı kaldırıma çarptım, kaldırıma çarpan vücudum birden kalkınmaya başladı. Kalkınmak yoz kurum ve kuruluşlardan arınmayı da barındırır. Durum böyle olunca ur burnumdan çıktı. Eve dönüp eşime al dedim, bi' ur çıkarıyon başımıza bin bir türlü iş açıyon, al urunu. Bu yuvayı ben kurdum, yürü git dedi. Tapuyu üstüme geçirdim, incirleri de yedim dedi. Tam sarılacaktım ki kafama tevr attı. Hayır hayır bu bir tevr atma olayı değildi. Taştı lan bu, karı kafama taş attı! Hadi be sen de dedim, uru alıp metresimin yanına gittim. Metresim Binali Yıldırım'ın karısıydı. Uru bir hediye paketine sarmaladım ve verdim kadına. O sırada içeri Binali girmez mi? Ben bin tane Ali ile nasıl baş edebilirim ki? Doğal olarak yıldım. Yılınca da bayıldım. Çünkü ben yılmaya bayılırdım. Hemen kaçıverdim oradan. Uru alıp bakkala gittim. Bir sigara bile içememiştim bütün bunlar olurken. Bi baktım bizim profesör yeniden bakkal olmuş, niye len dedim, dedi cehalet saadettir, ha şunu bileydin bi kısa mavi Lark istiyorum. Uzun Lark var, kırmızı. Olsun dedim, olsun be. Ucunu kırıp yaktık birer, meğersem maviymiş tamam mı dedim. Tamam abi dedi. Daha sonra annesi aradı, Erbakan!! ne yapıyorsun sen çabuk eve gel dedi kör olasıca dedi. Profesör kör oldu, anne duası tutar.
  • Sinop'tan Sarp Sınır Kapısı'na uzanan 604 kilometrelik D-010, nam-ı diğer Karadeniz Sahil Yolu'nun temelini Karadenizli bir başbakan, Mesut Yılmaz 1997'de attı; açılışı bir başka Karadenizli başbakan, Tayyip Erdoğan 2007'de yaptı.

    Fakat "küçük" bir sorun vardı: Yol kıyıdaki çoğu bölgenin denizle ilişkisini kesmiş, üstelik bol yağmur alan toprak yapısına uyumlu tasarlanmamıştı. Doğanın müdahaleler karşısında nasıl dirençli olduğu çabuk ortaya çıktı. 2009'da Giresun'daki yağışlar nedeniyle biriken su, sahil yolu engeline takılıp tahliye edilemedi, ciddi maddî hasar meydana geldi. 2010'da Rize-Gündoğdu'da aynı nedenle biriken sel suları 12 kişinin yaşamına mâl oldu. 2011'de Rize'deki sel nedeniyle 1 kişi öldü.

    Aslında Murat Karayalçın'ın başbakan yardımcılığı döneminde hazırlanan farklı bir otoyol projesi, sahilden değil yukarıdan geçiyordu. Fakat bir dizi viyadük ve tünel gerektirdiği için yüksek maliyet gerekçesiyle rafa kaldırılmıştı. 2010'da, dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, "Yanlış bir projeydi ama yapmak zorundaydık. Ciddi bir para harcanmıştı. Bitirilmesi gerekiyordu" diyordu.
  • Başta 15 Temmuz Şehitlerimiz olmak üzere bütün bu vatan için canını verenlere Allah rahmet eylesin.
    Bu vatan çok ihanet ve hainler gördü ama bunun gibisini az gördü. Ama unuttukları Türk milleti hepsini tarihe gömdü. 15 Temmuz Demokrasi ve Şehitler Anma Gününüz kutlu olsun.
    Bu aziz millet darbeye karşı canını ortaya koyarak, tarihe adını bir kez daha altın harflerle yazdırdı. 15 Temmuz Demokrasi nöbetimiz kutlu olsun.
    Allah'a şükür ki darbelerin susturduğu ezanlardan, ezanların susturduğu darbeyi görebildik. 15 Temmuz Demokrasi nöbetiniz kutlu olsun.
    "Sahipsiz vatanın batması haktır. Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır." Bütün vatan aşkı ile dolanların 15 Temmuz Demokrasi ve Şehitler Günü kutlu olsun.
    Besmele ile geldik Kelime-i Şahadet ile gideriz. Demokrasiye, milli iradeye darbe yapmaya kalkanlar darbeyi kendileri yemiştir. Türk milleti bunlara en büyük darbeyi vurmuştur. (Başbakan Binali Yıldırım)
    Salalar ve kandiller o karanlık geceyi fazlasıyla aydınlattı. Yüreğim bomba ve silah sesleri ile kavrulsa da sala sesleri ile soğudu, feraha kavuştu. Şafak söktü, gün ışıdı. Gece güne kavuştu.
    llah'ım sen milletimizi bayraksız, ezansız, vatansız bırakma. Hainlere bir an bile göz açtırma. Bu aziz millet uğruna, can verenlerin mekânı cennet olsun.
    Bu yüce millet 15 Temmuzdaki hain saldırıyı hiçbir zaman unutmayacaktır. 15 Temmuz, aziz milletimizin Demokrasi ve Şehitleri Anma Bayramıdır. Tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet dilerim.
    Vatan aşkı, aşkların en yücesi ve ölümsüzüdür. Kahraman milletimizin Demokrasi ve Birlik Günü kutlu olsun.
    Bu vatana ihanet edenler, kesinlikle bir gün şamarını yer. Vatan uğruna canını veren şehitler; siz toprağa değil, aziz Türkün kalbine emanet edildiniz. Ruhunuz şad olsun.
    Türk'e ihanet edenler, 15 Temmuz gecesi şehadete giden Alilere, Ömerlere, Ayşelere isimsiz kahramanlara bakın hele! Ne diyor, Allah'ın Aslanı Ali…
    Bana ihanet, kahpelik edeni affederim. Ama vatana, millete ihanet edeni asla affetmem.
    15 Temmuz gecesi destan yazan millet, dedi ki… Allah Kerimdir. Önce vatan, sonra vatan… Her karışı Şehitlerin kanı ile sulanan bu topraklarda Allah'ın izni ile hiçbir zaman bayrak inmez ezan susmaz.
    Senin gibi yiğit kahramanlar oldukça Astsubay Ömer Halis Demir… Mevzu vatansa işimiz kolay… Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyiniz. Bilakis onlar diridirler. (Bakara Suresi)
  • Yerli ve milli cehalet!

    Okulların kapandığı gün Binali Yıldırım yazılı olarak, kameraların önünde “iyi tatiller” dilemek istedi. Bir türlü hangi harfin, neresine ne tür işaret koyacağını bulamadı. Yumuşak g yazmayı beceremedi. Baktı iş boka sarıyor “ben evvelden beri bu çizgilerin nereye konacağını bir türlü anlayamadım” dedi. Herkes bastı kahkahayı. Biz de sosyal medyada güldük, eğlendik ağlanacak halimizle!
    “Suudi Arabistan’da kral Selman yiyenini değil de oğlunu Veliaht atadı.Petrol sayesinde kimse Suudu Demokrasi yok Diye suçlamıyor. Ah petrol ah.” Günlerdir bu paylaşımı yapan Burhan Kuzu’nun dilbilgisi rezaletleriyle alay etmekteyiz. Haksız değiliz elbet. AKP’li “Yeliz” kod adlı Ahmet Hamdi Çamlı ne yazmıştı önce; “Sizi bu hale Okuyarak büyüdüğünüz o Kazteler getirdi”, gelen eleştirilere de şöyle yanıt verdi “Zeka ürünlerine laf yok ama lağum ağuzları enkellecem oğa köre” dedi. AKP’li Meclis Başkan Vekili Ahmet Aydın’ı “hedef te gösterilsek, tehdit te edilsek, şantaş da yapılsa abdestimizden şüphemiz yok. Doğru bildiğimiz yoldan ayrılmayız Başka kapıya” diye yazışıyla anıyoruz artık. Bir milletvekili, bir anayasa profesörü/cumhurbaşkanı başdanışmanı ve başbakan…

    Hep söyledim; cehalet, bayağılık, hamaset iktidarında yaşıyoruz. Yeni Osmanlıların bize layık gördüğü görgüsüzlük, zevksizlik içinde boğuluyoruz. Bunca yıl memleketi yönetmekteler; bir şair, müzisyen, yazar, yontucu, ressam, mimar, düşün insanı çıkaramadılar. Kavgalarının, hınçlarının, saldırganlıklarının nedeni de bu! Liyakate dayanmayan görevlere gelenlerin hali ortada… Dünyanın herhangi bir üniversitesinin kapısından geçemeyecek adamlar rektör… İnsanlığa söyleyecek tek sözleri yok. İyiye, güzele dair düşmanlıkları bundan!
    Beğenmedikleri cumhuriyetin Maarif Vekili Hasan Âli Yücel 23 Haziran 1941’de şöyle yazıyor:
    “Hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi, insan varlığının en müşahhas şekilde ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar. Sanat şubeleri içinde edebiyat, bu ifadenin zihin unsurları en zengin olanıdır. Bu içindir ki bir milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zekâ ve anlama kudretini o eserler nispetinde arttırması, canlandırması ve yeniden yaratmasıdır… Türk münevverlerine şükranla duyguluyum. Onların himmetleriyle beş sene içinde, hiç değilse, devlet eliyle yüz ciltlik, hususi teşebbüslerin gayreti ve gene devletin yardımı ile, onun dört beş misli fazla olmak üzere zengin bir tercüme kütüphanemiz olacaktır. Bilhassa Türk dilinin, bu emeklerden elde edeceği büyük faydayı düşünüp de şimdiden tercüme faaliyetine yakın ilgi ve sevgi duymamak, hiçbir Türk okuru için mümkün olamıyacaktır.”

    Cumhuriyet kurulmuş… Kolları sıvayıp kültür devrimi için seferber oluyor aydınlar… Yoksul halkı; düşünsel, duygusal, hem de mesleki açıdan geliştirmek için büyük çaba harcamaktalar. İlkin sade ve yalın bir dil yaratılıyor, ardından dünya ile bütünlük sağlamak için önemli eserler Türkçeye kazandırılıyor ve bunlar olurken devlet en önde, halkının yanında yer alıyor. Eğer dil yoksa kavramlar, olgular yoktur, düşünce oluşmaz, yaratı ve bilim hayat bulamaz. İşte bu bilinçle çıkmış yola cumhuriyet. Dünya ile tanışmadan aydınlanma olamayacağını biliyor cumhuriyetin kurucu kadrosu.
    Bugün içinde bulunduğumuz bataklığı görmek için devleti yönetenlerin sosyal medya paylaşımlarına bir göz gezdirmek yeter. Nefret söylemi, ötekileştirme, ırkçılık, cehalet, seviyesizlik, etik zaaf, kadın düşmanlığı, hakikati çarpıtmak ne ararsanız var. Halk korkunç bir saldırı altında! Bunun adına da yerli ve milli olmak deniyor bu günlerde…

    ENVER AYSEVER
  • Bir günlük adalet, 60 yıllık ibadetten faziletlidir, Hazreti Muhammed.
    *
    Bir kişiye yapılan haksızlık, tüm topluma yapılan tehdittir, Montesquieu… Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur, geriye kalan her şey onun etrafında döner, Konfüçyus… Adalet devletten gelmeli, Aristo… Adalet olmadan düzen olmaz, Camus… Adaletsizliği işleyen, çekenden sefildir, Eflatun… Hükümdar köylüden haksız yere yumurta alırsa, adamları bütün tavukları alır, Sadi… Yasama yürütme yargı iç içe geçmişse, anayasa yok demektir, Rousseau… Adalet ortadan kalkarsa, insana değer verecek hiçbir şey kalmaz, Kant… Adaletsiz güç, zalimdir, Pascal… Özgürlüğün tek yolu hukuktur, Çiçero… İşkencenin en kötüsü, yasayla yapılanıdır, Bacon… Adalet erdemdir, Socrates… Adalet kainatın ruhudur, Hayyam… Adalet ancak hakikatten, saadet ancak adaletten doğar, Zola… Devleti, adalet devam ettirir, Farabi… En yüksek mahkeme en yoksul kişinin talebiyle harekete geçmiyorsa, o adalet komedidir, Bernard Shaw… Adaletsizliği bir yangından daha çabuk söndürmeliyiz, Herakleitos… Haksızlık yapıp, herkesle birlikte olmaktansa, adaletli davranıp, tek başına kalmak daha iyidir, Gandhi… Demokrasi, kamu makamlarının hukuka uymak yükümlülüğünü ve adaletin yansız şekilde dağıtılmasını zorunlu kılar, Paris Şartı… Hukuk, ancak kaybettiğimizi anladığımız zaman değerinin farkına vardığımız sağlık gibidir, Calamanderi… Adalet mülkün temelidir, Nizamülmülk… Kral olmasına kralım, bundan kuşku yok ama, her aklıma geleni yapamam ya, 2'nci Ferdinand… Medeniyetin ilk şartı adalettir, Freud… Adalet kanunlarla sağlanamaz, adalet insan ruhundadır, Whitman… Adaleti geciktirmeyeceğiz, Magna Carta… Yargıçların nihai hakem olduğunu düşünmek, tehlikeli bir doktrindir, despotizme götürür, Thomas Jefferson… Adalet bütün ahlaki görevlerin toplamıdır, William Godwin… İnsanın, adil yasalara itaat etme gibi yasal ve ahlaki sorumluluğu vardır, aynı şekilde, adil olmayan yasalara itaat etmeme gibi sorumluluğu da olmalıdır, Martin Luther King… Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir, fakat, itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı, Elie Wiesel… Adaletin olmadığı bir ülkede, hiçbir şey yok demektir, Atatürk.
    *
    Mübarek Ramazan'da bu sıcakta yürümeye lüzum yok, trene binsin, Binali Yıldırım.
  • Olay mahalline asıl görevli olan Ulaştırma Bakanı ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) Genel Mûdürü gitmemiştir. Türk siyasî hayatından önemli bir yeri ve siyasal ağırlığı olan bir partinin genel başkanı, bir siyasal hareketin önderi ve aynı zamanda TBMM'nin bir milletvekili hem de ülkenin en sevilen, sayılan, sözü dinlenen ilkeli, cesur, mert siyaset ve devlet adamı Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşları ülkesine ve milletine hizmet yolunda Keş Dağları'nda şehit düşüyor, Türkiye, Türk dünyası, İslam dünyası bunu konuşuyor, milyonlarca insan gözyaşı döküyor, dualar ediyor, insanlar Anadolu'nun ve Avrupa'nın dört bir yanından Keş Dağları'na koşuyor, arama kurtarma çalışmalarına katılıyor; ancak Binali Yıldırım ve bürokratları merak edip de bölgeye bile gitmiyor.
    Binali Yıldırım ihmalinin ve kusurlarının olduğunu çok iyi biliyor. Bakanlığa bağlı bürokratlarının, çalışanlarının elim olayda sahte evrak düzenlediklerini, gerçek dışı raporlar hazırladıklarını adı gibi biliyor. DKK raporunda da bakanlığın ihmali olduğu da ortaya çıktı zaten.
  • Başbakan Binali Yıldırım'ın, "Burada ölçüyü 1973'ten beri alamayız, bizim için ölçü 17-25 Aralık sonrasıdır. Onun öncesine gidersek bu işin içinden çıkamayız," sözleri geldi.
    Fatih Portakal
    Sayfa 83 - Can Sanat Yayınları