Bi Poşet Kitap'ın Kapak Resmi
Bi Poşet Kitap, Cadı Avcısı'ı inceledi.
20 Şub 2016 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitap, 16. yüzyıl İngilteresinde geçiyor. 13. Yazıt diye nitelendirdikleri cadılıkla mücadele kanunu çerçevesinde cadı ve büyücüleri avlaması için hükümet, cadı avcıları yetiştirmeye başlıyor. İşte baş karakterimiz Elizabeth de bu cadı avcılarından birisi. Yanında cadıların kullandıkları otlardan bulundurmanın bile yakılma sebebi olduğu bir dönemden bahsediyoruz. Elizabeth de çok geçmeden kendini yakılmayla karşı karşıya buluyor, çocukluğunu, gençliğini kraliyete sadakate adamış Elizabeth için bu cadılık suçlamaları bir dönüm noktası oluyor. İşte olaylar tam da buradan sonra başlıyor. Tabii ki anlatmayacağım :D

Bu Elizabeth kızımız birazcık ayran gönüllü, erkek sinek görse kur yapacak durumda. Hatta sırf bu yüzden kitaptan puan kıranlar bile varmış :D Ben o kadarını yapmayacağım; ama kitapla ilgili bazı eleştirilerim de olacak elbete. Öncelikle o dönemin İngilteresi ve cadı avları hakkında daha çok şey öğrenmek isterdim. Bilhassa da cadılar hakkında. Ve ortamı bize yaşatacak daha çok betimleme olsun isterdim.Bir de mesela ben yazar olsam kraliyet ailesine o dönemin gerçek ailesinden isimler verirdim, bu bizi o dönemi daha çok araştırmaya itebilirdi, tabii bu sonradan başıma türlü belalar da açabilirdi :D Ama tabii ki bu bir kusur değil sonuçta onun kitabı onun kararı :D

Kitabın sonu bana Harry Pottervari geldi, bu yüzden de seri hakkındaki beklentilerim oldukça yukarı çıktı. Bir de bir ara kitapta “hık” deseler post-it yapıştıracak pozisyona gelmiştim, post-itlerinizi de hazır edin :) Merak edenler daha fazla bekletmeden hemen alıp okusun derim. Bir çırpıda bitiverecek, sizi yormayacak aynı zamanda da keyif verecek bir kitap, heyecanı da hiç azalmıyor. Üstelik oldukça gelecek vaadediyor.

daha fazlası için: http://biposetkitap.blogspot.com.tr/...a-boecker-kitap.html

Bi Poşet Kitap, Ay'da 172 Saat'ı inceledi.
10 Şub 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · Puan vermedi

Okuduğum her kitaba başlamadan önce yaptığım gibi bunun da arka kapağını, iç kapağını, sayfalarının kokusunu, elimde duruşunu incelemek için elime aldığımda arka kapaktaki şu yazıyı gördüm ve dehşete düştüm. Bir süre daha kitaba başlayamadım ve oturup bu söz üzerine düşünmeye başladım. Yazan şey tam olarak şuydu: “Neden Ay’dan arkamıza bakmadan kaçıp onu rahatsız etmemeyi seçtik?”

Aldığı ödülleri incelerken Tüm Zamanların En İyi Genç Yetişkin Kitabı Ödülünü almış olduğunu gördüm. “Allah Allah” dedim, “genç yetişkin ne alaka ki, bilimkurgu diye almadım mı ben bunu?” Tabii okudukça kitabın gerilim, korku, bilimkurgu, genç yetişkin türlerinin hepsine ait olabileceğini gördüm.

NASA, 40 yıllık uzun bir aradan sonra Ay’a insanlı bir yolculuk düzenlemeye karar veriyor ve kamuoyunda heyecan oluşturmak, basın desteği sağlamak, finansal gelir bulmak gibi amaçlarla dünya üzerindeki 14-18 yaş arası gençlerden bu yolculuk için kurayla 3 kişi belirliyorlar. Yanlarında 5 tecrübeli astronotla beraber bu 3 genç de Ay yolculuğuna çıkmış olacak. Fakat Ay’da kendilerini nelerin beklediğinden habersizler..

Öncelikle kitabın yarattığı ortam, dili falan çok iyiydi ama sanki kısa kesilip atılmış gibiydi birçok şey. Mesela çocukların Ay’a gitmeden önce alacakları eğitimden kısaca bahsedilip geçilmişti. Bir de mesela bütün çocukların aileleri hemencecik izin verdi Ay’a gitmelerine. Benimkiler olsa asla izin vermezdi :D Belki diyeceksiniz ki “zaten önemli olan Ay’a gitmeden öncesi değil sonrası”. Ben de diyeceğim ki, zaten Ay’da yaşadıkları olaylar da tam olarak anlatılmamıştı. Orası da kısa kesilmişti. Daha ayrıntılı, daha dehşete düşürücü bir şekilde anlatılabilirdi diye düşünüyorum. Kitap 310 sayfa olacağına 510 olsaydı, ne olurdu ki.. En azından okuyucu doymuş olurdu. Bununla birlikte kitabın sonu tam istediğim gibiydi!

Kitapta gerçek bilgilere de yer verilmiş olması, kesinlikle kitabı bir tık üste taşıyordu. Böyle Ay’a, uzaya, bilimkurguya, NASA’ya falan ilginiz varsa kesinlikle okuyun derim ben. Kitap yarattığı ortamla tüm bu bahsettiğim eksiklerini kapatıyor. Ama hem böyle şeylere aç hem de benim gibi öğrendikçe korkan birisiyseniz biraz temkinli okuyun, gündüz falan okuyun sonra ışık açık uyumak istiyorsunuz falan :D

daha fazlası için: http://biposetkitap.blogspot.com.tr/...n-harstad-kitap.html

Bi Poşet Kitap, Trendeki Kız'ı inceledi.
04 Şub 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 6/10 puan

Öncelikle kapak tasarımı bi harika ya! Sanırım sırf bunun için bile birçok rafta yerini almıştır :) Konusuna gelince, Rachel adında alkolik ve saplantıları olan, her gün bir trene binip dışarıyı izleyen ve bu gördüklerinden kendince dünyalar yaratan bir kadının yaşamına tanık oluyoruz. İlk sayfalar birçok insana sıkıcı gelebilir. Çünkü öyle hunharca yeni olaylar olan kitaplardan değil. Bir trene biniyorsunuz ve etrafı izliyorsunuz. İzlediğiniz insanlara kendinizce yaşamlar hayal ediyorsunuz. Bu sırada da Rachel’ı biraz tanımış oluyorsunuz.

Sonra, o “cumartesi” gecesinden sonra olaylar hız kazanmaya başlıyor. Rachel bir anda kendini haftalardır tren penceresinden izlediği bu çiftin hayatında buluveriyor. Kitapta kaybolan birisi var ve siz sürekli olayları kendi kafanızda kurmaya başlıyorsunuz. Herkesten, her şeyden şüpheleniyor, tam olarak ne olduğunu öğrenmeden uyumak istemiyorsunuz. Ben kitabın sonunu tahmin edebilenlerden oldum :) Çünkü aşağı yukarı böyle kitaplarda ne olacağı bellidir, yani beklemediğiniz bir sonuç çıksın diye uğraşır yazar ki kitap sizi şoka soksun. Sanırım bir gün polisiye falan yazarsam yapacağım şey şu olacak; olayları tam da herkesin tahmin ettiği gibi sonlandıracağım ki işin içinde bir bit yeniği arayan okurlar dumura uğrasın :D

Kitapta en sevdiğim ayrıntı Rachel’ın uğradığı hafıza kayıplarıydı. Böyle ayrıntıların olduğu kitaplara bayılırım! Ama bir yandan da bu yönüyle bana Ahmet Ümit’in Sultanı Öldürmek kitabını hatırlattı. Şunu söyleyebilirim ki Sultanı Öldürmek’te kat kat daha fazla heyecanlanmış, kat kat daha büyük bir zevkle okumuştum. Yani bu tarz bir kitap okumak istiyorsanız bence Trendeki Kızdansa Sultanı Öldürmek’i tercih etmek daha yerinde bir seçim olacaktır.

Ben kitap okumaya aç olduğum bir dönemde okuduğum için mi yoksa normal bir zamanda okusam da öyle olur muydu bilmiyorum; ama hızlıca okuyup bitirdim ve bana akıcı geldi. Ama dediğim gibi özellikle başları biraz sıkabilir, ben sıkılmadım. Zaman zaman fazlasıyla heyecanlandım. Kendimi öyle bi kaptırmışım ki kitap bittiğinde “hepinizden nefret ediyorum” modundaydım. Kesinlikle haksızlık etmek istemiyorum, okunmayacak bir kitap değil ama yapılan aşırı övgülere bakıp da çok yüksek bir beklentiyle okursanız sizi tatmin edemeyecek bir kitap. Benim gibi çok merak ediyorsanız, indirimden alıp bir şans verebilirsiniz bence.

daha fazlası için: http://biposetkitap.blogspot.com.tr/...ns-kitap-yorumu.html

Bi Poşet Kitap, Sade ve Derin'i inceledi.
03 Oca 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitap bildiğiniz kültür hapı. Sinema, müzik, kitaplar, yazarlar, düşünürler, sanatçılar, resim.. Kısacası sanatın her alanına değinmiş.Birsürü izlenecek film, okunacak kitap, tanınacak insan çıkıyor karşınıza. Ama keyifle kabulleniyorsunuz onları. Deep ağır bir dille vermiyor okuyucuya tüm bunları.

İnsana, hayata, aşka dair öyle güzel tespitlerde bulunmuş ki sanırsınız bin yıl yaşamış. Fakat okudukça gördüm ki bazı şeyleri anlayabilmek için bin yıl yaşamaya gerek yok. Kendimizi hayata kapatmayalım yeter.

“Birden ve aniden, geri dönüşü olmayacak şekilde gösteri ve gösteriş toplumundan gerçek insanlar toplumuna, edebiyata, kitaba, aşka dönüşü sağlayacak bir kitap.” bu.

Tüketim toplumunu, kendine yabancılaşmayı öyle güzel işlemiş ki.. Neyse ki kendi kitabı hızlı tüketilip çabuk unutulanlardan olmayacak, mesela ben canım sıkıldıkça, hayat anlamsız gelmeye başladıkça rastgele açıp okuyacağım. Bir de işaretlediğim yerler var, “mutsuz olunduğunda okunacak” falan gibi notlar aldım.

Ertelememeyi öğrendim bir kez daha. Kendimi anlamazsam başkalarını, hayatı anlayamayacağımı öğrendim. Üstelik “Hayatın bizi anlamak gibi bir misyonu da yok”. “Kendi hikayemi yazma zamanı şimdi” dedim, ”oturup hayal kurarak yazılmıyor ama hikayeler, yolda olmak gerek.” Etrafıma, insanlara, hayata daha bir merakla, şaşkınlıkla, çocukça bir ruhla bakmam gerektiğini öğrendim.

Demem o ki, kişisel gelişim kitabı falan okumak yerine bunu okusanız hayata bakışınızı çok daha fazla değiştirir. Çünkü olduğu gibi yazmış o, içinden geldiği gibi. Bazı yazılarda bir yarım kalmışlık hissi uyandı bende; ama rahatsız etmedi. Çünkü neden? Deep bu, “illa öyle yazıyı afilli bir cümleyle bitireyim de herkes ne yazmış ama be!” desin diye yazmaz, canı isteyince başlar içini döker, söyleyecekleri bitince kalkar gider. Sonra size de oturup düşünmesi kalır.

hepsi ve daha fazlası: http://biposetkitap.blogspot.com.tr/...ne-kitap-yorumu.html

Bi Poşet Kitap, Ters Düz'ü inceledi.
28 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Sanırım öncelikle kitaba başladığımda yaşadığım şaşkınlığı dile getirmeliyim.Kitabın konusunu duyduğumda yeni nesil yazarların klişeliğine maruz kalmayacağımı biliyordum; fakat yine de yazarının çok genç olması, bir de tabi ilk kitabı olması sebebiyle bir endişe duymuyor da değildim. Bu yüzden biraz tereddüt ve çokça da merakla başladım kitaba. İlk cümlesini okudum ve “uu” dedim “dur bir dakika noluyoruz” Böylece ilk cümleden sonra git gide artan bir beklentiyle okumaya başladım kitabı. Gecenin bir vakti başlamış olmasam ve ertesi gün de hunharca ders çalışmam gerekmese sanırım oturmamla bitirmem bir olurdu. Bir yandan da uzatmak istedim aslında, olayların Trabzon’da geçmesi ve benim de bir Karadenizli olmam sebebiyle memleket hasretimi depreştirdi çokça. Okurken canım nasıl kuymak çekti anlatamam :D Ha bir de bu hamofta reçeli ne oluyor ya, bilmediği şeyi canı çeker mi insanın, benim çekti işte :D

Kitapta olaylar hızla başlıyor ve heyecan hiç duraksamıyor. Karakterler sıcacık ve inandırıcılıkları oldukça yüksek olmuş. Sanki Melek’le Bora’nın saçlarını okşadım okurken.. Ayrıca betimlemelerle de beni Trabzon’un olmayan Bozbalık Köyü’ne götürüp getirdi yazar :)

Fakat birkaç eleştirim de olmayacak değil. Öncelikle belki birçok insan bu söylediğime “eleştiri yapmak için yapmış” diyecek ama benim için her karaktere bir soyad konulması gereksiz bir ayrıntı olmuştu ve kitabın o beni şaşırtan güzelim üslubunu ve anlatımını bozmuştu, belki de sadece benim gözümü tırmaladı bilmiyorum ama her karakterin soyadı olmasına gerek yok bence ya, sanki zorlama olmuş gibi geldi bana o soyadlar.

İkinci eleştirimse bazen tak diye bir paragrafla başka bir kişiye, başka bir olaya geçilmesi oldu. Bu da sanki bir aceleye getirilmişlik izlenimi veriyordu. Ama bu kitabın ilerleyen sayfalarında azalan bir ayrıntıydı ve bu sevindiriciydi, belki de benim gözüm alışmıştı bilmiyorum..(ekleme: paragraf birleştirmeler editör tarafından Mert'in bilgisi dışında yapılmış, görünce o da çok kızmış :/ )

Kitapların, dizilerin metropollerde geçmesi zorunluymuş gibi bir algının oluştuğu günümüzde, kitabını Trabzon’un bir köyünde geçirmeyi seçmiş olması, bize hala birine kalıbına göre değil de “doğma büyüme insan” olup olmamasına göre değer veren karakterler sunması, yöresel deyişlere, yemeklere yer vermesi (hatta canımızı çektirmesi), bir de Kalandar şöleni ayrıntısı çok hoşuma gitti. Kitabın sonunu tahmin etmiş olmama rağmen olayların büyüsü bozulmadı. Ve bitişi hepsinden de güzel olandı sanki.. Yani ben bu kitabı yazmış olsam benim de son cümlelerim bunlar olurdu herhalde.

Büyük şehir koşuşturmacasından sıkılmış bir yerlere kaçabilecek bir tatil arıyor fakat bulamıyorsanız, şöyle yemyeşil huzurlu bir yerlere gidip kafa dinlemek arzusundaysanız Bozbalık’ta size de yer var :) Ama unutmayın “bu köyden çıkış yok!”. Şimdi ikinci kitapta neler olacak diye fazlasıyla meraklanıyorum ve son cümleyle apar topar Bozbalık’tan gerçek dünyaya döndüğüm için de üzgünüm. Sınav dönemi sendromumu attığım kendime ait bir dünya gibiydi orası, kitapta geçen onca olay bile Karadeniz’in verdiği dinginliği alamıyordu benden.

daha fazlası için: http://biposetkitap.blogspot.com.tr/...lu-kitap-yorumu.html

Bi Poşet Kitap, Kış Masalı'ı inceledi.
 20 Ara 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

İlk üç perde, drama fazlasıyla yer veren konuşmalarla doluydu. Bir insanın kıskançlığı, toplum baskısından, kendisiyle dalga geçilmesinden korkması nelere mâl oluyor bir kez daha gösterdi bana.

Kadınların sorunlarının geçen onlarca yıl boyunca hiç değişmediğini gördüm. O zaman da iftiraya uğrayan, bu yüzden her şeyini kaybeden kadınlar mevcut şimdi de. Hermione’nin acısını onunla paylaştım, sanki yanımdaki yamacımdaki bir kadın gibiydi o. Tek derdi çocuklarına bırakacağı namus mirası olan bir anneydi.

Zorbalığın nelere sebep olduğunu gördüm, kendi saplantılı fikirlerinden başka hiçbir şeyi duyup görmeyen insanların nelere yol açtığını…

Ama bir de Paulina vardı, o dönemde kralın karşısında bile doğru bildiğini savunan, sözünü esirgemeyen bir kadın. Zaman zaman bastırılmaya çalışılsa da doğru bildiği yolda yürüdü hep. Kitapta hayran olduğum karakterlerden biri oldu.

Dördüncü perde ve sonrasında ise daha masalsı bir havaya büründü hikaye. Okurken Pamuk Prenses’i hatırladım çokça :) Orada da Florizel en sevdiğim karakter oldu. Aşkı için çobana dönüşebilen bir prensti o…

Kitaptaki soyluluk zaman zaman canımı sıktı ve iyi ki o dönemin İngilteresinde falan yaşamamışım diye düşündüm. Bir yanda soyluluğun kasıntı ve sıkıcı dünyası, bir yanda birilerinin karşısında el pençe divan durmak zorunda oluş… İkisi de bana göre değildi. Üstelik soyluluk öyle hemen kazanabileceğiniz bir şey de değil, “soyluluk ancak üç kuşak sonra kabul edilebilirdi.”

Kitabın sonuna gelince, böyle bir hikayenin daha farklı bir sonu olabilirdi diye düşünüyorum. Shakespeare, konuyu Robert Greene’in Pandosto adlı yapıtından almış ve çevirmenin kitabın başındaki yazısından okuduğum kadarıyla Pandosto çok daha iyi bir sona sahipmiş. Keşke Shakespeare Pandosto’nun sonuna sadık kalsaymış. Zaten fazlasıyla alışıldık olan bir hikayeyi böyle bitirmenin bir anlamı yoktu diye düşünüyorum.

Sonuç olarak tiyatro okumayı sevenlere tavsiye edilebileceğim bir kitap, o dönemin İngilteresi hakkında da birsürü şey öğreniyorsunuz. (batıl inançlar, sosyal yapı..) Ayrıca İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılan Özdemir Nutku çevirisini de güvenle satın alıp okuyabilirsiniz. Ama sonunda yaşayabileceğiniz hayal kırıklığı için kendinizi hazırlamalısınız.

Şunu da belirtmeliyim ki, kitabın başında çevirmen tarafından kaleme alınmış Oyun Üzerine bölümünü kitaba başlamadan önce okursanız kitapta yer alacak bütün olayları önceden biliyor olursunuz. Gerçi Shakespeare bu, konudan değil, konuyu kaleme alıştan zevk alınacak bir oyun; ama yine de o kısmı sona saklarsanız hikayeyi daha çok sever, daha heyecanlı okursunuz diye düşünüyorum :) Ee hepimizin masallara ihtiyacı var :)

daha fazlası için: http://biposetkitap.blogspot.com.tr/...akespeare-kitap.html

Bi Poşet Kitap, Körler Ülkesi'ni inceledi.
15 Ara 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Elinize almanızla bitirmeniz bir olan sarsıcı bir hikaye bu..

Yıllardır dünyayla hiçbir bağı kalmamış bir vadide yaşayan insanları anlatır bize. Günün birinde ülkede çocuklardan başlayarak herkes kör olmaya başlamıştır. Bunun nedeninin mikroplar ya da herhangi bir hastalık olabileceği düşüncesi kimsenin aklından geçmez. Günahlardır olanların müsebbibi. Şehre ilk gelenler mabet yapmadıkları için olmuştur bütün bunlar. Bu yüzden dertlerine çare bulması için şehrin dışına çıkan ama oluşan felaket yüzünden vadiye geri dönemeyen bir adamdan bahseder kitabın başlarında. Bu adam bütün sevdiklerini Körler Ülkesi’nde bırakıp kendine yeni bir yaşam kurmak zorunda kalmıştır. Yıllarca ülkesiyle ilgili anlattıkları ise bir masal olarak kalıp dilden dile dolaşmıştır. Derken bu adamın 15. Kuşaktan torunlarının yaşadığı zamanlarda bir dağcının yolu düşer bu ülkeye. Tuhaf renklerde binaları görünce “körler herhalde” diye düşünür. Sonra el sallayıp bağırdığı insanlardan karşılık alamayınca da içinde buranın gerçekten de efsanelerdeki Körler Ülkesi olduğuna dair bir inanç yeşerir. Madem ki “körler ülkesinde tek gözlü insan kraldır”, öyleyse kral ben olmalıyım diye bir umutla gider köylülerin yanına. Fakat bu insanlar o kadar uzun zamandır kör olarak yaşamaktadır ki, dünyanın sadece yaşadıkları vadiden ibaret bir yer olduğunu düşünürler. Ayrıca kör ya da görmek gibi deyimler de yoktur lügatlarında. Görmeyi anlatmaya çalışır kahramanımız; fakat duyularının yeterince gelişmediği, yeni yaratıldığı için böyle saçmaladığı sözleriyle karşılanır. Darbe planları yapar kendince, çünkü kral o olmalıdır. Fakat şu anda tam olarak köyün delisidir.

Derken aşk yine karşımıza çıkar ve onu Körler Ülkesi’nde sonsuza kadar tutabilecek yegane duygu olarak dikilir önümüzde. Fakat aşkın da bir bedeli olmalıdır. Onu kulluk ve bayağılıktan, kör vatandaş mertebesine yükseltecek bir bedel..Fakat aşkı bunca bedele yetecek midir? “Körler ülkesinde tek gözlü insan kral” mıdır gerçekten?

hepsi ve daha fazlası: http://biposetkitap.blogspot.com.tr/...ls-kitap-yorumu.html

Bi Poşet Kitap, Cehennem Çiçeği'yi inceledi.
13 Ara 2015 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Alper Kamu, hayatın içindeki her türlü pisliğin, aşk acısının, kıskançlığın, vicdan azabının, kısacası her türlü duygunun zirvede yaşandığı bir mahallede yaşıyor. Hatta kendi deyimine göre, karşı apartmanlarının yanında Bermuda Şeytan Üçgeni çocuk parkı gibi kalıyor :D Bütün bunların arasında 5 yaşının baharındaki, aslında “5 yaşında olmakla lanetlenen” Alper Kamu yaşıyor. Cinayet çözen, Stefan Zweig okuyan, klasik müzik dinleyen, psikolojik terimler ve daha bunun gibi birçok şey hakkında çokça şey bilen bir 5 yaşındaki çocuktan bahsediyoruz. Belki de gerçekten radyoaktif bir entelektüel tarafından ısırılmıştır kim bilir :D

Kitaba hakkında hiçbir fikrim olmayarak başlamıştım. Şu stresli sınav dönemimde o kadar iyi geldi ki anlatamam! Kahkahalarla okudum kitabı, ailem deli olduğumu düşünmeye başlamıştı :D Zaman zaman da derin hüzünlere, heyecanlara sürükledi beni. Her türlü duyguyu hissettim sayesinde. Alper Kamu’nun geçtiği ilk kitap olan Oğullar ve Rencide Ruhlar’ı da en kısa zamanda alıp okumak istiyorum. Sanırım artık bu çocuk olmadan yapamam :D 5 yaşında bir çocuğu o konuşmaları yaparken düşününce gülmeme engel olamıyorum. Çokça da argo içeriyor tabi, bu yüzden kitabın içine atlayıp o çocukları yetiştirenleri dövmek istedim zaman zaman.

Mahalleler arası savaşlar, anında gaza gelen çocuklar.. Örtülmeye çalışılan sırlar, küllenmeye mahkum bırakılmış aşklar.. Yani hayatın kendisi var bu kitapta. Hem de o kadar içten, o kadar okunası ki.. Özellikle de her şeyden yorulduğunuz, biraz olsun gülmeye ihtiyacınız olduğu bir zamanda okursanız aradığınızı bulacaksınız diye düşünüyorum.

Ben şimdiden özledim seni be bıcırık.. Kitap bitince baştan mı başlasam diye de düşünmedim değil. Neyse yorumumu ne kadar kısa kessem o kadar iyi. Her gördüğüme “sana spoiler veriym mi” diyip de “hayır” cevabını almaktan yoruldum zira :D

hepsi ve daha fazlası için: http://biposetkitap.blogspot.com.tr/...em-cicegi-alper.html

Bi Poşet Kitap, Uyku'yu inceledi.
09 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabı okumadan önce 2 kere düşünün. Çünkü ya çok sevilip ya da hiç sevilmeyecek kitaplardan bu. Ortası yok. Sen hangisi oldun derseniz, ben çok sevenlerden oldum. Murakami’den okuduğum ilk kitaptı ve son da olmayacak. Hatta diğer kitaplarını okuduktan sonra dönüp Uyku’yu tekrar okumayı düşünüyorum. 1990’da yazılmış bir kitaba 2015’te kavuşmak da oldukça garip tabii, neden şimdiye kadar çevrilmemiş acaba?

İsmini öğrenemediğimiz uyuyamayan kadın, Tolstoy’un “birbirine benzeyen mutlu ailelerinin” birinde yaşıyor. Her şey olması gerektiği gibi. “Şikayet edecek bir şey yok.” Öyle ki bazen bu bile can sıkıcı olabiliyor. Her gün aynı “dikkat et” ve her gün aynı “merak etme” lafları. Birbirlerine söyledikleri sözlerin bile değişmediği bir hayata sahip eşiyle ve çocuğuyla. Günlüğüne baktığında bir günü diğer günden ayıramıyor. Sonra bir gün aniden uykudan uyanıyor ve bir daha uyuyamıyor. Eşlik ettiğimiz 17 gün boyunca bir kez bile uyumuyor karakterimiz. Ne eşi ne de çocuğu ondaki değişikliği fark etmiyor, çünkü hala günlük rutinlerini yerine getiriyor, her gün söylediği sözleri söylemeye devam ediyor. Aklının nerde olduğu ise kimsenin umrunda değil. Uyuyamadığı gecelerde eskiden çok sevip evlendiğinden beri yapmadığı şeyleri yapmaya başlıyor. Defalarca Anna Karenina’yı okuyor mesela, evlendiğinden beri eşi sevmediği için çikolata yememiş, çikolata ve kurabiye yemeye başlıyor, onları yeniden keşfediyor. Kendisi oluyor geceleri.

Birçok yerde karakterimizin ölümden korktuğundan bahsedilmiş. Bence ölümden değil yaşadığı o tekdüze hayatıyla ölüp gitmekten korkuyor o. Biraz kendi olduktan sonra ölmek artık çok da fark etmiyor, şimdisi onun çünkü.

Karakterimizin uykusuz gecelerle birlikte günden güne değişimine şahit oluyoruz. Kitap bittiğinde “o neydi şimdi?” diye kalakalıyoruz. Anlatı tarzına alışık olmayanlar için biraz tuhaf gelebilir. Benim defalarca okunacak kitaplarım arasına girdi bile :)

Son olarak size tavsiyem bu kitabı diyetteyken okumayın, zira fena halde çikolata, kurabiye yiyesiniz geliyor :D

hepsi ve çok daha fazlası için: http://biposetkitap.blogspot.com.tr/...mi-kitap-yorumu.html

Bi Poşet Kitap, Devrimin Kızı'ı inceledi.
07 Ara 2015 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Öncelikle neden bu kadar çok distopya yazılmaya başlandı? Sanırım dünyayı mahvettiğimize olan inancımız sandığımdan da fazla. Kurucunun Kızı ile karşılaştırınca Devrimin Kızı bende 1-2 tık aşağıda kaldı. İlk kitap kadar etkilendiğimi söyleyemem; fakat elimden bırakamadığımı ve heyecanın hiç azalmadığını, “şu bölümü de bitiriym ders çalışcam” diyip neredeyse sabahı getirdiğimi söyleyebilirim. Bazı alıntıları spoiler vermemek için buraya yazmadım fakat kırmızı post-itlerim bitti bu kitap yüzünden :/

İçerik olarak baktığımızda bu seride distopik ögeler genel olarak arka planda. Daha çok dostluk, aşk, kendin olmak gibi konular üzerine yoğunlaşıyor. Ha bir de bu “kendin olmak” konusu çok işleniyor. Galiba artık kendi kararlarımızı veremediğimiz bir nevi distopya yaşıyoruz. Kararları bizim yerimize diziler, filmler, reklamlar, popüler kültür ve siyasiler veriyor. Biz sadece “ee bu da bitti şimdi ne popüler olacak” diye bir bekleyiş içerisindeyiz. Ailelerimizi, dostlarımızı ya da her kime değer veriyorsak, söyledikleri her şeyi kabullenip içselleştirmeden sevebilmeliyiz belki de.

Kitabın sonu benim için tahmin edilebilirdi. Fakat tahmin etmeme rağmen yine de zaman zaman kanım dondu diyebilirim. Genel olarak sevdiğim, ama dilinin önceki kitaba göre biraz daha basit kaldığını düşündüğüm bir kitap oldu. Her şeye rağmen Bishop’u bir daha okuyamayacak olmak kötü :(

hepsi ve daha fazlası için: http://biposetkitap.blogspot.com.tr/...zi-kitap-yorumu.html

Bi Poşet Kitap, Sana Gül Bahçesi Vadetmedim'i inceledi.
13 Kas 2015 · Kitabı okudu · 29 günde · Beğendi · 10/10 puan

Sana gül bahçesi vadetmedim, ismiyle bile bana kendini okutacak bir kitaptı. Olaylar bir hastanede geçiyor, akıl hastanesi olarak nitelendirilenlerden birinde. Hiçbir yere ait olamayıp kendine yeni bir dünya kuranların hikâyesini anlatıyor bize. Aslında kurulan bu dünya bile insanın yaşama uğraşıyla oluyor bence. Bazen ateşin sıcaklığını hissedemeyecek kadar dünyayla bağımızı koparabiliriz belki ama her zaman bi "belki" vardır içimizde. Belki de acılarımızı, pişmanlıklarımızı korkunç boyutlara gelecek şekilde büyütmemeliyiz. Yalnızca insan boyutunda bir acı çektiğimizi bilmeliyiz.
Ana karakterimiz Deborah la birlikte her duyguyu yaşadım. Onunla sevindim, onunla üzüldüm. Normalliğin kime göre neye göre normallik olacağını sorguladım. Çevremdeki insanlara görünmez gibi davranıp davranmadığımı.. İnsanı anlamak istiyorsanız okuyun bu kitabı, kalemlerinizi, post-it lerinizi de hazır bulundurun zira fazlaca lazım olacak :)

Bi Poşet Kitap, Her Gün'ü inceledi.
04 Eki 2015 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir çırpıda okunup biten, ruhunuza dokunan bir hikaye. Bir kez elinize aldınız mı bırakmak istemiyorsunuz. A ne hissediyorsa siz de onu derinden hissediyorsunuz. İkinci kitabın çıkmasını sabırsızlıkla bekliyorum ve A' yı şimdiden çok özlüyorum. Birini sadece ruhuyla sevebilir misiniz, işte bunu sorduruyor bize. Geleceğiniz olmayacağını bile bile onunla olmaya devam edebilir misiniz? Şimdinin anısıyla yetinebilir misiniz? Birçok hayata erişebilmiş yazar, birçok insanı anlayabilmiş. Anlamak ve hissetmek isterseniz sonuna kadar öneririm, iyi okumalar..

Bi Poşet Kitap, Hepimiz'i inceledi.
18 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Sürekli nerede ve ne yapıyor olduğunuzu anlamaya çalışarak bir hayat geçirdiğinizi düşünün, gözünüzü bir açışınızda ağustos ayıyken bir sonrakinde aralık ayında olduğunuzu. . Sürekli yapmadığınız şeyler yüzünden cezalandırılıp neden insanların sürekli yapmadığınız şeyleri yapmışsınız gibi yalan söylediğini anlamlandıramadığınızı.. Etrafınızda sizi tanıyor gibi davranan, daha önce hiç görmediğiniz birçok insan olduğunu. . Sürekli bir şeyler yaşamak için koşuşturmak zorunda olduğunuzu, her zaman çok kısıtlı bi vaktiniz olduğunu.. O kadar ki hamileliğinizi yaşamadan bir çocuğunuz olduğunu öğrenip onun için mücadele etmeniz gerekiyor. Yalnızca birinin hayal gücünün ürettiği bir kişilik olduğunuzu öğrenmek ne kadar çılgınca gelirdi! Ben okurken bile inanamadım, bedenimi benden başka bir sürü kişiliğin de kullandığını düşünmek hayatım benden çalınıyor gibi hissettirirdi herhalde. Okuyun derim, zaten bir çırpıda okunup bitirilebilecek akıcılıkta, özellikle de benim gibi çoğul kişilik vakalarına meraklıysanız.

Bi Poşet Kitap, Türkistan Geceleri'ni inceledi.
03 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · Puan vermedi

Kitap 1931-1951 yılları arasında Doğu Türkistan'da verilen mücadeleyi gerçek kişiler üzerinden anlatıyor. Nitekim Doğu Türkistanla ilgili az buçuk bir şeyler bilen her insan kitapta anlatılanların hatta daha fazlasının yaşandığını ve yaşanmakta olduğunu bilir. Allah'ın kanunları her şeyden üstündür diyip sayıları düşmanlarından çok çok az olmasına rağmen varını yoğunu koyuyorlar vatanları uğruna. Çünkü karşısındakilerde olmayan bir şey var onlarda, imanları var. Daha dün savaşıyorduk diyorlar, bugün savaşımız bir maceradan farksız olacak. Fakat gerçek müslümanlar olduktan sonra zaferi hak edişimiz, adaletten başka bir şey midir sanki? Küfür tek millet, fakat bugün müslümanlar birbirini tanımıyor, birbirinin acısını yaşamıyor. Bizler imanımızı dilimizden kalbimize indirince zulüm gören Müslüman da kalmayacaktır elbet.

Bi Poşet Kitap, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'yu inceledi.
21 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

"Ama sen beni hep cebinde taşıdığın ve karanlıkta sabırla senin saatlerini sayıp ölçen, yollarında sana duyulmayan nabız atışlarıyla eşlik eden ve senin acele bakışlarının saniyelerin tik taklarının ancak milyonda birinde yöneldiği saatin yayının gerginliğini hissettiğin kadar hissedebiliyordun."
Size böyle hissettiren bir adamı ne kadar sevebilir, ne kadar bekleyebilirsiniz? Nasıl tüm varlığınızı ona adarsınız? Üstelik o siz hiç var olmamışsınızcasına kayıtsızca yaşarken.
Bir kadın en fazla ne kadar parçalara ayrılabilir? Stefan Zweig adını yazsa okurum derim hep hiçbir kitabında hayal kırıklığına uğramadım. Bi insanın iç dünyasını tasvir edişi o insanın acısını kalbimizin ortasında hissettirebilmesi, saplantılı aşkı yüzünden bir yandan ona kızarken bir yandan da ona olan hayranlığımızı ve saygımızı kaybettirmemesi..
Alın ve okuyun derim, en azından tanıyın onu, tanıyın ve acısını hissedin; adını bilmeniz gerekmez..