• Daha dün yargıç olmak istiyordu. Bugünse hayvan terbiyecisi. Hiç kuşku yok, yarın gece bekçisi olmak isteyecekti; tıpkı bir önceki gün asker olmayı istediği gibi. Çocukluk ne güzel şeydi. Göklerde dolaşan en güzel bulutlar gibi başıboş gezen bir düşler dünyasındaydı çocuklar.
  • 1) Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine - Sezai Karakoç

    2) Rüveyda - Nurullah Genç

    3) Şarkımız - NFK

    4) Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman - Bahaddin Karakoç

    5) Münacaat - İsmet Özel

    6) İstiklal Marşı - M.Akif Ersoy

    7) Ruknettinin Kalbi Üzerine Kehanetler - Kemal Sayar

    8) Yağmur - Nurullah Genç

    9) Şaşırdım Kaldım İşte - Yavuz Bülent Bakiler

    10) Yere Bakalım - Ahmet Can Şahin :)

    11) Vatan Şarkısı - Namık Kemal

    12) Köşe - Sezai Karakoç

    13) Kurşun Gazeli - Osman Sarı

    14) Mırıldanmalar - İbrahim Tenekeci

    15) Ey Selehaddin - Nizar Kabbani

    16) Tükürün - M.Akif Ersoy

    17) Savunan Adam - Yasin Hatipoğlu

    18) Zindandan Mehmede Mektup - Necip Fazıl

    19) Mona Rosa - Sezai Karakoç

    20) Ve Mona Rosa - Sezai Karakoç

    21) Ömür Hanımla Güz Konuşmaları - Şükrü Erbaş

    22) Gülce - Ömer Lütfi Mete

    23) Acı Şiiri - Ferman Karaçam

    24) Of Not A Being Jew - İsmet Ozel

    25) Aşık Garip Coğrafyası - Hüsrev Hatemi

    26) Amentü - İsmet Özel

    27) Beni Yakışına - Nurullah Genç

    28) Beni Anlamayışına - Nurullah Genç

    29) Hz Aliye Mektup - Alper Gencer

    30) Efendim - Ali Ayçil

    31) Zulmü Alkışlayamam - M.Akif

    32) Dağlara Çıkmak - Melek Arslanbenzer

    33) Anna - Tarık Tufan

    34) Vera - Numan Arıman

    35) Mazot - İsmet Özel

    36) İçerlemeler- Hakkı Aytaç

    37) Abdurrahim Karakoç - Mihriban

    38) Bir Adın Kalmalı - Ahmet Hamdi Tanpınar

    39) Sana Bana Ülkemin İnsanlarına Dair - Erdem Bayezıt

    40) Zindandan Mehmede Mektup - NFK

    41) Amasyalı Uzman Çavuşun Semiz Eşkıyaya Şöyle Bir Baktığıdır - Süleyman Çobanoğlu

    42) Tarih Bitti - Mevlana İdris

    43) Zehra Kardelin - Atilla İlhan

    44) Güzel Bir Şey Söyle - Said Yavuz

    45) Kurt Bakışı - Süleyman Çobanoğlu

    46) Efendim - Ali Ulvi Kurucu

    47) İstemem - Fatih Sultan Mehmed

    48) Taş Parçaları - Birhan Keskin

    49) Üzülme - Sadi Şirazi

    50) Yusufu Kaybettim - Yunus Emre

    51) Tut Ellerimden - Abdurrahim Karakoç

    52) Aşka Kabil Dil Mi Yok - Şeyhülislam Yahya

    53) Meftun Olarak - Süleyman Akif Emre

    54) Savaş Meydanında Başıboş Atlar - Bülent Ata

    55) Sevgili Gazeli - Mehmet Emin Ay

    56) Anlar Bizi - Niyazi Mısri

    57) Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler. - İdris Sabih Bey

    58) Şarkı - Şeyh Galib

    59) Ağıt ve Raks - M.İslamoğlu

    60) Nuveyba - M. İslamoğlu

    61) Asker Duası - Ziya Gökalp

    62) Uyan Artık Yiğidim - Nurullah Genç

    63) Hoşluk Senin Yüreğinde - Ömer Lütfi Mete

    64) Sulara Serinlik Veren - Ali Ayçil

    66) Allahaısmarladık - Faruk Nafiz Çamlıbel

    67) Süleyman Çobanoğlu -Tekfurun kızı

    *Alıntı
  • Dünyayı Şekillendiren 100 Hikâye anketinde Homeros'un Odysseia destanı birinci sıraya yerleşti. Binlerce yıldır cazibesini koruyan bu hikâye neden hala etkili?

    İnsanlığın yarattığı gelmiş geçmiş en iyi hikaye nitelemesini hak ettiği düşünülen eserlerin başında Homeros'un Odysseia destanı geliyor. Yunan destanlarına özgü altılı dizelerden ve toplam 12 bin mısradan oluşan destanda, kurnaz kahraman Odysseus'un Troya Savaşı sonrasındaki maceralarına tanık oluyoruz. Bu destan binlerce yıl boyunca kültürel doruk noktası olarak görüldü.

    Dante'den James Joyce'a ve Margaret Attwood'a birçok yazar Odysseia destanından ilham aldı. Oysa kahramanı Odysseus, destanada adı geçen çok sayıda tanrının ve canavarın arasında sıradan bir şey başarmaya çalışıyordu. Yapmak istediği yeni veya muhteşem bir şey keşfetmek değil, 10 yıl süren bir savaşın ardından evine dönmekti.

    Yazılışından 2700 yıl sonra, bugün bile bu eserin kültürümüzde bu kadar önemli bir yeri olmasının nedeni budur. Burada anlatılan hem büyük hem de özel, kapsamı geniş, ama en ufak ayrıntılara bile yer veren bir hikayedir (Kalypso'nun mağarası önünde yetişen çiçeklerin, koyun tüylerinin yumuşaklığının tarif edilmesi vb.)

    Hikayede, daha önce kendisini var eden şeyleri yitirmiş bir erkek olmanın ne demek olduğu anlatılıyor. Odysseus karısından uzak bir koca, oğullarının büyüdüğünü göremeyen bir baba, savaşı bitmiş bir asker, ülkesinden ayrı bir kral, adamları ölmüş bir lider ve oğlunu yitirdiğini sanıp yürek acısıyla ölen bir annenin oğludur; o bir yolcu, korsan, maceraperest ve mültecidir.

    Bu destanda ayrıca yalanlar, abartılar ve palavralar orada burada uçuşur ve hikaye anlatmanın özelliği dinleyiciye sorulur. Odysseus'un hikayesi kimi zaman kendisi, kimi zaman ozanlar tarafından, kimi zaman da kendisi ozan yerine geçerek ve maceralarını abartarak anlatılır. Siren'in şarkısını sadece kendisi işitir; adamları kulaklarını balmumuyla tıkamıştır; zira Siren'in şarkısı insanları ölüme sürükler.

    Odysseia destanı, kahramanı Odysseus'un Troya'dan memleketi İthake'ye dönüşünün anlatıldığı 10 yıllık bir dönemi kapsar. Ama destanda anlatıma 10. yıldan başlanır. Odysseus, deniz perisi Kalypso ile Ogygia adasında yaşamakta, ufka bakarak evine döneceği günü düşlemektedir.

    Yolculuğunun üç yılı, insan yiyen tek gözlü devlerle, Sirenlerle, bir cadı ve ürkütücü Scylla ve Charybdis ile geçer. Bu maceraları geriye dönüşler halinde anlatılır. Bu arada karısı Penelope ve oğlu Telemakhos'un başına gelenleri de öğreniriz.

    Odysseus'un en ünlü macerası ise adamları ile birlikte Kyklopların adasına varışının anlatıldığı 9. bölümdedir. Burada, insan yiyen Tepegöz onları bir mağarada sıkıştırır. Odysseus adının Outis (hiç kimse) olduğunu söyler ve devi sarhoş edip gözünü kör eder.

    Destan boyunca Odyssesus'un yalanlarına ve kendisine suni bir kimlik yaratmasına tanık oluruz. Ama denize açılıp Tepegöz'den uzaklaşınca gerçek adını haykırdığını duyarız. Oysa Tepegöz deniz tanrısı Poseidon'un oğludur ve intikamını almak isteyecektir. Ama Odysseus zeka tanrıçası Athena'nın desteğini almıştır.
    Odysseia destanındaki fantastik unsurlar birçok yazara esin kaynağı olmuştur. İrlandalı ünlü yazar James Joyce, Ulysses adlı eserini Odysseus'un Latince adından esinlenmiştir.

    Kanadalı yazar Margaret Atwood ise Penelope adlı eserinde, Odysseus'un eve dönüş hikayesini karısının gözüyle yazmıştır. 1980'lerde Fransız-Japon ortak yapımı Ulysses 31 adlı çizgi filmde Odyssesus ve oğlu Telemakhus'un 31. yüzyıldaki uzay maceraları anlatılııyordu. Nintendo ise Süper Mario Odyssey oyununu hazırlamıştı.

    ABD yapımı aksiyon dizisi Büyük Kaçış'ta (Prison Break) da bu destan izler görürüz. Michael Schofield'ın yedi yıl tutulduğu cezaevinin adı Ogigie'dir (Kalypso'nun adası). Hatta o da Outis takma adını kullanmış, Poseidon kod adlı bir ajanla çatışmış ve tek gözlü bir adamı kör etmiştir. Ruhların Kaçışı adlı animasyonda filmin kahramanı Chihiro anne ve babasının çok yemek yedikleri için domuza dönüştüğünü görürüz; tıpkı Kirke'nin Odysseus'un adamlarını domuza dönüştürmesi gibi.

    Odysseia destanı öyle derinlikli, öyle ayrıntılı ve karmaşıktır ki okur burada hep yeni bir şey bulur, yazarlar da ondan ilham alır. 2700 yıl sonra da bu durum değişmeyecek gibi görünüyor.

    Kaynak: https://www.bbc.com/...d=socialflow_twitter
  • Saatlerin pillerle değil de ömrümüz ile çalıştığının farkına vardığında insan ne yapmalı ki değerinde satabilsin geri kalan hayatını. Uzun bir bekleyişten sonra kurulan hayaller gerçekleşirken o gerçekliğin içinde bulunamamaktır hep sonumuz.

    İnsanlar bu dünyada herhangi bir amaç için yokturlar. Bunun en güzel kanıtı da her insanın bulunduğu ortam ve şartlara göre amaç ve isteklerinin değişmesidir. Mesela bir çölde olsanız belki biraz suyun hayali ile yada bir gölge bulma hayali ile yanıp tutuşursunuz ama şehirde olsanız belki bir ev bir araba hayali kurarsınız. Asker olsan savaş ve savaş sonunda bir kahraman, işçi olsan patron olmak istersiniz. Yani hedefimiz etramızdaki dünyaya göre değişkenlik gösterecektir. Tüm bunların gerçekleşmesi boş bir bekleyiş olsa bile.

    Bu kitap bittikten sonra Zülfü Livaneli nin şu şiirini okumanızı gönülden tavsiye ederim;


    Bir insan ömrünü neye vermeli
    Harcanıp gidiyor ömür dediğin
    Yolda kalan da bir yürüyen de bir
    Harcanıp gidiyor ömür dediğin

    Yüreğim ürperir kapı çalınsa
    Esleyen yelimden hile sezerler
    Künyeler kazınır demir sandıkta
    Savrulup gidiyor ömür dediğin

    Dışı eli yakar içi de seni
    Sona eklenmeli sözün incesi
    Ayrılık gününü kör dereleri
    Bölünüp gidiyor nehir dediğin

    Bir insan ömrünü neye vermeli
    Para mı onur mu taş dikenli yol
    Ağacın köküne inmek mi yoksa
    Çırpınıp duruyor yaprak dediğin

    Ha birde bunun şarkısı var Hasret Gültekin den dinlersiniz artık.
  • Bu kitabı tuvalette bile elinizden bırakamazsınız desem yeridir. Deli dehşet bir eser zaten yazarımız asker kökenli üstüne Kafkas Cephesi gelince ayran döner kıvamı löpürdetilmeye hazır bir şey olmuş. Okurken sayfaları engelli koşu yapan bir atlet misali takır takır atladım diyebilirim sürüklemeyi bırak uçurur cinsten dönemin şartlarını silah arkadaşlığı ve samimiyeti güzel tasvir eden ayrıca rus subay ve bizim türk subay karakteriyle adeta bir piyanist filmi havası estiren okurken üşüten yatarken coşturan susarken heyecanlandıran düşünürken efkarlandıran ve daha bir sürü şey canımmısın sen benimmisin sen hoş geldin bebeeeeeek sefalar getirdiiiiin şarkısı ne diyom la ben neyse nerde kalmıştık heh kitap iyidi güzeldi eksik olan tek şey bu kitaba çekilecek bir film diyebilirim senaryo leziz ve nefis tıpkı keloğlan filminde cüceyle kazandan corba içen Rüştü Asyalı keyfi misali bu kadar yeter sanırım evet yeter