• Büyükbabam herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı derdi. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da bir çift ayakkabı. Yada ekili bir bahçe…
  • “Yıl 1964. Rio de Janeiro sokaklarında hanım ile avare avare dolaşıyoruz...Dükkana girdik. Tezgahın arkasında yaşlı, gözlüklü bir adam...Gözleri parlayıverdi. "Sen Osmanlı?" Hemen benim ve hanımın ellerine sarıldı ve yine Türkçe devam etti. ‘Ben Osmanlı, ben Türk, ben Yahudi’... Birden durdu. Gözlerini bana dikerek "Abdülhamit sağ mı?" diye sordu. "Yok" dedim. "O, sen Sakız'dan çıktıktan üç sene sonra rahmetli oldu." Yüzüne bir hüzün çöktü; nerede ise ağlayacak. "Ah" dedi, "ah ne grande sultan!"... Kısa bir sessizlikten sonra "Ama Enver Paşa sağ, si?" Dilim varmadı. Yaban ellerde çoktan öldü diyemedim. "Sağ" dedim, "ihtiyarladı ama sağ" Derin bir nefes aldı. "Gracias a Dios. Nasıl der sen? Şükür Allah... Demek Enver Paşa sağ. Yine o beyaz atına biniyor mu?" "Evet" dedim, "biniyor".
    Adamın sevincini görmeliydiniz. Bir çift ayakkabı daha koydu. "Bu" dedi, "sana hediye... Enver Paşa sağ ha... Osmanlı paşası ölmez ki!"

    (Fuat Andıç, Üsküdardan Çıktım Yola, 2001, s. 85-87)
  • "Bu yakışıklıda kim ? aaa benmişim.." ya degilseniz ? Olabilirmi ? evet bilimsel olarak olabilir, siz, siz olmayabilirsiniz. Sizden birkaç tane olabilir, ilginizi çektimi ? o halde hemen sizi kuantumun büyülü dünyasına alalım.

    Superpoze aslında bir silah terimi, kovboy filmlerinde çift namlulu uzun tüfekler görmüşsünüz, işte onlara süperpoze deniyor. Kitap adını buradaki "çift olmak" teriminden almış. Bildigimiz gibi en ufak parçamız atom oluyor fakat atomun da parçaları var, yani atomlarında kendilerine ait özel bir dünyası var, bu dünyada yaşayan elementlere parçacık diyoruz ve bu parçaçıklar hiç akıllı, efendi şeyler degil, ne yapıcakları hiç belli olmayan varlıklar, kitap da tam olarak bu noktadan yürümüş.

    Sen eski bir atom fizikçisi olan jakop'sun ama artık bıkmışsın lanet olsun atomunuda, fizik profosorlügüne de demiş, istifa edip ailenle huzur içinde yaşıyorsun. Bir gün işten eski bir arkadaşın seni ziyarete gelip atomu parçaladım jakop diyor, yav he he diyip adamı gönderiyorsun ama adam ertesi gün vurularak ölü bulunuyor, üstüne üstlük silahta senin parmak izin, ayakkabı izin vs. ne ararsan var, resmen kartvizitini bırakmışsın oysa sen hiçbirşey yapmadın, özetle "masumiyet özür degildir" kuralına göre hiçbirşey yapmamış olmana ragmen artık mapus hayatı yaşayacak yada bu olayı çözeceksin. Kitabın konusu bu, bu haliyle tam bir polisiye, hemde hızlı bir polisiye, ilk sayfayı açtıgınız andan itibaren kitap öyle coşkulu, öyle hızlı ilerliyor ki sıkılmak im-kan-sız. Hayatımda ilk defa bilim-kurgu/polisiye tarzı bir kitap okudum ve aşırı eğlenceli geçti. Bu güzel polisiye üzerine, "bilim" kısmı harika şekilde entegre edilmiş, bilgilerin bir kısmı kurgu, yani gerçek olması imkansız(şimdilik) fakat bir kısmı da kuantumun doğası geregi tamamen bilimsel. Bilimkurgu olarak sizi heyecanlandırabilecek ne varsa(farklı dünyalar, sınırsız güç, paralel evren vs) bu kitapda gayet eglenceli olarak bulunuyor.

    Hem iyi vakit geçireyim hemde "daha önce hiç bu açıdan bakmamıştım" demek istiyorsanız, süperpoze'yi gönül rahatlıgıyla öneririm.
  • Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı,derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap,bir tablo,inşa edilmiş bir ev veya duvar,yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye;böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun.
  • “Büyükbabam, herkes
    öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı, derdi. Bir çocuk, bir kitap, bir
    resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da bir çift ayakkabı. Ya da
    ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün
    zaman gidebileceği bir şey, öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da
    çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler. Ne yaptığın önemli
    değil, derdi, yeter ki sen ellerini onun üstünden çektiğin zaman, ona
    dokunduğun zamanki halini değiştiren bir şey yapmış olasın. Otları sadece biçen bir adamla, gerçek bir bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Otları biçen bir adam orada hiç bulunmamış gibidir,
    fakat bahçıvan ömür boyu oradadır.”
    Ray Bradbury
    Sayfa 227 - İthaki Yayınları
  • Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi.
    Sadece çim biçen adamla bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir; bahçıvansa bir ömür boyu orada olacak.