• Çok okunası, okurken sizi alıp başka diyarlara götürecek bir inceleme yapamıyorum maalesef, ki bunu çok iyi becerenler var ve ben bayılarak okuyorum. Bu kitabın sitede ilk okuyanı ve puanlayanı olarak iki satır bir şey yazmak istedim yine de. Kütüphanede dolaşırken gördüm kitabı ve yazardan da kitaptan da ilk o an haberdar oldum. Yani bilinçli ve planlı bir okuma olmadı benimkisi, yazarın diline dair en ufak bir bilgim olmadığı için. Peki neden aldım okudum? Çünkü yazarın ismindeki fazladan 'y' harfi beni çok meraklandırdı. Kafamda hemen eksik 'y' harfli Cemal Süreya belirdi ki yazarımız da o yetim 'y' harfini alıp kendisine eklemiş. Kitabımız okurken üzerine epey düşünülmesi gereken bir kitap mıydı yoksa içi boş metaforlarla mı doluydu bilmiyorum, bilemiyorum. Ben biraz boğuldum okurken çünkü anlayamadığım daha doğrusu anlamlandıramadığım o kadar yer oldu ki. Ayrıca bazı kısımlarda rahatsız da oldum, üzerine ikinci kez düşünülmeye bile gerek duyulmadan yazılmış çok fazla kısım vardı bence. Eline ne geçtiyse, dilinin ucuna ne geldiyse kitaba da doldurmuş gibiydi. Ama hakkını da yiyemem tabii 1-2 öykü de güzeldi gayet. Sonuç olarak bilemiyorum Süreyyya.
  • Bir çok kez öldüm,yeniden hayata döndüm.
    Biten filmi başına sardım kendimi orada gördüm...
  • Bugün tam 3 kez ayağımı kapıya kanepeye vurdum. Bugün fuşya elbisemin altına siyah gönlek giyinmiştim. Siyah şifon şal takmıştım. Siyah yerine farklı olsun fiye mor ayakkabışarımı giymiştim. Sonra eşkenar dörtgenlerin küçük küçük aynı boyda uanyana dizilmesiyle oluşan eklem siyah yüzük takmıştım ve de kalpli siyak eklem üzük. Siyah saatimi yakmıştım. Lacivert feracemiin üzerinede havalar soğuk diye yarım kot ceketimi giymiştim. Ve lab dersimiz vardı bugün bş içeri girdim gözler üzerimdeydi neue uğradığımı şaşırdım. Beyza önlüğümü giydim hemen bende. Sonra en önde oturdum ders dinşeuebilmek için ama Allahım hiç dinşeuemwdim ya. Öle bir esneme tuttu ki. Öndeyüm bide hocanın gözünün tam ögünde:))
    Sonra esne esne öldüm böle gözlerim yaşardı. Saat 11 sularında kim nazar ettiyse artık. Sonra başım döndü çok fena ölcwm bayılvam sandım. Yorucu bir gündü çok. Acilen nazar duası edin 3 ihlas nas felak ayetel kürsi okuyun. Enn sonda da el fatiha deyin. Çünkü öldüm!!
  • Kimdir Ahmet Telli?

    İnsanın hayatında eksik hissettiği zamanlar vardır. Bende öyle bir gün çok yakın bir dostumu aradım. Onun sesinden şiir dinlemeye aşık olduğum gündür aradığım. ''Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir'' diye başladı yürümeyi bıraktım oturdum bu enfes şiiri dinledim. Ahmet Telli huzur doldurdu içime. Benim canım oldu... Bir yazara-şaire bu kadar bağlı olmak normal mi bilmiyorum ama onu çok seviyorum, büyük bir saygıyla seviyorum.
    Bir süre şiirlerini okumaya, sindirmeye çalıştım. En güzel an da onun Diyarbakır'a geleceğini öğrendiğim zamandı. Yaşadığım heyecanı tarif edebilir miyim bilmiyorum kalbimin sesi kulağımdaydı, kitlenip kalmıştım öylece. Söyleşisi ve şiir dinletisi oldu. Bazı şairlerin şiirleri çok sevilir ama kendilerini görmek insanı hayal kırıklığına uğratır ya ( ben bunu bir şairde yaşadım) Ahmet Telli şiirlerinin yaşayan efsanesidir. Söyleşinin sonunda bu fikre tamamen inandım.
    Onu yeniden görme şansına bu yıl yine Diyarbakır'da yapılan Tüyap'ta sahip oldum. Hayatıma anlam katan şiirlerinin bir çoğu kafamda dönüp dururken (özellikle 'Hala Koynumda Resmin') bir stantta gördüm bu defa sohbetimiz daha uzun sürdü tuhaftır sevgiyle büyüdü sanki gözlerinin içi güldü... Ve bu kitabı ondan imzalı olarak bol gülüşlü bir sohbetten sonra aldım.
    Her şairin bazı iyi şiirlerini yazdıkları kitaplara pay ettiğini düşünürüm. Bir parçacık Ahmet Telli kitaplarında da bu yok değil. Genel itibariyle okunacak bir kitap sıkmadan yormadan...
    Veda Divanı 10 ayrı şiir kitabından oluşuyor. Tek tek alınabilecek kitapları da mevcut zaten özellikle 'Belki Yine Gelirim' 'Dövüşen Anlatsın' 'Çocuksun Sen' 'Bakışın Senin'... biraz daha dursam hepsini yazacağım sanırım bana dur deyin :)
    Son olarak onun kendini ve duygularını ifade ettiğine inandığım bir parçayı buraya bırakıyorum. Okuyun ve okutun :) Herkese iyi okumalar. Şiirle kalın :)

    En çok sevda sözcüğünü kullandım şiirlerimde
    sonra acı, hasret, bekleyişler ve sabır
    hangi sözcük yakın durmuşsa bunlara
    hangi sözcük bir ilmik atmışsa ötekine
    alıp kullandım yüz kere bin kere
    kimi kez
    hep aynı şiiri yazdığımı sandım
    Bütün sözcüklerin anasıydı sevda
    hüznü kundaklayıp yatırıyordu yüreğimizin beşiğine
    sonra bize düşüyordu büyütüp civanlaştırmak
    kimi ellerde bezgin bir ihtiyara dönse de
    kimi ellerde vuruşkan bir şahan oluyordu
    ve ben sevdayı
    öylece aldım şiirime
    Acının magmasına indim acıyı yazarken
    gurbeti taşbaskısı kitaplar anlattı bana
    ve hâlâ nasıl eskimediğini gördüm
    sözlüklerde aramadım hiçbirinin anlamını
    hiçbirinin çürüyen yanına tutunmadım
    hayat
    dayamıştı memesini ağzıma çünkü
    Ismarlama sözcüklere bel bağlamadım hiç mi hiç
    bu yüzden kötü bulunup geri çevrildiği de oldu
    uşaklaşmadı hiçbir şiirim
    -onurumdur bu-
    Yorgun düşse de kimi kez, kırgın olmadı
    bir gün sorarlarsa öfkemin hesabını
    derim ki yaşadım
    Ve derim ki
    emperyalizme, faşizme
    şovenizme sıkılan bir mermi olabilmişse şiirim
    geriletmişse acıyı ve zulmü
    yırtılıp atılıyorsa küçük burjuva ellerde
    şiirimin verilmiş hesabıdır bu
  • Sevgili Dost'um Ali Ural. Önce kitabını, sonra bendeki tesirini anlatacağım, müsaadenle..

    Kitap 61 mektuptan oluşuyor. Neden 61?

    Birinci Mektuptan önceki sayfada şu açıklamayı görüyorsunuz.
    "Posta Kutusundaki Mızıka, unutulan mektubun kefaretidir."
    Altmış birinci mektuptaki son cümle ise "altmış birinci mektup kefareti ödüyor."
    Orucu kasten bozanın kefareti 60+1 gün oruç tutmaktır. +1 olan son oruç, asıl orucun kendisidir. Diğer 60 gün, belki bir özür dileyiş, belki ceza, belki de sevap eşitliği yakalama çabasıdır.

    İşte Ali Ural, ilk 60 mektupla dostunun gönlünü alırken, 61. Mektupla unuttuğu vazifesini yerine getiriyor. Borçlandığı mektubu ödüyor.

    Mektubun önemiyle devam ediyor kitabına. Sanki burada dostuna "Mektuplar bu kadar önemliyken, ben nasıl oldu da mektup yazmayı unuttum?" diyor..

    Sevgili Dost'umuz. Mektuplarında dostlarına nasihatler veriyor. Durup düşündürecek sorular soruyor. Sohbet ediyor..

    Ve son mektup şöyle başlıyor:

    "Sevgili Dost,
    Son dikişi atan cerrah, son oku fırlatan savaşçı, son bakraç suyu çeken bahçıvan, son sandalyeyi tekmeleyen cellat, son haberi okuyan spiker, son duayı yapan mahkûm, son düğümü çözen balıkçı, son gemiyi yakan fatih, son elbiseyi deneyen müşteri, son provayı yapan terzi, son kağıdı çeken kumarbaz, son ağacı kesen odun, son köleyi parçalayan aslan, son yapboz parçasını yerine koyan çocuk, son yaprağı yere bırakan ağaç, ellerini omzuma koydu: bu altmış birinci mektubun fotoğrafıydı. Kalbi ipe değen koşucuyla, topukları yere değen paraşütçü bu fotoğrafa giremediler çünkü bitirmenin sevincini yaşamışlardı. Oysa bitiş çizgisinde koca bir gölge, oysa iniş noktasından uzağa atmış rüzgâr, sevinç hangi akla hizmet etmede, en üst dalda yanıp dururken, koparmışlar ayı dün gece."

    Sevgili Yazar, sona yaklaşmışlığı öyle güzel vurguluyor ki insanın kalbine kalbine. Bitişin sevinci, yerini hüzne bırakıyor..



    Sevgili Ali'cim Ural,
    Daha önce bir yazara "Sevgili" hitabını kullandığımı hatırlamıyorum ama kullanmışsam bile bil ki, hiçbiri şu an ki kadar gerçek değilmiş ..

    Sevgili Ural,
    O kadar çok "Sevgili dost" dedin ki, kendimi gerçekten senin dostun zanneder oldum, hemde "sevgili" dostun.
    Ve bunu, yaşın arkadaş olmamıza uygun değilken yaptın. Arkadaş bile olamayacağın birisiyle dost oldun. Hemde "Sevgili Dost"..

    Sevgili Ural,
    O kadar çok "Sevgili Dost" dedin ki, sana yabancıymışsın gibi sadece "Yazar" ya da "Ali Ural" hitabıyla seslenemiyorum. Sevgili Ural, "gönül evimin yazarları" arasına hoşgeldin. İçeri buyurmaz mısın?

    Sevgili Ural,
    Ne güzel nasihatler veriyorsun insana. Neler anlattın bana öyle.. Ah! Ne güzelsin. Her şey için sonsuz teşekkür ederim sana. "İyikilerim"e dahil oldun. İyiki dahil oldun..

    Sevgili Ural,
    Bana bir şey yaptın. Ne yaptın bilmiyorum. Tarif edemiyorum. Ama her ne yaptıysan, iyi yaptın. İyiki yaptın.

    İşte böyle bir his, Sevgili Ali Ural'ı okumak.. "ilk kez okudum" bile dedirtmeyen bir sıcaklık, bir güzellik var sözlerinde. Anlattığı konular çok güzel. Ama biliyor musunuz, üslubu, anlattığı şeylerden bile güzel..



    KİTABA SİTE SAKİNLERİNİN BAKIŞI:

    2.739 kişi kitabı okurken yaklaşık 30 bin kişi kazanmış. 30 bin insan, merak edip bakmış kitaba.

    Beğenen 1.075 kişinin yaklaşık 45'iyle takipleşiyoruz. Zevklerimiz aynı demek ki.

    2.739 kişiden 249'u "bu kitap için bir şeyler söylemeliyim." demiş ve başlamış incelemeye. 250. de ben olacağım nasipse..

    Ve neredeyse kitabı okuyan okur başına bir alıntı (1.380) düşecek kadar alıntı yapılmış.

    Kitaba oy veren 961 kişinin 422'si tam puan vermişken, Sadece 3 kişi 1 puan vermiş.

    Yani Dostlarım. 1000Kitap, bu kitabı cok sevmiş. Ben nasıl sevmeyebilirim ki?
  • “Bütün bir ömrü yaşadık duygusu. Sende de var mı? Birliktelik, çocuk ve sabah ve ölüm. Sabah durudan da özge bir suyun en dibini görmek. ‘Mütekâsif menekşeler’ yoğun kaynaşması ve ayrılmazı yalnızlık. Bir türlü cayamamak sıcaklıktan, umuda kıyamamak. Yalnızlığın ‘ben buradayım’ını itme savaşımı. İstemek, ‘İstendikçe/istedikçe? değişemez yanın gücünü daha iyi anlayıp istememesini bilmeli.’ Sonra kalkınca, hemen anında yakalanılan buz gibi tekbaşınalık ve onun oyunu, onun koşulları, koşullandırmaları. Şarkılar başlatmak ve çok üşümek ve kırılamaz gerçeği yumuşak hüzne dönüştürmeye çalışmak; dokunarak, sımsıkı sarılarak. Becerememek. En dibi bulmak. Ama, sonra kapı ağzında gülmeye durmakla, dibe ayak vurup su yüzüne fırlamak. Bu kez bunun oyununu başlatmak. Başkası olamıyor galiba güzelcim! Yalnızlık birlikteliğe bırakmıyor, birliktelik yalnızlığa. Kapı ağzında seni sana verdim duygusu. Sen de beni bana. Ama bak, galiba sana demek istediğim buydu, ‘sıcaklığı unutma’ derken. Çünkü yalnızca o sıcaklıktır gibi geliyor bana, ayrılık acısını gülümsetebilen, sana kuruluğunu yaşatabilecek, zorlayabilecek bir süre kazandıran, bana dağınıklığımın ayrıntı denizini kulaçlamayı kolaylaştıran. O hızla sobaları yaktım, evi derledim, toparladım. Çok içim şenlendi “giderek. Ölüme hadi oradan demek. Yaşam, yalnızlık ve seninlelik. Zıtlık. Salt olamama. İki karşıt oyunu kendi kurallarına göre sürdürmek. Her hâl-i kârda. Bak ne aslan yavrusu kesildim. Ama seninle oluşturduğumuz dupduru suyun en dibinde elmaslar mordu. Nasıl olsaydı yani? Sonra oturdum. ‘Yaşayamayan I’i yeniden okudum. Birden büyüdü biliveren gözlerim, uyanmış yüz yıllık uyurgezerliğinden. ‘Yaşayan II’yi yaz ne olur. Ama mutlaka. Bunca arı, bunca yalın ve yoğun bilmek artı duymak artı yaşamak. Öldüm öldüm dirildim. Beni bana verdin. Sağ olasın. Bin kere. İçimde sürekli titreşim. Bir de korku, korkuyu unutmaktan. Sabahı saklamak. Olağanlığa kapılıp gitmesini ne kadar koruyabilmek? Nasıl, ne süre? Biriyle görüşmem gerekiyordu. Gittim. İş. Ama, nasıl derilerim soyulmuş, etim açıkta, kullanılmamışlık, her zaman pek zorlanmadan sürdürülene uyarlanamama. Seninle yaşadığımızın uzantısının yansıması. Adam bile bir şeyler oluyor duygusuna kapıldı. Anlamaya çalışmak vardı bakışlarında. Tuhaflık. Sonra ikimizin ısısını algıladı gibi geldi bana. Mum alevi gibi de olsa titrek, duruksun, ellerini ayrı tutma ne olursun, onu avuç içine almak, söndürmemek gerek. Bana yaz. Hiçbir zaman bırakmadım, ama şimdi artık hiç bırakamam seni. Beni bana verdin! Gerçek miydi söylediğin? Tam da duyamadım, sahi ihtiyarladın mı birdenbire yanımda? Hiç değilse ayrılırken “orada, kapı ağzında? Şimdi soldur sürekli çocukluğunu, uydurma kuruluğunu! Deniz bile ölür. Ama kesişti ya bir kez oyunlarımız, gereksinmelerimiz, bir elmas oluştu ya.. Bütün bir ömrü yaşamak da değil sadece. İmbikten geçirilmiş insanı yaşamak. Elmas katlandırabilen avunmaya. Bu da benim tutamağım. Benim de yenilmeyi sevmemem böyle zâhir. Bu yazdıklarım başı bozuk gidiyor. Sabah, niyetim ayıklamaktı. Şimdi akşam oldu. Oysa anlatabilmeliydim. Belki de kendime. Ben unuturum. Gündelik gürültülerin altına kaynar giderim. Bak ben de kara yazdım. Ama senin koyu, kesif karalıklarını sevmiyorum! İçim kaldırmıyor daha doğrusu. Dayanması zor. İnsanlara feci tırmanıyorsun. Seyretmek. Neyi? İstemem tanık olmak. Başkalarının gözüyle. Benim gözüm de benden yana değil. Birden ara verdim. Son şiirini aldım ele. Denerken düşünebilir miyim ya da düşünürken deneyebilir miyim? Valla buldum karbonu! Biz işte bunu becerdik. Sen beni öldüreceksin adam! Nasıl dayanacak yüreğim hep ağzında olmaya? İçimin yangını sürüyor. Ama, hızla, müteverrim bir sonbahar geldi yerleşiyor yerine. Kolay değil katlanmak. Gene de bilesin, ben pis akıllıyımdır. Savunmasını bilirim kendimi. Aklım fikrim sana emanet! Hiç susmayacak mıyım? Yağmur da gelirmiş demek bardaktan boşanırcasına, susamışlığımıza “Bak küçüğüm de kankırmızı. Oynuyor ki öff! Senin konuşmaların garipmiş. Hiç kimse onunla öyle konuşmamışmış. Yani nasıl garip? İyi gelen garip mi, kötü gelen garip mi? İyi. Siz niye benimle öyle konuşmuyorsunuz? Anası elbet ondan domuz. Sana da çocuk yapmadım deme. ‘Meryem Ana’dan beter ettiysen de beni! Sensiz olmayı bilemiyorum. İsteyemiyorum. Beni ara. Yaz. Yabanıl dostum, çapkın babacığım! Seni, senin kadar, yaşayamadığınca seviyorum.

    Dipnot: Öpmek de yazılamıyor ki, bağışla.”
  • Herkesin sabırla okumasını tavsiye ediyorum !!!
    Merhaba... Ben Kapitalizm!
    Küçük kızlarınızı Barbie bebeklerle büyüttüm, “bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar” diye neden şaşırıyorsunuz!
    Çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi yarattım!
    İstediğimi de elde ettim; 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerinden rahatsız.
    Ben Kapitalizmim! Bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücudunu beğenmemesine yetiyor!
    Ben Kapitalizmim ve bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız bir CEO'nun hayat hikâyesi sizin için "azim ve başarı hikâyesi" olabiliyor.
    Ben Kapitalizmim ve ortalama bir insanın günde 5,5 saat TV izlediği, kitap okumadığı, tiyatro ve sinemaya çok az gittiği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok!
    Ben Kapitalizmim ve Steve Jobs tabii ki çok önemli biriydi, ancak %1'inizin ihtiyacı olan makineleri 3.Dünya ülkelerinde, ucuz işçilerle üretmekte çok başarılıydı…
    Elbette bütün kapitalistler birer "aziz" gibi konuşacaklar, tıpkı Bill Gates gibi, 150 milyon dolarlık 66.000 m2 bir evde yaşayan bir aziz!
    Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları yüzünden kanlı
    bıçaklı olmuş akrabalarla dolu. Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz!
    Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1,4 milyar aç insan var!
    Ben Kapitalizmim ve Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek!
    Ben Kapitalizmim ve Uzak Doğu'da 6-12 yaş arası kızlar 200 dolar gibi komik bir paralarla seks kölesi olarak satılıyorlar.
    Ben Kapitalizmim ve "serbest piyasa ekonomisi" dünyanın en büyük yalanı.
    Ben Kapitalizmim ve Amerikalıların % 24'ü eğer milyarder olmaları için bütün ailelerini reddetmeleri gerekecekse, bunu yapabileceklerini söylüyor.
    Ben Kapitalizmim ve kadınlara sesleniyorum! Lütfen birer obje haline
    geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria's Secret'a koşun. Victoria's Secret ülkelerine Türkiye de eklendi, avuç içi kadar çamaşıra 80 dolar verince çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum!
    Ben Kapitalizmim ve 15 yaşındaki bir çocuğun iPad alabilmek için böbreğini
    sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum!
    Ben Kapitalizmim ve Madonna'nın sadece Londra'da 8 evi var, ortalama 600
    evsize barınak olabilecek büyüklükte.
    Ben Kapitalizmim ve Tayland'da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun
    Disneyland'e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek.
    Afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin % 90'ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var.
    Ben Kapitalizmim ve Afrika kıtasından her sene 8,5 milyar dolar değerinde
    pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar...
    Ben Kapitalizmim ve siz pırlantalara bayılırsınız, Hindistan'da 1milyon kişi günde 1,2 dolar kazanarak o pırlantaları üretiyorlar.
    Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor.
    Ben Kapitalizmim ve sizin hayatlarına özendiğiniz Hollywood yıldızlarının % 64'ü kokain bağımlısı.
    Ben Kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken, siz aynı tişörtü
    haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.
    Ben Kapitalizmim ve siz hangi Tanrı’dan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!
    Ben Kapitalizmim ve siz hangi Tanrı’dan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kâbe manzaralı otellerinde, "ibadet" ederlerken?
    Ben Kapitalizmim ve siz hangi Tanrı’dan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hıristiyan bayramı Noel'i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için "kutlarken"?
    ABD'de 7 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok, çünkü TV'de gördüğünüz Amerikalıların hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar.
    Ben Kapitalizmim ve yine başardım! Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu
    olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım.
    Dünya nüfusunun % 50'si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 1'ine
    sahip. Dünya nüfusunun % 1'i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 50'sine sahip.
    Ben Kapitalizmim ve bankacılar benim evlatlarım.
    Amerikalıların % 85'i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist
    bir hükümeti seçebileceklerini söylüyor. İşte bu kapitalin gücü!
    Sizi özgür bırakmayan, fikirlerinize sansür vuran, en sonunda polis kurşunuyla öldüren bir devleti kendi elinizle kurmanız ne tuhaf?
    Sizin ağzınızı burnunuzu kırıp hapse tıkmaları için bir devlet kuracak parayı, kendi vergilerinizle sağlamanız ne kadar tuhaf?
    Amy Winehouse gibi bağımlılara acırken, hepinizin birer bağımlı olduğunu unutmanız ne kadar komik!
    Zavallı tüketim bağımlıları...

    Joseph Stiglitz - Eşitsizliğin Bedeli