• "O yalnızca bir insan sesi işitmek,boğulması an meselesi olduğu yalnızlık denizinin üzerine bir set çekmek istiyordu."Bir ihtisamin yok olma hikayesi ancak bu kadar güzel dile getirebilirdi...
  • Ölü olduğu sanılan ama toprağın altındaki tabutundan bağırıp çağırarak ve yanlarına vurarak uyanan bir kadın gibi hissediyordu...
  • XV. Louis döneminin ihtişamlı Fransa'sında, sarayda etkin konumda olan kadınlardan biri de Madame de Prie'dir. Madame de Prie'nin şatafatla, balolarla, görkemli elbiselerle süslü hayatı, gözden düşmesi ve Kral tarafından Paris'ten uzak kırsal bir bölgeye sürülmesiyle alt üst olur. Kırk sekiz sayfalık bu hikaye Madame de Prie'nin Paris'ten yani Kral'ın sarayından uzaklaştırılmasının ardından yaşadıklarını, içinde bulunduğu duygu durumunu anlatıyor.

    Açıkcası sıkılarak okuduğum bir kitap oldu ama bu kötü olduğu anlamına gelmez Yazarın hayranlarının seveceğini düşünüyorum yinede.
  • Gösterişli, debdebeli bir hayat yaşayan 'de Prie' adlı bir hanımefendinin, Fransa'daki davranışları ve hareketlerinden dolayı sürgün edilmesini ve bunu kendine yapılmış bir hakaret, olarak gören kadının insanları hayrete, şaşkınlığa düşürmek istemesiyle kendi canına kıymasının anlatıldığı bir hikâye.

    Ölümü âdeta oyun olarak gören bu kadının ve arkasında bırakacaklarının -yazarın da dediği gibi 3-5 satırla anlatılıp geçilecek olan- acı hikâyesi.
  • ***kısa anlatım**
    ---------
    Tüm ışıkların üzerine çevrildiği bir kadın düşünün. Sadece kadının olduğu sahne aydınlık diğer kısımlar flu ya da karanlık. Yani kadının, aldatma ve korku paralelinde ön planda tutulduğu bir hikaye okuyoruz. Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da tek kişi üzerinden olay anlatımı ve yan karakterlerin pasif veya silik olduğu bir durumla karşılaşıyoruz. Ama konuyu işleyişi, anlatımı, benzetmeler çok iyi bir şekilde sıralandığı için konudan kopmadan ilerliyoruz. Bence piyasada ön planda tutulan çoğu kitabından daha iyi. Sıradan bir konu gelebilir ama Zweig'in kaleminden ayrı bir tat alınabiliyor.

    Kitabın ismi korku ama klasik korku tabanlı kitap veya filmlerindeki o gerilimi göremezsiniz. Gerilim var ama bu gerilim kadının içsel dünyasında yaşadığı girdapların dışa vurumu olarak ortaya çıkıyor. Geriliyor, korkuyor. Kimse kendisini öldürmeyecek (Öldürülmeyeceğin de garantisi yok tabi) ama aldatma psikolojisi altında yaşadığı travma ile savaşan bir kadının hikayesini okuyacağız ya da kaybedeceklerinin ağırlığı altında kalan düşünce kaoslarını okuyacağız.

    O kısa süre içinde hem ailesi ile yaşadığı sıkıntı hem de kendisine şantaj yapan kişinin davranışları karşısında yaşadığı çöküşün derin iç sesini okuyacağız. Derine daha da derine gömülecekken, artık bir okur olarak olaya müdahil olmak isteyebilirsiniz? Kim haklı? Erkek mi? Kadın mı? Ya da hak veya haksızlık arasında olmadan etik boyutuna ne demeli?

    Korku Zweig'in bence en iyi eserlerinden biri sayılabilir.


    ****uzun anlatım*** 2 kısmı farklı zamanda yazdım hangisini buraya yazacağıma karar veremedim bende birleştirmeden ikisini ayrı buraya ekledim*******

    Korkuyu, Zweig'in kaleminden okuyacağız. Kadın ve erkek arasında yaşanan çeşitli sorunlar veya etkenler yüzünden
    bazen 'aldatma' kavramıyla karşı karşıya kalabiliyoruz. Genelde aldatma denildiğinde akla önce erkek gelirken burada anlatılan kadın. Yani, evli bir kadının aldatması üzerinden kurgulanan bir
    hikayeyi okuyacağız. Aldatma sebeplerinden çok aldatma durumunda kadının yaşadığı sevinç ve mutluluğu ama ayrıca aldatmanın verdiği hüznü okuyacağız. Korku ise o sevinç ve
    üzüntüye gölge düşüren bir durum olarak karşımıza çıkıyor.

    Mecburiyet Mecburiyet# kitabından sonra okuduğum en iyi novella diyebilirim. Tüm Zweig kitaplarında olduğu gibi konu sizi içine çekiyor ve durağanlık yok; benzetmeler çok ve akıcılık alabildiğince ovalar kadar geniş.
    Bu yüzden kalkıp şimdi Usta'nın bu kitabı hakkında birşey söylemek bizim gibi sıradan bir okur için gerçekten zor. Ne desek ne yazsak eksik kalacak. Çünkü onun hayal gücü bizde (bende) yok. Biz sadece varolan yazıyı okuyup anlamlar çıkarmaya çalışırken, Zweig onu içten yaşamış, hissetmiş, duymuş, görmüş ve yazmış.

    Peki, kitap neyi anlatıyor? Suçluluk duygusu ve korku arasında gidip gelmeler. Bir kadın (İrene) gizlice aşığıyla bir evde buluşuyor. O eve giderken yaşadığı mutluluk, o evden çıkarken yaşadığı mutsuzluk, kaygı ve pişmanlık üzerinden kurgulanmış bir kitap. Yine küçük boyutlu bir kitap ile karşımızda Zweig. Yine en temel insani duygu olan 'korku' yu bir aldatma hikayesi eşliğinde işliyor.
    Genelde erkek tabanlı gözüken mevzuda kadın üzerinden kurguyu oluşturuyor. Evli bir kadının eşini aldatması ve o yaşadığı korkuyu anlatıyor. İki zıt düşünceyi aynı anda verebiliyor. Yani bir tarafta aşığının yanına gitmek için telaşlı, sevinçli, mutlu bir kişilik diğer yandan o 'aşk evinden' çıkarken yaşadığı hüzün, pişmanlık, tedirginlik ve korku anlatılıyor.

    Bir kadın bir adam. Sonra bir kadın daha ve sonra ortaya çıkan kadın, ilk kadını yani hikayenin temelini oluşturan o kadına 'sevgilisini çalmakla' suçlayıp, ağır hakaretler de bulunarak olayın içine girer ve hikaye başlar.

    Harici karakter olan kadın sevgilisinin evinden çıkarken rastladığı esas kadına hem hakaretlerde bulunurken hem de sevgili olma durumundan ikinci kadın olma durumuyla karşı karşıya kalması sorunuyla yüzleşir.

    O zaman bir adam iki kadın. Tutku ve arzu dolu bir aşk, entrika, aldatma içeren konuyla ilgi çekmeye başlar.

    Esasında korku ismi yerine başka bir isim olsaydı daha da dikkat çekebilirdi. Korku adı genel bir ifade ve herşeyi
    kapsıyor. Ama özelde burada anlatılan ise daha dar anlamda. Daha özel bir isim konulabilir diye düşünüyorum.
    Yine her zamanki güzel durum anlatımı, insan psikolojisi, sosyal çevre ve tabu, günah gibi insan zihninde yerleşmiş
    duygularla insanın manevi dünyasına doğru bir anlatım var.

    Kadının yani İrene'nin yaşadığı korku ve paniğin tüm vücuduna yayılması ve hatta artık düşlerinde kabusa bile dönüşmesi; ev halkıyla yaşadığı sıkıntılar, hem ev halkının hem de kendisinin yaşadığı değişim satır satır sayfalar içine serpiştiriliyor.

    Pişmanlık duygusunu derinden yaşayan bir kadının o zaman içinde yaşadığı gelgitleri, uçurumun kenarına kadar giden
    düşüncelerini, Zweig'in kaleminin içindeki mürekkep gibi yeri geldiğinde ağır ağır yeri geldiğinde hızlı bir şekilde
    okuyacağız. Kısacası kadın aldatmasını Zweig'in değil de sanki başka bir kadının gözüyle okuyacağız.

    Acaba İrene bir erkeği yani kocasının dışında bir erkeği sevmiş mi yoksa macerayı mı sevmiş? Bir çeşit yasak olana duyulan derin bir özlem mi?

    Kendi içinde kendince çözümler bulmaya çalışması ama buldukça daha da derine inmesi ile girdap içine çekilen İrene'nin macerasını okuyacağız.

    Kitapta yoğun korkuyu, gelecek mektuplarla gelişecek o belirsizliği okuyacağız. Zweig'ın kitaplarında olan o akıcılık burada da aynı şekilde kendini gösteriyor.

    Ezcümle: Tavsiye ederim. Okuduğum kitap Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkmış ve 6. Basım Mart 2017 tarihlidir.

    Not 1:) Kitabın 31.sayfasında geçen 'sorgu hakimi' kavramı üzerine kısa düşüncemi aktarmak istedim. Kelime güzel ama daha bu kelime kullanılmıyor ve onun yerine 'savcı' diye bir tabir kullanılıyor. Hatta daha eski kelime olarak da 'müstantik' geçer. Bu kelime de güzel. Ayrıca bunu ilk kez yıllar önce Tolga Çandar'ın bir türküsünde duymuştum. https://www.youtube.com/watch?v=Yae88P0XyY8 (mapushane çeşmesi). Bu kelime beni yıllar öncesine götürdüğü için yazdım. Kelimeye karşı çıktığımdan değil de artık bu kelime kitaplarda geçmediği için şaşırdım. Güzel çeviri için teşekkürler.

    Not 2:) 21. sayfada geçen "mama'sını" tabiri de Türkçe çevrilseydi iyi olurdu.
  • Hayatta herşey para değil önemli olan şanım yürüsün diyen bir hanımın hikayesi diyebiliriz. Makamından sürgün edilmiş ve dışlanmış ama bütün bunların üstünü para ile kapatabilmiş ama nereye kadar?
  • Her bir saniye kıymetliydi. Her şey pamuk ipliğine bağlıydı ve ben öyle büyük bir aptallık yapmış ve kadına öyle kötü davranmıştım ki, şimdi beni yanına yaklaştırmıyordu. Birisini bir suikastçıya karşı uyarmak için peşinden koştuğunuzu ve uyarmak istediğiniz kişinin sizi suikastçı sandığını, bu yüzden yıkıma doğru sizden deli gibi kaçtığını düşünün. Kadının tek görebildiği şey, onu aşağılık teklifimle küçük düşüren ve şimdi de o teklifini yinelemek isteyen çılgın bir takipçiden başkası değildim.