• Dünyayı değiştireceğimize hiç inancı yoltu.
    Ben her gece, her sabah rutubetli, ıslak, soğuk ve yarı karanlık bu bodrum karında kitaplar, kağıtlar, planlar, projeker içindeyken o lümpen zevklerinin tatmüni peşimdeydi. Yanıma uğradığı anlardaysa, dudaklarıma kondurduğu minik öpücüklerin arasından, "boşa heves kuzum bunlar, biliyorsun değil mi" diye sayıklardı wzber ettiği gibi.
    O eksik zihniyetine, tüm o kabalıklarına, sığlıklarına raman seviyordum onu. Yanımda olmaması, yapacaklarıma ve isteklerime inanmayışı, benimleyken yanlızca beni düşünmeyişi umrum değildi.
    Peki kim, kimi aldatmıştı bu ilişkide, benim, onu bir başkasıyla basmış olmam ya da onunlayken hep uzakta olmam eşdeğer miydi?
    Değildi elbet. Olamazdıda.
    Elbiselerimi değiğiştirmeliyim. Tualin başına geçmeli, fırçamı elime alıp resmimi sergiye yetiştirmeliyim. Aksi taktirde düşünmekten aklımı kaybedeceğim. "Düşünme, çok düşünüyorsun, anlamıyorum" derdi ya zaten hep. Anlamıyordu, biliyordum. Ben de onu anlamıyordum. Ama anlaşıyprduk. Ya da öyle olsun istiyorduk. Özlüyor muyum? Sanki...
    Yinede o ev, o oda, o yatak, çarşafın kırmızısı, yaştığa dökülmüş bir başka kadının saçlarında dolaşan parmakları ve ikisinin yarı çıplak bedeni... gözlerimi her yumduğumda, canlanıyordu.
    Biraz daha kahveye ihtiyacım vardı biraz daha müzik. Resimin bittiğine inanırsam, birkaç satır bir şeyler yazacaktım dergiye yeni yazı yazmalıydım. Konferans notlarını derlemeli, eklemeler de yapmalıydım. Birde, bir şey daha vardı unyttuğum. Hayır bunj değil, onu unutmalıydım.
    Şu elbiseden kurtulmalı ve rahat bir şeyler giymeliyim. Sonrada tüm o saydıklarımı yapmalıydım. Önce kahve. Kahve makinesıne su ve kahveyi ekleyip düğmesine baştım sonraysa üstümdeki elbiseyi aıyırıp rastgele savurdum. Koltuğun üzerindeki kıyafet yığını arasından elime geçen bir tisörtü geçirdim üstüme, bir de bir çift çorap.
    Kahve demlenmişti trzgahta duran kupanın dibinde dünden kalan kahve vardı. Dikip içtim, sonra da kupaya yenisini koyup doğruca koltuğuma ve tualime geri döndüm.
    Bir renk eksikti bir motif, bir simge, bir an eksikti.
    "Hadi bakalım minik picasao görelim seni" demişti hocam birinci sınıfta vizsie sınavındayken. "Picasso" deyip gülmüştüm. Kağıda yumulduğum sırada... "Frida ol sen" demişti. Sanki zihnimi okur gibi. Frida olmuştum ben o günden sonra. Biraz madak olmuştum. Biraz da Ayşen abla.
    Ben tüm kadınlardım iz bırakan. Ve tüm iz bırakan kadınlarda bemdi biraz.
    Aradığım renk mordu. Koyu, kopkoyu bir mor.
    Ve bir iz daha...
  • “Unutmayın ki nefret bir kez başladığı zaman artık önyargılar galip gelmiş demektir, bir daha asla detayları göremezsin. Nefret en büyük körlüktür.”
    Arif Ergin
    Sayfa 344
  • Çayda akan su gibi, çölde esen yel gibi
    işte bir günü daha kayboldu ömrümün.
    Ben ben oldukça iki günün gramını birgün çekmem.
    Biri gecip giden gün biri gelecek olan gün.
  • Günümüzde insan olmanın
    çok ağır bir bedeli var
    ya parçası olacaksın alçaklığın
    ya seni parçalarlar.
    Oysa insan olmak
    çoğalabilmektir başkalarıyla
    insansın, birinin canı yanarken
    senin de canın acıyorsa.
    Bir bombayla canına kıyılan
    çoğalmasını bilen biriydi
    daha az Uğur Mumcu’yduk dün
    daha çok Uğur Mumcu’yuz şimdi.

    /ATAOL BEHRAMOĞLU/
  • Güneş ışığından ürkmüş veya kanadı kırılmış bir kuşun hareketlerini andıran bir çeşit uçma ile odada öteye beriye atılmasını görmekten daha acı bir şey olamazdı.
  • Değerli dostlar en büyük özürümüz okumak sonra da dinlemek. Hele dinletmek çok zor. Ben dinledim sizinle de paylaşmak istiyorum!

     Lütfen siz Allah’ın ilk emri olan oku emrine uyun ve okuyun sonra da kararı siz verin Bu yazıya vesile olana ve kendinize de bir dua edin!  

    Dua müminin silahıdır

    Allah (cc) üç kısım insan müstesna ziyanda ve hüsrandadır diyor Asr Suresi’nde! 

    Sabreden, sabrı tavsiye eden, iman eden ve tabii ki salih amel işleyen… Yani farz olan vecibeleri dışında millet için Müslümanlar için yapılan yol, köprü, mektep, kervansaray, aşevi, imaret, köprü, bir ağaç dikmek, topluma faydalı bir kitap yazmak, adam yetiştirmek tabii ki kendi evlatları dışında işte bunların hepsi salih amelden sayılıyor Rabbim hepimize farzlarımız dışında salih amel işlemeyi de nasip etsin!

     Sabretmek ve sabrı tavsiye etmek!  

    Büyüklerimiz derdi ki Allah(cc)’den sabır istemek bela istemek gibidir!

     sabır istemeyiz ancak Allah (cc) sabredenlerle ve sabrı tavsiye edenlerle beraberdir çok doğru!!!

    NEBİ Sallallahu Aleyhi Vesellem şiddetli bir hastalığa yakalanmış bir Müslüman hastayı ziyaret eder ve ona “Allah’a bir dua’da bulunmuş muydun?” diye sorar. O kimse “Allahım ahirette benim için hazırladığın bir ceza varsa onu bana dünyada iken ver derdim” diye cevap verir.

    Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam Subhannallah ona gücüm yetmez buyurarak; Rabbimiz! bize dünyada da ahirette de iyilikler ver ve bizi cehhenem azabından koru! deseydin ya buyururlar. Yusuf Aleyhisselamın zindanda kalması süresi uzayınca “Rabbim zindandaki sürem uzadı” demiş. Allah Teala da Yusuf Aleyhisselama “zindanı istedin sana verdik, afiyeti isteseydin sana afiyeti verirdik” buyurmuştur. Kur’an-ı Kerim Yusuf Aleyhisselamın kendi diliyle şöyle dediğini ulaştırmıştır; “Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettikleri şeyden daha hayırlıdır.”(Yusuf-33) Kaç defa buna benzer cümleler kurduğunu hatırla. İmam El Maverdi der ki; “kader söylediklerinizle müvekkeldir, söylediğiniz kelimelerinizi murakabe edin, söylediklerinizi kendi nefsiniz karşılayacaktır. Allah’tan dünya ve ahiretiniz için iyi olan kelimeleri seçin.” Gelin size tarihten bir misal verelim: Teşbihte hata olmazmış dinleyelim okuyalım ve ders alalım biz de hayra vesile olalım tebliğ etmiş olalım.

    Hayatından şikayet eden şükürsüzler okusun! Şükretsin..!

    Ali Tantavi başından geçen olayı anlatıyor ve diyor ki; Şam’da kadı idim. Bir grup arkadaşla bir akşam bir kardeşimizin evinde toplanmıştık. Nefesimin daraldığını hissettim ve şiddetli bir şekilde boğulacak gibi oldum. Ayrılıp gitmek için arkadaşlarımdan müsaade istedim onlar ise sohbete devam etmemizi ısrarla kalmamızı istediler lakin ben dayanamadım ve temiz hava almak için yürüyeceğimi belirttim. Onlardan ayrılıp karanlıkta bir başıma yürümeye başladım. Ben bu haldeyken arkamda Allah’a yalvaran, hıçkırarak ağlayan bir bayan gördüm. Zor bir durumda olduğu her halinden belliydi. Allah’a yalvararak dua ediyor acıklı bir şekilde ağlıyordu. Ona yaklaşıp, “kardeşim seni ağlatan nedir?” diye sordum. Dedi ki; eşim çok sert ve zalim birisidir, beni kovdu ve bugünden böyle evlatlarımı göremeyeceğime dair yemin etti. Benim gidebileceğim ne bir evim ne de bir kimsem vardı. Ona neden kadıya gidip şikayette bulunmuyorsun diye sorduğumda çok ağladı ve dedi ki; Benim gibi bir aciz kadın nasıl kadıya ulaşabilir ki? 

    Kadı Tantavi ağlayarak anlatmasına devam ediyor ve diyor ki; kadın bunu söylerken Allah’ın kadıyı boynundan çekerek ayağına kadar getirdiğini bilmiyordu. Subhanallah! Gecenin karanlığında çıkmasını ona kim emretti? Kadı’nın ayağına kadar gitmesini ve bizatihi ona derdini sormasını sağlayan neydi? O zavallı kadının hangi duasıydı ki acaba? Nasıl bir dua etmişti ki bu şekilde ve bu hızda duasına icabet edildi? Ey tasa içinde olduğunu ve dünyasının karardığını hisseden kimse! Nasıl halolacak diye tasalanma, ellerini semaya doğru kaldır, sabırdan sonra seni güzel bir şeyin beklediğini şüphe etmeden inan. Bu dediklerimden sonra hâlâ sıkılıp daralacak mısın? Bilhakis karıncanın ayak sesini işitene yönel. Şüphesiz sen tersini düşünmüş olsan da Allah’ın seni sınadığı hiçbir şey yoktur ki onda senin için bir hayır bulunmasın. Kalbini ferah tut. Allahu Teala Yusuf Aleyhisselamı sınava tabi tutmamış olsaydı belki de babasının kucağında şımartılmaya devam edecekti lakin sınanınca Mısır’a hakim kılındı. Bundan sonra göğsün daralır mı?

    Sabırdan sonra seni bir şeyin beklediğini şüphe etmeden inan. Öyle ki o şey seni şaşırtacak sıkıntını, acını unutturacaktır. 

    Allah (cc) sabredenlerle beraberdir ve DUAMIZ:

    Ey Rabbim! açıp duyana gökteki rızkın bereketini aç. Göklerin ve yerin rızıklarından ver.

    Müşkül ve sıkıntılarımızı gider hayırlı işlerimizde bizden yana ol!

    Bizim şer bildikleriniz hayır, hayır bildiklerimiz şer olabilir!

     Rabbim Sen bize daima şükür edenlerden eyle Âmin...
  • Gerçekten de sevgili, sevgilisi tarafından aranmadan ortaya çıkmaz.
    Sevgi şimşeği indi mi bir yüreğe, bil ki o yürekte sevgi doğmuştur.
    Yüreğinde Tanrı sevgisi büyümeye başladı mı, kuşkusuz Tanrı seni seviyor demektir artık.
    Tek bir elden, öbürü katılmadıkça ses çıkmaz.
    Kutsal bilgelik, alınyazısıdır; Tanrı'nın buyruğu bizi birbirimizin sevgilisi kılmıştır.
    Daha önceden hazırlanmış alınyazısı uyarınca evrenin her parçası eşiyle birleşiyor.
    Akıllıların gözünde gök erkektir, yer kadın. Göğün attıklarını yer alır, besler, büyütür.
    Yer sıcaklığını yitirince gök ısıtır onu; tazeliğini, nemini yitirince de gök ona yeniden tazelik ve nem katar.
    Gök, eşine yiyecek bulmaya giden bir erkek gibi çıkar, dolaşır; Yer, ev işleriyle uğraşır, yavruları doğurur, emzirir.
    Yere de, Gök'e de akıllı varlıklarmış gibi bakın; çünkü onlar akıllı varlıkların yaptıklarını yaparlar.
    Bu iki şey birbirlerinden zevk almıyorlarsa, neden sevgililer gibi kucaklaşmış durumdalar?
    Yer olmasaydı çiçekler nasıl açar, ağaçlar nasıl büyürdü? O zaman göğün suyu, sıcaklığı neye yaracaktı?
    Tanrı nasıl erkekle kadına birleşerek isteği verdiyse,
    Aynı biçimde her varlık parçasına, öteki parçayı arama isteği aşıladı.
    Gündüzle gece dıştan bakıldığında düşman gibi görünürler; oysa ikisi de tek bir amaca yönelmiştir;
    Ortak işlerini yüceltmek için sevgiyle bağlıdırlar birbirlerine.
    Gece olmasa, insanoğlunun bedeni hiçbir birikim sağlayamaz, bu yüzdende gündüz harcayacak bir şey bulamazdı.