• Bazı kitap sitelerinde "kişisel geişimimiz için okumalıyız" şeklinde yorumlar gördüm İçsel Çatışmalarımız ile ilgili. Bana kalırsa kişisel gelişim mantığıyla okunacak bir kitap değil. Gündelik hayatta işlevi olacağını sanmıyorum. Herkesin yaşadıklarından değil nevroz çatışmalarından bahsediyor. Akademik bir dili olduğu için de alanla ilgisi olmayanlar anlamakta zorlanabilir. Ancak bu alanda çalışan/okuyan kişiler için oldukça faydalı bir kaynak. Nevrotik çatışmalar, bunun sonucunda ortaya çıkan rahatsızlıklar, çözüm girişiminde bulunma aşamaları ve çatışmalar çözümlenmezse neler olur gibi konuların üzerinde oldukça detaylı durulmuş. Küçük bir kitap olmasına rağmen verdiği bilgi fazla, kazandırdığı bakış açısı oldukça güzel. Özellikle de terapist olarak çalışanlar/çalışmak isteyenler için çatışmaları ve nevrozları anlamlandırma konusunda faydalı olacaktır. Horney, Freud'la aynı çizgide olmadığını yazsa da oluşturduğu fikirler oldukça fazla psikanaliz kokuyor, kendisi de bunu bazı yerlerde itiraf etmiş :)
    Ek olarak kitapta çok fazla yazım hatası ve anlatım bozukluğu var, üslubu da biraz sıkıcı dolayısıyla okunması bir hayli zor maalesef.
  • Üzülme!
    Dert etme can!
    Görebiliyorsan, Dokunabiliyorsan,
    Nefes alabiliyorsan, Yürüyebiliyorsan, Ne mutlu sana!
    Elinde olmayanları söyleme bana
    ... Elinde olanlardan bahset can! Üzülme!
    Geceler hep kimsesiz mi geçecek?
    Gidenler dönmeyecek mi?
    Yitirdiğin her ne ise; Bir bakarsın yağmurlu bir gecede,
    Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış.
    Bil ki Güzellikler de var bu hayatta.
    Gel git'lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?
    Hüzün olgunlaştırır.
    Kaybetmek sabrı öğretir.

    Şimdilerde bol bol dua ek.
    Hasat yakındır can!
    Kaderini sev!
    Varsa kederini de sev!
    Üzülme hastalıklarına,
    Gör, hangi günahlarına kefaret olacak.
    Terk edildin diye de üzülme,
    Demek ki sevebilecek bir yüreğin var.
    Geçmişi unut, hiç yaşanmamış gibi davran.
    Buluttan nem kapma!
    Döküver kirpiklerinden sonbaharı,
    Bir gün ama bir gün mutlu tebessümlerle kol kola gireceksin.
    Koklayacaksın yağmur sonrası toprakları,
    Yükleyeceksin ruhunu kelebek kanadına.
    Uçacaksın semalara sevdiklerinle can!
    Kim demiş ebemkuşağı yedi renk?
    Bakmakla görmek arasındaki farkı çözdüğünde,
    Anlayacaksın ne demek istediğimi can!
    Sana tanınan süre üzülmeye değecek kadar uzun değil.
    Herkes gibi sende sonsuzluğa gün gelip kanat çırpacaksın,
    Hayatın telaşından insan pek farkında olmuyor ama.
    Kum saati alta doğru hızla akıp gidiyor.
    Henüz aşılmamış çok yolların var.
    Hiç mi güzellik yaşamadın?
    Ufacık bir hatırımda mı yok yanında?
    Hayatın ellerini bırakma! Küsme!
    Hadi mavilerini giyin çık dışarı!
    Denizle cilveleşen martılar gibi hayata kur yap!
    Yitirdiğin güneş için sevda türküleri söylemeye devam et!
    Ölümlüde olsa hayat, ölümsüz bakışlarla bak!
    Kaçmakla kurtulamazsın ki;
    Yalnızlıktan, hüzünlerden, hayattan
    Ayakta kalman gerek, yaşaman gereken can!
    Hayat senide içinde görmek istiyor.
    Hadi yaklaş!

    Unutma ki;
    Yapmadıklarının kazası yok!
    Ve yine unutma ki;
    Aydınlık geceye hiçbir zaman yenik düşmedi can!
  • Yalnız bozuk dil değil bir de bozuk ağız meselemiz var. Argo ve küfür bizim çocukluk ve gençliğimizde aşağı katın ve arka sokağın bir ayıbı idi. Şimdi bir çeşit züppe süsü olmuştur . Bu çeşit züppe giyinişin de yürüyüş ve oturuşun da tıraş ve konuşmasın da doğallıktan uzaklaşmayı nedense marifet sanıyor. Kalabalıklarda çok defa kulağını tıkamaktan kendinizi güç tutarsınız.
  • Akıl, övünmeyi açık bir biçimde yargılamış, mahkûm etmiştir; ama bu duygu içimizde öyle güçlü bir biçimde kök salmıştır ki, bundan kendini kurtarabilen var mıdır? diye soruyorum kendime. Her şeyi söyleyip, onu yadsıdıktan sonra, akıl yürütmelerimize karşı öylesine derin bir içsellik yaratır ki sizde, buna çok fazla direnç gösterme imkânınız olmaz; çünkü Cicero'nun dediği gibi, ona karşı savaşanlar bile isimlerinden övgüyle bahsedilen kitaplar yazılmasını, aşağıladıkları bu duyguyla zafer kazanmayı isterler.
    Michel De Montaigne
    Sayfa 332 - Say Yayınları (2011) 1. baskı, Çeviren: Engin Sunar
  • Kitabımız deneme türünde ve her biri bir mektup olacak şekilde 61 bölümden oluşuyor. Büyük ve rahat okunan bir yazı tipi var. Ayrıca yazarın dili de güzel ve kitap bu özellikleriyle ciddi bir akıcılık kazanmış. Ancak, her ne kadar deneme türünde olsa da dilin genel olarak düz yazıdan çok şiire benzemesi ve devrik cümlelerin fazlalığı zaman zaman rahatsızlık verebiliyor.

    İçerik açısından bakarsak zengin bir kitap olduğunu düşünüyorum. Birçok alıntı ve hikayeler mevcut. Ayrıca yazarın ciddi bir teşbih yeteneği mevcut bence. Duygu ve düşünceler bazen bir insana bürünmüş, nesneler konuşmaya başlıyor, yalan kayboluyor ve aranıyor. Bambaşka yerlerden konuyu bağlayabiliyor. Farklı ve özgün bir bakış açısı olmuş ancak bu durum da bazen sıkıcı olabiliyor çünkü yazar ne yaparsa yapsın abartmaktan keyif alıyor sanırım.

    Bölümlerin sonunda genellikle çarpıcı ve konuyu özetleyen kısa bir söz veya cümle oluyor, özellikle bu benim çok hoşuma gitti. İnsanın oturup mektup yazası geliyor ancak günümüzde mektubun yerini birçok şey almış, mektubun o edebi ve güzel yönleri ortadan kalkmış durumda.

    Ben kitabı çol beğendim. Bazen yazarın bir şeyleri tadında bırakmak yerine sıkıcı hâle getirdiğini düşünsem de okumaktan keyif aldım diyebilirim. Tavsiye ederim.
  • ''İçimde korkunç bir yaşama, mücadele etme, çalışma susuzluğu var... Ve bu susuzluk, ruhumda, size olan aşkımla kaynaşıp bütünleşti. İrina, sanki inat olsun diye, öylesine güzelsiniz ki siz de... Ve yaşam öylesine güzel görünüyor ki bana... Neler geçiyor aklınızdan?''
    Anton Çehov
    Sayfa 27 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Yolumuzun kesiştiği insanlar, her halükarda örneğimiz, sınavımız, ibretimiz ya da nasibimiz bizim için. Bazen çok yakından tanımak bir insanı hayal kırıklığı yaşatsa da , yanında ; kendim olabildiğim, kendimle yüzleşmekten, kendime çeki düzen vermekten mutlu olduğum,varlığından gurur duyduğum dostlarım için Rabbime şükrediyorum.

    Ben hiç gülmem polis teyze, vallahi çekilen fotoğraflarımda bile en son altı yaşında annem ve babam ile birlikte olanında gülümsemişim. Sonrakilerde ise yüzüm o kadar asık ki . 6 ya da 7 yaşındaydım annemi kaybettiğimde. O zamanlar nedendir bilinmez korkum hat safhadaydı. Aslında nedeni açıktı, o kadar küçük yaşta annesiz kalınca gülmekten, dünyadan her şeyden korkar olmuştum.
    Hani çalışkan olunca denir ya ilkokulun en inek çocuklarından biriydim. Bir gün okuldan eve geldim, kapıyı açan babam gel seni annenle tanıştıracağım dedi. İyi de benim annem öldü sonra herkesin bir tane annesi olur baba dedim. Doğru değil mi polis teyze senin de bir tane annen yok mu? Babam iyiydi iyi bir adamdı ya da ben öyle sanıyordum. Tanıştım babamın yeni karısı bana ise anne olacak olanla..
    Günler haftaları haftalar ayları kovaladı derken bir gün okulda hastalanıp kustuğum için eve erken gönderildim. Babamın karısı ne olduğunu sormak yerine üstüm başım batık diye ağzımı burnumu kırmayı tercih etti. Gerçekten kırıldı burnum. Ambulans gelene kadar da babama söyleyeceğim yalanları öğretti bana. Arkadaşlarım ile oynarken düştüğümü, çukura yuvarlandığımı afili bir şekilde anlatmayı kelime kelime ezberletti. Sonra o zamanlar alçılı burnumla ne kadar çok kustuğumu yemek yiyemediğim için nasıl da zayıfladığımı hiç unutmadım, büyükler sanıyor ki çocuktur unutur. Asla, çocuklar hiç bir şeyleri unutmazlar kolay, kolay; Geçmişi, yaşadıklarını her şeyi, her anı kaydeder ve asla unutamazlar sadece ben gülmeyi unuttum polis teyze. Şimdi 12 yaşındayım ama artık unutmak istiyorum, dayak yememek, kusmamak gülmek istiyorum..
    Çocukların maruz kaldıkları şiddet, bağımlılıklar aklınıza gelen her türlü destek için okullarda görevli rehberlik hocaları ile sürekli iletişim halindeyiz ve dün öğleden sonra rehberlik hocasının elinden tutarak müracaata getirdiği kız çocuğu bunları anlatan..
    Merhamet yoksunu zamanında o da kız çocuğu sonra kadın hatta anne olan bir kadının ki neler yapabildiğinin kanıtını görünce dayanamayan ben , birebir yaşayan biçare zavallı çocuğa önce biz sonra da Rabbim Yar ve Yardımcın olacağız korkma dedim.
    Hele ki sen bi çare , yardıma muhtaç, öksüz bir çocuğa bu işkenceleri yapacak kadar alçabildin ki aşağılık İnsan müsvettesi..!!
    ’CENNET ANALARIN AYAKLARI ALTINDADIR’.. derken Peygamberimiz (sav) Anneliğin Haysiyet; Onur ve Şerefinden bahsederken neredeydin, hangi alemde yaşadın da hiç mi duymadın ..??
    Asla şiddet yanlısı biri olmadım, ancak hayatımda bir kaç gündür karşılaştığım olaylardan sonra seni ellerim ile boğmayı çok istedim..
    Doğurmuş olmak elbette yeterli değildir anne olmaya. Bir çocuğa hayatını adamak, yemeden yedirmek, giymeden giydirmek, derdine deva olmak hele de en önemlisi sevgini şefkatini verebilmek de annelik değil midir?
    Allah nasip etmediği için kendi çocukları olmadığı halde, pek çok çocuğu alıp büyüten bir sürü yüreği güzel kadın Anne var bu dünyada ..
    İnsanlık yoksunu, merhametsiz mahlukat, şerefsiz vicdansız Üvey Anne bozuntusu!!!! o gün çıktığın mahkeme sana ne ceza verirse versin O kızcağızın çocukluğunu yaşamasını engelledin, hayatını karartıp tertemiz yüreğine nefret tohumları yerleştirdin ya!!! bu andan sonra ıslah olur musun bilemem Rabbim nasip ettiyse ıslah ol, yoksa da perperişan inşallah..çocuklar hiç bir şeyleri unutmazlar , ben de hiç unutmayacağım seni...

    https://www.youtube.com/watch?v=MvxdqyCzpnI
    Anlaşılır okumalar.