• Diyalektik
    Diyalektik, Yunanca tartışma sanatı anlamına gelen dialektike tekhne’den türeyen bir terim olarak, genelde akılyürütme yoluyla araştırma ve doğrulara ulaşma yöntemi. Diyalektik kavramı, başlangıçta tartışma sanatı, ya da çelişkili yollardan muhataplarını ikna etme sanatı anlamına gelmektedir.

    Karşıtlıkları kullanarak gerçekleştirilen akıl yürütme biçimidir, diyalaktik ve Sokratik yöntem, tartışma ve düşünme sanatı olarak diyalektiğin Antik Çağ’daki en yetkin halidir. Değişimin ve hareketin sürekliliği düşüncesi bu aşamada diyalektik olarak ifade edilmiştir. Bir fikirden ya da ilkeden içerdiği olulmlu ve olumsuz bütün düşünceleri çıkarma yöntemine diyalektik denilmekteydi.

    Diyalektik, değişik dönemlerde ve değişik filozoflarda farklı bir anlam kazanmış olduğu için, yukarıdaki genel diyalektik tanımı, örneğin Hegel ve Marx’ın diyalektik anlayışını kapsamaz. Bu durum dikkate alındığında,

    1- Diyalektik her şeyden önce, bir tez ya da görüşü, onun mantıksal sonuçlarını incelemek yoluyla çürütme yöntemi anlamına gelir. Yine diyalektik,

    2- Sofistik akılyürütmeyi, cinsleri türlere bölmeyi ya da cinsleri türlerine ayırarak mantıksal bir biçimde analiz etme yöntemini gösterir. Bundan başka diyalektik,

    3- En genel ve soyut fikirleri, tikel örnek ya da hipotezlerden hareket edip bu fikirlere götüren bir akılyürütme süreciyle araştırma yöntemi olarak ortaya çıkar. Diyalektik,

    4- Daha olumsuz bir anlam içinde, yalnızca olasılı olan ya da genel olarak kabul edilmiş bulunan öncülleri kullanarak akılyürütmeyi ya da tartışma yöntemini ifade eder. Bu çerçeve içinde,

    5- Diyalektik yanılsama mantığının, aklın deneyime aşkın nesneleri konu alırken, deneyimin sınırlarını aştığı zaman düştüğü çelişkilerin gözler önüne serilmesi suretiyle, eleştirilmesi anlamına gelir. Ve son olarak

    6- Diyalektik, düşüncenin ve gerçekliğin bir tezle antitezden, söz konusu iki karşıtın bir sentezine varmak suretiyle, gelişmesini gösteren varlık ve düşünce yasası olarak ortaya çıkar.

    İşte bu genel çerçeve içinde, diyalektiğin farklı filozoflar için ifade ettiği farklı anlamları kısaca ele alacak olursak Aristoteles’e göre, bir yöntem olarak diyalektiği bulan filozof olan Zenon’da diyalektik, saçmaya indirgeme şeklinde gerçekleşen akılyürütmeye karşılık gelir. Buna göre, Zenon diyalektik yöntemini kullanarak, bir karşıtın tezini ya da inancını, onun kabulünden ya mantıksal bir çelişki ya da kabul edilemez bir sonuç çıktığını göstererek çürütür.

    Elea Okulunun karşısında yer alan Herakleitos’ta ise, diyalektik evrende hüküm süren ve kendisinden dolayı varolan her şeyin kendi karşıtına dönüştüğü değişme sürecini, karşıtların birliğini ve bunu ifade eden çelişki mantığını ifade eder.

    Oysa, diyalektik Sokrates’te, soru yanıt yoluyla tartışma tekniği ne; Sokrates’in tartışmak üzere karşısına geçen kişiye uyguladığı ve o kişinin verdiği tanımların mantıksal sonuçlarını çıkartmasından ya da tanımların çelişkilerini göstermesinden oluşan çürütme yöntemine karşılık gelir. Söz konusu çürütme yönteminde amaç,

    Sofistlerin yaptığı gibi, bir tartışmada kişinin karşıtını alt etmesi değil de, kişiye gerçek bilgiye erişebilmesi, araştırma yoluna girebilmesi için, bilgisiz olduğunu göstermektir. Diyalektik Sokrates’te, yine şeylerin nesne ya da öz tanımlarına ulaşmayı amaçlayan araştırma yöntemini, şeyleri sınıflarına, doğalarına ya da türlerine göre ayırma yöntemini ifade eder.

    Sokrates’in öğrencisi olan ve diyalektiği insan tarafından yaratılmış tüm sanatların en üstünü ve önemlisi olarak gören Platon’da, üç farklı diyalektik anlayışı söz konusudur:

    1- En yüksek felsefi yöntem olarak değerlendirilen diyalektiğin temelinde, Sokrates’ten miras alınan soru ve yanıt olarak diyalektik, uygun soru ve yanıtlarla tartışma, tekniği olarak diyalektik anlayışı vardır. Diyalektiğin konusu da her zaman aynıdır; onda filozof, diyalektiği kullanarak, var olan her şeyin değişmez özünü arar.

    2- Orta dönem diyaloglarında ise, diyalektik hipotezlerden yola çıkarak akılyürütme anlamına gelir.

    3- Buna karşın, yaşlılık dönemi diyaloglarında, diyalektik, bir yöntem olarak bölme tekniğine dönüşür. Platon’un yaşlılık dönemi diyaloglarında görülen söz konusu diyalektik ya da bölme anlayışı, bölünemez olan ve altında yalnızca bireylerin bulunduğu bir türün tanımına ulaşıncaya dek, cinsleri türlerine bölmekten meydana gelmektedir.

    Aristoteles’e gelince, o diyalektiği, kesin ve zorunlu sonuçlara götüren bir akılyürütme olarak olmasa bile, yararlı olan bir akılyürütme tarzı olarak görmüştür. Ona göre, öncülleri genel olarak hemen herkes tarafından ya da çoğunluk veya filozoflar tarafından kabul edilen bir akılyürütme, diyalektik bir akılyürütmedir; buna karşın, öncülleri yalnızca olasılı görünen bir akılyürütme ise, eristik akılyürütmedir. Aristoteles, diyalektiği bilimin yöntemi olarak görmez, çünkü biz bilimsel bilgide, doğru ve apaçık olan öncüllerden hareket eden geçerli akıl-yürütme olarak tanıtlamayı kullanırız. Bununla birlikte, onun tarafından bir olasılık mantığı’ olarak değerlendirilen diyalektik, üç bakımından, yani entellektüel eğitim ya da zihin jimnastiği olarak, başka insanlarla, onlar tarafından kabul edilen öncüllerin oluşturduğu temel üzerinde yapılan tartışmalar için ve bilimlerin kanıtlanamaz ilk ilkelerini incelemek bakımından önem taşır.

    Modern felsefede diyalektiği ilk kez olarak kullanmış olan Kant’ta diyalektik, deneyimin sınırlarının ötesine giden transendental yargıların yanlışını ya da çelişkilerini gösteren mantık türü anlamına gelir. Hegel’de ise, diyalektik bir düşünce ya da gerçek bir şeyi önce zorunlu olarak karşıtına (ya da çelişiğine) dönüştüren ve daha sonra da onların her ikisini birden içeren bir senteze (ya da birliğe) götüren sürece karşılık gelir. Buna göre, diyalektik, hem düşüncede ve hem de varlıktaki çelişkilerin karşıolumu aracılığıyla, bilgide ve varlıkta daha yüksek bir düzeye götüren değişme sürecine, yani sırasıyla varolan bir şey ya da düşünce (tez), onun karşıtı ya da çelişiği (antitez) ve nihayet onların karşılıklı eylem ve etkileşimlerinin sonucu olup, daha sonra başka bir diyalektik hareketin temeli olan birlik (sentez) gibi üç öğeyi içeren zorunlu değişme sürecine karşılık gelir.

    Kaynak: https://www.turkedebiyati.org/diyalektik/
  • İnceleme Ekle Alıntı Ekle Paylaşım Ekle
    24 İnceleme - 28 Alıntı - 1 Paylaşım
    Bülbülün Kırk Şarkısı Bülbülün Kırk Şarkısı kitabının konusu ile ilgili henüz kısa açıklama eklenmedi.

    9/10
    129 oy
    Rafına Ekle
    Sence kaç puan almalı?
    0
    Bülbülün Kırk Şarkısı İncelemeleri
    17.08.15
    kitap inceleme

    Murat Ciman

    @MuratCiman

    Yazar, son romanında bugüne kadar yazılmış diğer Siyer kitaplarından farklı bir tarz denemiştir. Anlatıcı olarak bülbülü seçmiştir. Hz. İbrahim'i de tanıyan Bülbül, Peygamberimizi doğduğundan itibaren izler ve hayat hikayesini anlatır. Roman, Hz. İbrahim'i anlatan Sunuş bölümü ile başlar. Cebrail, Hz. İbrahim'in yanına gelir ve dileğini sorar. O ise, "Rabbimin mübareği! " der. "Senden bir şey istemiyorum. Ben Allah'a tevekkül edenlerdenim. O bana dost olarak yeter. Dilesin uğruna cana durayım. Öldürmek de diriltmek de Dost'un elinde madem, bir can için gayrıdan bir şey dileyecek değilim. " der. Hz. İbrahim'in ateşe atılacağı andır. O ise hala Nemrut'u izliyordur. Hala imana gelmesini umut ettiği aşikardır. Zavallı Nemrut, tahtının önünde sarhoş çılgınlığıyla eğlenen halkın bağırışlarıyla sarhoş, İbrahim'in havada metanetle süzülüşü ile mest oluyordur. O'nu kurtarmaya çalışan Bülbül ile İbrahim'in tanışması orada olur. İbrahim (as) bülbülden kaçmasını ister, fakat bülbül kaçmaz ve beraber ateşe atlarlar. Fakat bir anda o korlar ve alevler güllere dönüşür. Ve kurtulurlar. Çünkü Rab ateşe, "Ey Ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol!" der. O sırada Bülbül ile Hz. İbrahim tanışır ve dost olurlar. O sırada dünyaya gelecek olan O kutlu insan, Allah'ın "Eğer sen olmasaydın, sen olmasaydın Ey Muhammed, kainatı yaratmazdım!" buyurduğu kişi Peygamberimiz hakkında konuşurlar. Hz. İbrahim O'nun çok uzun zaman sonra geleceğini kendilerinin göremeyeceğini söyler. Bülbül ise yalvarır ve İbrahim'den dua etmesini ve O'nun nuru nesilden nesle geçtikçe Rabb Taala da bülbülün ona olan aşkını soydan soya çoğaltmasını ister. Böylece günler geçtikçe Bülbülün Gülüm dediği Peygamber'e özlemi ve hasreti artar ve öyküsünü anlatmaya başlar. Tarih 450'yi gösterir. İbrahim'in çocukları ve Hz. Peygamberin büyük atası Kusay'dan bahseder. Cahiliye dönemini ve cahilleri, kuma gömülmek istenen kızların çığlığını duyar ve daha bir hüzünle şarkısını söyler. Sonra tarihler 557'yi gösterir. Kabe'nin kayboluş macerasını, kayıp zemzem'in bulunuşunu ve bu sırada oluşan kavgaları, Haşimoğulları ve saçında ak olan çocuk Şeybe'yi anlatır. Peygamberimizin babası Abdullah'ın kurban edilmesi olayını anlatır. Fakat diyeti için 100 deve ile kurtulur. Ve sonra tarihler 571'i yani Kutlu Nebi'nin doğum yılını anlatan zamana gelir. Bülbül o zamanı şöyle anlatır: "Fil Vakası'ndan sonra gelen elli üçüncü gecedir. Mekke'de baharın Yesrib yönünden ıtır ıtır esmeye başladığı zamandır. Ömürlerdir nesilden nesle gül hasreti çekmenin özlemiyle şakıyordum. Kendimde değildim sanki. Vuslatla mest, alemler ötesinde bir alem gibi...... Avizesi cezva, ışığı dolunay idi gecenin... Yaklaşmakta olan, bir gül olup açtı ve yeminler edildi ömrüne. Gül açınca taşırdı insanlığın sevinç ırmaklarını ve dünya ilk kez dünya olduğunu hissetti. Bir bülbül gülün aşkına yanmış, yanmaktan kana boyanmıştı." Sonra Peygamber Efendimiz'in hayatını bölümler halinde anlatmaya başlar. Her bir bölümde Divan edebiyatından Peygamber için yazılan kasidelerden de örnekler vardır. Kutlu bebeğin sütannesi Helime Hatun'u, Küçük Muhammmed'in melekler tarafından göğsünün yarılmasını, Yesrib'de uçurtmalar ve oyunlarla geçen çocukluğunu, annesi Amine Hatun'un vefatını, altı yaşında dede ocağına gidişini ve sekiz yaşında merhametli dededen şefkatli amcaya himaye edilişini, Fatıma'nın ona Amine'den sonra sıcacık bir anne oluşunu ve Busra'da bir ticaret kervanı ve onun peygamberlik mührünü gören Rahip Buhira'yı anlatır Bülbül. Kureyş'in yüz akı "el-Emin" adını alması, Kervan ticaretini ve kazançlı geçen seferleri, Mekke'nin asil ve saygıdeğer kadını Büyükler Büyüğü Hatice ile evlenmesi anlatılır. 610 yılında ilk vahiy gelir ve sonra Mekke'de inanmayanlarla müthiş bir mücadele başlar. Sonra Medine'ye göç, din uğruna yapılan savaşlar ve en son Mekke'nin silahsız ve savaşmadan alınması anlatılır. Ve son olarak Peygamber Efendimiz ölümünün geldiğini söyler ve yanında ağlayanlara şöyle der: "Sanır mısınız ki ben ölümde sizin sonuncunuzum; haberiniz olsun, ben sizden önceyim. Sizler art arda birbirinizi öldürür cemaatler halinde beni takip edeceksiniz!" der. Kutlu Nebi 632 yılında ebedi hayatına intikal eder.
    Bülbülün Kırk Şarkısı
    kitaba 10 verdi
    3 beğen · 1 yorum
    Feyzanur (@vareste)
    Çok güzel bir inceleme olmuş. Teşekkürler ...
    08.06.17 beğen 1 cevap
    23.03.17
    kitap inceleme

    A

    @soul

    İSKENDER PALA İÇİN ;(
    Henüz bitirdim kitabı ve nasıl bir sondur o can evimden vurdu, ağlattı beni.. Uzun uzun anlatmayacağım konu nasıl nerede başladı... Çünkü başı sonu olmayan nadide İskender Pala kitaplarından bir tanesi.. Ama diğerleriyle fark var tabiki. Bu sefer ki daha üstün daha ihtişamlı... Biçemi bakımından İskender Pala nasıl ayrılıyorsa diğer yazarlardan, bu kitabı da konusu itibariyle yazarın diğer kitaplarından ayrılıyor.. HZ. MUHAMMED (S.A.V.) ... Eser, konu saptırılmadan ve ince ayrıntılar atlanmadan kaleme alınmış. Titiz bir araştırmayla yazıldığı her sayfada buram buram kokuyor. Özellikle dipnotlar ayrı bir teşekkürü hak ediyor. Akıcı bir kitap olmasına rağmen kitapları 2. Defa okuyamadığımdan son 100 sayfayı resmen bitmesin diye yudumlayarak okudum diyebilirim. Ama kaçınılmaz son.. Mutlaka okunulası bir kitap; Müslüman olmayanların İslam ' ı şu an yaşanılandan veya yaşamaya çalışanlardan anlama gayretini boşa çıkaracağını düşündüğüm ki ayrıntılar atlanmazsa kafalardaki birçok soruya cevap olabilecek nitelikte bir kitap ve en önemlisi Müslüman olanlar için sanırım çünkü ben her sayfayı çevirdiğimde dünyaya -hiçbir şey yapmadan(?)- hak dinde geldiğim için şükrettim. Sancılı dönemlerde olsaydık diye düşündüm. Gaflet içinde olanlardan olsaydık ya da. Rabbime sonsuz şükürler olsun. Birde Gül'ümüzü görme şerefine nail olabilek fikri insanı öyle bir kaplıyor ki kendinizi çaresiz hissediyorsunuz...

    Muhammed(sav)'in doğmadan öncesinden başlayarak doğumu, cocukluğu, gençliği peygamberliği ve vefatına kadar olan süre öyle güzel işlenmişki kitabın satırlarına insan elinden bırakmak istemiyor. Bir hayatın, koca bir sevrin bir ahlakın hikayesi aslında.

    İskender palanın kalemi güçlüdür anlaşılması biraz güçtür lakin bu kitabı Efendimizin nadide ruhu gibi yumuşacık su gibi akıp gidiyor okurken. Bu serüvende İskender pala bülbül oluyor ve şarkılarını öyle güzel anlatıyor ki, imrenmedim diyemiyor insan. Bülbül ah bülbül hz. İbrahime arkadaş olup en güzel gülü bekleyen bülbül. Susmasaydı dedim kitap bitince bülbül hiç susmasa.
  • Kendini bilmen önemli. Kendini tanımadan olur mu? Herşeyden önce edebiyat bunu bilecek. Sonra bilimsel eserlerini verecek. Ama asıl önemlisi edebiyat.
    Rusyada puşkin gibi. Köylüden aristokrat hepsinin yazarı. Asıl büyük adamları tolstoy ve çehov.
    Dostoyevski de toptan büyük adam. O bambaşka olay. O insanın dramını yazıyor. Doğru çok büyük adam. Bu edebiyatla rusya kendini tanıyor. Iyisiyle kotusuyle.
    Yaşadığımız değişimin sancıları değil mı? Türkler çok akıllı ve dinamik cemiyete sahip. Zamanın gereklerini anlamıştır. Değişimin sancıları var. Ama türkiye ne olursa olsun yaşadığı büyük değişim için buyuk kan ödememistir. Bunu ödetmemek lazım. Bir şekilde kaçınmak lazım. Turkiyeyi iç darbe götürecek eğilimlerin karşısında durmak lazım.
  • Ve bu tam olarak benim istediğim şeydi - ona bedenimi armağan etmek ve bununla birlikte kontrolü sağlamak.
    Alexander pantolonunu açarken diliyle dudaklarının üzerinden geçti, sonra görüş alanımdan kayboldu. Gözlerimi yanan alevlere diktim, ancak çıplak ayaklarımı ayırdığında ve bacaklarımın arasına geçtiğinde gözlerimi kıstım. O da dizlerinin üzerine çömeldi, kalçamı tuttu ve popo yanaklarımı okşadı, ardından Alexander'in dudaklarının sıcaklığını ferç dudaklarımda hissettim. İnlememek için kendimi zorladım, çaresizce kendimi kontrol etmek için alt dudağımı ısırdım. Dili hızla yarığıma ulaştı, etrafında daireler çizdi ve onu okşadı, ardından tomurcuğuma yöneldi ve onu da öylesine bir düşkünlükle şımarttı ki duyularımın kaybolmasıyla tehdit edercesineydi. Alexander'in dişlerini hissettim, zonklayan klitorisimi kemiriyordu ve bir çığlık attım - beni kurtuluşa sürükleyen doruk noktasına sadece saniyeler vardı.
    Alexander anında kendisini geri çekti ve popoma kınayıcı bir tokat indirdi.
    Keskin bir şekilde nefes aldım, kendimi kaybetmemek için savaşıyordum.
    "Bunu hisset." diye emretti Alexander. "Tatmin olmaya ne kadar yakın olduğunu hisset. Bu duygunun keyfini çıkar. Ama sürüklenmene izin verme."
    "Lütfen." Engel olamadan kelime ağzımdan çıkmıştı bile.
    "Hayır, tatlım." Alexander acıyan popomu ovdu. "Daha uzun dayanabilirsin. Ben ancak sen yalvarmaya başladığında memnun olacağım, sanki hayatın buna bağlıymış gibi.
    55
    Belki de kendini toparlaman için biraz zamana ihtiyacın var. Arkanı dön."
    İtaat ettim ve yanan alevlere doğru döndüm. Umut dolu başımı kaldırdım ve ona baktım, ardından ona doğru biraz yaklaştım ve pantolonun içindeki şişkinliğin üzerine yumuşak bir öpücük kondurdum. Alexander sırıtarak Boxer şortunun içinden penisini kurtardı. Hiç tereddüt etmeden kamışının başını dudaklarımla çevreledim - gevşedim ve devasa şaftını ağzımın derinliklerine aldım ta ki damağıma vurana kadar. Dilimi üzerinde kaydırdığımda gırtlaksı bir ses çıktı boğazımdan.
    "Ağzında aletimle lanet güzelsin... Gözlerin, o kadar büyük, o kadar masum... Seni böyle gördüğüm zaman, seninle en kötü şeyleri yapmak isterdim."
    Ağzımda heybetli aleti, inleyiverdim, o da saçlarımdan tuttu ve büyük bir ihtirasla kendisini dilime bıraktı.
    "Gelmemi istiyor musun?" diye homurdandı Alexander. Cevap vermek yerine yanaklarımı içime çektim ve onu ağzımın daha derinlerine aldım. Ben var gücümle emerken, Alexander başını arkaya attı. Bir saniye kadar donakaldı, ben de gırtlağımı dinlendirdim orgazmın beklentisi içerisinde. Ancak bunun yerine kendisini anında geri çekti ve aletini eline aldı, seğirerek göğüslerimin üzerine boşaldığında.
    Alexander daha önce üzerimdeki sahip olma hakkını hiç bu şekilde göstermemişti. Şaşkın bir halde geriye, topuklarımın üstüne oturdum ve meme uçlarımdan damlayan sıvıya bakakaldım.
    "Ayağa kalk. Hemen!" diye emretti Alexander dişlerini birbirine bastırarak. Beni dirseğimden tuttu ve yukarıya kaldırdı, ardından beni resmen odanın içinde çekiştirdi, kal-
    56
    çalarımdan tutarak döndürdü ve taşındığımızdan bu yana misafir odasında duran piyanonun taburesinin üzerine bastırdı. Akortsuz tonların kakafonisi içinde, kollarımla tuşların üstüne düştüm ve ayaklarımın üstünde kalmak için zorlandım. Bilincimin bir parçası bizim oldukça sesli olduğumuzu algılıyordu, ancak bu umurumda değildi. Sadece Alexander vardı. Onun dokunuşları. Onun teni, onun avuç içi ki o da kontrollü bir darbeyle popoma isabet etti.
    "Sen çok sabırsız davrandın." dedi Alexander sitem dolu ve bir darbe daha indirdi, ağrıyan yeri ovmadan önce ve diğer popo yanağıma da bir şaplak yerleştirdi.
    "Ben seninle birlikte gelmek istedim, tatlım. Şimdi senin iki kez gelmeni sağlamam gerekiyor."
    Evet, lütfen.
    Görünüşe bakılırsa, Alexander düşüncelerimi okumuştu, çünkü kolunu belime sardı ve beni bir parça öne doğru itti, öyle ki popom taburenin kenarında asılıydı, ardından aletinin başını dar yarığıma itti. Hiç hareket etmeden bu pozisyonda kalakaldı.
    "Lütfen." diye sızlandım.
    Fakat Alexander kımıldamadı.
    "Seni hissetmem gerekiyor, lütfen beni becer, X."
    Alexander hâlâ harekete geçmek için adım atmıyordu.
    Umutsuz bir halde kıvranmaya başladım ki onu daha derin içime alabilmek için, ancak Alexander koluyla daha da sıkı sardı beni ve benim de sakin durmam için zorladı. Düş kırıklığı ve büyüyen arzu arasında, nefes almaya çalıştım. Bu arada mantığı çoktan güverteden aşağı atmıştım bile, gözyaşlarını yanaklarımdan aşağı süzülürken kıvrandım, sızlanarak ve kızarak kendimi oradan oraya attım. Yalvarmalar-
    57
    dan oluşan, can sıkıcı konuşmalar başlattım, zapt edilemez hıçkırıklarla ve ahlaksız hakaretlerle karışık. Alexander'in dudakları boynumda gezindi - sadece öpmesi bile benden vahşi bir çığlık çıkartmasına yetmişti.
    Ancak Alexander beni rahatlatmak için hiçbir girişimde bulunmadı, aksine bunun yerine beni uyarmadan içime girdi, elinden geldiği kadar derine. Aletiyle beni adeta deldi, el bileklerimden tutarak kollarımı sert bir şekilde arkaya doğru çekiştirdi. Başım, serin fildişi tuşların üstüne düştü ve hıçkırışlarım, ta içimin derinliklerinden dışa çıkmış, dizginle- nemeyen çığlıklara dönüştüler. Şiddetli bir orgazm beni ele geçirmişti. Kaslarım sanki adeta yırtılıyor gibiydi. Bu kadar uzun ve zor dayanmış olduğum gerginlik, her şeyi yutup tüketen bir doruk noktasına boşaldı. Alexander beni mahvetmişti, beni temelimden sarsmıştı ve kendimi onun sarılmasından kurtardım. Beni bir sonra ki dalgaya karşı kamçılarken ona sarıldım.
    Alexander nihayet beni kollarına sararken, gömleğini omuzlarıma koyarken ve beni yukarıya taşırken, göz kapaklarım kurşun gibi ağırlaşmışlardı, bedenim tamamen tükenmişti. Derin derin kokusunu içime çektim.
  • Son dönemde çıkan kitaplar arz/talep döngüsü ile çalışıyor.Buna eminim.Tutulan kitaplar kendini bazı konularda tutamayanlara göre yazılıyor.Neden sizce bu değişim? Yani bence bu bir gösterge ise neyin göatergesi?
  • Bir gün kabak yemeye oturduk. Üstünde yoğurt var kabağın. Ama toz tabakası yoğurdu bastırmış, kapkara etmiş. Baba, dedim,
    -Benim bildiğim yoğurt apak olur, bu kara yoğurt neden yapılır ki?
    Zaten parlamaya hazır; küplere bindi:
    Ulan! dedi, ireçper dediğin adam, senede bir kağnı toz yer! Toz yutmasa işi rasgelmez. Sen gurban olamadın mı bu toza? Gözünü seviyim o tozun. Sen de ağnarsın daha dünyayı, hele ıcık daha dur!
  • Arkadaşlar .. Bugün de ileri görüşlü müslüman kardeşlerimiz tarafından engellendim .. PEK TABİİ BEN DE ONLARI ENGELLEDİM .. şimdi bu engelleyen kardeşlerimizin kahhar eyleyen beddualarına karşı dualarınızı eksik etmeyin benden .. zira saat 4 te uçağım var ..





    KABUL ET !! BİR AN GERÇEK SANDIN DİMİ ?!?!?! =))))