• Sevdik biz Nilda'yla (kızım olur kendileri) Sakız Sardunyayı.
    8.kıtada yaşamak istiyoruz hatta biz. o yapraklarından kelime türetip gerçeğe dönüştürebildiğin bitkinin yapraklarından her gün 5 çikolata yemek istioyruz. akşam yemeklerinde de hamburger ve pizza. bir de o asık suratlı periyi güldüreceğiz her gün.
    Konuşan balıklarla da gezeceğiz ama ya nefes alamazsak suyun içinde diye korktuk azıcık. Gerçi 8.kıtada herşey de mümkün değil mi. çocuklar hep hayal kursunlar. hep çok güzel hayal kursunlar. Sakız sardunyalar hep gülsün...
  • Vakti olanlara,(biraz uzun gelebilir)

    Ezginin Günlüğü'nün, aynı isimle insanı neşelendiren şarkısıyla beraber;

    https://youtu.be/AP0YgOfsueo


    Yürüyordum. Yürüdükçe de açılıyordum. Evden kızgın çıkmıştım. Belki de tıraş bıçağına sinirlenmiştim. Olur, olur! Mutlak tıraş bıçağına sinirlenmiş olacağım.
    Otların yeşil olması, denizin mavi olması, gökyüzünün bulutsuz olması, pekalâ bir meseledir. Kim demiş mesele değildir, diye? Budalalık! Ya yağmur yağsaydı? Ya otların yeşili mor, ya denizin mavisi kırmızı olsaydı? Olsaydı o zaman mesele olurdu, işte.
    Çikolata renginde bir yaprak, çağla bademi renkli bir keçi gördüm. Birisi arkamdan:
    - Hişt, dedi.
    Dönüp baktım. Yolun kenarındaki daha boyunu posunu almamış taze devedikenleriyle karabaşlar erik lezzetinde bana baktılar. Dişlerim kamaştı. Yolda kimsecikler yoktu. Bir evin damını, uzakta uçan bir iki kuşu, yaprakların arasından denizi gördüm. Yoluma devam ederken:
    - Hişt hişt, dedi.
    Dönüp bakmak istedim. Belki de çok istediğim için dönüp bakamadım. Olabilir. Gökten bir kuş hişt hişt ederek geçmiştir. Arkamdan yılan, tosbağa, bir kirpi geçmiştir. Bir böcek vardır belki hişt hişt diyen.
    Hişt! dedi yine.
    Bu sefer belki de isteksizlikten dönüp baktım çalıların arasına birisi saklanıyormuş gibi geldi bana.
    Yolun kenarına oturdum. Az ötemde bir eşek otluyor. Onun da rengi çağla bademi, ağzı, dişleri, kulakları boynu ne güzel. Otluyor. Otları adeta çatırdata çatırdata yiyor. Belki de bu çıtırtılı, çatırtılı sesi hişt hişt diye duymuşumdur. Eşeğin ot koparışının sesinden apayrı bir ses:
    - Hişt hişt hişt, dedi.
    Hani bazı kulağımızın dibinde çok danıdığımız bir ses isminizi çağırıverir. Olur değil mi? Pek enderdir. Belki de kendi kafanızın içinden sizin sevdiğiniz, hatırladığınız bir ses, ses olmadan sizi çağırmıştır. Olabilir.
    Birdenbire güneşi, buluta benzemez garip ve sarı bir sis kapladı. Bir kirli el, çağla bademi eşeğin sırtından bir kumaş çekip aldı. Her zamanki kül rengi, yer yer havı dökülmüş eski mantosunu giydirdi eşeğe.
    Yola indim. İstediği kadar hişt desin. İsterse sahici sulu bir dost olsun. İsterse kimseler olmasın, kendi kendime kulağıma hişt hişt diyen bir divane olayım, ben, aldırmayacağım.
    Belki bir kuştur. Belki tosbağadır. Belki bir kirpidir. Belki de yakın denizden seslenen bir balık, bir canavardır. Karabataktır. Mihalaki kuşudur.
    İyisi mi ben kendim hişt hişt derim. O zaman tamamı tamamına pek hişt hişt seslenişine benzemeyen, benzemesin diye uğraştığım bir mırıldanmadır, tutturdum.
    Birdenbire, önümde bir adamla bir kadın gördüm. Kalpazankaya yolunu sordular. Üstündesiniz dedim. Sanki yol hareket etti. Yürümediler. İki adımda benden uzaklaştılar. Koyunların arasına yüzükoyun uzanmış papazın oğlunu gördüm. Yüzünden aptal, çilli horoza benzer bir mahluk kalktı. Ağzının salyasını sildi. Kuzuyu bacaklarından tuttu. Kuzu ile yere yıkıldı. Kuzuyu burnundan öptü. Papazın oğlu çirkin, aptal, otuzbirli bir yüzle baktı. Şimdi bir çiçek tarlasında idim. Bana hişt hişt diyen mutlak bir kuştu. Vardır böyle kuşlar. Cık cık demezler de hişt hişt derler. Kuştu kuş.
    Bir adam yer belliyordu. Belin demirine basıyor, kırmızıya çalan bir toprak altını, üste aktarıyordu.
    - Merhaba hemşerim, dedi.
    - Ooo! Merhaba! Dedim.
    Tekrar işine daldı. Hişt hişt, dedim. Aldırmadı. Bir daha hişt, dedim. Yine aldırmadı. Hızlı hızlı hişt hişt hişt!
    - Buyur beğim, dedi.
    - Bir şey söylemedim, dedim.
    Küçük parmağını kulağına soktu. Kaşıdı. Çıkarıp parmağına baktı. Belin sapına siler gibi yaptı.
    - Hişt hişt, dedim.
    Yüzünü göğe kaldırdı. Kuşlara baktı. Denize baktı. Dönüp şüphe ile bana baktı.
    - Bu sene enginarlar nasıl? Dedim.
    - İyi değil, dedi.
    - Baklayı ne zaman keseceksin?
    - Daha ister, dedi.
    Nefes alır gibi hişt dedim.
    Yine şüphe ile denize, şüphe ile göğe, şüphe ile bana baktı.
    - Kuşlar olmalı, dedim.
    - Benim de kulağıma bir hışırtı gelir amma, dedi, ne taraftan gelir? Zati bu sırada şu kulağım ağırlaştı.
    - Bir yıkatmalı, dedim, benim de geçenlerde ağırlaşmıştı…
    - Yıkattın mı?
    - Yıkatmadım, hacet kalmadı, doktora gittim. Alıverdi; pislikmiş.
    - Çocuklar nasıl? diye sordum.
    - İyiler, dedi. Dokuzdu sekiz kaldı. Biliyorsun dokuzuncusunun macerasını ya…
    - Sus, sus, dedim. Yürekler acısı. Haydi Allah'aısmarladık!
    - Haydi güle güle.
    Biraz uzaklaşınca:
    - Hişt hişt.
    Bu sefer yakaladım. Bahçıvandı. Oydu oydu.
    - Hadi hadi yakaladım bu sefer seni, dedim.
    - Yok vallahi, dedi, vallahi daha kesmedim bakla, senden ne diye saklayayım, parasıyla değil mi?
    - Sen değil misin hişt hişt diyen?
    - Ben de duyarım bir ses, amma bulamam nereden gelir?
    Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.
    Hişt hişt!
    Hişt hişt!
    Hişt hişt!
  • Benim küçük meleğim büyümüş ve bu yıl tam bir üniversiteli olmuş. Kocaman yüreklim, hayat neşem şimdi bunlar senin ilk sınavların ilk vizelerin yani aslında ilk adımların. Güzelce çalış, emek ver. Bizim işimiz bu, öğrenciye dersi asla ağır gelmemeli. Ama senin emeklerine birer rakam verecekler, 0-100 arasında her bir ders içinmiş bunlar. Emeklere değer biçiyorlar yani. Bazen hakettigini alamayacaksın, üzüleceksin, sıkılacaksın, daralacaksin hatta o şehirden. Okuduğuna pişman olacaksın. Çünkü insanız biz, ayran gönüllüyüz 😇
    Bölümünü, işini, hayatını çok sev hep olur mu? O zaman mutlu bir birey olursun. Hayatı severek öğrenirsin. Hayat çok güzel toz pembe değil. Bizler de pembe panjurlu bir evde çocukluk yaşamadık ve yaşamıyoruz da..
    Sorumlularına sımsıkı sarıl! Gelecekteki hayallerim seninle güzellik unutma bunu 😉
    Severek yap bu sorumlulukları, ve sana verilen o rakamlara asla takılma. Asla iki rakam için ağlama ve üzülme. Senden değerli değil hiçbir şey. Sen rakamlara değil adamlığa, insanlığa, dürüstlüğe bak olur mu? Hayatı öğren yani meleğim. Hayat sana yılda 4 kere rakamlar verecek, aldırış etme. Sen insanlık öğren. Üniversite sana iki rakamla değer biçer ama sen insanlık öğren onlardan. Her ne olursa olsun, unutma senden değerli hiçbir şey yok. Senin söylediğin gibi "Canım Kendim" de hep kendine ve canını hiçbir şeye sıkma sen benim bitanemsin 💜 Benim başka koruyucu Heroin'im yok. Ona göre 😉
    Aramızda bir sürü kilometreler olabilir ama ben arkandayım. Sırtım sırtına yaslı unutma 💜 Unutma ponciğim, ablanın senin için yapmayacağı bir şey yok. Güzelce hayattan zevk al mutlu ol, bolca kahkahalar at, hep pozitif birisi ol, her zaman dans et, filtre kahveni iç hep hep çikolata ye 💜 Bizim damarlarımız çikolata ve kahve diye aktığı için sana çikolata almak istedim. Bunları güzelce ye mutlu ol sorumluluklarını bil ve seni sevdiğimi hatırla hep küçüğüm. İyiki benimsin Rapunzel 💜
  • iyi bişeyler olsa,kahve yanına sütlü cikolata gibi,durağa gittiğin an gelen otobüs gibi,hastayken gelen sıcak bir çorba gibi.Mesela karşılıklı otursak,mesela saatlerce altı çizili cümleleri konuşsak,mesela bir türlü anlamadığım ofsaytı,ikimizin de çok sevdiğimiz şiirleri,hayat felsefelerini sorgulasak,mesela iyi bişeyler olsa...
  • İnsan bazen bu tür kitaplar okumaya da ihtiyaç duyar.Bu tür dediğim böyle tatlı hikayesi olan, daha çok çocuksu görünen. Samimi hikayeye sahip bir kitap.
    Dağlarda ailesiyle yaşayan Aventurine isimli ejderha ailesini büyüdüğünü kanıtlama çabasındadır. Fakat ailesi inanmamakta ısrarcı.
    Bir gün Aventurine dışarı çıktığında bir insan ile karşılaşır. Bu insan ona sıcak çikolata içirir. Ve ejderha insana dönüşür.
    Kitabın devamı bu ejderhayı konu alıyor.
    Ben okurken keyif aldım. Size de keyifli okumalar..
  • Kırk bin.
    Kırk bin ? Pekâlâ. Eh, aziz dostum, tam zamanında çikolata üretiminden barut üretimine geçmeseydim, bu parayı zor verirdim size.
    Ben de size banyoyu.
    Yeşil çinilerle.
    Yeşil çinilerle.
    iki adam ayrıldı birbirinden.
    Biri bir fabrikatördü, biri de müteahhit.
    Savaş vardı.
  • 🍁🕊️🍁
    O sordu ben söyleyemedim
    Kaç gecenin bağrına salıncak kurmuştuk
    Kaç tablo çatlamıştı sevincinden
    Planlanmış bir şehir egzersizine benzeyen harfleri
    Kaç ümide sığdırmıştık
    Saklı bir cennetin gizemli iki yolcusuyken
    Cehennemin üstüne nasıl olduda savrulduk
    Öyle basit düşüncelere kalma gebe
    Cehennem;
    düşüşler bahçesinde vuslatın olmayışı değil
    Güvenin, sevginin tarumarlığıdır
    Elbette
    Ben de isterdim
    Çay eşliğinde çikolata topları yapmak sana
    Eteklerimde kuşlar uçuşurken bir elim hamurda
    Muhtemelen sağ elimle şiirler yazarak.


    Katlini yaptığın o son kuşlarda uçmanın baharını
    Bıraktı bir başka rüyaya
    Oysa
    Kitab-ı aşkın bağrında
    Öyle güzel resmetmiş ki manolya gülüşlü aşkın resmini
    Kırk ikindi yağmurlarında ıslanarak ruhunu serinliğe ve selamete bırakan bir gelinciği

    Pardon
    Dosyalanmış niyetlerin hükmü raflarda tozlanmış
    Bakışlarına sürülmüş karanfil kokuları
    Giderken herkes gibi söylemiştim o candan mısraları
    "söz ola kese savaşı"
    Kesti ve aşk savaşı hakka erdi benim tarafımda
    Olması gereken adreste kalbim şimdi bin ümitle
    Belki bir Kasım sabahı
    Son bakış aheste

    Pınar...