• 124 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Roman, hayatta her alanda başarılı olmuş, evli iki çocuklu Oslo'da yaşayan Andreas Doppler isimli bir Norveçliyi anlatıyor. Yaşam standartları yüksek kendine güvenen lanet olası bir Kuzey Avrupalı :) Tabi sadece bu kadar rutin olsa adı edebiyat olmaz değil mi? Doppler; sıradan bir gün evin tadilat işlerini, işini gücünü, gelecek kaygılarını, ailesini düşünürken ormanlık bir alanda bisikletten düşerek başını sertçe yere vuruyor. Uzunca bir süre yerde kaldıktan sonra adeta bir aydınlanma yaşıyor ve ne oluyorsa bundan sonra oluyor. İşini, ailesini, herkesi, her şeyi geride bırakarak (toblerone çikolata ve yağsız hazır sütü bırakmakta ne kadar zorlansa da :)) ormana yerleşiyor ve bir avcı toplayıcı edasıyla münzevi bir yaşam sürmeye başlıyor. Modern toplumun ikiyüzlü çıkar ilişkilerinden, iş stresinden, gelecek ve statü kaygısından uzak böyle bir hayat ilk anda oldukça cazip geliyor. Tabi keşke her şey 19. yüzyılın romantik sanatçı ve düşünürlerinin hayallerindeki gibi olabilse... Doppler'i ve yavru geyiği Bongo'yu çok sevdim. Erlend Loe'yi çok takdir ettim. Son derece akıcı, kurgusu sağlam ve mizahı da oldukça kararında kullanarak harika bir iş çıkarmış. Devam kitabı olan "Bildiğimiz Dünyanın Sonu"nu da mutlaka okuyacağım. Son olarak bir de bonus vereyim; bu kitabı beğenenler Walden Gölü adlı Henry David Thoreau'nun romanını da seveceklerdir. Herkese keyifli okumalar diliyorum.
  • ...Önce uzaktan baktık
    Hayli zaman sonra;
    Dostların verdiği gazla ve de yaşımızın verdiği delilikle,
    Sevda türküleri eşliğinde
    Bir kaç mısra bir şey karaladık utana sıkıla
    Altına iliştirdik;
    Yaşamaya yüreğimizin yetip de söylemeye cesaretimizin yetmediği o iki kelimeyi
    ''Seni seviyorum ''
    Ve mahallenin en iyi sır tutan çocuğuna bir çikolata, bir gazoz parası...

    Gel dediğimizde, istediğimiz yere gelecek değil
    Gel dediğinde, ölüme gideceğimiz yari sevdik...

    ~Nazım Hikmet Ran
  • Kusura bakma, sen beni terk edince psikolojik füg diye bir hastalığa yakalandım, son birkaç saat içinde neler yaptığımı hatırlayamıyorum , telefonla konuşmamızın ardından yine o krize yakalanmışım , kendime geldiğimde apartmanın içindeydim, o yüzden de sana bir kutu çikolata getiremedim mi diyecektim?
    Ahmet Ümit
    Sayfa 30 - Everest
  • Joe Dede, "Çok şımartmış kızını,"dedi. "İnan bana Charlie, çocukları şımartmak hiç de iyi bir şey değildir."
  • Kız kardeşimin sınıfında yapılan hediye çekilişnde , ona bi erkek çocuk çıkmış . Hediyeler ise karşıliķli alınacakmış. Benden yardım istedi falan . Her neyse aldım bi kitap , güzel bi not defteri bir de fiyakali bi kalem ha bir de çikolata koydum😍.. Hediye paketi yaptım . Tabi kardeşimden çok ben heyecanlıyım , acaba beğenecek mi ? Diye😀 Çocuk , geçiştirmeli bi teşekkür edip beğendiğine dair bir şey demediği gibi kızin hediyesini de almamış. Ne diyeyim şimdi? Ruhsuz , odun 😂ilerde çok beklersin, çok pişman olursun . Şimdilik gelişim dönemine bağlıyorum : Klasik ortaokul erkeği🤓
  • Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içindeeee
    Eslem'le Esila adında ikiz kız kardeş varmış.
    Adı Eslem olan, bir ipek böceğini andırırmış. Narin mi narinmiş. Eli yüzü kuş üzümü gibiymiş. Esila'nın yanında biraz zayıf kalırmış. Esila ise bir kabak çekirdeğini andırırmış. Taraklı ayakları, pofidik yanakları varmış. İkiz olmalarına rağmen aradaki kilo farkından dolayı rahatlıkla ayırt edile biliyorlarmış.
    Henüz ilkokul birinci Sınıfı okuyorlarmış.
    Bir gün okula giderken, yol kenarında gördükleri bir satıcı dikkatlerini çekmiş.
    Satış yapabilmek için bağıran amcanın yanına gitmişler. Babalarını zor ikna etmişler. Babaları okula gecikmelerini istemiyormuş. Ama kızlarını da kıramamış. Satıcı amcanın yanına gittiklerinde bir sürü satılık kuş görmüşler. Eslem biraz çekingen davranmış. Esila ise tam aksine babasının ellerini silkeleyerek "N'olur bize kuş al babacığım" diye huysuzlaşmış. Babaları onlara söz vermiş. "Şimdi okulunuza gidin. Akşama kuşlarınızı evde bilin." demiş. Kızları okula bırakıp verdiği sözü tutmuş. İki tane kafes, iki tane kuş almış.
    Akşamı iple çekmiş Esila. Eslem pek umursamamış. Akşam olup eve geldiklerinde Esila mutluluktan deliye dönmüş. İlk işi kuşuna bir isim koymak olmuş. Babasına teşekkür etmeyi unutmamış. Babası ismini sorduğunda "putput" demiş. Esila çok mutlu olmuş.
    Eslem ise biraz farklı bakmış bu olaya. "Baba" demiş "izin verirsen ben kuşumu gökyüzüne bırakmak, onu memleketine göndermek istiyorum." Demiş. "Peki" demiş babası. "Yarın uçurup, uğurlayalım" diye anlaşmışlar. Babalarından bir masal dinleyip uykuya dalmışlar.
    Yeni güne neşe içinde uyanmışlar. Esila putputun yanında almış soluğu. "Putputum, günaydın" diye seslenmiş. Eslem'de ise ayrı bir heyecan varmış. Özgürlüğüne kavuşturacakmış kuşunu. Almışlar kafesi ellerine çıkmışlar balkona. Binanın en üst katında oturuyorlarmış. Gökyüzüne yakın sayılırlarmış. Eslem kuşu biraz korkarak eline almış. Sessizce birşeyler mırıldandıktan sonra kuşu usulca salmış. Babası merak etmiş. "Eslem'ciğim söylediklerini benimle paylaşır mısın?" demiş. Eslem babasının kulağına eğilip "sır olsun ama" demiş gülerek. Babası göz kırpmış. "Merak etme, aramızda!" demiş.
    Eslem; "Babacığım gökyüzüyle konuştum. Ona 'sana, sana ait olan birşey gönderiyorum. Bunun karşılığında senden bir şey rica ediyorum." Dedim." demiş. Babası daha da meraklanmış. "Prensesim, ne istedin gökyüzünden?" diye sormuş. Eslem; "benim için bir gün çikolata yağdırmasını istedim babacığım" demiş.

    O gün bu gündür Eslem her yağmur yağdığında gökyüzüne doğru ağzını açarak yağmur damlası yakalar, o yağmur damlaları Eslem'in ağzında çikolataya dönüşürmüş...
  • Garipti;anıların sahipleriyle yaşadığını,onların yitmesiyle kendi işlevlerini de yitirdiklerini yeni yeni anlıyordum.Haksızlıktı bu! Yadsınamaz,ama isyan da edilemez bir haksızlık...
    Canan Tan
    Sayfa 97 - Altın kitaplar