• Gökyüzü bulutsuz mavi bir ülke
    Çırpınır köpükle lacivert deniz
    Karşıki sahiller bir renksiz gölge
    Her taraf uyuyor her taraf sessiz

    Siyah kayalarda bükülmüş beli
    Ak saçlı ana gözleri nemli
    Ufukta bir küçük beyaz yelkenli
    Görünce semaya açıldı eli

    Tam bugünle dört gün oldu gideli
    Oğlum Hasan daha hala gelmedi
    Poyraz vardı deniz olmuştu deli
    Gitme dedim gitme o dinlemedi

    Anne bu poyrazın üç gün elinden
    Aç yattık katıksız ekmek yedin sen
    Südünü hiç helal eder mi ana
    Onu aç yatıran nankör oğluna

    Kocamı da yediydi aç gözlü deniz
    Kundakta oğluma ağladım sessiz
    Oğlumu ayırma benden Allahım
    "Hasan"ı isterim senden Allahım

    Duası bitmişti indi kayadan
    Dedi: Acır bana elbet Yaradan

    Günler böyle geçti gelmedi oğlu
    Matemli gözleri yaş ile dolu
    Bir sabah Ayşeyi buldular ölü
    Kınalı saçları köpük örtülü
  • (Sallallahü aleyhi ve sellem)

    Cenâb-ı Hak, Resûlünü gönderdi
    Kur’ân-ı kerimi Ona indirdi.

    İki cihanın da serveridir O,
    Cenneti a’lânın rehberidir O.

    Odur kâinatın kâmil insanı
    Odur Hakkın bize yüce ihsânı.

    Nûru ile aydınlandı kâinat
    Görüldü sayısız pek çok mucizât.

    Harikalar verdi ona Yaradan
    Temiz sular aktı parmaklarından.

    Bir gece Kudüs’e vardı Mekke’den
    Bir ânda gökleri Odur seyreden.

    Onu tasdik eden yüce Kur’ândır
    Peygamberliğine kâfi burhândır.

    O teşrif edince değişti insan
    Ona imân etti putlara tapan.

    Kusursuz olarak yaratıldı O,
    Hep güzelliklerle donatıldı O.

    Sâdık idi, Ondan herkes emindi
    Bütün ataları birer mümindi.

    Peygamber bilene edildi ihsân
    Köle iken oldu ebedi sultân.

    Her derde devâdır, her rûha şifâ
    Gözlere sürmedir, kalblere cilâ.

    Seyyid-ül-beşerdir, başlara tâçtır
    Bütün insan ve cin Ona muhtâçtır.

    Bütün dertlilerin dermânıdır O,
    Aşkla yanan gönlün fermanıdır O.

    Dünyada ne kadar deniz var ise
    Mevlâ hepsini de mürekkep etse,

    Melek, ins ve cinne, verse kalemi
    Kâğıt yapsa on sekiz bin âlemi,

    Yıllarca yazsalar, Onun medhini
    Yine yapamazlar binde birini.

    Vasfına olamaz kimse tercüman
    O olmasa idi, olmazdı cihân.

    Yâ Rabbi Habibinin hürmetine
    Kavuştur bizleri şefâatine.


    Efendimiz doğduğu gün

    Putlar devrildi yüz üstü
    Efendimiz doğduğu gün
    Yıkıldı tağutun büstü
    Efendimiz doğduğu gün

    Hemen secdeye eğildi
    Ben Peygamberim dedi
    Sünnet edilmiş görüldü
    Efendimiz doğduğu gün

    Kâinat nur ile doldu
    Şeytanlar sararıp soldu
    Çok garip olaylar oldu
    Efendimiz doğduğu gün

    Kurumuştu Save gölü
    Bin yıl yanan ateş söndü
    Kâfirler şaşkına döndü
    Efendimiz doğduğu gün

    Büyücüler âciz kaldı,
    Sihrini yapamaz oldu,
    Kisra’nın köşkü yıkıldı
    Efendimiz doğduğu gün


    Ya Resulallah

    Kimsenin gücü yetmez, Rabbin seni övüyor
    Sana habibim diyor, herkesten çok seviyor
    Melekler, hem de kendi sana salât okuyor
    Seni bizzat övüyor, Kur'an ya Resulallah

    Nisan yağmuru oldun, rahmet saçtın âleme
    Sabrı cemil gösterdin, her ezaya, eleme
    Güzel ahlakın gelmez, yazı ile kaleme
    Vasfını kim anlatır aman ya Resulallah

    Yetim gözüyle baktı, nasipsiz kimse sana
    Ebu Cehil bu yüzden, kavuşmadı imana
    Resulullah bilenler, kondu büyük ihsana
    Bedevi köle oldu sultan ya Resulallah

    Seni seven köleler, birer sultan oluyor
    Gönlü huzur buluyor, sıkıntısı gidiyor
    Feyizlerle doluyor, nurlu ışık saçıyor
    Göremez bunu bâtıl olan ya Resulallah

    Her derde deva sensin, her ruha şifa sensin
    Göze sürme, başa taç, kalblere cila sensin
    Seyyid-ül beşer sensin, her şeyden a’lâ sensin
    Kurtulmuştur aşkınla yanan ya Resulallah

    Enbiyanın serveri, ulemanın rehberi
    Evliyanın mürşidi, Hakkın son peygamberi
    Teşrifin sevindirdi, yedi kat gökle yeri
    Bulunmaz senin gibi canan ya Resulallah

    Seni seven müminin, kalbinde imanı sen
    Hüznü sen, elemi sen, âhı sen, figanı sen
    Derdinin dermanı sen, gönlünün fermanı sen
    Kavuşur senden medet uman ya Resulallah

    Yâri sen, nigârı sen, arzusu, emeli sen
    Gözü sen, kulağı sen, ayağı sen, eli sen
    Her şeyi sana muhtaç, ruhunun temeli sen
    Senin için halk oldu cihan ya Resulallah


    Olur mu?

    Cismimi bölseler bu yolda bine
    Sana şükrederim binlerce yine
    Varsın aşkın ile kül olsun sine
    Çileler gülmeme engel olur mu?

    Zaman bir değirmen bense danesi
    Değirmen çarkında devir dönesi
    Aciz mahlukatın kibri enesi
    Hiç seni bilmeme engel olur mu?

    İman ümitlerin en büyük bahtı
    Sana tutulanlar neyler ki tahtı
    Hasretlik bağrımı kavurup yaktı
    Sarp dağlar gelmeme engel olur mu?

    Yolun gayet yüce, öyle güzel ki
    Aşkın gönlümde öyle bir sel ki
    Bilmeyen cahiller hayal der belki
    İnsanlar sevmeme engel olur mu?

    Ağlamak gerekir durup gülmeden
    Yaşamak mümkün mü seni bilmeden
    Kavuşulmaz sana elbet ölmeden
    Tabipler ölmeme engel olur mu?


    Cevher pula satılmaz

    Kardeşim bu gururun, daha nice sürecek
    Bu bitmeyen gafletin nereye dek gidecek?

    Ömür geçti bir anı, satın almak istesek
    Alamayız elbette tonlarca altın versek.

    Ömür sermayesini çöplüğe atıyoruz
    En kıymetli cevheri, bir pula satıyoruz.

    Nasıl hoş karşılanır, bu kadar gaflete dalmak
    Ahmaklık olur baki ile fâniyi almak.

    Kendimize niye düşmanlık ediyoruz
    Hak yolu bırakıp, bâtıla gidiyoruz?

    Bu ettiklerimizi, bize yapsa bir düşman
    Merhamete gelirdi, olurdu elbet pişman.

    Dünyaya sarılarak, ömrü hiçe satarız
    Onu dertlere sokup, felakete atarız.

    Kul hakkını yüklenir, haram lokmalar yeriz
    Nasihat edene de, sen kendine bak deriz.

    Böyle bin yıl yaşasak, değişen bir şey olmaz
    Kabı ters çevirirsek içine hiç su dolmaz.

    Kalb huzuru olmadan kıldığımız her namaz
    Sevap ummak bir yana, cezadan da korumaz.

    Hem iyyâkena'büdü deriz, gayra döneriz
    Bir zaruret yok iken, ne bahane ederiz.

    Bizden bir şey isteyen, dönse başka bir yöne
    Bildirmesek de ona, nasıl kızarız yine.

    Gönlümüz başka yerde, böyle kılarız namaz
    Acep sanıyor muyuz bunu kimse kınamaz?

    Huzurdayken nasıl da düşüyoruz gaflete
    Seyirci kalmamalı yapılan cinayete.

    İbadetteki günah elbette gayet çoktur
    Öteki günahları saymaya gerek yoktur.

    Rahat günah işleriz, Allah affeder deriz
    Tevbe etmeden nasıl affı ümit ederiz.

    Allah rızk verendir, günahı da affeden
    Öyleyse ikisini bir tutmuyoruz neden.

    Bir gün rızk bekledik mi hiç çalışmadan
    Kaç günümüz geçti günaha bulaşmadan.

    Yüce Rabbimiz rızkı garanti etti bize
    Demedi oturun, Cenneti verdim size.

    Garanti edilenin ardından gidiyoruz
    Garanti olmayanı, hep ihmal ediyoruz.

    İsteme zararını, düşün artık yararını
    Bir gün öleceksin, çabuk ver kararını.

    Neleri yapacaksan söylüyorum özetle
    Haramlardan sakınıp, Hak emrini gözetle.


    Üstadımız

    Hak ile bâtılı öğretti bize
    Hain nefsimizi getirdi dize

    Onu tanımakla şereflendik biz
    Kitap girdi, huzur gördü evimiz

    Ömrünü vermişti bu kitaplara
    Onu görmek için kitapta ara

    Göremediysen de nurlu yüzünü
    Kitapları anlatır dinin özünü

    Sayesinde imanımız düzeldi
    İçimiz hep doğrularla bezendi

    Bidat yolda sapıtmaktan kurtulduk
    Cennete götüren tek yolu bulduk

    Mahrum etmez bizi şefaatinden
    Dünyada da feyiz ve himmetinden

    Ahirette elimizden tutar o
    Cennetlikler arasına katar o.


    Gir ağla, çık ağla

    Üzengisiz yürüyen at
    Çağırmadan kalkan avrat
    Buyurmadan tutan evlat
    Ne devlet ne devlet

    Gerek yok düğüne
    Gir oyna, çık oyna

    Sahibini teperse at
    Anlamazsa sözden evlat
    Bir de kötü ise avrat
    Zehir olur artık hayat

    Yas tut, kara bağla
    Gir ağla, çık ağla


    Nefsim

    Bir an gelir dost iken, yedi kat bir el olur,
    Bendini yıkıp geçen kükremiş bir sel olur.

    Bir an gelir, durulur, tatlı bir pınar olur,
    Herkese gölge veren büyük bir çınar olur.

    Bir an gelir para der, haram helâl ayırmaz,
    Bütün dünya verilse, aç gözünü doyurmaz.

    Bir an gelir inanır, hak ehlinin sözüne,
    Vurur iki dizine, yaşlar dolar gözüne.

    Bir an gelir sert bakar gözünde şimşek çakar,
    Yılların kazancını, tutar bir anda yakar.

    Bir an gelir, iyidir, kötüye düşman olur,
    Bütün yaptıklarına, utanır, pişman olur.

    Bir an gelir, saçmalar, ayarsız densiz olur,
    İman İslâm tanımaz kıpkızıl dinsiz olur.

    Bir an gelir uysaldır, her şeyi kabul eder,
    Bâtılları bırakır, hakkın yolunda gider.

    Bir an gelir tanımaz, herkese ağyâr olur,
    Mazlum canlara kıyar, azgın canavar olur.

    Bir an gelir harama kapatır gözlerini,
    Hatırından çıkarmaz Resûlün sözlerini.

    Bir an gelir zulmeder, ruhumuzu inletir,
    Ne naneler yedirir, ne mavallar dinletir.

    Aman ha aman, nefse uyanın hâli yaman,
    Onun hilesi çoktur, tükenmez hiçbir zaman.


    Manzum Ata Sözleri

    Ata sözü dinle, kalbi selim ol
    Bil ki, kalbden kalbe yol var demişler
    Öfkelenme hemen, biraz salim ol
    Sert sirke küpüne zarar demişler.

    Her yere uzanmaz el ve etekler
    Hep boşuna gider bütün emekler
    Göllerde dolaşan şaşkın ördekler
    Baştan değil, tersten dalar demişler.

    Aldanma dünyanın sakın vârına
    Düşmeye gör onun ahu zârına
    Bugünkü işini koyma yârına
    Gün doğmadan neler doğar demişler.

    Ne yazık geride kaldı bilenler
    Rağbet gördü günahına gülenler
    Eskiden beridir; dağdan gelenler
    Bağda olanları kovar demişler.

    Dedesi demiş ki, benim dedeme,
    Tuz ekmek bilmeze derdini deme
    Ot topla ye, namert ekmeği yeme
    Gün olur başına kakar demişler.

    Salih insanların yapış izine
    Dost addetme her güleni yüzüne
    İncinme dostunun doğru sözüne
    Doğru söz insana batar demişler.

    Kendine bir rehber bulmayan için,
    Onun öğüdünü almayan için
    Pişmeden ham kalıp olmayan için
    O, dipsiz kile boş ambar demişler.

    Dost ile ettiğin sözde kıl karar
    Kâr etmezsen bari eyleme zarar
    Aza kanaat et olma tamahkâr
    Ucuz satan tezce satar demişler.

    Elimde olmalı diyorsan dümen
    Kanaat ipini bırakma elden
    Eşek, geyik gibi boynuz isterken
    İki kulaktan da olur demişler.

    Vakit girmeyince namaz kılınmaz
    İman gibi büyük nimet bulunmaz
    Güneş balçık ile elbet sıvanmaz
    Kötülük her zaman sırıtır demişler.

    Okuyup ilimle olmalı âmil
    Hiç konuşmasa da bilinir kâmil
    Kendinden gayriyi beğenmez câhil
    Kendi çalar kendi oynar demişler.

    Kötülüklerden kaç, verme hiç değer
    Desinler sana bir er oğlu er
    Elin kapısını çalarsan eğer
    El de senin kapın çalar demişler.

    Sözünü uzatan, sürçer, gaf eder,
    Kıymetli vaktini hep israf eder
    Hem de çok yanılır, çok günah işler,
    Fazla söz yalansız olmaz demişler.
  • Islak, kederli bir gündü…
    … İnsanlar, kuşlar, ağaçlar, çiçekler ve eşyalar korkunç bir yalnızlığın içine gömülmüşlerdi. Hiç kimsenin birbirinden haberi yoktu. Başka başka dünyalar yaratmıştık kendimize. Birlikte mutlu yaşayacağımız bir dünyada olduğumuzu bilmiyorduk. Kuş ağaçtan habersiz, ağaç buluttan. Ve biz insanlar yeryüzünün bütün güzelliklerine sırtımızı çevirmiş, kendi karanlık iç dünyamızın derinliklerine dalmıştık. Hiç sonu gelmeyecek çileli bir arayıştı yaşamımız. Neyi arıyorduk? Kimi arıyorduk? Bu kaybolmuşluğumuz daha ne kadar sürecekti? Bu susuzluğumuz, bu yıkılmışlığımız, bu kahrolmuşluğumuz?
    ...
        Sonra bir yağmur başladı. Mutlu bir serinlik doldu içimize. Sevememek bize sevmeyi öğretmişti. Yaşantımızın anlamını kavradığımız anda, sevgilerimiz yüreğimize sığmaz oldu. Bir yağmurdu yağan bardaktan boşanırcasına. Çamur birikintilerine bata çıka yürüyor, yürüyorduk…
        Bu yağmur hiç dinmeyecekti. Gök ağlıyordu, deniz ağlıyordu, ağaçlar, kuşlar, çiçekler ağlıyordu. Bütün yaratıklar sonsuz bir arayışın çalkantısı içindeydi. Kimdi bulup bulup yitirdiğimiz? O bir başkasını ararken biz onu arıyorduk, bizi de arayanlar vardı. Ve hâlâ yağmur yağıyordu. Sırılsıklam olmuştuk, aradığımız belki de avuçlarımızın içindeydi, bilmiyorduk. Birbirinden kopmuş bir zincirin halkaları halinde uzaktık belki de birbirimizden.
    Yok! Yok! O çok yakındı bize, içimizdeydi. Bir gün çıkardık yüreğimizden, avuçlarımızın içine aldık. Bir kuşun o küçücük kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı ellerimizde. Gözlerini yummuş kendisini öldürmemizi bekliyordu.
    Onu öldürmedik, öldüremediğimizden! Bıraktık, uçmaya başladı. Gözden kayboluncaya kadar baktık arkasından. Yağmur altında uzaklaşıp gitti…
        Bir tek ıslak, beyaz tüy kalmıştı avucumuzda. Onu da rüzgâr aldı götürdü. Şimdi yağmur altında onu arıyoruz. Dağıldık, çözüldük, bölündük. O çoktan öldü belki.
    ...
    Yıllar geçti hâlâ onu arıyoruz. Rüzgâra bıraktığımız o tek tüyünü bulsak yeter, o zaman mutlu olacağız. Hâlâ yağmur yağıyor.
        Bu yağmur hiç dinmeyecek. Onu bulamayacağız. Hatırladıkça bir şeyler burkulacak içimizde. Korkudan büyümüş küçük gözbebeklerini görür gibi olacağız. Hâlâ kalp çarpıntılarını duyacak ellerimiz.
        Islak, kederli bir gündü. Orman bütün yapraklarını yere dökmüştü. Yağmurun kuru yapraklara vurdukça çıkardığı ses hâlâ kulaklarımızda… İşte orada, o ormanda çirkin, bodur bir ağaç var. Görüyor musunuz? Dibine dökülmüş sarı yapraklarının altında cansız bir kuş yatıyor.
        Güzelim tüyleri çamurlar içinde. Boncuk boncuk gözleri kapanmış. Bir daha açılmamak üzere kenetlenmiş gagası. Üşümüyor artık, ıslandığını duymuyor. Ve biz, onu kaybetmenin acısını, içimizde bir hançer gibi duyuyoruz. Hâlâ yağmur yağıyor. Aramak mı? Artık neyi aramak? Ağlıyoruz. Yağan yağmur sefil gözyaşlarımıza karışıyor.
        Bu yağmur hiç dinmeyecek ve biz daha çok ağlayacağız. Bir tüy için, bir sevgi için!
  • 178 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Ahenktir şiir; yazan ile okuyan arasında. Yaşam ile yaşanmışlık arasında yüreğe dokunan tatlı bir ezgidir.

    “Yaşamayı yaşamak istiyorum, demiştim,
    Neylersin ki bu damda bu dem
    Ayaklarımla uyaklarımda zincir,
    Böyle topal koşmalarla geçiyor günlerim,
    Oysa methetmek gibi olmasın kendimi ama
    Yaşamım benim en güzel şiirim.”

    Başka türlü bir şeydir şiir. Aklına, gönlüne yazılır o dizeler. Hiç olmadık yerde gelir aklına, yapışır yakana.

    “Başka türlü bir şey benim istediğim
    Ne ağaca benzer, ne de buluta
    Burası gibi değil gideceğim memleket
    Denizi ayrı deniz,
    Havası ayrı hava”

    Tuhaf bir yakarıştır şiir. Derdini sade insana değil, kurda kuşa söyleyen.

    “Bana bir gömlek biç terzi kuşu
    Göğün dellenmiş bir köyünden
    Keçileri koyvermiş bir çoban
    Yağmuru raporlu bir bulut”

    Aydınlık bir penceredir şiir. Yaşamın her köşesine özenle açılan.
    HAYATIN ÖZETİDİR

    “Karşıda bir ütücü dükkânı var
    İçerde tıpkı sana benzer bir kız
    Ama nasıl hamarat eline çabuk
    Öyle özene bezene
    Dünyayı düzeltirmişçesine
    Susuzlara su ekmeksizlere ekmek
    Umutsuzlara umut verirmişçesine
    Zengin çamaşırları ütülüyor”

    CESUR BİR SESTİR ŞAİR, diyeceğini eğilip bükülmeden söyleyen, içimizdekini rengârenk haykıran.

    Bir alay şiir geçti önümden; her bir dizesine ayrı selam durulurdu. Bir Can Baba geçti bu dünyadan; o olmasa hislerimize kim tercüman olurdu?
  • Deniz grisi gözlerinden adeta bulut gölgeleri geçti.
  • Birazdan bir bomba sallayacaklar üzerime diyordum, ölüp gideceksin. İlk anda ölmemeyi düşünüyordum; yaralanmayı, yaralı ve rahat bir ölümü. Ama bir süre sonra, dünyanın dört bir yanında ölen bir sürü devrimciyi düşünüyorsun ve bir an nasılsa rahat bir ölümü düşünmüş olduğun için korkunç bir utanç duyuyorsun kendi kendine. Bir devrimci nasıl ölmesi gerekiyorsa öyle ölmeli.
  • 247 syf.
    ·1 günde
    Yaşamını şiirine değil de şiirini yaşamına uydurmaya çalışan ve bunda başarılı da olan bir Garip Orhan Veli...

    Ölüme Yakın
    Akşamüstüne doğru, kış vakti;
    Bir hasta odasının penceresinde;
    Yalnız bende değil yalnızlık hali;
    Deniz de karanlık, gökyüzü de;
    Bir acaip, kuşların hali.

    Bakma fakirmişim, kimsesizmişim;
    -Akşamüstüne doğru, kış vakti -
    Benim de sevdalar geçti başımdan.
    Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;
    Zamanla anlıyor insan dünyayı.

    Ölürüz diye mi üzülüyoruz?
    Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada
    Kötülükten gayri?

    Ölünce kirlerimizden temizlenir,
    Ölünce biz de iyi adam oluruz;
    Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,
    Hepsini unuturuz.