Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
12 Eyl 09:59 · Kitabı okumayı düşünüyor

“Ülke kaynıyor. Siz hala oturunca, ‘Anne, arayamadık sizi…
Evin eşyaları değişecekti…’ diyorsunuz.
‘Anne, canımız burnumuzdan geldi. Bizim Gaziosmanpaşa’daki
arsaya gecekondular yerleşmiş, uğraş da uğraş…’ diyorsunuz.
Ben şurda bir gencin vurulduğunu, burda bir arkadaşımın
tutuklandığını söylüyorum. Hiç duymuyorsunuz sanki,
“Kavunlar ne tatsız çıkıyor bu yıl,” diyorsunuz.
Başınıza o kavunlardan birini fırlatmak istiyorum.”

Bir Düğün Gecesi, Adalet Ağaoğlu (Dar Zamanlar üçlemesi - 1979)Bir Düğün Gecesi, Adalet Ağaoğlu (Dar Zamanlar üçlemesi - 1979)

Seven İnsan Neylesin (Yavuz Sultan Selim'in Meşhur Şiiri )
"Merdüm-i dideme bilmem ne füsûn etti felek

Giryemi kildi hûn eksimi füzûn etti felek

Sîrler pençe-i kahrimdan olurken lerzân

Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek "

Cihan padisahi Yavuz Sultan Selim, Sam yakinina otagini kurdurarak burada üç ay kadar kalmis. Bir Türkmen kizi da, zaman zaman padisahin çadirina gelerek, otagin temizlik islerini yapar, hünkâr çadirini tertibe ve düzene sokarak siradan gündelik islerle mesgul olurmus? Yine bir sabah temizlik için geldiginde, Sultan Selimi görmüs. Türkmen güzelinin gönlü sultana, su gibi anîden akivermis gönlünü kaptimis ona.- Hani kalbin, her an bir halden baska bir hale geçmek, gibi anlamlari da vardir ya- Zamanla kalbinin içini, ince bir sizi sarmis genç kizin ve baslamis kalbi için için göynümeye.

Bir gün, gözü, hünkâr çadirinin diregine ilismis. Diregin üst kismina askin gücü ona, söyle bir satir yazma cesareti vermis:

"Seven insan neylesin"

Yavuz Sultan Selim, otagina yatmaya gelince, birden direkteki yaziyi fark etmis," Bu da ne ola ki" diyerek uzun bir muhakemeden sonra, bir vehim ve bin endise derken? Almis eline kalemi söyle bir satir da o düsmüs ayni direkteki dizenin altina. "

"Hemen derdin söylesin."

Türkmen kizi, ertesi gün gelip baktiginda otagin diregine, sevincinden aglamis, o küçücük kalbi heyecandan gögsüne sigmaz olmus, yer de onun olmus âdeta gök de? Fakat koskoca cihan sultanina ilân-i askta bulunmanin, atesle oynamak, ates girdabina bilerek atlamak gibi ölümcül bir tehlikesi de varmis. "Varsin olsun bu ask, buna deger diye düsünmüs." Aldigi mesaji heyecanla hemen cevaplandirmaktan kendini alamamis ama yine de içinde bir korku kurdu varmis ki genç güzelin, yüregini her gün dis dis, burgu burgu kemiren... Askin gücü, zoru ve korkuyu nefes nefes yasayan o gencecik yüregin imdadina yetismis derhâl. Bir satir daha yazmis ayni direge

"Ya korkarsa neylesin"

Yavuz sultan selim, aksam, çadira döndügünde, not düstügü direkteki satir gelmis aklina. Bakmis ve okumus ki askin heyecanin ve korkunun karistigi, tezat dolu sözcüklerin bulustugu satirlar, bir mizrak gibi durmakta karsisinda. Hemen o satirin altina bir misra daha eklemis, aska yenik düsen koca padisah:

"Hiç korkmasin söylesin."

Bir askin bulusan, karmasik ve bulanik duygulari söyle dizilmis diregin üzerine:

" Seven insan neylesin Hemen derdin söylesin Ya korkarsa neylesin Hiç korkmasýn söylesin"

Sabahin olmasini sabirla beklemis padisah. Seher vakti sirdasi Hasancan'i çagirtmis, derhâl bir emir vererek:

" Biz dahi merak edip onu görmek isteriz tîz elden bu kizi huzura getirin."

Emir derhâl yerine getirilmis ki Ahu gözlü, endami hos, alimli, nazenin, ceylân gibi bir Türkmen güzeli? Hünkârin emriyle derhâl bir dügün alayi tertip edilmis. Eglenceler, yemeler içmeler? Dügünün son gecesi, sirlarla dolu bu askin bilmecesi kader-i ilâhî tarafindan çözülmüs, Çözülen bu kara baht çikinindan yayilan aci haber, saskina çevirmis herkesi, yer gök âdeta üzüntüye, mateme bogulmus. Ahu gözlü Türkmen dilberinin

"Selim" diye çarpan saf ve küçük yüregi, bu büyük cihan sultanin askindaki sirri kaldiramamis ve birden duruvermis. O çadirin diregi, bu olayin canli fakat ketum sahidi olmus asirlardir. Bu dünya hayatinda vuslat nasip olmadigi gibi o gencecik yürege, buna fani alemde bir çare de bulunamamis. Bu hazin gönül çarpilmasinin ve gönül yangininin sonunda derler ki:

" Koca hünkâr, aglamis" ve Türkmen kizina yaptirdigi mezarin mermer tasina, su dörtlügü kazdirarak, dünyaya, askin gücünün karsisindaki çaresizligini en güçlü ordulari yenen koca hünkâr söyle haykirmis:

Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek

Giryemi kildi hûn eksimi füzûn etti felek

Sîrler pençe-i kahrimdan olurken lerzân

Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek."

[ Bilmem ki gözlerime felek nasil bir büyü yapti ki

Gözümü kan içinde birakti, askimi artirdi

Benim pençemin( gücümün) korkusundan arslanlar(bile) titrerken

Felek beni bir ahu gözlüye esir etti.. ]

Gülçin Şentürk, bir alıntı ekledi.
 01 Eyl 21:56 · Kitabı okuyor

Ayrıca bunlar vezir atının bakışını bile kaçırmazlar.Attan da gelse bir selamdır. Bir gün işe yarayabilir.

Bir Düğün Gecesi, Adalet AğaoğluBir Düğün Gecesi, Adalet Ağaoğlu
Gülçin Şentürk, bir alıntı ekledi.
01 Eyl 12:42 · Kitabı okuyor

..uygarlığı da aşkınlığı da denetimsiz bir doğallık içgüdülerine tutsak, başıboş bir özgürlük olarak almadığımı bilir.

Bir Düğün Gecesi, Adalet AğaoğluBir Düğün Gecesi, Adalet Ağaoğlu
mert yılmaz, bir alıntı ekledi.
 01 Eyl 09:02

Yalan
Bir yalan kadar gerçek herşey.
Ya da bir yalan kadar hiçbirşey.

Yıllar önce para kazanmak için burdan gidişim.

Ve para dışında herşeyi kaybetmek kadar yalan.

Babamın öldüğü yalan!
Ve senden arda kalan bomboş bir ev kadar yalan.
Yalan, yalan…

Bayram sabahı ailece yapılan sabah kahvaltılarına özlemdi.
Kapıyı çalacak çocuklara bir gün evvelden hazırlanırdı hediye mendiller ve lokumlar.
Mahalle arasına kurulan seyyar lunaparklar, macunlar ve pamuk helvalar.
El öpenlere el öpenlerin çok olsun derdi büyükler.
Ama onların çok olmayacaktı el öpenleri.
Çünkü her geçen bayram biraz daha azalacaktı öpülen eller.
Ve her geçen bayram biraz daha azalacaktı biten dargınlıklar.

Bayram gelmiş kime ne anam garibem diye bir türkü duyulacaktı memleketten.
Ve bayram bile bayram olduğuna pişman olacaktı belki…
Ama yine de o türküyü dinleyerek eriyecekti yollar.
Gurbetten sılaya bir yolculuk değildi bizimkisi.
Bir ömürdü iki şehir arası, bir ömürdü iki ülke hatta iki dünya arası.
Hep bir gün bu hasret bitecek ve herkes köyüne geri dönecek diye süren,
Ama kimsenin hiçbir zaman köyüne dönemediği bir yolculuktu bizimkisi.
Ha bu gece bayram gecesi,
Ha her gece bayram gecesi.

Bu gece bayram gecesi.
Her taraf mavi, pembe, mor…
Bu gece bayram gecesi.
İçim içime sığmıyor.
Görünüyor suyun dibi,
Mahalle, komşular falan…
Her şey bıraktığım gibi.
Babamın öldüğü yalan!

Dilini ve dinini bilmediğimiz sabahlara uyanırım.
Yabancı yüzler görürüm yabancı sokaklarda.
Tanıdık acılar çeker, tanıdık sevdalar ararım.
Buralar hep soğuk, oralar değişmekte sanırım.
Hasret, acı ve sevda iki ülke arası.
Kapıkule’den sonrası düğün, bayram havası.
Yıllardır söyleyip durduğum hep,
Ben gurbette değilim anam, gurbet benim içimde şarkısı.

Düğünler ve bayramlar memlekete taşındı önce.
Sonra taşınmazlar arasına girdiler birer birer.
Ne düğünler ne bayramlar ne çocuklar ne de torunlar taşınır oldu.
Günden güne, yavaş yavaş eridi birgün memlekete dönebilme derdi.
Ve yıllar geçti aradan,
Adamın biri yıllar önce çocukluğunda bırakıp gittiği memlekete geri geldi.
Ama hali garipti.
Dönüp de bulmamak vardı seni.
Buralardan gitmiş olacağın aklımdaki son ihtimaldi.
Son ihtimaldi adresinin değişikliği.
Şaka mıydı, kader miydi?
Neden bomboş evimiz şimdi?

Bu gece bayram gecesi.
Her taraf mavi, pembe, mor…
Bu gece bayram gecesi.
İçim içime sığmıyor.
Görünüyor suyun dibi,
Mahalle, komşular falan…

Bütün Şiirleri, Nazım Hikmet RanBütün Şiirleri, Nazım Hikmet Ran
Kalemzen, bir alıntı ekledi.
 28 Ağu 18:02

Kardeşim Nermin
Sana fecî bir havadisim var. Homongolos dün fecî bir kaza neticesinde öldü. Arkadaşlar zavallıyı bu sabah kasabanın mezarlığına gömdüler.
Bu hayat ve sıhhat ile dolu adam için ölüm öyle uzak, öyle uzak görünüyordu ki hâlâ bu faciaya içim inanmıyor.
Biraz evvel Handan ile beraber arabayı hazırlattık. Homongolosun mezarına gittik. Henüz kurumamış toprağının üzerine üç beş çiçek bıraktık.
Bu adam gerçi düşmanımızdı. Fakat ölümle öç alınmaz değil mi? Ben onun sadece gururunu kırmak istiyordum. Bîçarenin önümdeki toprak yığınının altında âciz ve müdafaasız yattığını düşününce ona bile pişman oldum. Ne yapayım Nermin? Ben zayıf kalpli bir kızım.
Handan çok müteessirdi. Dikkatle yüzüme bakarak:
- Bu ölüme hâlâ içimden inanmak gelmiyor, dedi. Homongolos o demir gibi kollarıyla toprakları silkip atacak, bizim teessürümüzle alay etmeye başlayacak sanıyordum.
Bir gece kendisini bostan kuyusuna atarak benimle eğlenmesini hatırladım. Bu vaka o vakit beni hiddetten çıldırtmıştı. Fakat şimdi artık gözyaşlarımı zapt edemiyordum.
Ölüm öyle bir şey ki insanı en büyük düşmanlarıyla bile barıştmyor.
Düğün gecesi benden ayrılacağı vakit söylediği son sözleri hatırladım. Ben de ona aynı şeyleri tekrar ettim:
- Müsaadeni rica edeceğim Homongolos... Sana bir küçük fenalık edecektim... Vakit kalmadı, fakat bu fena niyetim için yine senden af dilemek istiyorum... Pardon Homongolos...
Kaza hakkında sana bir parça tafsilât vereyim Nermin.
Homongolos düğün gecesinden sonra bir daha görünmemişti. Bir kere bir öğle vakti motosikletiyle karşı yoldan geçiyordu. Eliyle uzaktan selâm verdi. Fakat bize uğramadı.
Günler geçtikçe hayretim artıyordu. Arkadaşlarıma:
- Homongolos’ta bana karşı derin bir zâaf uyanmıştı. Sonra ona çok ümit verecek sözler söyledim... Mutlaka dönmesi lâzımdı, diyordum.
Müttefiklerimin ümidi kırılmıştı.
- O belli bir şeydi Sâra... Senin uğraşman beyhude idi... Onun kaya gibi hissiz bir kalbi olduğunu evvelden söylememişler miydi?
Fakat eski bir kurt olan İsmet Hanım hâlâ ümidini kesmiyordu;
- Ben Behire ile beraber, kampa gideceğim, diyordu... Onunla konuşacağım... Senin namına ısrarla davet edeceğim... Hattâ onun tarafından bir evlenme teklifi olursa senin reddetmeyeceğini anlatacak şeyler söyleyeceğim. Homongolos mutlaka gelecek.
İsmet Hanım dediğini yaptı. Behire’yi yanına alıp bir bahane ile kampa gitti. Kendi anlatışına göre vazifesini çok maharetle yapmış... Homongolos ertesi sabah geleceğine dair söz vermiş... Fakat ertesi sabah...
Ah Nermin, şu dünya bir bitip tükenmez aksilikler dünyasıdır... Civarda manevra yapmaya gelmiş bir piyade alayı var... Zabitler bir spor eğlencesi tertip etmişler!
- Futbol oynanacak, nişan atılacak, at koşturulacak, daha bilmem neler yapılacakmış. Ayrıca bir de motosiklet yarışı düşünmüşler. Buna iki zabit ile iki sivil iştirak edecekmiş... Sabahleyin Homongolos da bu müsabakaya girmeye karar vermiş...
Öğleye doğru küçük bir pusulasını aldım; “mesleğe ait bir iş çıktı. Maalesef yalancı çıkıyorum, gelemiyorum. Belki inşaallah yarın” diyordu.
Homongolos bir kere daha bizi atlatmıştı. Öyle hiddetlendim ki adeta hasta oldum. Birkaç saat sonra ölüm haberini alıyordum. Yolun bir dönemecinde motosikletini çevirememiş, bir uçuruma düşüp parçalanmış... Öyle feci bir ölüm ki tafsilatını dinlemeye kendimde kuvvet bulamadım.
Ah Homongolos sen yine kalpsizliğe kurban gittin. Sabırsızlıkla yolunu bekleyen Sâra’ya şiirsiz bir spor müsabakasını tercih etmeseydin böyle mi olacaktı? Belki biraz gururun incinecekti. Fakat bu sonbahar gününün güzel güneşi altında yaşamaya devam edecektin... İlâh ilâh.

Bir Kadın Düşmanı, Reşat Nuri Güntekin (Sayfa 141 - İnkılap yayınları)Bir Kadın Düşmanı, Reşat Nuri Güntekin (Sayfa 141 - İnkılap yayınları)

Bir Yudum Kitap
Zaman zaman dünyadan kaçmak isteriz. Bıkmışızdır işte, kimseye hesap vermeye de takatimiz yoktur. Olur öyle. Reşat Nuri, "Günümün birkaç saatini kitaplara verdim. Okurken başka bir dünyaya girer bütün dertlerimi unuturdum." der. Okumak ne güzel eylem sevgili okur. Ne güzel nimet!.. Var olun.

Reşat Nuri Güntekin - Bir Kadın Düşmanı
İnkılâp Yayınları, s.141-143

Kardeşim Nermin
Sana fecî bir havadisim var. Homongolos dün fecî bir kaza neticesinde öldü. Arkadaşlar zavallıyı bu sabah kasabanın mezarlığına gömdüler.
Bu hayat ve sıhhat ile dolu adam için ölüm öyle uzak, öyle uzak görünüyordu ki hâlâ bu faciaya içim inanmıyor.
Biraz evvel Handan ile beraber arabayı hazırlattık. Homongolosun mezarına gittik. Henüz kurumamış toprağının üzerine üç beş çiçek bıraktık.
Bu adam gerçi düşmanımızdı. Fakat ölümle öç alınmaz değil mi? Ben onun sadece gururunu kırmak istiyordum. Bîçarenin önümdeki toprak yığınının altında âciz ve müdafaasız yattığını düşününce ona bile pişman oldum. Ne yapayım Nermin? Ben zayıf kalpli bir kızım.
Handan çok müteessirdi. Dikkatle yüzüme bakarak:
- Bu ölüme hâlâ içimden inanmak gelmiyor, dedi. Homongolos o demir gibi kollarıyla toprakları silkip atacak, bizim teessürümüzle alay etmeye başlayacak sanıyordum.
Bir gece kendisini bostan kuyusuna atarak benimle eğlenmesini hatırladım. Bu vaka o vakit beni hiddetten çıldırtmıştı. Fakat şimdi artık gözyaşlarımı zapt edemiyordum.
Ölüm öyle bir şey ki insanı en büyük düşmanlarıyla bile barıştmyor.
Düğün gecesi benden ayrılacağı vakit söylediği son sözleri hatırladım. Ben de ona aynı şeyleri tekrar ettim:
- Müsaadeni rica edeceğim Homongolos... Sana bir küçük fenalık edecektim... Vakit kalmadı, fakat bu fena niyetim için yine senden af dilemek istiyorum... Pardon Homongolos...
Kaza hakkında sana bir parça tafsilât vereyim Nermin.
Homongolos düğün gecesinden sonra bir daha görünmemişti. Bir kere bir öğle vakti motosikletiyle karşı yoldan geçiyordu. Eliyle uzaktan selâm verdi. Fakat bize uğramadı.
Günler geçtikçe hayretim artıyordu. Arkadaşlarıma:
- Homongolos’ta bana karşı derin bir zâaf uyanmıştı. Sonra ona çok ümit verecek sözler söyledim... Mutlaka dönmesi lâzımdı, diyordum.
Müttefiklerimin ümidi kırılmıştı.
- O belli bir şeydi Sâra... Senin uğraşman beyhude idi... Onun kaya gibi hissiz bir kalbi olduğunu evvelden söylememişler miydi?
Fakat eski bir kurt olan İsmet Hanım hâlâ ümidini kesmiyordu;
- Ben Behire ile beraber, kampa gideceğim, diyordu... Onunla konuşacağım... Senin namına ısrarla davet edeceğim... Hattâ onun tarafından bir evlenme teklifi olursa senin reddetmeyeceğini anlatacak şeyler söyleyeceğim. Homongolos mutlaka gelecek.
İsmet Hanım dediğini yaptı. Behire’yi yanına alıp bir bahane ile kampa gitti. Kendi anlatışına göre vazifesini çok maharetle yapmış... Homongolos ertesi sabah geleceğine dair söz vermiş... Fakat ertesi sabah...
Ah Nermin, şu dünya bir bitip tükenmez aksilikler dünyasıdır... Civarda manevra yapmaya gelmiş bir piyade alayı var... Zabitler bir spor eğlencesi tertip etmişler!
- Futbol oynanacak, nişan atılacak, at koşturulacak, daha bilmem neler yapılacakmış. Ayrıca bir de motosiklet yarışı düşünmüşler. Buna iki zabit ile iki sivil iştirak edecekmiş... Sabahleyin Homongolos da bu müsabakaya girmeye karar vermiş...
Öğleye doğru küçük bir pusulasını aldım; “mesleğe ait bir iş çıktı. Maalesef yalancı çıkıyorum, gelemiyorum. Belki inşaallah yarın” diyordu.
Homongolos bir kere daha bizi atlatmıştı. Öyle hiddetlendim ki adeta hasta oldum. Birkaç saat sonra ölüm haberini alıyordum. Yolun bir dönemecinde motosikletini çevirememiş, bir uçuruma düşüp parçalanmış... Öyle feci bir ölüm ki tafsilatını dinlemeye kendimde kuvvet bulamadım.
Ah Homongolos sen yine kalpsizliğe kurban gittin. Sabırsızlıkla yolunu bekleyen Sâra’ya şiirsiz bir spor müsabakasını tercih etmeseydin böyle mi olacaktı? Belki biraz gururun incinecekti. Fakat bu sonbahar gününün güzel güneşi altında yaşamaya devam edecektin... İlâh ilâh...

Minerva'nın Baykuşu | Merve, bir alıntı ekledi.
26 Ağu 21:57 · Kitabı okudu · İnceledi

Orta Anadolu'da düğün âdetleri :)
O perşembe, Halit’le Zekiye’nin bayrağı dikildi. Bayrağın ayyıldızına elma takıldı. Elmaya tabancalar atıldı. Kadınlara ahırda, erkeklere bahçede düğün yeri kuruldu. Kadınlara ayrı, erkeklere ayrı çalgıcılar tutuldu. Dizgeme’den Akçalı’ya semah geldi. Akçalı’dan Dizgeme’ye kalmiçi gitti. Dizgeme’de gelin ağlatıldı. Akçalı’da damat oynatıldı. Köyün delikanlıları Süslü Sami’yi damada sağdıç ettiler, damadın koltuğuna girdiler. Bir yandan gelinlik kızlara ayna tuttular, işmar ettiler, bir yandan topluca abdest alıp camiye gittiler, ilahi söylediler. Dizgeme’de kına gecesi Zekiye’ye kakül kestiler, kaşlarına fıstık karası çektiler, yanaklarını alladılar, ellerini kınaladılar. Akçalı’da damadı, Dizgeme’de gelini sakladılar. Bahşiş çağrılmadan gelini de, damadı da ortaya çıkarmadılar. Cumartesi akşamı, Zekiye ağlaya ağlaya Halit’e gelin geldi. Halit dama çıktı. Gelinin başına çerez, bozuk para saçtı. Çocuklar paraları kapıştılar. Gelin kaynana sarılıp koklaştılar. Atiye, Zekiye’nin ağzına bir parmak bal çaldı. Zekiye eşikten atlamadan bir tahta kaşık kırdı. Halit damdan indi. Zekiye’nin koluna girdi. Onlar içerdeyken dışarıda damat halayı çekildi. Halaycılara düğün yemeği verildi. Köyün imamı gizlice nikah kıydı, muhtarı çeyiz kağıdı yazdı. Gerisi Zekiye’yle Halit oğlana kaldı...

Sevgili Arsız Ölüm, Latife TekinSevgili Arsız Ölüm, Latife Tekin
Ceren Çetinkaya, Düğün Gecesi'ni inceledi.
23 Ağu 02:04 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Sophie kitapları içinde en iyilerden değil bence.
Lottie biraz uçuk bir karakter geldi bana. Fliss çok daha iyiydi. Keşke son kısımda Fliss'i biraz daha okuyabilseydim.
Kitap her ikisini de anlatıyor ancak Fliss'i tercih ederim.
Sophie kitapları her zaman biraz absürt olur ancak Lottie gerçekten beni biraz fazla şaşırttı.