Babasından Kızına 3 Önemli Nasihat..
Gelin arabasında âdeta cenaze havası vardı. Gelin ve damadın ikisi de bir karış suratla, hiç konuşmadan oturuyorlardı. Düğün az önce bitmiş, evlerine gidiyorlardı. Arabaya oturana kadar düğünde ikisi de zoraki gülümsemişlerdi. Artık bütün enerjileri bitmişti.

Oysa bu günü ne çok beklemişlerdi… İki yıl olmuştu tanışmalarına. Çok sevmişlerdi birbirlerini. Düğün günü ömrünün en mutlu günü olacak diye düşünmüştü Mehlika. Bu yüzden bugünü burnundan getiren kayınvalidesini bir kaşık suda boğmak istiyordu. Kayınvalidesi hiç kimseyi dinlememiş, ucuza gelsin diye kendi istediği düğün salonunu tutmuştu. Salon davetlilere küçük gelmiş, ayakta kalanlar olmuştu.

Mehlika ve annesi “Ele güne mahcup olduk!” diye çok fena sinirlenmişlerdi. Mehlika düğün boyunca söylenmese Abdullah için bir problem yoktu. Anne babası aksaklıkları gidermek için uğraşıyorlardı. Ayakta kalanlara sandalye ve masa ayarlamaya çalışıyorlardı.

Düğün bittiğinde Mehlika salonda anne babası ile vedalaştı. Annesinin yüzünden düşen bin parçaydı. “Seviyorum, âşığım demeseydin ben bu pintilere kız mı verirdim?” diye söylendi. Mehlika ne diyeceğini bilemedi. Babası kimseye göstermemeye çalışarak eline bir zarf tutuşturdu. “Bunu eve gidince mutlaka oku.” diye eğilip kulağına fısıldadı. Mehlika zarfı çantasının içine koydu.

Eve varana kadar hiç konuşmadılar. Kapıya geldiklerinde Abdullah anahtarı çıkardı, kilidin üzerine taktı fakat kapıyı açmadı. Döndü, Melika’ya baktı:

“Karıcığım gel şu an itibariyle bütün tatsızlıkları dışarıda bırakalım ve evimize iki sevgili olarak girelim. Yaşadığımız hiçbir şey bizden daha mühim değil.” dedi.

Mehlika “Tamam…” diyemedi. Düğün boyunca içinde biriktirip söyleyemediği şeyler vardı. Onları Abdullah’a söylemeden rahat edemezdi.

“Senin için söylemek kolay…” dedi. “Düğünüm burnumdan geldi. Tabii annenin yaptıklarını duymak istemiyorsun. Bundan sonra anneni asla görmek istemiyorum.”

“O düğün aynı zamanda benim de düğünümdü, sen üzüldüğün için benim de burnumdan geldi… Ne yapalım, olan oldu. Bunların hepsini dışarıda bırakalım diye sana gül uzatıyorum.”

“Kapıyı aç, ben çok yorgunum, ayakta durur halim yok.” dedi Mehlika.

“İyi o zaman, ben de yorgunum, bu akşam düğüne ait hiçbir şey duymak istemiyorum, yarın konuşuruz.” dedi ona karşılık Abdullah.

Evlerine girdiler ve hiç konuşmadan sessizce yattılar. Birbirlerine dokunmak bile istemiyorlardı. Mehlika düğün gecesi giymek için hazırladığı seksi ipek gecelik yerine ayıcıklı pjama takımlarını giyip yatağın bir ucuna kıvrıldı. Abdullah da diğer ucuna yattı. Çok yorgun olmalarına rağmen ikisini de uyku tutmuyordu, yatakta dönüp durdular.

Mehlika’nın aklına babasının verdiği zarf geldi. Yataktan usulca kalkarak çantasını alıp salona geçti. Zarfı açtığında içinden bir mektup çıktı. Babası ona mektup yazmıştı. Merak içinde hemen okumaya başladı.

Sevgili kızım, Mehlikam!

Bugün yuvadan uçtun. Artık kendi yuvanı kurma zamanı. İnşallah çok mutlu olursun. Mutluluğuna katkısı olsun diye bir baba olarak sana nasihatlerim var. Bunları sana söylemeyi düşündüm fakat “Söz uçar, yazı kalır…” derler. Kalıcı olsun diye yazmaya karar verdim.

Belki diyeceksin ki “Baba senin çok mutlu bir evliliğin mi vardı ki bana nasihat ediyorsun?” Biliyorum kızım, mutlu bir evliliğimiz yok, zaten bunun için yazıyorum sana.

Biz annenle birbirimize âşık olarak evlenmiştik; fakat aşkımız pek uzun ömürlü olmadı. Ben de annen de hata yaptık. Bu aşkın neden bittiğini, neden sevgisiz bir evliliğe kendimizi mahkûm ettiğimizi ben ayrı izah ediyorum, annen de kendine göre açıklıyor. “Kızlar annelerini model alır.” derler. Beni annenden soğutan hataları bu yüzden yazıyorum ki sen de aynısını yapma. Çünkü sen bir kadın olarak erkeklerin nelerden çok incindiğini bilemezsin. Bu sözlerim kulağına küpe olsun.

Yavrucuğum, erkeği üç şey çok incitir:

Birincisi: Karısı tarafından saygı görmemek, adam yerine konmamak erkeği çok incitir ve karısına olan sevgisini bitirir. Kadın kocasını evin reisi olarak değil de terbiye edilmesi gereken bir çocuk olarak görür, tenkit eder, azarlarsa yani erkeğin erkek olmasına izin vermezse karı-koca arasında muhabbet olması mümkün değildir. Aman kızım, kocana saygılı ol ki o da sana sevgisini göstersin.

İkincisi: Bir kadın kocasının ailesini sevmiyorsa, saygı duymuyorsa erkek karısına çok kırılır.

Canım kızım, eşinin ailesine saygılı ol ve onları sevmeye gayret et. Arkalarından konuşma. Hataları elbette olacaktır, hepimizin olduğu gibi. Hatalarına takılma, gözünde büyütme.

Hiçbir erkek “Seni çok seviyorum aşkım ama anneni sevmiyorum…” diyen bir kadının sevgisinin gerçek olduğuna inanmaz. Kadınların çoğu bu ifadeyle söylemese de eşlerine annesini sevmediğini her vesile ile anlatırlar. Bir erkeğe “Annen dedikoducu, annen cimri, annen arkamdan konuşuyor, annen temiz değil…” denmesi erkek için “Sen dedikoducu, kötü bir kadının kötü oğlusun…” demektir. Erkekler bunu “Sen kötü kadının iyi oğlusun…” diye anlamazlar.

Erkekler korumacıdır. Vatanı aileyi korumak bizim vazifemizdir. Sadece eşimizi ve çocuklarımızı değil; annemizi ve kız kardeşlerimizi de korumak isteriz.

Kocanın annesi hakkında söyleyeceğin her kötü söz; kocanın kalbine attığın kocaman bir ısırıktır. O ısırık yüreğini kanatır, içini sızlatır. Isırık izleri yan yana çoğaldıkça büyük bir yaraya dönüşür. O yaralı yürekle seni ne kadar sevmesini bekleyebilirsin?

Erkeğin kalbi kadınındır; kadının kalbi de erkeğindir. Eşin kalbinde senin sevgini taşıdığı için o kalp sana aittir. O kalbi kırma, yaralama, iyi bak ki sevginiz zarar görmesin.

Kocana annesinin hatalarını göstermek için boş yere uğraşıp onu kırma. Kadınlar zannederler ki biz erkekler annelerimizin hatalarını görmüyoruz. Oysa annelerimizin bütün hatalarını görürüz; fakat eşlerimize itiraf etmek zorumuza gider. Annemiz nasıl küçükken bizi koruyup kollamışsa biz de onu koruyup kollamak isteriz. İşte bu yüzden kadın kayınvalidesinin hatalarını söyleyince erkek hatasını gördüğü halde annesini savunur.

Kayınvaliden senin arkandan konuşsa bile sen onun için kötü bir şey söyleme kızım. Birbirini kötüleyen iki kadının ortasında kalan erkek daha çok annesinin tarafında olur, ona inanır. Onunla kan bağı ve uzun bir geçmişi vardır. Onu doğuran, büyüten, üzerinde o kadar emeği olan annesine sırtını dönüp karısının yanında yer almak istemez. Akıllı bir kadın hiçbir zaman kocasını annesi ile kendi arasında bırakmaz.

Kocana annesinin hatalarını göstermek istiyorsan ona annesini öv, annesi hakkında iyi şeyler söyle. Mesela annesi:”Karın kötü, dağınık…” diyor; sen “Annen çok iyi bir kadın, onu seviyorum” diyorsun. Ne düşünür erkek? “Karım ne kadar iyi bir kadın, demek ki annem onu kıskandığı için arkasından konuşuyor.” O zaman annesi senin için ne söylerse söylesin kocan ona inanmaz, tam aksi, güzel tutumundan dolayı seni takdir eder.

İşte böyle güzel kızım. Kocanın ailesi ile uğraşma. Sevginize kendi elinle zarar verme. Kayınvaliden ne yaparsa yapsın, sen doğru davranışı gösterirsen mutluluğunuza gölge bile düşüremez.Gelinler yardım etmezse kayınvalideler evliliklere zarar veremezler.Kocanla yapacağın hiçbir tartışmaya ailesini karıştırma. Ailelerimiz bizim zayıf yanlarımızdır. Onlara gücümüz yetmez, istesek de değiştiremeyiz onları. Bu yüzden kocanı hiçbir zaman zayıf noktasından vurma ki senden nefret etmesin.

Üçüncüsü: Bir babanın kızına söylemesi ne kadar uygun olur bilmiyorum ama erkeğin yatakta karısı tarafından reddedilmesidir. Bu da erkeği çok fazla yaralar, incitir, karısından soğutur.

Sevgili kızım Mehlika’m,

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sözlerimi okuyup geçme, bu sözlerde yılların tecrübesi var. Bunları annene anlatamadım, biz mutlu olamadık; ama sen anla ve mutlu ol kızım.

Seni çok seven baban.

Mehlika, elinde mektup, uzun uzun düşündü. Mektubu iki kez daha okudu. Sonra gitti, bu gece için önceden hazırladığı geceliğini giydi, saçlarını taradı ve yatağa girip sırtı dönük yatan kocasına sarıldı. Kulağına “Tatsızlıkları bir daha açmamak üzere geride bırakacağıma ve bundan sonra ‘sevdiğimi doğuran kadına’ iyi davranacağıma söz veriyorum.” dedi. Ona dönüp bakan kocasının gözlerinde gördüğü sevgiden dünyada daha değerli hiçbir şeyin olmadığını düşündü.

Sema Maraşlı

Zeynep Demir, Hayır...'ı inceledi.
21 Kas 15:18 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

Dar Zamanlar Üçlemesi'nin son kitabı.
Bir Düğün Gecesi' ne göre daha karışık, daha dağınık. Bilinç akışları, kahramanların birinin iç sesinden aniden diğerine geçişler, hayalî mi gerçek mi olduğu anlaşılamayan anlar...
Prof. Aysel, ömrünün sonbaharini yalniz geçiriyor. Bir yandan da Aydin intiharlarini inceliyor.
(Spoiler)
Her durumda özgür kimliğimizi koruyabilmek ancak edimle söylenebilecek şu iki sözcüğe bağlı: Yinelemeye Hayır... Anlaşmaya Hayır... Ayrılığa Hayır... Yinelemeye Hayır...
Bu sözler kahramanimizin reddedişini oluşturuyor. Ve Prof. Aysel Dereli, bu reddedisi nasıl ortaya koyuyor, bunu görüyoruz. Aysel' in Yenins'e gidişi, ölmeye yatmak kavramıyla harmanlaniyor.
İyi okumalar

özge çpr, Kırk Ambar 1: Rümuz-ül Edeb'i inceledi.
11 Kas 18:46 · Kitabı okudu · 7 günde · 8/10 puan

Kitabı okurken yazarın ne kadar uçsuz bucaksız bir bilgisi var dedim öncelikle.Kıskanılacak cinsten.Bu sebeple kitabı okurken kendimin sığ bilgileri sebebiyle yer yer zorlandım.Hatta kullanılan kelimelerden dolayı TDK'nin Büyük Türkçe Sözlük kısmı yanımda hep açıktı.Kitap farklı bölümlerden oluşan bir külliyat gibi.
1. Bölüm: Dünya Edebiyatı
Dünyanın neresi olduğundan başlıyor yazar, sormayın gitsin.Edebiyat nedir ile devam ediyor.İki kavramın birleşip birleşemeyeceğinden bunun mümkün olup olmadığından bahsediyor.Sadece kendi düşüncelerinden bahsetmekle yetinmiyor bütün kitapta.Tanık gösterme yöntemini sık sık kullanıyor.
Goethe'ye göre Dünya edebiyatının amacı nedir?
Dünya edebiyatının başlardaki durumu neydi?
Entelektüel alışverişlerin düzenlenmesine kadar farklı sorulara cevap alabileceğiniz bir bölüm.Kendi düşüncesine göre ise edebiyatın ufku, dünya ufku olmalıdır deyip kapatıyor bölümü.
2.Bölüm: Klasik Dedikleri
Ben şöyle cevap bulunabilecek soruları sıralayarak özetlemek istiyorum.
Cemil Meriç'e göre klasik nedir?
Klasiklerin kuralı nedir?
Klasikler ve romantiklerin ilişkisi nasıldır?
Klasik edebiyat nedir?
Klasiği ifade eden kelimeler nelerdir?
Avrupalının gözünde klasik ve romantik ne ifade etmektedir?
Sözlüklerde klasik kelimesi nasıl geçiyor?
Bizde klasik nasıl geçiyor?
Son sorusuna verdiği cevap şöyle: Bizde klasik yoktur.Divan edebiyatı sadece kendi türünde mükemmele ulaşmıştır.Klasik vb. tabirler Avrupa edebiyatı için geçerlidir.
Altını fazlaca çizdiğim cümlelere sahip bir bölüm oldu.
3.Bölüm: Çağın Dini Hümanizm
İslamiyet ve hümanizm arasındaki ilişkiden tutun biolojistlere göre hümanizm nedir sorularına kadar incelemiş Cemil Meriç.Hümanizm- din ilişkisi, yine olmazsa olmazı sözlüklerde hümanizm, edebiyatta hümanizm ele aldığı diğer konular arasında.
Hümanizmin edebiyatta yarattıkları nelerdir?
Hümanizmin babası kimdir? vb. cevabını bulabileceğiniz diğer sorular.Okurken zorlandığım bölümlerden birisiydi.Tekrar tekrar okuduğum çok oldu.
4.Bölüm: Romanın Romanı
En sevdiğim bölümdü.Kitabın da en uzun bölümü bu arada.
Doğu'nun hikayesi,Avrupa'nın romanı olduğunu söyler yazar burada.Hayal ağacının ilkin Asya'da boy attığını vurgular.
Klasik ve çağdaş roman arasındaki farklar nelerdir?
Okuyucu romanda ne arar?
Yığın okuyucu- gerçek okuyucu nedir?
Romanın tarihçesi nasıl şekillenmiştir ve kadının etkileri nelerdir?
Batı'nın Leyla ile Mecnun'u dediği Tristan ile İsevit'in öyküsü nedir?
Don Kişot kimdir? (Flaubert ve Türkler için Don Kişot kısmı da vardır.) gibi nicegüzel sorulara hep cevap buldum bu bölümde.Özellikle Don Kişot ile ilgili yerler o kadar muhteşemdi ki! Bu bölümde Gogol'un çocukluğundan Don Kişot ve Ölü Canlar'ın yakınlığına ve daha birçok kişiyle ilgili(Balzac, Stendhal,Zola...) ilginç şeyler öğrendim.Sorguluyor Cemil Meriç hep sorular soruyor.Bizde niye roman yok, diyor.Ki "Bizde Roman" adlı kısımda kitabın 5.bölümünü oluşturuyor.
6.Bölüm: Romanda Hesaplaşma
İlginç yerlerden biriydi.Çünkü Meriç bu bölümde Yaşar Kemal'i yerden yere vuruyor Demirciler Çarşısı Cinayeti ile.Çenesi düşük kocakarı gevezesi diyor.Özellikle beğendiği iki kişi var.Aclan Sayılgan'ı Depren adlı eseriyle, Adalet Ağaoğlu'nu Düğün Gecesi eseriyle göklere çıkarıyor.
7.Bölüm:Diyorlar Ki
Tayflar geçidindeyiz.Kendisi de böyle başlıyor çünkü.Kimlerin adı yok... Alaycı bir geçit töreniyle dokunduruyor herkese.Halit Ziya, Abdülhak Hamit, Yahya Kemal, Halide Edip, Ziya Gökalp, Köprülü birkaç taneciği bu isimlerden.Bu geçitten hüzünle ayrılıyor Cemil Meriç.
Halide Edip:Türkleri İngilizlerden sonra okuyan "Büyük Türkçü
Köprülü:Knedi edebiyatını düşman gören ilk ve son edebiyat tarihçisisi yazarımıza göre.
Gelelim kitabın son 2 bölümüne.
Edebiyat Tarihinin Tarihi - Edebiyat ve Sosyoloji.Beni en zorlayan bölümlerdi.Eğer bilgi birikiminiz mükemmelse zevk alırsınız anca bu iki bölümden diye düşünüyorum.

Mustafa Kemal
dağ başını efkâr almış
gümüş dere durmaz ağlar
gözyaşından kana kesmiş gözlerim
ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
ağlar ağlar cihan ağlar
mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
altmış üç ilimiz altmış üç yetim
yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
her geçen seni bizden parça parça götürür
mustafa'm mustafa kemal'im

diz dövdüm
gözlerim şavkı aktı sakarya'nın suyuna
sakarya'nın suları nâmın söyleşir
hemşehrim sakarya öksüz sakarya
ankara'dan uçan kuşlar
kemal'im der günler günü çağrışır
kahrolur bulutlara karışır
gök bulut yaşmak bulut
uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir
mustafa'm mustafa kemal'im

nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
şol yüzünde güneş südü sıcaklık
ellerinden öperim mustafa kemal
senin dalın yaprağın biz senin fidanların
biz bunları yapmadık
sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal
elsiz ayaksız bir yeşil yılan
yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
hani bir vakitler kubilay'ı kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
mustafa'm mustafa kemal'im


karalar kuşanmış karadeniz akmam diyor
dokunmayın ağlamaktan bıkmam diyor
bu gece kıyamet gecesi bu vapur bandırma vapuru
yattığı yer nur olsun mustafa kemal
ben ölümden korkmam diyor
korkmam diyen dilleri toz oldu toprak oldu
değirmen döndü dolandı yıllar oldu
bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir
o bize öğretmedi kazan kaldırmasını
günahı vebali öğretenin boynuna
erdirip oldurana ana avrat sövmesini
yüreğim kırıldı kanım kurudu
var git karadeniz var git başımdan
mızıka çalındı düğün mü sandın
bir yol koyup gideni gelir mi sandın
mustafa'm mustafa kemal'im

ankara'nın taşına bak
tut ki baktım uzar gider efkârım
çayır ağlar çimen ağlar ben ağlarım
gözlerimin yaşına bak
ankara kalesi'nde rasattepe'de
bir akça şahan gezer dolanır
yaşın yaşın mezarını aranır
şu dünyanın işine bak
mustafa'm mustafa Kemal'im

Attila İLHAN

salih, Mişon'un Definesi'ni inceledi.
26 Eki 19:45 · Kitabı okudu · 2 günde

Cingöz Recai serisinin 3. kitabı. Kitap;
Mişon'un Definesi
Bodrumda Kalanlar
Esrarlı Dolap
Kasa Başında
Bir Düğün Gecesi
Kadın Cinayeti
Düşman Şakası
olmak üzere yedi kısa hikayeden oluşuyor.
Cingöz Recai serisinin üç kitabını almıştım, bu elimde kalan son kitap olduğu için okudum.Daha önceki kitaplarda ki yazdığım incelemelerde ki gibi kitap kötü olmasa da serinin diğer kitaplarını alıp okutacak kadar da iyi değil. Hikayeler çok kısa, edebilikten de uzak, ortaokul-lise yaş gruplarına hitap ediyor biraz.

Zeynep Demir, Bir Düğün Gecesi'ni inceledi.
22 Eki 18:36 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bitmesin istediğim bir kitap oldu.
Dar Zamanlar Üçlemesi'nin ikinci kitabı. Birincisini okumamıştım, elime geçince ortadan başladım ama okumakta zorlanmadım.
Bir düğün gecesinde 3- 4 saatlik zaman diliminde bütün kahramanların iç dünyasına ayna tutuyor yazar. Ve bunu öyle ustalıkla yapıyor ki... Beğenmediğimiz , yadirgadiğimiz ya da çekindiğimiz insanların duyguları ne kadar bize yakınmış, ne kadar bizdenmiş. Biz aydiniyla avamiyla, güçlüsuyle zayifiyla, genciyle yaşlisiyla ne kadar aynıyız. Ama ne kadar da farklıyız.
Sözlerimizin, tavirlarimizin karşımızdaki insanlarda uyandırdığı karşılığı nasıl da farkedemiyoruz. Birbirimize ne kadar muhtacız. Yumuşak bir sese, tatlı bir bakışa...
Bunca kahramanın dünyasına girince zihnimde bu düşünceler oluştu. Kitap hakkında söylenecek daha çok söz var ama bunlar benim kitabı çok iyi diye nitelememe yetti.
Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
İyi okumalar

Zeynep Demir, bir alıntı ekledi.
21 Eki 23:41 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

...bu düğün gecesinden bende kalan bu düğüne tanıklığım değil, yaram. Bu bir canlılık belirtisidir. Taşın kanadığını kim görmüş?

Bir Düğün Gecesi, Adalet AğaoğluBir Düğün Gecesi, Adalet Ağaoğlu
Zeynep Demir, bir alıntı ekledi.
21 Eki 23:26 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

İnsanların üstünden iyi kötü bir silindir geçecek de, o insanlar hiç yara bere almadan çıkacaklar o silindirin altından, öyle mi? Kanayacaksın, kanamıyorum diyeceksin. Herbir yanın sızlayacak, sızlamıyor olacak. İnsanlık adına ne büyük ikiyüzlülüktür bu. En çağdaş ikiyüzlülük.

Bir Düğün Gecesi, Adalet AğaoğluBir Düğün Gecesi, Adalet Ağaoğlu
Zeynep Demir, bir alıntı ekledi.
21 Eki 22:19 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Eyy insan onuru! Sen kişiyi düştüğü yerden kaldıran tek kurtarıcısın!

Bir Düğün Gecesi, Adalet AğaoğluBir Düğün Gecesi, Adalet Ağaoğlu
Zeynep Demir, bir alıntı ekledi.
21 Eki 22:04 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Evet. Çıldıran benim. Çıldırıyorum. Yaşanmamış, yaşamak için kendime izin vermediğim gençlik salaklıklarımı şimdi yaşıyorum. Demek hiçbir şey atlanamıyor. Atlanan her şey gelip bir yerden uç veriyor.

Bir Düğün Gecesi, Adalet AğaoğluBir Düğün Gecesi, Adalet Ağaoğlu