• Yine de hayatı katlanılabilir kılan bazı deneyimler vardır. Bunlar çoğunlukla sanattan gelir. Sanat, kısa bir süreliğine de olsa, sonsuz çabalama ve arzu döngüsünden kaçınabileceğimiz sakin bir durak sağlar.
  • İnsan, Marx'a göre, diğer hayvanlardan farklı olarak alet yapma yeteneğine sahip bir varlıktır ve yapmış olduğu ilk aletle de doğayla sürdürdüğü ilişkinin tipini değiştirmiş, yani doğanın üzerine çıkma, yükselme imkanına sahip olmuştur. Tarihi meydana getiren şey onun bu gerçekten farklı olan, doğanın üzerine çıkması özelliği olmuştur. Böylece, hayvanların tarihinin olmamasına karşılık insanın tarihinin olmasının nedeni budur ve 'tarih', bu konuda Hegel'in haklı olarak gördüğü ve işaret ettiği gibi, 'insanı insan yapan şeydir'.
  • Tarih felsefesinin en önemli problemi, en basit olarak, tarihi olay ve süreçlerin bir anlamı olup olmadığı sorusu olacaktır. Bunu bir başka şekilde tarihin, tarihi olayların bir amacı olup olmadığı, bir yere, bir ereğe, ideale doğru gidip gitmedikleri şeklinde de ifade edebiliriz. Daha açık olarak acaba tarihi olaylar, içerden veya dışarıdan herhangi bir akıllı veya akıl-dışı bir varlığın, Tanrı'nın veya başka bir gücün onlar için çizdiği, öngördüğü, yönlendirdiği bir planın, projenin, tasarının sonucu, uygulaması olarak mı ortaya çıkmaktadırlar, yoksa tamamen amaçsız, rastlantısal, hatta birtakım olaylar topluluğundan mı ibarettirler?
  • İbni Haldun, bir evrensel, yani yaratılmasından bu yana dünyada olup biten önemli tarihi olayları anlatma iddiasında olan bir tarihçidir ama onun asıl büyük yanı, tarihçiliğinden, tarih yazarlığından değil de, sosyolojinin, daha doğrusu büyük harfle, toplumbiliminin, toplumbilimlerinin kurucusu olmasından ileri gelir. Bu arada İbni Haldun'un kendisi böyle bir bilimi, yani toplumbilim diye adlandırdığımız bilimi yarattığının bilincindedir ve onu çeşitli terimlerle, kültür bilimi, uygarlık bilimi, insan toplumları bilimi, insanların toplum halinde yaşamalarının ortaya çıkan olayları inceleyen bilim olarak adlandırır.
  • 191 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    Mircea Eliade, dinler tarihi konusunda gelmiş geçmiş en önemli akademisyenlerden biri olmuştur. Mircea Eliade, 1907'de Bükreş - Romanya'da doğdu. Çocukluğunda ve gençliğinde biyoloji, özellikle de botanik ve entomoloji ile ilgilenmiştir. Fakat yıllar geçtikçe ilgisi daha çok sosyal bilimlere kaymış, özellikle filoloji ve felsefe ile ilgilenmiştir.
    Yazarı tanımadan sadece kitabın ismine bakarak okuduğumda tarafsız bir şekilde kutsal (sacred) ve dindışı (profan-laik) düşünceleri tarafsız olarak ortaya koyacağını zannediyordum ama bariz bir şekilde kutsalı tutan bir yazar.
    Kutsallık derken tam anlamıyla herhangi bir dinin de propogandasını yapmıyor, sadece "kutsal"a inanç dan bahsediyor ve dünyanın hemen her yerindeki inanç benzerliklerinden de bahsediyor.
    Bu konuda yazılmış benzer bir başka eser "Bilgi ve Kutsal" S.Hussain Nasr tarafından yazılmış bu eser ise tamamen bütün dinlerin bir gelenek tarafından devam ettiğinden birbirlerine geçişlerinin olağanlığını ve modern dünyanın "desacralizasyon" (kutsaldan arındırma) dayatmasının hiç de makul olmadığı savunmasını yapar.
    Birlikte okunması gereken tamamlayıcı okuma tavsiyesi:
    1-Seyyid Hussain Nasr:Bilgi ve Kutsal
    2-Cihangir Gener: Ezoterik Batıni Doktrinler Tarihi
    Alıntılar:
    Dindar insana göre, aynı efsanevi olayların yeniden güncelleştirilmesi onun en büyük umudunu meydana getirmektedir: her yeniden güncelleştirmede varoluşunu değiştirmekte, onu tanrısal modele benzer hale getirme şansını yeniden yakalamaktadır.
    Çağdaş din-dışı insan yeni bir varoluşsal konumu üstlenmektedir; kendini Tarihin öznesi ve ajanı olarak kabul etmekte ve aşkınlığa her türlü başvuruyu reddetmektedir. Başka bir anlatımla, çeşitli tarihsel konumlar içinde kendini açığa çıkarttığı haliyle insanlık durumunun dışında hiçbir insanlık modelini kabul etmemektedir. İnsan kendini kendi yapmaktadır ve kendini tam anlamıyla, ancak dünyayı ve kendini kutsallıktan arındırdığı ölçüde yapabilmektedir. Kutsal onun özgürlüğünün karşısındaki asıl engeldir. Ancak kökten bir şekilde demistifie olduğu zaman kendi olabilecektir. Ancak sonuncu tanrıyı öldürdüğünde gerçekten özgür olabilecektir.
    Kitabın arka kapağı:
    ÇAĞDAŞ BATIM, KUTSALIN AÇIĞA ÇIKMASININ BAZI BİÇİMLERİ KARŞISINDA BELLİ BİR RAHATSIZLIK DUYMAKTADIR: ONUN, BAZI İNSANLAR İÇİN KUTSALIN TAŞLARDA VEYA AĞAÇLARDA AÇIĞA ÇIKTIĞINI KABUL ETMESİ ZORDUR. OYSA SÖZ KONUSU OLAN BİZATİHİ TAŞ VE AĞACA TAPINMA DEĞİLDİR. KUTSAL TAŞ, KUTSAL AĞAÇ, TAŞ VIE AĞAÇ OLARAK TAPINMA NESNESİ DEĞİLDİRLER; ONLARA TAPINILMAKTADIR, ÇÜNKÜ ONLAR BİRER KUTSAL TEZAHÜRÜDÜRLER, ÇÜNKÜ ONLAR ARTIK NE TAŞ, NE DE AĞAÇ OLAN, AMA KUTSAL OLAN, "GANZ ANDERE" OLAN BİRŞEYİ "AÇIĞA ÇIKARTMAKTADIRLAR.
  • 352 syf.
    ·46 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Seyyid Hüseyin Nasr,
    1954'te Massachusetts Institute of Technology’de fizik ve Harvard Üniversitesi'nde tarih dallarında aldığı lisans diplomasi ile bitirdi.
    1956'da Harvard Üniversitesi'nde jeofizik alanında yüksek lisans,
    1958 yılında bilim tarihi alanında doktora yaptı.
    Prof. Seyyid Hüseyin Nasr pereniyal felsefe anlayışıyla din, felsefe, İslâm, tasavvuf, sanat, müzik, mimârî, hikmet ve edebiyat hakkında çalışmaktadır. Farsça, Arapça, İngilizce, Fransızca, Almanca ve İspanyolca bilen Nasr, bu lisanlara hâkim olduğu gibi İtalyanca, eski Yunanca ve Latince de bilmektedir.
    Gelenekçi ekolün İslam dünyasındaki en büyük temsilcisidir.
    Nasr, 1980/81 eğitim mevsiminde "Knowledge and the Sacred" başlıklı makalesi ile Edinburgh Üniversitesi'nin düzenlediği ve bilim câmiasında saygın bir yere sahip Gifford Seminerleri'ne dâvet edilen ilk müslüman bilim adamı oldu.
    Bu kitap bu seminerlerin derlemesidir.
    Bu kitabı okumayı düşünenlere birlikte okunması gereken tamamlayıcı okuma tavsiyesi:
    1-Mircae Eliade: Kutsal ve Kutsal Dışı
    2-Cihangir Gener: Ezoterik Batıni Doktrinler Tarihi

    Kitaptan alıntı:
    "Doğal ilahiyat; bilginin desakralizasyonu (laikleştirilmesi) ve aklın tümüyle beşer boyutları içinde algılanması ve dünyevi bir idrak aleti durumuna indirgenmesi sürecinde, Batı felsefesinin gelişme sürecinin bu son safhasında, hem bilim ve hem de inanç kalesinden kovulmuştur."

    "Çağımızın paradokslarından biri, dini farklı biçim ve anlamda tezahürünün son zamanlarda modern insanın dünyaya bakış açısını şekillendiren kutsallığı giderilmiş (de-sakral) bilgi tarafından günümüz dünyasında kutsalın son kalıntılarını iyice tahrip etmek amacıyla kullanılmış olmasıdır. Kutsalın incelenmesinde bile ancak benzerlerin birbirini anlayabileceği ilkesi unutulmuş ve sekülerleştirilmiş akıl, din ve dinler olgusunu ve de gerçeğini araştırmak için kutsalın mahiyetini kutsal kabul etmeyen mümkün her türlü yolu ve yöntemi benimsemiştir. İşte bu nedenle geleneksel bakış açısı dinleri araştırma yolunda sağladığı aydınlatmaya rağmen yaygın olarak ihmal edilir."
  • Felsefenin tarihi, esas olarak felsefi problemlerin, felsefi akıl yürütmelerin, kanıtlamaların tarihidir ve bu tarih dini problemlerin, bilimsel problemlerin tarihinden, sosyal vr siyasal olayların, kurumların, krizlerin tarihinden esas itibariyle bağımsız olarak anlatılabilir bir tarihtir.