• Bir misafirliğe gitsem,
    Bana temiz bir yatak yapsalar ;
    Her şeyi, adımı bile unutup
    Uyusam.

    |Melih Cevdet Anday
    Orhan Veli Kanık
    Sayfa 31 - Yapı Kredi yayınları
  • Gülten Akın, "durup ince şeyleri anlamaya" yönelimli, incelikli bir kadın şairimiz. Şiirlerinde olduğu gibi şiir üzerine görüşleri de çok kıymetli.
    Eserini üç ana başlık altında toplamış. İlk bölümde, 'içerik gelişimi' hakkında. 15 büyük şairimiz ele alınıyor. İkinci bölüm, 'Şiirde yapı' üzerine, yapısalcı şiiriyle Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi, gibi şiire yapı bakımından yaklaşan, bu anlamda şiire yön veren şiir anlayışlarıyla üstadlarımız. Onlarda anlam ikinci plana atılmış gibi ama bunu ancak Ahmet Haşim için kullanmalıyız. Daha sonra gelen Ahmet Muhip Dranas, Metin Altıok, Süreyya Berfe -burada bir parantez açmak gerekir ki Süreyya Berfe'nin yapısalcı şiiri dikkate şayan. "Yorgunluktan başım düşüyor." "Yüzümün rengi durdu." "Oda çekmiş sıcağını." "Gözlerim soldu." vb. bu dizeler onun özgün şiirinin bir örneği olan Bir Dost Bulamadım Gün Akşam Oldu'dan alıntı. Açıkça görülüyor ki, Berfe'nin şiiri, farklı bir aşamada, ayrı bir yerde- gibi yapı, Berfe' de örnek verdiğim gibi farklı bir boyutta.
    Son bölümde de şiirleriyle pek tanınmayan, yine de özgün kalemleriyle başarılı olmuş şairlerin/yazarların şiir anlayışları üzerine eğilmiş. ( Enis Batur, Murathan Mungan, Barış Bıçakçı gibi)

    İlk Not'yla, "Şiir kıskançtır. Başka uğraşların ondan zaman ve ilgi çalmasına küser. " diyerek başlıyor söze.
    İlk şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca oluyor. Dağlarca'nın Çocuk ve Allah adlı kitabı itibariyle şiir dilini tahlil ediyor. Onun için "biçim,öz, dil birliği" vardır diyor. Ona göre Dağlarca ikilikler üzerine bir denge sağlamıştır. "İlk şiirinden son şiirine dek kendini geliştirmiş bir ozandır."
    Behçet Necatigil, şiiri ve yaşamı iç içe bir şair. "Ozan daha çok çevirmiş gözlerini içeri," deyip "Dil kıvrak, anlatım etkin, usta işi. Kendini ezberleten şiiler." diye ekliyor.
    ( Her şairi ve şiirini incelerken, sonuna da, beğendiği bir iki şiirini de koyuyor G.Akın)
    Cahit Külebi, " Gerçek ozandır, seçkindir." diyor. Garip şiiriyle benzerliği, yalın oluşu. Farklı yanı ise, "Anadolulu. Yıpranmamış." olmasıdır.
    Necati Cumalı için, "Kısa halk destanları türünde başarılı olduğu hep" diyerek Cumalı'nın şiirinin folklorik özelliğini öne sürüyor. Ardından, " süse başvurmadan, yalın yazıyor." derken öykülemeyi amaç olarak kullandığı için de eleştiriyor. Hatta bunun için, "keşke şiirlerinde daha çok- öyküden çok- dram egemen olsaydı." diye sitem bile ediyor.
    Ceyhun Atuf Kansu, "Dünya kardeşliğinin, sevgisinin ozanı. Halkın mutluluğu için yazan ozan." Dünya bizimdir. Şiiri hepimiz içindir. Öyleyse 'bağbozumu' sofrasına buyuralım.
    Atilla İlhan. Şiirini yüceltiyor. Doruklara vardırıyor. "Atilla İlhan'da öyle şeyler var ki, insan onlardan sonra şiir okumak istemez. Yüzyıl doyurur adamı." iddialı! Yerel sözcüklere başvuruyor İlhan. Bireyci ve toplumcu şiir çizgisi olan bir şair.
    Ve Ahmed Arif. Onu ayıralım. Zira 'incelik ve korkusuzluk' sıfatları bir arada kullanılmamıştır bir şair için. Onun şiiri böyle, has şiir. "Ahmed Arif'in şiiri baştan sona somut gerçeklere dayanan bir şiir. Zor bir şiir." Hakkını veriyor. Ziyadesiyle.Sonra, "Benzersiz bir ozan." gerçekten benzersiz o!
    Orhan Veli. Devrimci bir şair. Türk şiirinin çizgisini değiştirmiş, dilde ve özde yalınlığı kullanmış, diğer 'Garip'çiler ile birlikte öncü bir şair Orhan Veli.
    Kendi yorumumu söylemem gerekirse, şiiri konuşma diline bu denli yakınlaştırıp da şiir tadını verebilecek, bu inceliği sindirebilecek bir başka şair yoktur diyorum.
    Anlatımda, mitoloji ve masallar öğelerine başvurmuş. Çok yoğun ve doyumsuz bir şiir.
    Oktay Rifat. Orhan Veli ile birlikte aynı çizgideler. Ancak Gülten Akın onu, Anday ve Orhan Veli'den ayırıyor bir noktada. "Oktay Rifat'ın şiire girişi, Anday'ın ve Orhan Veli'ninkinden çok daha sağlam, daha ölçülü." diyor. Folklora yaslanıyor. Anlam geliştiriliyor ve genişletiliyor.
    Melih Cevdet Anday. Rahatı Kaçan Ağaç kitabına yaptığı yorumda, "Japon şiirlerine benzer küçük şiirlere" benzetmiş. "halk şiirinden esinlenmiş olanlar" ve "içli, romantik şiirler, düşlerin ve dileklerin şiiri." şeklinde yorumlamış.
    Edip Cansever için, "Dize ustasıdır." demek yeterli olur sanırım.
    Turgut uyar'a duygusallığı yakıştırıyor. Ona göre, "Hoş bir duygusallığı var."
    Cemal Süreya. Yine şiirde değişen bir çizgi daha. İkinci Yeni şairlerinden. Erotik şiirin, "cinsel sevinin şairi."
    Metin Eloğlu, "Türk şiirinin 'kendi başına' olanlarından biri." diyor. Bu 'kendi başınalık' özgülüğü de beraberinde getiriyor tabii. 'Dilde benzersizlik' diye tanımlanabilir onun şiiri.
    Can Yücel'de mizah ön planda. Ancak bununla sınırlamamak lazım. Dildeki ekonomik yapılaşmada da başarısı görülüyor. Örneğin "Ideot'lojik" sözcüğü üzerinde duralım. Gülten Akın şöyle yorumluyor bunu. "İdeot'lojik yerine aptalca, sersemce diyemezdi. Çünkü anlatmak istediği bu değil. Hem ideolojik'ten kaynaklanan bir maraza bu belli, hem de olmaması gereken, yersiz, aptalca..."
    Ahmet Haşim'in sezgisel, imgesel şiir anlayışı. Anlamdan ziyade musikiye yakın, yani söz-müzik birlikteliği, ancak müziğe daha yakın onun dili. Ağır ama yoğun. Hoş... "Kendi özel dilini ve şiirini kurmuş" diyebiliriz.
    (Gülten Akın Haşim'in şiirini - tıpkı diğer şairlerde olduğu gibi- mısra mısra Hatta sözcük sözcük ele alıp tahlil ediyor.
    Ahmet Hamdi Tanpınar... Edebiyatımızın bel kemiği. Üstadımız. Gözdemiz. "Ne zamanın içinde olan,
    Ne de büsbütün dışında olan" büyük şairimiz. Bir lahza duralım ve nihayete vardıralım sözümüzü. Ona ithaf ettiğim şu dörtlükle.

    Ahmet Hamdi'ye
    Döndüm yine yalnız olarak kendime,
    Beyhude bir yolculuğun ardından.
    Yok kimse gönlümü avutacak,
    Gölgesiz bir ömür bu yaşadığım.

    Didindik durduk, onunla beraber şiir için. 'Zamanın ne içinde ne de büsbütün dışında.'

    Bir şairi ve şiirini, bir de şairin gözünden görmeli. İncelikli kadın ve şairimiz Gülten Akın'ın gözünden.
  • Bir garip Orhan Veli'yim
  • Bir garip Orhan Veli, 1914 de doğdu ve 1950 de vefat etti, iki dünya savaşı sığar 36 yıllık ömrüne. Orhan Veli, rakıda şisesinde balık, denizde dalga ve biraz da hovarda. Güzel kadınları sever lakin güzel işçi kadınları daha çok sever, ara sıra bu resmi hayattan sıkıldığımız zaman hepimizin gönlünden bir Orhan Veli geçer. Siz, sakın ha, okumadan geçmeyin! Bir garip Orhan Veli :)
  • "İstanbul'da, Boğaziçi'ndeyim; 
    Bir fakir Orhan Veli; 
    Veli'nin oğlu; 
    Tarifsiz kederler içindeyim."

    diyordu Garip akımının öncülerinden Orhan Veli. Kalıpları yıkan, daha özgür bir şiir dünyası yaratmayı amaçlayan, aruza, ölçüye karşı savasan bir adamdı Orhan Veli. Ama bu sözden onun aruzu bilmediğini, anlamadığını cikaramayiz.

    Hatta aruzu bildiğini şu örnekle anlayabiliriz; Birgün Orhan Veli, Balık Pazarı'nda otururken şair bir adam gelip eleştiri yapıyor. Ölçü bilmiyorsunuz, şiiri ayağa düşürdünüz vs. diyor ve aruzla şiir yazıp okuyor. Orhan Veli adama, iyi ama 4'üncü ve 7'inci dizelerde ölçü hatası yaptınız diyor, tek dinlemeyle aruzu bildiğini gösteriyor ve birlikte yazmaya başlıyorlar.

    Garip akımının şairlerine genelde "Şiirselliği kolaya kaçmak için terkediyorlar." gibi eleştiriler gelse de onlar şiiri yalın bir dille yazmayı hedefleyen, kalıpları yıkmaya çalışan, şiirden oldukça iyi anlayan şairlerdir. Günlük konuşma dilini şiire uyarlamaya çalışmışlar ve sokaktaki insan duyarlılığına açılmışlardır. Türk şiirini yeni biçim ve söyleyiş olanaklarıyla zenginleştirmeyi hedef almışlardır.

    Haydar Ergülen de şöyle demiştir onun şiirleri hakkinda;
    "Yolluk ve meze. İnsan şiiri yolda okur ve şiir meze olarak bence güzel gider. Şiiri yüceltip mezeyi küçümsemek, heralde en çok Sait Faik'i üzerdi. Bir de kimi? Kimi olacak elbette Orhan Veli'yi. “ Tarifsiz kederler içindeki Veli'nin oğlu”nu yani...Şiiri küçülten ama küçümsemeyen şairi."

    Neden okunmalı Orhan Veli? Onun verdiği yaşama sevincini almak için, mecaza, süse, yapayliğa karşı çıkmak için, siirlerinde bahsettiği insanları anlayabilmek için, bazen de sadece onu anlamak için. Gerçi
    Orhan Veli siirlerinden, onun kişiliğini anlamak pek mümkün değil. Ancak onun şair kimliğini anlayabiliriz. Şiirlerinde çünkü kendi yarattığı kişileri konusturuyor. Onun şiirindeki duygular, genelde bahsettiği kişilerin duyguları oluyor. "Şoförün karısı", "Kitabe-i Seng-i Mezar", "Altın Dişlim", "Dalgacı Mahmut", "Sucunun Türküsü", "Sakal" gibi.

    Anlamak değil ama sevmek mümkün. Sevgisini sevmek mümkün. Onun Sait Faik'le olan bir muhabbetini anlatayım;
    Dostu Sait Faik'le Balık Pazarı'nda otururken bulmaca çözme yarışması yaptıklarında her seferinde kazandığı için Sait Faik hesabı ödemek zorunda kaliyormus. Sonunda Sait Faik "Tamam iyisin ama ben de iyiyim. Bu kadarı da olmaması lazım." dediğinde Orhan Veli; "Başka bulmacalar olsa sen kazanırsın ama bu bulmacada kazanamazsin. Çünkü bu bulmacalari ben hazırlıyorum." diye arkadaşının moralini düzeltmek icin masum bir yalan söylemiş. Onu bu yalanindan sevmek mumkun. Yalnizligindan, hüznünden sevmek mümkün. Bir çocuk edasindaki meraklı bakışlarını, aciksozlu tavırlarıni, saflığını sevmek mümkün. Ağacına yazdigi siirinden sevmek mümkün.

    "Mahallemizde
    Senden başka ağaç olsaydı
    Seni bu kadar sevmezdim.
    Fakat eğer sen
    Bizimle beraber
    Kaydırak oynamasını bilseydin
    Seni daha çok severdim.
    Güzel ağacım!
    Sen kuruduğun zaman
    Biz de inşallah
    Başka mahalleye taşınmış oluruz."

    Onun gözlerinden denizi, gemiyi, yosunu, gökyüzünü, yolculuğu, yelkovan kuşlarını, nasırı, hayat mücadelesini sevmek mümkün. Başka pencere mümkün.
  • Akşam üstüne doğru, kış vakti;



    Bir hasta odasının penceresinde;



    Yalnız bende değil yalnızlık hâli;



    Deniz de karanlık, gökyüzü de;



    Bir acayip, kuşların hâali.





    Bakma fakirmişim, kimsesizmişim;



    - Akşam üstüne doğru, kış vakti -



    Benim de sevdalar geçti başımdan.



    Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;



    Zamanla anlıyor insan dünyayı.





    Ölürüz diye mi üzülüyoruz?



    Ne ettik, ne gördük şu fâni dünyada



    Kötülükten gayri?





    Ölünce kirlerimizden temizlenir,



    Ölünce biz de iyi adam oluruz;



    Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,



    Hepsini unuturuz...
  • Nasırdan çektiği kadar;
    Hatta çirkin yaratıldığından bile
    O kadar müteessir değildi;
    Kundurası vurmadığı zamanlarda
    Anmazdı ama Allahın adını,
    Günahkarda sayılmazdı.
    Yazık oldu Süleyman Efendiye
    II
    Mesele falan değildi öyle,
    To be or not to be kendisi için;
    Bir akşam uyudu;
    Uyanmayıverdi.
    Aldılar,götürdüler.
    Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
    Duyarsa öldüğünü alacaklılar
    Haklarını helal ederler elbet.
    Alacağına gelince…
    Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
    III
    Tüfeğini depoya koydular,
    Esvabını başkasına verdiler.
    Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
    Ne matarasında dudaklarının izi;
    Öyle bir rüzgar ki,
    Kendi gitti,
    İsmi bile kalmadı yadigar.
    Yalnız şu beyit kaldı,
    Kahve ocağında, el yazısıyla:
    ‘’Ölüm Allahın emri,
    ‘’Ayrılık olmasaydı.’’