• 64 syf.
    ·5/10
    Aslında şiirleri ve yazım tarzı gerçekten çok güzel ve anlaşılır... Ancak bir sorun var ki; her şey çok iyi, çok normal bir şekilde ilerliyorken bir anda sanki yazar alkol falan almış da veya adamı çileden çıkarmışlar, ulan başlarım şiirine diyerek saçmalamış gibi... :D Her şiirin sonunda bir gariplik sezinledim. Belki derin bir anlam katmak istemiş veya dönem şairlerinden daha farklı olmak istemiştir, bilemem ama fena değildi ve okumanızı tavsiye ederim. Hayatta olup bu yorumumu görseydi, şiir sonunda "yazdığı yoruma bak ha ha ha" diye bana da bir güzel giydirirdi eminim. :D
  • Anlayışta bir gariplik var öteden beri... Suçu, sahibinin dışındaki insanların da sırtına yükleyip ölünceye kadar onlara da sürüklettirmek. Suçsuz insanların işlemediği bir suçtan ötürü bitmeyen bir çilenin sahibi ederek, sanki onun kaderiymiş gibi , alın yazısı haline getirip çekeceksin demek.
  • Fotoğraf

    Yalnızım, yalnızım; yapayalnızım,
    Gariplik, apaçık alında yazım.
    Annem bile bana sanki yabancı,
    Tulumba kafalar, hepsi yalancı.

    Yanlışım ben de bir yanlışım evet,
    Doğrunun içinde yanmışım evet.
    Ateşle dökülür bendeki kirler,
    Bir ocakta pişer serin fikirler.

    Pervaneler benim eşim ve dostum,
    Anlamaz halimden sular bir yudum.
    Çırpınıyorum göz bilmez deryada,
    Bir umman yetişir yalnız feryada.

    Ve alır da mosmor kesilmiş beni,
    Bir zafer bağışlar, sil baştan yeni.
    Dua: Ulaşırsın Allah dilerse!...
    İstemem, yerine dünyayı verse.

    Az konuşunca; sus, diyorlar tamam,
    Diyorum ya; beni, ben de anlamam…
    Ne sır küpü şu iş ne de kıyamet,
    Hakîkat mucize, haktır keramet.

    Yok, yok!... İnanın ki; ben bir aynayım;
    Velî’den tarafım, dosttan yanayım.
    O’dur düşen O’dur, sırlı camlara,
    Gönül verilmez mi şu adamlara?!...

    Feda olsun aklım, ruhum ve kalbim,
    Ayırma yolundan ey güzel Rabbim!
    İki göz bebeğim, sana hep selam,
    Ne göz var arada ne de bir kelam!...

    Ankara, 2011
  • Artık bir oraya bir buraya yığılmaktan yorulmuş kum yığınları, bir ressamın ince fırçasıyla çizilmiş gibi muazzam bir keskinlikle ilerliyordu çöl boyunca. Uzaklarda sağda solda peydah olan ufak kum fırtınaları Musa Peygamberin hikayesinin şarkısını mırıldanıyordu tane tane.

    Derviş, dedi adam. "Ben yoruldum. Fiziksel falan değil ama. Bildiğin kalbimle, duygularımla yoruldum. İnsanlar da yordu sonra. Hamurlarında kendi başınalık var sanki, öyle olmamasına rağmen. Kimse kimseyi ilgilendirmiyor Derviş. Duygularım insanlar için bir şey ifade etmiyor. Onlar sadece bir ders saatini daha nihayete erdirip, bir dizi sezonu daha bitirip,bir kıyafet daha alıp, bir öğün daha yiyip, bir fotoğraf daha paylaşmak için varlar sanki. Senin zamanında yoktu tabi internet. Ben sana açıklayayım: Tam bir Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi. Herkes gülüyor, ağlayan yok. Ağlayanlar hep başka şehirden, başka mahalleden, başka ülkeden. Bir şey inşa ettik derviş, herkes getirdi tuğla koydu, harç, çimento ortaktı hep. Binaya bir ad koyalım dediler apartman sakinleri, Bencillik koydular adını. Bilmiyorum derviş, kafam karışık. Ne oldu Derviş, nereye gidiyorsun? Dursana Derviş! Hey nereye gidiyorsun, buraya gel! Gitme!"

    Uyandı, yatağında olduğunu hissetti. Ama bir gariplik vardı, üstü başı kum içindeydi.