• “Herşeyin manasız olduğunu söylediğimiz anda manalı bir söz söylemiş oluruz.”

    Albert Camus

    Merhabalar;

    Kitap bitti, ben uzay boşluğuna bırakılan terlik gibi yerçekimsiz ortamda savruluyorum. Öncelikle size Murat Menteş'i tanıtmalıyım. Kendisiyle yollarımız 2005 yılında Afilifilintalar adlı internet sitesinde kesişti. Bir kaç blog yazısı hoşuma gitmişti, aynı yıl çıkan Dublörün Dilemması ile yolculuğumuz başladı, ama ne yolculuk :)

    Kitaplarının kapaklarına aldanıp yeni yetme sosyal medya yazarlarıyla aman karıştırmayın. Zira bu sizin için büyük kayıp olur. Menteş romanları için ; '"Romanı, saatte 300 km. gidebilen bir spor araba gibi tasarlıyorum. '' diyor. Kitabın kapağını açtığınız andan itibaren size tahsis edilmiş kırmızı bir Ferrari ile galaksiyi turluyor, başınıza galakside gelebilecek en abzürd olaylar geliyor. Eğer bir Murat Menteş romanı okuyorsanız, kendinizi 10 dakika içinde uzaya fırlatılacak bir roketin pilot kabininde, 10 saniye sonra infilak edecek bir denizaltının içinde, henüz hiç kimsenin keşfetmediği bir piramitin firavun lahitinde sosisli sandviç yerken bulabilirsiniz, ve buna kendiniz bile inanamazsınız. Menteş sizi öyle mahir bir dille oraya yerleştirir ki, neden diye sormazsınız.

    Romanlarındaki karakterlerin isimleri de hafızada yer eder, kolay kolay unutulmaz. Bknz; Şebnem Şibumi, Ruhi Mücerret, Avni Vav, İgor Mortes, Şifa Şavk, Apo Calypso, Refik Risk, Varda Rowa , Menteş aklınıza gelebilecek en abzürd olayları abzürd isimli bu karakterlerle inşa eder.

    Abzürd terimi daha çok varoluşçular tarafından kullanılmış. İnsanın, evrenin tesadüfen oluştuğunu, evrenin ve diğer her şeyin hiç bir anlamının olmadığını savunan bir terim olmuştur.

    Menteş'in hemen her kitabında felsefeyle harmanlanmış uzun bölümler bulunuyor. Kendisinin muhafazakar olduğunu zannetiğim Menteş, bu kitapta beni gerçek bir Nihilist gibi karşıladı. Varoluşla alakalı Camus'den, Kierkegaard'dan yaptığı alıntılar ve kafasında ki sorularla beni roman mı okuyorum, felsefe panelinde miyim sorularına gark etti ve bu kitabında felsefeye, varoluşa daha fazla yer ayırdığı gözümden kaçmadı.

    Ülkedeki sistemi de olabilecek en sivri, en kibar diller eleştirmekten geri kalmamış elbet bknz;
    -Bir ülkede neden teröre ihtiyaç var?
    #34332972

    -Akademisyenler neden tutuklanır, ihraç edilir?
    #34266003

    -Veeee din kisvesi altında gizlenenler sahtekar, şarlatanlar kimlerdir?
    #34263482


    Ufak bir şey de gözümden kaçmadı, Murat Menteş tam bir Orhan Gencebay tutkunu hatta Ruhi Mücerret kitabının kapağında Cüneyt Arkın ve Orhan Gencebay yer alıyor. Anlaşılan o ki, Orhan Gencebay'ın iktidara yakın söylemlerde bulunup siyaset çizgisine kayması Menteş'i biraz kırmış ve bu kırgınlığı şu satırlarla dile getirmiş bknz;
    #34270859

    Benim çok haklı ve yerinde bulunduğum bir gönderme olmuş. Şahsi fikrim, iktidarların, makam mevki sahiplerinin gelip geçici olduğu fakat sanat icra eden bir sanatçının yandaşlık neticesinde, bal tutan parmağı yalayan eşek arısı gibi vız vız iktidarı yalamasının aşağılık bir hareket olduğu yönünde. Kendileri bilir, kimseyi yargılayacak değiliz, devran hep döner.

    Antika Titanik, isimden anlaşılacağı üzere yeni versiyon 2019 yapımı bir gemide geçiyor. Kahramanlarımızın başı kitabın sonuna denk dertten, olağandışı olaylardan kurtulmuyor. Beklediğimden de iyi bir kitap karşıladı beni, çok güldüm, çok da düşündüm ne yalan söyleyeyim, bilen bilir felsefi terimlerle aram pek iyi değil. Kitabı beğendim. Okumak isteyen arkadaşlara Dublörün Dilemması sonrasında Korkma Ben Varım sonrasında Ruhi Mücerret en son da Antika Titanik olarak okumalarını öneririm. Kitap seri değil fakat yazar her kitabında eski kahramanlarına atıfta bulunuyor ve bu jest tam kitabın ortalarında bir yerlerinde karşınıza çıkınca mütemadiyen gülümseyip zevk duyuyorsunuz bunu kaçırmanızı istemem.

    Şimdilik hoşçakalın, ben buralarda bir sonraki kitabı dört gözle bekliyor olacağım.
  • Dünya satranç ustası ile bir avukatın bir gemide satranç oynamasıyla olaylar serüveni hız kazanıyor. Kişi tahlilleri harika. Efsane bir kitap...herkese iyi okumalar..
  • Aristo’dan bu yana şiirin çeşitli tanımları yapılmıştır.Fakat ne şair ne de okuyucu şiiri tam olarak ifade edebilmiştir.Şiirin kendine özgü bir dili vardır.Bu dil ne başka bir dile aktarılabilir ne de başka bir dilde ifade edilebilir.Bundan yola çıkarak diyebiliriz ki şiir insanın bir güzelliği özlemesidir.Şair bunu kimi zaman coşkunlukla kimi zaman taşkınlıkla ifade eder.
    Arif Nihat Asya işte bu coşkunluk ve taşkınlığı şiirlerinde en güzel biçimde ifade eden bir şairimizdir.Arif Nihat Asya dendiği zaman hepimizin aklına ‘Bayrak’ şiiri gelir.Bu şiir taşkınlık ve coşkunluğun bir arada olduğu,insanda vatan ve millet duygusunu artıran çok güzel bir şiirdir.

    Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
    Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü
    Işık ışık,dalga dalga bayrağım,
    Senin destanını okudum,senin destanını yazacağım.

    Bir şairin şiirlerini en iyi şekilde anlayabilmek için onun hayat hikayesini bilmemiz gerekir.
    Arif Nihat Asya 1904 yılında doğmuştur.Şairin çocukluk ve gençlik yılları (1904-1923) Osmanlı İmparatorluğunun varlık-yokluk kavgasının sonuna yaklaştığı yıllara rast gelmektedir.Bebekken yetim,çocukken öksüz kalması bu yüzden akraba evlerinde kalmak zorunda oluşu onun mizacını oluşturan önemli unsurlar olmuştur.

    Gözlerimiz kan dolu, gezer ağlarız
    Biz öksüz diyarların öksüzleriyiz.

    Şairden bahseden kaynakların çoğu onun son derece esprili,neşeli,dışa dönük ve rahat bir insan olarak tavsif etmektedir.

    ‘Tekerleri dört köşe bir arabaya bindirdiler bizi...
    bir gidiştir gidiyoruz’

    sözü onun ince mizahını ortaya koyan bir sözdür fakat yaşadığı kötü çocukluğun da etkisi görülmektedir.
    Şair bu kitabını 1946 yılında kaleme almıştır.Kitap dört ana bölümden oluşuyor.İlk bölüm Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor,ikinci bölüm Aynalarda Kalan,üçüncü bölüm Köprü ve son bölüm Kubbe-i Hadra’dır.Şair ilk bölümde vatan sevgisi,tarih ve mazi ve tabiat sevgisini işlemiştir.

    Sarsarak köprüleri
    Devler geçti bu yollardan:
    Dudaklarında Hun Türküleri.
    Böyle bir gemide yendi suyu Nuh.
    Ve bu yelkenlerle kanadlandı ruh.

    İkinci bölümde ise en çok aşk,kadın temasını işlemiştir.

    Senin için ne yollar,ne yarlar
    Dolandım da geldim;
    denen uykulardan
    Uyandım da geldim.
    Üçüncü bölümde de daha çok tarih,vatan sevgisi ve din temalarını işlemiştir.
    Dün ana dizinde uyurdu bugün
    Toprakları yastık eden başınız!
    Nerdeler,nerdeler şimdi:sizin de
    Vardı kardeşiniz,arkadaşınız!

    Son bölümde ise çoğunlukla beyitlerle yazdığı şiirleri mevcuttur.Bu şiirlerinde ise tasavvuf,varlık-yokluk problemi ve din temasını işlemiştir.

    Bahtiyardır,işte basmış bağrına
    Konya Mevlana’sını…
    Yaseminler,fesleğenler süslemiş
    Kubbe-i Hadra’sını

    Şair ilk şiirlerinden itibaren çok sade,günlük konuşma diline yakın,pürüzsüz bir dil kullanmıştır.Bu onun şiirlerinin önemli bir özelliğidir.
    Şairdeki vatan ve tarih sevgisini bu şiir kitabına verdiği isimden de anlıyoruz.Şairin bununla bize anlatmak istediği;şehitler tepesi boş değil onu bekleyen biri var.Bu bekleyende Türk bayrağıdır.Bayrak nefes almak için,yaşamak için rüzgarı beklemektedir.Türk askerine meçhul asker diyenlere de onların meçhul asker olmadığını,onların yattığı toprağın belli,tuttukları bayrağın belli olduğunu,onların Türk askeri olduğunu söylüyor.

    Şehitler tepesi boş değil
    Toprağını kahramanlar bekliyor
    Ve bir bayrak dalgalanmak için
    Rüzgar bekliyor

    Bayrak şairi olarak bilinen Arif Nihat Asya, bu kitabıyla vatan ve tarih sevgisini çok güzel bir şekilde dile getirmiştir.Bu kitapta yer alan tüm şiirler Türk olmanın verdiği gurur ve coşkuyla kaleme alınmıştır ve okuyucu da aynı etkileri yaratmaktadır.Aynı gurur ve coşkuyla okuduğum bu kitabı içinde bir damla da olsa vatan ve millet sevgisi olan herkese tavsiye ediyorum.

    Tarihim,şerefim,şiirim,herşeyim;
    Yer yüzünde yer beğen
    Nereye dikilmek istersen
    Söyle seni oraya dikeyim!
  • Blogumdan alıntılama yapıyorum.Spoi içerir.Etta,zaman yolculuğü yapabildiğini keşfetmistir.Ve zaman yolculugunua çıktığında kendini 1700lü yılların Amerikasına giden bir gemide bulur.Ironmann,Etta'nın annesinde zaman yolculuğu ile ilgili bir alet olduğunu düşündüğü için kaçırmıştır,daha doğrusu.Bu aletin adı da Usturlap ve bu alrtin ne kadar önemli olduğünü ilerleyen sayfalarda öğreniyoruz.Etta,annesini kurtarmak için ise büyük bir maceraya atılıyor.Yazar,zaman yolculugunu anlatırken o donemin hayatı,yaşam stilini ve ülkeyle ilgi bakış acılarına atıf yapiyor.Keyifli okumalar. :)
  • Sağlık dediğin Türkiye gibi bir şey, doğuya giden gemide batıya doğru koşmak..