• Bir geyşa'nın anıları

    Burada anlatılanlar baştan aşağı kurgu olsada 1930-1940 yıllarının japonyasında bu ve benzeri geyşalardan çokça söz etmek mümkündür. Hatta iş belli bir yerde o noktaya geldi ki Geyşalığı sanat statüsünde görmeye başladılar. Ne var ki bu bir zamanların Amerikan hippi akımı gibi kısa ve parlak bir ışık etkisinde bir an yandı ve kayboldu. Zaten öyle de olmalıydı. Çünkü 2. dünya savaşından sonra hümanizm ön plana çıkarak "insan'a" tarihin en büyük değeri verildi. Dünya bu haldeyken japonya gibi savaş atlatmış ve kendini derhal toparlamaya çalışan bir ulusun da Geyşa gibi bir kavramla anılması düşünülemezdi.
    Gelelim Sayuri'nin dünyasına...
    Pek çok japonun adını duymadığı bir balıkçı kasabasında doğan sayuri ablası, anne ve babasıyla yaşamaktayken annesi ölümcül bir hastalığa yakalanır ve bu esnada bir tesasüf eseri bay tanakayla tanışır. Kısa sürede ablasıyla kyoto bölgesinde zengin iki aileye satılırlar. Abla genelev tarzı bir yerde çalıştırılırken Sayuri Geyşa olması için eğitilmektedir. Ablasını bulup beraber kaçma planı yapan iki kardeş Sayuri'nin evden kaçmak için çatıdan düşmesiyle gerçekleşemez. Abla kaçar fakat Sayuri hizmetçi yapılarak cezalandırılır. Bir gün yolda bir siparişi getirmek üzere giderken yaşı hayli geçkin olmasına rağmen çok yakılıklı olan biriyle karşılaşır. Bu bir elektrik şirketinin patronu ve başkanıdır. Başkan sayuri'ye bir mendil verir ve kızın hayatında köklü değişiklikler başlatan bu karşılaşma hikayenin sonunda açıklığa kavuşur.
    Sayuri'nin kalmak zorunda olduğu Okiyaya da Hatsumomo isminde henüz Geyşa olan birisi yaşamaktadır. Bu kişi zeki, kurnaz ve kafası gayet çalışan birisidir. Bir kaç defa sayuri'ye iftira atarak onun ağır şekilde borçlanmasını sağlamıştır. Hatsumomo'nun düşmanı olan mameha isminde başka bir geyşa sayuri'ye yardım etmek ve onun ablası olmak için anneden izin ister. Bir takım anlaşmalar sonucu mameha'nın isteği kabul görür. Ve sayuri bu günden itibaren gözde bir geyşa olmak için elinden geleni yapar. Tüm kalbur üstü kişilerle arasını yapar tanınıp sevilen ünlü bir isim olur. Savaş sırasında tüm etkinliklerini ve şaşaalarını kaybeden bu grup savaş sonu enteresan bir kyotayla karşı karşıyadırlar.
    Finalde ise Amerika'ya yerleşerek orada bir çay evi açan sayuri sonunda Başkana içinden geçenleri açabilmiş ve onun dannası olmayı başararak yıllar önce mendili aldığı günün tüm Gizemlerini çözebilmiştir. Bu sırada Anne ile başkan ölmüşlerdir...
    Hikayeyi kendi ağzından anlatan Geyşa sayuri, son satırlarını bay tanaka'yı anarak tamamlar. Mameha'nın Sayuri'ye söylediği şu hazin cümle kitabın ana temasıdır... "Mutlu hayatlarımız olsun diye geyşa olmuyoruz; başka seçeneğimiz olmadığı için geyşa oluyoruz."

    Gelelim bizdeki Geyşalığa...
    Bilirsiniz bizde bu kavramın tam karşılığı olamaz. Hele hele Osmanlı döneminde sözü anılamaz. Çünkü osmanlılarda kadının yeri ve konumu oldukça farklıdır. Osmanlı kadını rütbe ve payesi ne olursa olsun katiyen belli sınırlarda yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştır. Bunun sebepleri başında İslam dinini yalan yanlış yerinden yaşamaya ve yaşatmaya çalışan güruh gelir. Bu kişiler öyle insanlardır ki içlerinden geçeni Kur'an ın emriymiş gibi anlatma alçaklığında bulunmuşlardır. Tamamı böyledir diyemeyiz elbette fakat büyük kısmı maalesef bu ve benzerini yaşatmış, halkı yanlış yönlendirmiştir. Son dönemde verilen fetvalar bunun en belirgin örnekleridir...
    Öte yandan Türk insanının inanç sistemi böylesi bir yaşantıyı karakteri gereği asla kabul etmeyeceltir.
    Son olarak naçizane bir fikrimi daha belirtmek isterim. Bu kitap öyle edebi yönden derin ve eğitici yada yönlendirici değil. Boş zaman değerlendirmekte birebir gibi geldi bana. Aksi düşünülerek okunmamalı bence. Şimdiden iyi okumalar...

    Vesselam...
  • Sayuri'nin okiya'dan kaçması bir ara beni mutlu etse de hüzün dolu bir roman.çok beğendim.ayrıca japon kültürü ve geyşa hayatı ile ilgili bilgi edinebileceğiniz bir kitap.
  • Derinden etkilendiğim, bitirdikten sonra uzun uzun düşündüğüm bir kitaptı. Sonunda gerçekten bir Geyşa'nın sürtüklükten kopup sanata dönüştüğünü içtenlikle kabul ettim. Kesinlikle okumalısınız.
  • Değişik büyülü bir film gibi. isimler Japonca olduğu için başta zorlandım. Daha önce bir Japon yazarın kitabını okumamıştım. Tek bildiğim kitap Bir Geyşa'nın Anıları idi. Onun yazarı da hatırladığım kadarı ile Japon kökenli değildi. Yanlız hayal gücünü zorlayacak kadar vahşi ve kanlı sahneler var. Yine de bütünü düşündüğünüzde hoş ve gizemli bir hikaye. Eski Japon geleneklerinden kesitlerle film gibi bir hikayeye bir göz atmak isterseniz hemen okuyun.
  • Tören, hiç kuşkusuz tüm Japonya’nın en tanınmış çayhanesi olan Ichiriki Çayhanesi’nde yapılacaktı. Bu çayhanenin önemli bir tarihçesi var, biraz da 1700’lerin başında orada gizlenen bir samuray yüzünden ünlü. Eğer Kırk Yedi Ronin’in öyküsünü duymuşsanız, efendilerinin ölümünün intikamını alıp kendilerini öldüren samuraylardan söz ediyorum. Ichiriki Çayhanesi’nde gizlenen samuray, bu grubunun lideriydi. Gion’daki birinci sınıf çayhanelerin çoğu sokaktan bakılınca fark edilmez, sadece sade giriş bölümleri görünür. Fakat Ichiriki, bir ağaç üzerindeki elma gibi belirgindir.
    Arthur Golden
    Sayfa 213 - Altın Kitaplar Yayınevi, 10. Basım
  • Bir hizmetçi üzerinde saki fincanları bulunan bir tepsi getirdi ve Mameha ile ben birlikte içtik. Bir fincandan üç yudum aldım, sonra fincanı Mameha’ya verdim, o da üç yudum içti. Bu uygulamayı üç ayrı fincanla tekrarladık ve sonra bitti. O andan itibaren ben artık Chiyo adını taşımıyordum. Çırak geyşa Sayuri olmuştum. Çıraklık döneminin ilk ayında, genç bir geyşa ablası yanında olmadan dans gösterisi yapamaz ve konuk ağırlayamaz; aslında izleyip öğrenmenin dışında pek az şey yapar. Bana Sayuri adının verilmesine gelince; Mameha, bu ismi seçmek için çok uzun bir süre, falcısıyla görüş alışverişinde bulunmuştu. Önemli olan ismin ses kalitesi değildir; karakterlerin anlamı da çok önemlidir, ayrıca bunu yazmak için yapılan vuruşlar da büyük önem taşır. Çünkü şans ve şanssızlık getiren vuruşlar vardır. Benim yeni ismim “sa" (beraber anlamına geliyor), Zodyaktaki Tavuk işareti "yu" ve “ri" (anlamak) isim uyarlamaları, falcı tarafından uğursuz olarak nitelendirilmişti.

    Sayuri’nin hoş bir isim olduğunu düşündüm, fakat artık Chiyo adıyla tanınmamak bana garip geldi. Törenden sonra, "kırmızı pirinç" yemek için başka bir odaya geçtik, kırmızı pirinç, kırmızı fasulye ile karıştırılmış pirinçten yapılıyordu. Kırmızı pirinçten bir
    lokma aldım, garip bir şekilde huzursuzdum ve hiç de bir şey kutluyormuş gibi sevinçli değildim. Çayhanenin hanımı bana bir soru sordu ve onun bana "Sayuri" diye hitap ettiğini duyunca, canımı sıkan şeyin ne olduğunu anladım. Sanki, yalın ayak küçük
    gölden sarsak evine koşan Chiyo adındaki küçük kız artık yaşamıyordu. Bu yeni kızın, yani Sayuri’nin o parıldayan beyaz yüzü ve kırmızı dudaklarıyla, o küçük kızı yok ettiğini hissettim.
    Arthur Golden
    Sayfa 214 - Altın Kitaplar Yayınevi, 10. Basım
  • Öylesine umutsuzca bir şeyler söylemek istiyordum ki aklıma
    gelen ilk şeyi söyledim. "Toprağın üstündeki karlar okyanusun
    köpüğünü düşündürmüyor mu size de?" Cevap vermedi, ama
    ayağa kalkarken hangi sebzeleri ektiğimizi sordu.
    Arthur Golden
    Sayfa 433 - Altın Kitaplar Yayınevi, 10. Basım