• Bu zamana kadar okumamakla hata etmiş olmakla beraber geç olması hiç olmamasından daha iyi olduğu için artık okumuş olduğum için mutluyum. Livaneli kitaplarında genelde bir yaşlı karakter var diye düşünmeye başladım. Bu kitabı "Mutluluk" kitabı kadar sevemedim demek kitabı az sevdim demek değil. Okurken okumayı bıraktıktan sonra araya 10 saat girse de sanki mola vermemiş hissi vermesi ve son 30 sayfayı hem kitabı bitirmek isteyip hem de keşke bitmese diye düşünerek okuduğumdan dolayı livaneli farkı diyorum.
  • Akılsallık hata ve yanılsamaya karşı en iyi koruyucudur. Bir yanda kuramsal organizasyonun mantıksal niteliğini, kuramı oluştu­ran düşünceler arasında tutarlılığı, kuramın savları ile uygulandığı görgül veriler arasında uyumu doğrulayarak tutarlı kuramlar hazırlayan yapıcı akılsallık vardır; böylesi bir akılsallık, kendisini tartışana açık kalmalıdır, aksi takdirde öğreti olarak içine kapanır ve akılsallaş­tırmaya (rasyonalizasyon) dönüşür; diğer yanda özellikle hatalar ve yanılsamalar, öğretiler ve kuramlar üstünde etkili olan eleştirel akıl­sallık vardır. Ama akılsallık, az önce belirttiğimiz gibi, akılsallaştırma olarak bozulduğunda, kendi içinde bir hata ve yanılsama olasılığını taşır. Akılsallaştırma akılsal olduğuna inanır, çünkütümevarım ya da tümdengelime dayalı mükemmel bir mantık sistemi oluşturur, ancak sakatlanmış ya da yalan temellere dayanır ve kendini, kanıtlara daya­lı tartışmaya ve görgül doğrulamaya kapatır. Akılsallaştırma kapalı, akılsallık ise açıktır.
  • İnsanda düşleme ile düşselliğin önemi olağanüstüdür; nöro-se­rebral sistemin, organizma ile dış dünyanın bağlantısını sağlayan giriş ve çıkış yolları, bütünün ancak % 2'sini temsil ederken, % 98'i iç işle­yişle ilgilidir; böylece gereksinimler, düşler, arzular, düşünceler, imgeler, düşlemelerin kaynaştığı, görece bağımsız bir ruhsal dünya oluş­muştur ve bu dünya dış dünyaya bakışımızı ve kavrama yetimizi de­rinden etkilemektedir.
    Ayrıca her zihinde, kesintisiz hata ve yanılsama kaynağı olan, kendine yalan söyleme (self-deception) olasılığı vardır. Benmerkezcilik, kendini aklama gereksinimi, kötünün nedenini başkasına yansıtma eğilimi herkesin, kendi yalanını araştırmadan, kendisine yalan söylemesine yol açar.
  • Cengizhan'a Küsen Bulut

    Cengiz Aytmatov'un "Gün olur asra bedel" kitabını okuyanlar bilirler ki kitabın ortalarına doğru Abutalib isminde bir öğretmen, eşi ve iki oğluyla birlikte hikayeye dahil olurlar. Bu öğretmen 2. dünya savaşı sırasında almanlara esir olmuş ve bu esaretten bir grup arkadaşı ile kaçmayı başararak Yugoslavya adına bir süre savaşmışlardır.
    Savaş bittikten sonra sscb ile Yugoslavya'nın arası açılmış ve savaşta Yugoslavya adına savaşan askerler vatan haini ilan edilerek haklarında araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmaları yapan sscb müfettişleri olayın vehametine göre türlü ödüller almış rütbeleri yükseltilmişti. Bunun bu şekilde olduğunu bilen Tansıkbayev adında bir müfettiş kendisine gelen bir ihbar ile öğretmeni tutuklamıştı. Buraya kadar anlattıklarım Gün olur asra bedel kitabında yaşananlar.
    Cengizhan'a Küsen Bulut kitabında ise Abutalib ismindeki bu öğretmenin sorgulamaları ve onun savaş sırasındaki esaretiyle sonrasında yaşadıklarını çalışmakta olduğu istasyonda geceleri günlük gibi yazmaktaydı. İşte bu günlükler Tansıkbayev tarafından delil olarak kabul edildi ve rütbe hevesiyle Abutalip aleyhine kullanıldı. Abutalip rejim tarafından öldürüleceğine emindi ve ne yapıp edip son kez ailesini görmek istiyordu.
    Nihayet bu fırsatı elde edebildi. Bir gün Tansıkbayev tarafından diğer savaş suçlularını, Abutalip ile yüzleştirmek için. Abutalibi tutuklanmadan evvel çalıştığı tren istasyonunun yanından geçirdiler. Bu vesileyle öğretmen son kez ailesini görüp onlara veda edebildi ve ilk istasyon da bir trenin önüne kendini atarak intihar etti.
    Bu kitabın içinde ayrıca efsane olarak Cengizhan'ın Avrupaya çıkacağı seferin ilk aşaması ile çıkılan seferin bir kısmı anlatılmaktadır. Efsaneye göre seferden önce kahin bir kadın Cengizhan'ın huzuruna çıkarak gök tanrısı Tengri'nin kendisi için bir bulut görevlendirdiğini, bu bulutun sadece Cengizhan'ı takip edeceğini söylemiş ve gök tanrıyı kızdırırsa ceza olarak bulutun yok olacağını da ilave etmişti. Fakat Cengizhan bu anlatılanlara inanmayıp deli saçması olarak kabul etmiti. Sonrasında bir gün bu bulutu tepesinde fark ederek kahine inanmıştı...
    Cengizhan şüphesiz eşi olmayan bir savaşçıdır. Ancak efsaneye göre bir hata yapmıştır. Daha doğrusu yanlış bir emir vermiş ve sonrasında bu emre uymak zorunda kalmıştır. Emir "maiyetindeki asker ve hizmetine bakan diğer kişiler "avrupa seferi bitene kadar kimsenin çocuk yapmayacağı ve böyle bir düşünceden kaçınmalarını" gerektiriyordu. Emre karşı gelen veya gelenler ölümle cezalandırılacaktı.
    Ne yazık ki Cengizhan'ın kendi subaylarından bir yüzbaşı Han'ın bayrak ve sancağını dikmekle görevli genç işçi kadına aşık olmuş ve bir çocukları olmuştu. Cengizhan bu olayı haber aldığında yüzbaşı kadını çocuğu ve kadının kölesini kaçırma planları yapıyordı. Ancak geç kalınmıştı. Cengizhan suçu affetmedi ve bu iki aşığı astırdı. O gün üstünde onu takip eden bulut onu terk etti ve Cengizhan avrupa seferini torunlarına devrederek kuzey Çin'e yerleşti. Orada da öldü...

    Aytmatov'un akıcı kaleminden çıkan bu eser Gün olur asra bedelin devamıdır. Gayet düzgün ve akıcı bir şekilde yazılmıştır. Zaten Aytmatov'a dünyaca ünlü bir yazar payesi bu anlatımı özgün dili sayesinde verilmiştir.

    Okunmalı...

    Vesselam.
  • Büyük heverlesle okumaya başladığım kitap daha yarıya gelmeden hayal kırıklığına dönüştü. Nedendir bilmiyorum ancak yazarı pek samimi bulmadım. Güzel bir kurgu aslında ama kitaba yerleştirilememiş gibi geldi bana. Yinede sabredip tamamını okumayı başardım. Kitap bitince şu an şöyle düşünüyorum, "başka bir şey okuyarak zamanımı daha iyi değerlendirmiş olabilirdim, daha akıllıca olurdu".

    Gelelim kitaba...

    Kitapların tehlike olarak görüldüğü günümüzden çok uzak bir yüzyılda teknoloji oldukça gelişmiştir. İtfaiye yangın söndürmek için değil kitap olduğu ihbarı gelince ev yakmaya giden bir birim şeklindedir. İtfaiye çalışanlarından biri kitabın kahramanı Guy Montagdır. Ve hasta karısıyla yaşamakta ve hergün düzenli olarak işine gidip gelmektedir. Fakat günler bu minval üzeri seyrederken bir gün Montag yaptıları işi sorgulamaya başlar. Ve gittiği bir yangın çıkarma görevinde bir kitap çalar.
    Yaptığı işin saçma olduğunu düşünmeye başlar. Ve evde başka kitaplarda bulur. Tüm yasaklara rağmen kitapların hoş şeyler olabileceğini düşünür. "yakmaya değer olduğuna göre içinde birşeyler olmalı" der kendine.

    Bir süre önce parkta karşılaştığı ihtiyar pröfesör gelir aklına ve ona giderek içinden geçenleri ona anlatır. Profesör şaşırır. Montaga itiraz eder. Ama sonunda Montag'ın kitap basma fikrini kabul eder.

    O gün Montag eve döndüğünde evde komşu kadınları görür ve onlara şiir okumak gibi bir hata yapar. Akşam işe gittiğinde ihbar gelir. Araçlara biner ve ihbar edilen eve giderler. Bu ev Montag'ın kendi evidir. Montag iş gereği evi karısıyla birlikte yakar. Amiri olan yüzbaşı zaten hep montagdan şüphelendiğinden bı duruma pek şaşırmaz. Ve yakma işleminden sonra Montag'ı tutuklamak ister.

    Montag bir yolunu bulur ve nehir aracılığıyla kaçmayı başarır. Uzaklarda 5 profesör ateş yakmış olarak onu beklemektedir.

    Kitabın sonunda Montag düşünceler içindedir...

    Vesselam.
  • Ayrılıq
    Yene bu şeherde üz-üze geldik,
    Neyleyek, ayrıca şeherimiz yox.
    Belke de, biz xoşbext ola bilerdik,
    Belke de, xoşbextik, xeberimiz yox.
    Aradan ne qeder il keçib gören, -
    Tanıya bilmedim, meni bağışla. Men ele bilirdim, sensiz ölerem,
    Men sensiz ölmedim, meni bağışla!
    "Ölmedim" deyirem, ne bilim axı, -
    Belke de, men sensiz ölmüşem ele,
    Qebirsiz-kefensiz ölmüşem ele. Belke de, biz onda ayrılmasaydıq,
    Ne men indikiydim, ne sen indiki, -
    Ayrıldıq, şeytanı güldürdük onda;
    Bu ilin, bu ayın, bu günündeki,
    Ele bu küçenin bu tinindeki
    meni de, seni de öldürdük onda. ...Sağımız-solumuz adamla dolu,
    Qol-qola kişilə r, qadınlar keçir.
    Özünden xebersiz, ömründe min yol
    Özünü öldüren adamlar keçir. Keçir öz qanına qaltan adamlar,
    Bir de ki, qan hanı?
    Qan axı yoxdu.
    Hamı günahkardı dünyada, amma
    Dünyada heç kesin günahı yoxdu. Bizsiz yazılmışdı bu tale, bu baxt,
    Sapanddan atılan bir cüt daşıq biz.
    Belke bu dünyada on-on beş il yox,
    Min il bundan qabaq ayrılmışıq biz. Halal yolumuzu deyişib, nese
    Çaşmışıq, bir özge yoldan getmişik.
    Belke min il qabaq sehv düşüb nese,
    Min illik bir sehve qurban getmişik. Deyişib yerini belke qış, bahar,
    Qarışıb dünyanın şeheri, kendi.
    Belke öz bə tnində ögey analar
    Ögey balaları gezdirir indi. Ömrüm başdan-başa yalandı belke,
    Taleyim başqaymış doğrudan ele.
    O yoldan öten qız, anamdı belke,
    Belke de, oğlumdu bu oğlan ele. Bu yalan ömrümde
    gören sen nesen?
    Belke heç sevgilim deyilsen menim.
    Anamsan, bacımsan, nenemsen, nesen? ! ..
    Birce Allah bilir, neyimsen menim. Bizi kim addadar bu ayrılıqdan,
    Çatmaz dadımıza, ne yol, ne körpü.
    Ölüsen, dirisen, her nesen, dayan!
    Dayan, heç olmasa elində n öpüm... Deyirsen: "Ölüyem, ölünü öpme.."
    Elimin içinde, soyuyur elin.
    Deyirsen: «Sen allah, elimi öpme,
    Elimden, deyesə n, qan iyi gelir..»


    Ramiz Rövşen ***************** Ayrılık Yine bu şehirde yüz-yüze geldik,
    Ne yapsak, bir başka şehirimiz yok.
    Belki de, biz mutlu olabilirdik,
    Belki, mutluyuz da, haberimiz yok.
    Ayrıldık kaç zaman geçti bilemem, -
    Tanıyamadım seni, beni bağışla. Sensiz yaşayamam, ölürüm sandım,
    Ben sensiz ölmedim, beni bağışla!
    "Ölmedim" diyorum, nerden bileyim, -
    Belki de, ben sensiz ölmüşüm öyle,
    Mezarsız,kefensiz kalmışım böyle. Belki de, o zaman ayrılmasaydık,
    Ne ben şimdikiydim, ne sen şimdiki
    Ayrıldık, şeytanı güldürdük, o an;
    Bu yılın, bu ayın, bu tarihinde,
    Böylece sokağın bu köşesinde
    Beni de, seni de öldürdük o an. Sağımız, solumuz adamla dolu,
    Kol kola erkekler, kadınlar geçer.
    Kendinden habersiz, ömründe bin yol
    Kendini öldüren adamlar geçer. Kendi öz kanına batan adamlar,
    Kan mı? Nerde o kan?
    Oysa ki, yokmuş?
    Herkes günahkardır dünyada, amma
    Dünyada kimsenin günahı yokmuş. Bizsiz yazılmış bu tali, bu baht,
    Sapandan atılan bir cift taşız biz.
    Belki bu dünyada beş, on yıl değil,
    Bin sene öncesi ayrılmışız biz... Helal yolumuzu değiştik, neden
    Şaşırdık, bir başka yoldan giderek.
    Bin sene önceki hata yüzünden,
    Bin yıllık hataya kurban giderek Değişmiş yerini belki kış, bahar,
    Karışmış dünyanın şehri, kenti.(aslında kend - köydür)
    Belki de rahminde üvey analar
    Üvey balaları gezdirir şimdi. Taliim başkaymış belki de başka
    Yolu geçen o kız, anamdır belki,
    Belki de, oğlumdur bu delikanlı.
    Bu yalan ömrümde
    Peki sen nesin?
    Belki de sevgilim değilsin benim.
    Anam mı, bacım mı, ya nenem misin? ! ..
    Bir tek Allah bilir,neyimsin benim. Bizi kim atlatır bu ayrılıktan,
    Yetişmez yardıma ne yol, ne köprü.
    Ölüysen, diriysen, neysen, azcık dur
    Dur, hiç değilse elinden öpem... "Ölüyüm, diyorsun ölüyü öpme.."
    Elimin içinde, soğuyor elin.
    "Allah aşkına öpme diyorsun,
    Elimde, sanırım, kan kokusu var.."
  • Ama babam hiç hata yapmadı. her zaman sakin , kendinden emin ve kontrollüydü. Bu kadar güzel yalan söylemeyi nereden öğrenmişti acaba? Kaçarak yaşamayı nasıl öğrenmişti? Bir yere hızla uyum sağlamayı nasıl öğrenmişti?
    Babam kimseye güvenmeme mi söylerdi hep. belki bu kendisi için de geçerliydi.