• Yine geldi deli Ferda.. 😂

    Her zamanki gibi içimi dökmeyim dedim. Burayı da son zamanlarda bu amaç için kullanıyorum zaten. Şimdiden kafanızı şişirirdiysem affola.. 🙈


    Yani pek tanıdığınız söylenemez ama beni bilen bilir deliyimdir. 😎😂

    Böyle küçükken hocalarımız özellikle sorardı: "Ne gibi hayallerimiz var?" diye.. Benimki hep farklı olurdu. Neden bilmem ama yaşıma göre farklı şeyler istemiştim, o zamanlarda yapamayacağım şeyler..

    Ama delilik ya işte hiçbir zaman onları hayal edip gerçekleştirmekten de vazgeçmedim.

    Zaten hep şuna inanırım: Her şeyin bir zamanı vardır. Sadece doğru zamanı beklemek gerekir..


    Ama doğru zaman ne zaman? 🙄

    Zamanı gelince😂😂


    Tabii o zaman gelene kadar da boş boş durmamak gerekiyor. Çünkü boş durursam hiçbir zaman o hayalim gerçekleşmez..

    Bir şeyi gerçekten çok istersek ve gerçekleşmesi için mücadele edersek öyle ya da böyle mutlaka bir gün gerçekleşir en çok istediklerimiz..


    Neyseeee, yine çok uzattım. Konuya geleyim artık.. 🙈




    Ben bugün en çok istediğim şeylerden birini gerçekleştirdim. 7 yıl önce hayalini kurduğum özellikle geçen sene gerçekleşsin diye çok çaba harcadığım ve hayatımda ilk defa bir şey yaptığın için çok pişman olduğum ama bugün çok şükür mücadelemin bi 7 yıl kadar sonra olsa da sonuç verdiği bir gündeyim.

    Geçenlerde yine böyle çok istediğin bir hayalim gerçekleşmişti.. 😇



    Çok kısa bir süre önce hiç istemediğim şeyler oldu. Hani toparlayamadım bir süre. Çünkü çok istediğim, olacağına çok inandığım, çok mücadele verdiğim bir şeyi kaybettim..

    Zor bir dönem atlattım ama sonra dedim ki: "Ben bu değilim!.. Ayağa kalk."

    İnsanız sonuçta hayatımızda inişler çıkışlar illa olacak. Önemli olan bu süreçte nasıl bir yolda ilerlediğimiz..

    Ben genellikle acımı dindirebilmek için başka başka şeyler deneyen bir insanım. Zaten aşırı aktif ve yeni bir şeyler öğrenmeye de çok meraklıyım. Hemen bulurum bir şeyler..

    Bu yaptığım yeni şeyler benim sadece acımı dindirir, asla mücadelemden vazgeçiliremez.. Kendimi toparlarım daha sonra kaldığım yerden devam ederim..

    Çünkü bir insan gerçekten istedikten sonra başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Bu zorlukların hepsi birer merdiven.

    Tamam ben biraz sakarım merdivenlerden çok düşerim, bir yerlerimi çok sakatlarım ama olsun. Düşe kalka yol almak da güzel 😂😂



    Sanırım aşırı mutlu olmamdan dolayı çok saçmalıyorum tekrardan bir özür dileyeyim..



    Neyse artık toparlamam gerekiyor sanırım. Buraya yazdım çünkü; mutlu olduğumda hissettiklerimi zaman sonra okumak keyif veriyor hem de insanlar benim mücadelemi gördükten sonra anlamadığım bir şekilde çok gaza geliyor. Belki buradan birisi de nasipler..





    Yani ben de sıradan bir insanım. Öyle olağandışı bir özelliği falan yok. Son zamanlar hayallerimin bir çoğu gerçekleşti. İnsanlar benden çok farklı şey bekliyor 🙈. Hani bunun tek sebebi benim mücadele vermem ve asla asla vazgeçmemem. Sonunda kaybetmek olduğunu bilmeme rağmen eğer bir hayalim varsa yine de elimden geleni yaparım..



    Şimdi hepimizin birçok hayali var. Çünkü biz insanız, hayal kurarız ve bu hayallerinizi gerçekleştirmek için yaşarız..

    Eğer gerçekten bir şeyi çok istiyorsanız mücadele edin. Gerekirse uykusuz kalın, yemek yemeyin, hayatımızdaki birçok şeyi geri plana atın. Ama asla mücadelenizden vazgeçmeyin..

    Ama öyle yanlış (buraya hangi kelimeyi kullanmam gerektiğini bilemedim) hayaller olmasın bunlar. Yani bir şeyi gerçekten çok istiyorsanız onu araştırın, olursa ne olur olmasa ne olur... Bunları iyice düşünün ve gerçekten olmasını istiyorsanız böyle bir yola girin.

    Çünkü mücadeleniz varsa çok zorlanacaksınız . Karşınıza sürekli sizi desteklemeyen insanlar çıkacak. Belki başta bunlar aileniz olacak, arkadaşlarınız, en sevdikleriniz olacak ama inandığınız yoldan da hiç kimse döndürmeyecek. Öyle olmalı değil mi?



    Siz ne kadar güçlü olursanız, mücadele inancınızı kaybetmezseniz Allah da sizin ne kadar istediğinizi görecek ve emin olun yaptıklarınızın karşılığını verecek..


    Şunu da atlamak istemiyorum: Hayallerinizi insanların üzerinden kurmayın. Çünkü hiç gitmem diyen de mutlaka gidiyor, aileniz dahil..




    Evettt, çok uzattım biliyorum.. 🙈 Toparlıyorum hemen. Önce istediğiniz bir hayali belirleyin. Daha sonra mücadele etmeye başlayın. Çıkan sorunları aşacağınıza güveninin. Asla vazgeçmeyin ve emin olun doğru zaman geldiğinde o hayaliniz gerçekleşecek.


    Ve sizler de şu anda bende olduğu gibi kendinizi mutluluktan ağlarken bulacaksınız..


    Sadece kendinize inanın ve mücadele etmek için ayağa kalkın..
  •  https://youtu.be/lt3o3HI3FVY

    Ganîdir aşk ile gönlüm ne mâlim ne menâlim var
    Ne vasl-ı yâra handânam ne hicrândan melâlim var
     [Aşk ile zenginim ben, malım mülküm yok; yâra kavuşmak ile de sevinmem, ayrılıktan şikâyetim de yok.]

    Ne sağ olmak murâdımdır ne ölmekten kaçar cânım
    Cihânda hasta-i aşk olalı bir hoşça hâlim var
     
    [Yaşamak arzum da yok, ölmekten korkum da; aşka hastalığına düştüğümden beri hoş bir hâlim var. Öyle bir hâl ki, hasta ama şifa istemiyor!]

    Ben ol hayrân-ı aşk’ım ki yitirdim akl ü idrâki
    Ne âlemden haberdâram ne kendimden hayâlim var

    [Aşk ile akıl ve idraki kaybettim, alemi de kendimi de bilmez haldeyim.]

    Ne meyl-i külbe-i ahzân ne seyr-i sohbet-i yârân
    Ne ta’n-ı zâhid-i nâdân ne ceng ü ne cidâlim var

    [Yusuf Aleyhisselâmın hasretiyle ağlayan babası Ya’kub aleyhisselâmın evi olan külbe-i ahzân (hüzünler kulübesi) ı hatırlatarak; eğilimim ona da değil, dostlar sohbetine değil; ham sofuyu yermekle de meşgul değilim; kimse kavgam da mücâdelem de yok.]

    Cihân fânidir ey Yahyâ Hüve-l Hayy ü Hüve-l Bâkî
    Değişmem atlas-ı çarha benim bir köhne şâlım var

    [Dünya geçicidir ey Yahyâ, hayat sâhibi ve bâkî olan ancak Allah. Dünyâdaki en pahalı kumaşlara -zımnen makamlara- değişmeyeceğim, ama pazara çıkarsan kimsenin müşteri bile olmayacağı eski bir şalım var (derviş hırkası).]

    Sünbülzâde Vehbî’den:
     
    Vehbiyâ rif’at bulanlar zîver-i irfân ile
    Atlas-ı çerha değişmez hırka-i peşmînesin
     
    [Taşlıcalının gazelindeki son beyitle aşağı yukarı aynı anlamda; ma’rifet (kalb gözü açıklığı) ile süslenmiş olanlar, yün hırkalarını verip de feleğin atlas kumaşını almaya razı olmazlar.]

    [Yani fani dünyanın aldatıcı lezzetine tav olup bâkî âhiretin gerçek lezzetini vermezler. İmâm-ı Gazâlî HAzretleri bakın ne diyor:
     
    Eğer dünya bir altın kâse olsa, ahiret de kırık saksı parçası; akıllı olan saksı parçasını tercih eder. Çünkü kırık saksı da olsa sahibinde kalıcıdır hiç olmazsa. Halbuki kırık saksı dünyadır. Buna rağmen dünyayı tercih edenleri anlayamıyorum.]

    Kırık saksı dedim de:
     
    Kazârâ bir sapan taşı bir altın kâseyi kırsa
    Ne kıymeti artar taşın ne kıymetten düşer kâse
     
    Ve Hazret-i Yûnus Emre’ den baldan tatlı söyleyiş:
     
    ‘Ballar balını buldum dükkânım yağma olsun’

    Av. Hayati İnanç
  • Ganîdir aşk ile gönlüm ne mülküm ne menâlim var
    Ne vasl-ı yâra handânam ne hicrândan melâlim var

    Ne sağ olmak murâdımdır ne ölmekten kaçar cânım
    Cihânda hasta-i aşk olalı bir hoşça hâlim var

    Ben ol hayrân-ı aşkım ki yitirdim akl u idrâki
    Ne âlemden haberdâram ne kendimden hayâlim var

    Ne meyl-i külbe-i ahzân ne seyr-i sohbet-i yârân
    Ne ta’n-ı zâhid-i nâdân ne ceng ü ne cidâlim var

    Cihân fânidir ey Yahyâ Hüvel-Hayyü Hüvel-Bâkî
    Değişmem atlas-ı çarha benim bir köhne şâlım var

    Taşlıcalı Yahya
  • Ne sağ olmak murâdımdır ne ölmekten kaçar cânım
    Cihânda hasta-i aşk olalı bir hoşça hâlim var

    Ben ol hayrân-ı aşkım ki yitirdim akl u idrâki
    Ne âlemden haberdâram ne kendimden hayâlim var


    - Aşkın hasıl ettiği hayranlıkla öylesine yitirdim ki aklı ve idrâki; âlemden de kendimden de haberim yok.
  • Aramızdaki fark nedir biliyomusun? Ben şahsi olarak bu dünyada yapmak istediğim çoğu şeyi yaptım. Mesela dava dediğim şeyi hiç aksatmadım. Senin dediğin gibi çok sevdim. Yada elimden geleni yaptım. Yada baki olan şey ne ise onun ardından gitmeye çalıştım. Mesela 3 senelik konuşmamam ız sırasında kimseyle bir muhabbetim olmadı. Evet sen yoktun ama kendime olan inancım vardı.
    Sonra sınırı hep aştım. Mesela seninle telefonda konuşmalarımız ve faturaların 4 hanelere gelmesi. (az öncede son faturayı ödedim) olsun. Çünkü işini garantiye almak benim gibilerin harcı değildi. Sinsi düşünemedim. Bak mesela ben mahalleye gittiğimde tüm mahalle beni tanır. Oo hoş geldin Ramazan diye tepkilerini sevgilerini gösterirler.
    Şimdi düşünüyorum senin eline ne geçti yada ben neyi kaybettim?
    Benim kaybettiğim hiç bir şey yok. Çünkü hayatın daha başımda bile değilimdir. Bu yazının başında söyledim ya hani isteyipte yapmadığım bir şey yok diye. Bazı şeyler var. Bak şimdi. Allah'ım izniyle bir ev bulduk. İzinde onu almaya gidiyorum. Sonra bir kitapçı dükkanı. Ve en önemliside bir karavan. Türkiye benim hayalim.
    Gerçek olan şey, hani bir söz vardır 'vermeden alamassın' diye. Gerçek olan buydu. Yani çile çekmeden huzuru ve mutluluğa kavuşamassın.
    Peki sen ne kaybettin yada kazandın? Bak şimdi. Hiç bir zaman bir insanı sevdiğini anlayamayacaksın. Nasılım? Mesela şimdi farz edelim o çocuk la konuşmaya devam ediyorsun. Et. Tamamda onun ve ailesinin gerçekten suratına bakacak yüzün olabilecekmi. Yada kardeşin in kalbindeki o gerçek tek gerçek hiç sönecekmi? Sana söyleyim içini kemiren bir kurt gibi dönecek bu söylediklerim. Hadi tamam farz edelim. Şimdi benim penceremden bakıyorsun ve okuduğun okulun hakkını veriyorsun. Tekrardan söyleyim. Her O (Kuran'ı) okuduğunda Tek Gerçek dönüp dönüp yüzüne vuracak ve zaten tek sıkıntıda senin için bu. Ve hadi tamam bu dünyada istediğin gibi yaşadın mutlu ve huzurlusun. Hiç aklına saplanmayacakmı sanıyorsun orada seninle gezdiğimiz yemek yediğimiz ve dahası aklına gelmeyecekmi? Yada diğer dünyanın gerçekliği hiç kalbini sızlatmayacakmı?

    Neyse boş verelim. Korkma artık bişeyleri Ramazan anlayacak diye. Artık sen benim öfkem bile değilsin. Ne halin varsa görmekle meşgul ol. 😉
  • Nasıl da yazık ediyorlardı umutlarımıza, heyecanımıza, gençlik coşkumuza. Öğretmenlik yapmayı beklerken tezgahtar, garson, kasiyer, inşaat işçisi, şoför, sekreter olanlarımız da vardı. Bunları da geçtim, intihar edenler ve ağır işlerde çalışırken iş kazasında hayatını kaybedenler vardı ki ağır yaradır içimizde…

    Tam iki yıl özel okullarda iş aradım. Nihayet muhafazakar bir okulda çok düşük bir maaşa iş buldum.

    Annem, babam, akrabalarım, arkadaşlarım “işsiz geziyor” yerine “öğretmenlik yapıyor” diyeceklerdi. Bir nevi onurumu kurtarmıştım. Onurlu olmasaydım bu mesleği seçer miydim?

    Öğrenciden ziyade veliyi memnun etmenin, onların gururunu okşamanın önemli olduğu ortamda veliye her türlü şirinliği yapmak üstün bir meziyet sayılırdı. Onların istekleri hemen yerine getirilmesi gereken ilahi emirdi. Memnun edilmediği takdirde okun ucunda olan yine öğretmendi. Okul yönetimi, veli, öğrenci üçgeninde kapana kısılan öğretmenin yeri neresiydi? Anladım ki eğitim, ders anlatmak en son işimizdi.

    Daha fazla çalışmayla daha az ücretle bizler de bu ülkenin yarınlarına hizmet ediyoruz. Bu kadar değersizleştirilmek neden? Milli Eğitim Bakanlığı haklarımızı güvence altına almak yerine neden patronların inisiyatifine bırakır. Özel Okullar Birliği’yle bir araya gelen patronlar neden eğitimde öğretmenle kaliteyi yakalamak yerine gösterişli binalarıyla, içi boş eğitim kavramlarını kullanarak eğitim yaptığını sanır? Öğretmeni değersizleştirerek o binalara dünyanın çocuğunu alsanız ne yazar? Öğretmen olmadan okullarınızdan nasıl kazanacaksınız? Aa tabi unutmuşum, aynı cümleyi duyar gibi oluyorum. Dışarıda iş bekleyen binlercesi var. Şükret ki bir işin var. Bizim için öğretmen değil, kurum önemli. Biri gider biri gelir nasıl olsa değil mi?

    Her şeye rağmen öyle bir meslek ki sınıfa girince, pırıl pırıl çocukların gözlerine bakınca yaşadığımız tüm olumsuzlukları unutuyoruz. Eğitmeliyim ki vicdanlı, ahlaklı, erdemli nesillere katkım olsun. Eğitmeliyim ki okuyan, düşünen, sorgulayan, haksızlığa sesi çıkan, ezmeyen, ezilmeyen çocuklar yetiştireyim. Eğitmeliyim ki parasıyla okuyan bu çocuklar ileride ülkeyi yöneten insanlar olacak, hiç değilse evrensel ahlak sahibi olsun, kitap okusun, insan olsun! Ne çekiyorsak, ne yaşıyorsak ahlaksızlıktan, cehaletten değil mi?

    Bizler çocukların yarınlarını şekillendiren, onları eğitmeye öğretmeye çalışan insanlar olarak öğretmenlik onurumuza gereken değerin verilmesini, insanca yaşamaya yetecek alın terimizin karşılığını almayı ve haklarımızın ihlal edilmemesini istiyoruz. Aklımıza gelmeyecek bin bir dalavereyle yığınla haksızlıkla baş etmeye çalışmakla yorulmak yerine gönül rahatlığı içinde sadece eğitimle ilgilenmek derdindeyiz.

    Fatma Koşubaşı
  • Geçtiğimiz yıl İstanbul’un en lüks otellerinden Shangri La’da bir sünnet düğünü vardı. Düğün sahibi Baran Korkmaz, Karslı genç bir işadamıydı.

    Korkmaz, düğünün başlamasıyla birlikte eline mikrofonu alıp sahneye çıktı. “Hepiniz hoş geldiniz. Bu düğünü bugüne kadar en az 5 kez eşimle ‘Böyle bir dönemde düğün olmaz’ diyerek erteledik.

    Sonra baktık ki bizim ülkemize barış gelene kadar bizim oğlan askerlik çağına gelecek... Düğünü yapmaya karar verdik.” Bu dokunaklı sözler misafirlerin yüzünde buruk bir tebessüm yarattı. Baran Korkmaz devam etti konuşmaya:

    “Birazdan sizlere birer boş kese dağıtılacak. İçlerine hediyenizle birlikte lütfen adınızı ve adreslerinizi de yazın...”

    Bu sözler aralarında valiler, milletvekilleri, işadamları, sanatçıların da bulunduğu davetlileri adeta şoke etti. Salonda buz gibi bir hava esti. Bu nasıl bir görgüsüzlük, nasıl bir saygısızlıktı?

    Adam utanmadan kimin ne takacağını sorguluyor, bu da yetmiyor “Mutlaka adresinizi de yazın” diyordu. Korkmaz’ın bu sözleri üzerine salonda homurdanmalar başladı. Davetliler arasında orta yaşlı bir adam eşine dönüp “Kalk gidiyoruz burada 5 dakika daha durmam” diyordu.

    Sahnede elinde mikrofonla salondan gelen tepkileri seyreden Baran Korkmaz konuşmasını bitirmek için yeniden hamle yaptı: “Şimdi hepiniz merak ediyorsunuz tabii, kardeşim takıyı anladık da adresimizi niye yazıyoruz? Anlatayım... Ben Karslı bir ailenin okuyamamış çocuğuyum. İstanbul’a geldiğim yıllarda yoksulluğun dibini gördüm.

    Banklarda yattım. Yıllar sonra iş hayatında başarılı oldum. Banklarda yattığım o günlerden bugünlere taşıdığım tek bir hayalim vardı: Bu ülkenin doğusu ve batısı arasındaki mesafeyi kapatmak. Şu an bu salonda Kars valimiz de var.
    Düğünden önce Vali Bey’le konuşurken öğrendim ki memleketimde kız öğrenciler için acil bir yurda ihtiyaç varmış. Eşimle karar verdik, bugün sizlerin oğlumuza hediye edeceğiniz takıları o yurdun yapımı için Kars valiliğine bağışlayacağız.

    O yurtta kalacak kızlarımıza okula başladıkları ilk gün sizlerin isimlerinizi ve adreslerinizi vereceğiz. Her biri size kendi cümleleriyle teşekkürlerini ifade eden bir mektup yazacak.”

    (Büyük bir hayırsever olan Baran Korkmaz, bugüne kadar okullar ve yurtlar yaptırdı. Kars Bacalı’da yaptırdığı anaokulunun açılışına ‘Çocuklar Gülsün Diye’ derneğinin başkanı Gülben Ergen de katılmıştı.)

    Baran Korkmaz konuşmasını bitirdiğinde tüm davetliler ayakta alkışlıyordu. İstanbul’un en lüks otellerinden birinin balo salonu az sonra tarihinin en anlamlı anlarına sahne oluyordu.

    Davetliler bir yandan gözyaşlarını silerken diğer taraftan sünnet düğünü için getirdikleri takılara ne ekleyebileceklerini düşünüyorlardı. İstanbullu bir turizmci elindeki keseye Baran Korkmaz’ın oğluna takmayı planladığı tam altınla birlikte kolundaki lüks saati sokmaya çalışıyordu.
    Anadolu’dan gelen bir tekstilci hanımefendi üzerindeki bütün mücevherleri almadığı için yeni bir kese daha rica ediyordu.
    (Baran Korkmaz Kars’ın köylerinde birçok okulun inşasına yardım etti.)

    İstanbul’daki o sünnet düğününde toplanan 1 milyon 870 bin lira birkaç gün önce Kars Valiliği’ne bağışlandı. Kars’ın Digor ilçesinden çıkan bir gencin hayali binlerce Karslı genç kızın hayalinin gerçekleşmesine vesile olurken, Baran Korkmaz nezdinde bu toprağın tüm güzel insanlarına selam olsun...