• Senin soluğundan besleniyor aramızda büyüyen boşluk o boşlukta can çekişen
    sözcükler benim kalemimden
    bizi saran ezgi küstü bize birden
    sevinçle beslediğimiz serçeler
    o ezgiyle birlikte
    havalanıp uçuverdi ellerimizden
    her şey bir içimlik sigara oldu işte
    içmesen de bitecek, içsen de
  • 182 syf.
    ·3 günde·7/10
    1968-Kasım. 3 arkadaşın yaşadığı en uzun gece. Ali, Tarık ve tabiki anlatıcı. Israil askerlerinin ve köpeklerinin, işaret fişeklerinin, helikopterlerin, mayınların ve beyaz taşların çok olduğu uzun bir gece.
    Bizler şimdi Ali için bir sigara içimlik süre efkârlanıyor ve tebessüm ediyoruz.
    Insan ölürken hayatı film şeridi gibi gözünün önünden geçermiş ya hani, peki ölenin geride bıraktıkları? Onların da kalan hayatlarında film şeridinin her karesine ölümü ve öleni kazıdıkları, adını bile unutup onları unutmadıkları çok mu dayanılmaz bir acı olurdu?
    Keyifli okumalar..
  • Kulaklarım adını hiç duymamış
    Ve hiç tekrar etmemiş, isminin ilk hecesini,
    Yalçın kayalarda akislenen seda gibi
    Düşün ki,
    Düşüncelerimde hiç olmamışsın sen
    Uğultusu avuçlarımda kalan rüzgar gibi geçmişsin.
    Ay ışığına hasret yakamozlarının vuslatıymış,
    Tam yerine ve tan yerine vuran o umutlarının gölgesi...
    Düşün ki,
    Bir sigara içimlik vakitmişsin,
    Ciğerime ecza diye dolan
    Ya da uğrak bir, giderlemeyen efkâr kahvehanesi...
    Düşün ki,
    Bardakta eriyen; ebediyen beklemekmiş, şeker sanılan
    Kırık bir sandalyeymiş umutlarımı yasladığım...
    Düşün ki,
    Bir uçurum dibiymiş, bakışlarındaki o mana
    Oyuncaksız kalmasıymış bir çoçuğun
    Ya da bir annenin yavrusuna hasreti...
    Düşün ki,
    Yanık bir Anadolu türküsüymüşsün,
    Çeşme başındaki güzel kızlara inat
    Ve inat, gurbetin tüm güzelliklerine...
    Düşün ki,
    Gam yüklü duvarda asi, kırık bir aynaymışsın
    Hep yarım, hep eksik, hep mahçup..
    Ayna karşısında kırık bir bakış,
    Kaybolan diğer yarısındaki tılsım..
    Bir yağmur olmuşsun
    Ve tanelerin düşermiş pembe düşlerimin düştüğü yere..
    Düşün ki, bir orada bir burada
    Bir gurbette bir sılada
    İsminin yalın, yanlızlığımın çoğul halinde..
    Ve arkasına saklanmış binlerce yürek
    O binlerce yürekten düşen..Tek bir düş
    Ve ılık bir nefesinde üşümüş...
    Düşün ki,
    Uzak hatıralarım kalmış sende
    Tek kişilik bir oyun
    Gurbete bir tren bileti
    Ya da yarası,
    Yarısından büyük olan yırtık bir resim...
    Düşün ki,
    Hiç olmamış
    Hiç çalınmamış bir beste
    Hiç tadılmamış bir zehir,
    Düşün ki,
    Hiç yazılmamış bir şiir...
  • Bir sigara içimlik vakitlere sığdıramazsın aşkı, uzun bir yolculuğa çıkmayı göze alacaksın. Her gördüğün sarı tabelada durmak zorunda kalacağın, varılacak şehir adı olmayan bir seyahattir aşk! Bahanelere İnanmıyorum! Aşk dediğin nazlıdır, özensizliğe gelmez, basar gider. Laftan da anlamaz, halinden de, hep ilgi ister. Herkesin ve her şeyin önünde durmak, varlığını değerli kılmak derdindedir. Önce, aşkın kendine aşık olacaksın. Hayatında birisi olmadan, tek başına yaşarken bile, ona sadık kalacaksın. İnsanlara güvenmezsin, inanamazsın, o durum aşkı bağlamaz. Aşka sonuna kadar inanıp savunacaksın. Her şeyden öte, alışkanlığın olacak. Kalbin kimseyi sevmemişse, aşkın kendini sevecek. Yorulmayı, bıkmayı, vazgeçmeyi aklından geçirmeyeceksin. Kalp dediğin mideye benzer. İçine ne kadar sevgi doldurursan, o kadar genişler, büyür. Boş bıraktıkça küçülür, büzülür; sonra bir gün gelir, kocaman bir sevdaya çarparsın ama kalbinde yer yoktur, sığdıramazsın. Ne zaman biri aşka inanmadığını söylese, benim içim sızlar. Aklım almaz, bir gönlün çöl gibi yaşamak isteyişini. Öyle susuz, öyle kuru, içinde hiçbir canlının var olamayacağı bir kum yığını gibi devam etmek isteyişini hayata insanın, anlayamam! Neden en çabuk aşktan vazgeçeriz? Neden bu kadar çabuk yıkılır inanç duvarlarımız? Neyi feda etmek bize zor gelir, aşkın varlığına inanmaya devam etmek için? Her sabah kalkıp işe gidiyoruz, yaşamak için para kazanıyoruz. Aldığımız maaşı, kiraya, faturaya, yemeğe ve diğer zevklerimize harcıyoruz. İş hayatında ayakta durabilmek için nitelikli olmamız lazım. Kurslara gidiyoruz, rakiplerimizin arasından sıyrılmak için daha fazla şey öğrenmeye çalışıyoruz. Sevmediğimiz bir patrona veya müdüre tahammül ediyoruz. Maaşımızı eksik alsak, idare ederiz diye düşünüyoruz. Sevmediğimiz işi yapıyoruz. Kıyasıya süren savaşın ortasında, ayakta durmak için her gün mücadele ediyoruz. Ama iş aşka gelince, iki sevgiliden darbe aldık diye pes ediyoruz. Biliyorum, gönül acısına dayanmak zordur ama büyük ekran televizyon sahibi olmak için, her ay maaşının bir kısmını vermeye razı olan, o paranın yokluğunun bedelini ödemeye hazır olan bizler, neden konu sevgiye gelince fedakar olamıyoruz? Birkaç kötü deneyim yaşadık diye, inancımızı yere bırakmaya ne kadar da hazırız. Üstelik kendimizce haklı sebeplerimiz var; terk edildik, ihanete uğradık, zaten hiç mutlu olamadık?. Hayat hiçbirimiz için güllük gülistanlık değil. İniş ve çıkışlarla dolu bir serüveni yaşıyoruz. Dünyaya bir çocuk getirip, onu büyütecek kadar güçlü olan; iş hayatında ayakta kalmayı başaran, sahip olduğu şeyler için para, emek ve zaman harcayan bunca insan; o kadar sıkıntıyı göze alıyor da, aşk yolunda ayağına takılan iki taş yüzünden mi inanmaktan vazgeçiyor? Hadi canım!...
  • Ve körsem…
    Ve sağırsam,
    Duymuyorsam gözlerini,
    Tutmuyorsam ellerini,
    Bu seni unuttuğum,
    Anlamına gelmesin be Leylam… 
    Yankısız, sesimi duysana,
    Yüreğine yolladığım sesimi,
    Az biraz anlasana,
    Yollarına, beni, canımı saldığım, 
    Ne olur artık kapımı çalsana,
    Sevgiyi yazdığım dağlara, yıkasana kanımı,
    Az biraz koşsana,
    Unuttuğun beni, bir kere sorsana… 
    Vatan sınırında kandayım, bir mektup yazsana,
    Kör oldu gözlerim, görsene…
    Az biraz sen de solsana,
    Emanet ettiğim sevgiye, sahip çıksana. 
    Tel örgüde takıldı kaldı parmaklarım,
    Parkamda, resimlerin, mektupların,
    Dizimden altı ayaklarım,
    Mayında kaldı, en güzel yanlarım. 
    Arasana, sarsana, olsana, duysana,
    Az biraz sen de solsana,
    Yollara düşüp, yaramı bulsana,
    Canım ateşte, bir iki satır yazsana… 
    Tam üç ay oldu senden haber alamadım,
    Üç gündür gözlerim açık,
    Canım her yer inan karanlık,
    Ateşe düşmüşüm, pusuya gelmişim, saymadım… 
    Dün hemşireyle konuştuk,
    Çavuş Osman’ı sordum,
    Şehit oldu, vatan sağ olsun, dedi
    Ve durdum…
    Ve sustum…
    Dondum!..
    Anlıyorsun değil mi?
    Karanlık!..
    Birde kılıç yarası,
    Yürek sızısı,
    Çavuş Osman acısı…Duyarsın bilirim,
    Bilirim, bir yol var yüreğine,
    Bir gün, koşarsın bilirim,
    Çavuş Osman böceklerle, kurtlarla, haşır neşir,
    Toprağa kan olmuş akar,
    Bilirim, her yer karanlık
    Ve can susar…Dün hemşireyle konuştuk,
    Üç aydır yoğun bakımdaymışım,
    Sıkça Leyla diye sayıklıyormuşum,
    Tam üç aydır karanlıktaymışım…
    Bir sigara istedim,
    Ucuna seni koydum,
    Yaktım doyunca…
    Duman duman sen doldun yüreğime,
    Yandı yürek, bir içimlik sigarada,
    Sen ağla da, ben susayım diyecektim
    Ama yoktun Leyla…
    Vatana bir değil bin Osman,
    Bir ben değil, bin Mehmet,
    Kurban olsun…
    Akacaksa dizlerimin altından,
    Oluk oluk kan,
    Şehitler ıslansın Leyla…
    Şehitler yıkansın,
    Söyle anama, sakın ağlamasın,
    Görmüyorum diye,
    Koşamıyorum diye,
    Anam, ama anam, sakın yanmasın… 
    Biliyor musun geldi bir kere başa,
    Geldi bir kere yara,
    Kan kussam da her sabah
    Ve her sabah pansumanda olsam da,
    Yansam da…
    Kör olsam da,
    Koymuyor be Leyla…
    Senin aramayışın, sormayışın kadar…
    Ve acıtmıyor karanlıklar, yokluğun kadar…


    https://youtu.be/RKUwbT9gweQ
  • "Bütün söyleneceklerin söylendiği, bütün susulması gerekenlerin susulduğu o andan itibaren başlayan iç hesaplaşmalar, gece yarısı balkonda yakılan sigaraya dönüşür. Eğer yaşamak bir sigara içimlik olsaydı, bizimki sabaha kadar yanardı."