• Umutsuz bir aşk çökmüşse gönlüne sabahın üçünde,özellikle onun orada,yerinde olmadığı kuşkuşuna kapıldığında telefon etmeyi gururuna yediremiyorsan,ister istemez içe dönüp kendinle baş başa kalırsın;o anda akrep gibi sokarsın kendini ya da hiçbir zaman postalamayacağın mektuplar yazarsın ona,ya da odanda ileri geri volta atarsın,hem küfür hem dua edersin,sarhoş olursun ya da kendini öldürecekmiş gibi davranırsın..
    Bu gidişat bir süre sonra tatsızlaşır,bıktırır insanı.. Yaratıcı biriysen -ama unutma,o anda boktan bir durumdasın-acılı anılardan ortaya elle tutulur bir şeyler çıkarabilir miyim diye sorarsın kendi kendine... Ve işte bir gece saat üç sularında başıma gelen tam buydu. Birden karar vermiştim çektiğim acıyı tuvale dökecektim.O günlerde sıkı bir teşhirci olduğumu ancak şimdi, bu satırları yazarken anlıyorum.
  • Eğer üzerindeki lanetin kalkmasını istiyorsa, onu yanında götürmekten başka seçeneği yoktu. Ama bu şekilde onun arkasında oturarak yolculuk etmek hiç de kolay değildi. Eyerin üstünde ileri geri sallanan, sürekli bacaklarının iç kısmına sürtünen kadının tatlı, ılık kalçalarına sarılmış durumda daha ne kadar devam edebilirdi?

    Devamlı ereksiyon halindeydi, içinden, her şeyi bırakıp attan inmek, ikisi de bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda iliklerine kadar ıslanmışken kadını bir ağaç altına götürmek geçiyordu.
  • Sürükleyiciliğiyle tanıdığım klasik bir Zweig eseri daha... Fransız bir gencin Riviera'ya gelmesiyle işin rengi ve dengesi değişir ve Madame Henriette adında Lyonlu bir kadında bu gençten etkilenerek Riviera'dan kaçıp giderler... Anlatıcı ve olayı gören diğer misafirler, bu olayın gıybetini yaparlar. Yüksek zümrenin bir getirisi olarak ahlaktan yoksun şekilde haklarında ileri geri konuşarak yaparlar bunu! Mrs. C. adındaki zarif bir İngiliz hanımefendisi, yaşlı sayılabilecek yaşta şirin ve de güzel bir kadındır. Bu konuşmaların üzerine Mrs. C. hanımefendi anlatıcıya bu olaya benzer bir şeyi gençliğinde yaşadığını resmen itiraf eder. Ölen kocasının ardından ona ihanet etmeden yaşamını sürdüren bu zarif hanımefendi, gün olur Polonyalı/Lehli biriyle bir kumarhanede yolları kesişir ve ardındaki her şeyi yani bütün sadakatini bırakıp tam yirmi dört saatlik bir serüven yaşar; etkilenim, aşıkk ve birlikte olmaya kadar gider bu... Okumanız dileğimle...
  • Raonaid doğruldu, çizmesinin içinden küçük bir hançer çıkardı. Bıçağı Lachlan’m gözlerinin önünde ileri geri sallamaya başladı, sonra uzanarak saçından bir tutam kesti. “Lanetleme büyüsü için buna ihtiyacım olacak,” dedi. Sonra, bıçağın keskin ucuyla Lachlan’ın yanağına çabucak bir kesik attı. “Bir de bu kan damlası gerekiyor.”

    Müthiş bir öfkeye kapılan Lachlan kalçalarını oynatarak kadını üzerinden atmaya çalıştı ama Raonaid, sanki çocuk oyunu oynuyorlarmış gibi kahkahalarla güldü.

    Kadın ona her ne verdiyse Lachlan’m beyni hâlâ etkisi altındaydı. Bu ani davranışı da başını fena halde döndürmüştü. Görüşü bulanıklaştı, midesi bulandı. Gözlerini kapattı. Yanağından süzülen bir damla kanın yavaşça kulağına dolduğunu hissetti.

    Baş dönmesi geçince gözlerini açtı ve kadına baktı. “Balık temizler gibi bağırsaklarımı mı deşeceksin?” diye sordu. “Bunu yaparsan o sapık intikam duygunu tatmin edebilecek misin?”

    “Hayır, öylesi çok kolay olur. Oysa ben senin acı çekmeni istiyorum. Çok uzun yıllar acı çekmelisin.”
  • Hep bir dram bekleme

    Soyutsal bir gözlem yaptığımda, bir kadın var etmeye çalıştığımda, ortaya çıkan sarışın esmerimsi bir dehşetin tam ortasında kalakaldım. Peki ya gözlerini neden gri yaptım, gözleri ne denli ince bir çizgide kaldı? Ben mi becerememiştim... hayir böylesi bir kadın görmüştüm!?.

    Mutfağa geçip bir kahve yapmaya gittiğim de resmi kime benzetebileceğimi animsama calışırken daldım, Brezilya'dan Arjantin'e Venezuela'dan Amerika'ya yok Amerika olamazdı
    Amerikada boyle bir kadınin var olmasına imkan yoktu , zaten ilgimi çekecek bir kadın görememenin huzursuzluğu vardı yada Amerikadaki kadinların çoğu tatile çıkmış olmalıydı. Bulacağım ama hangi ülkedeydi...

    Çalışma alanımı özel tutmak için kartonpiyerden yarım ay şeklin de bir mutfak bölmesi yaptirmıştım. Asla ne amerikan mutfagına benziyordu ne de ingiliz. Fransadan gelen sevgili Ambra geldiğinde (sevgilim - fakat ben ona her zaman sevgili demeyi tercih ediyordum özel bir çene hattı vardı..) "burası nedir böyle çok çirkin duruyor sana hiç yakıştıramadım." Sözune çok alınmış gece yatak odasından yanından ayrıldığım da -dışa dönük--- bir gökyüzü resmi çizdim fakat bu gökte bulutlar mordan pembeye gök yüzü sarıdan turkuaz- kadifemsi turuncu ve hilal öbeklerine de gök kuşağını anımsatir hafif gölgelimsi kabartma hattı oluşturduğum da gozlerimden de yorgunluğun belirtisi geliyordu.

    Kahvemi süt ile yapardım ve asla süt tozu kullanmazdım,. Yeterince kansorejen maddi varken bir de süt tozu..?

    Kahvemi aldım yaptığım tabloyu izlemek için mutfaktan daha çok konsantre olmaya çalıştım. Koltuğuma yerleştim. ( Kirmızı deri iki kişinin otura bileceği bir koltuğum vardı). Daldığın da yine Ambra geldi aklıma fakat Ambra'ya benzer bir hali yoktu. Evet ilk taşıdığımızda Ambra saçlarını sariya boyamış, fakat eski renginin siyah olduğunu suyunca tekrar eski halinde kalmasını istedim. Yüz hattına asla ve asla yakışmıyordu.

    Ambra'nın yanına uzandığım da kıvrılmış her zaman olduğu gibi sadelikte uyuyordu. Önce dokunmak istedim ellerimin boya olduğunu fark etmedim. Yataktan kalkıp lavaboda ellerimi yıkarken, duşun iyi gelebileceği hissine kapıldım. Zaten de duş almalıydım...

    Odaya geldiğimde Ambra'nın sağa sola yatarak garip fügürler çıkarttığını izlemeye koyuldum. Sağına dönüyor ellerini kollarina koyarak bakıyor. Bir tamam duruşu verip, garipsiyor. Sonra soluna dönerek sanki sırtını cıftliklerin kalın çit tahtasına dayar gibi sırtı geride poposu ileri de (sanki çok büyük bir kalçaya sahip gibi iceriye doğru saklama gereği duyuyor hissini aldım) kırıldı kırılacak derken kendini bir anda duzeltip bu sefer de yere yarım oturuş yaparak hilal şeklinde ki mutfağa bakmaya devam ediyordu.

    "Tatlım" deyince bir ürperti ardindan beni korkuttun (sesi titremeliydi ve olduğundan daha tatlı bir tiz sesi veriyordu) diyerek sözüne devam etmişti. Resim ilginç canlı bir figür almistı. Yerdemiyim göktemi bu nasıl bir hilal anatomisidir diyerek yargıladığını düşünürken, yanıma sokulup bogazımın solundan öpmüştü.

    Oturduğum yerden rahatsız okunca koltuģun sol tarafına geçtim ama resim de her hangi bir duygu bulamayınca, koltuğun yerini resme dogru yaklaştırdım. Pencereden güneş geldiğinden dolayı, konsantre olamadığımı düşündüm ama yine resim bana kimi yarattığımın cevabını vermiyordu. Kimdi, kim olabilirdi...

    Oo saat öğlenin ikisi olmuş...
    Acıkmıştım ama bir şeyler yemek istemiyordum. Bir kahvenin daha iyi geleceğini düşünerek mutfağa doğru koyuluverdim. Çokta uzak olmasa gerek...
    Kahvenin kokusu hafif bir mide bulantısı yapmıştı. Daha önce hiç olmayan bir şeydi bu... tekrar koltuğa doğru yürümeye başladım. Ben yürülce koltukta odada uzuyordu. Ya ben yürümüyordum ya da bir terslik oluyordu. Elimde ki fincanımı çalışma masasının kenarına koyarken fincanı yere düşürdüğümü fark ettim. Fakat ondan sonrasını hatırlamıyorum. Ve bir karartı..

    Gözlerimi açtığımdq hastaneden sedye ile bir odaya götürüldüğümü fark eder gibi oldum sonra bir karartı daha...

    Gözlerimi açtığımda balik etli bir hemşirenin bir kablo ile oynadığını farkettim. Hayır kablo değildi. Serumdu ve bu serum benim üzerime doğru geliyordu. Ve kolumda bir acı...

    Hemşirenin hoş bir kokusu vardı. Dışarısının soğuk olmasına rağmen neden parfum kullanirki diye düşündüm. Sonra hafif bir müge(inci çiceği) kokusu olduğu hissine kapıldım. O arada hemşire hanim dişarı çıktı

    Doktor iceri girdiğinde sanırım hemşirenin gidişi belki beş bilemedin on dakikayı geçmemiştir. Doktorun söylediğine göre biraz kendimi fazla yormuşum... evet üç gündür uyumamiştim son bir günün de yemek yememiştim. Resmi dört günde bitirmiş olmamın... ah! Resim tabii ki resim Ambra'nın kız arkadaşıydı bir tatil beldesinde karşılaşmıştık. Ya da karşılaşmak mı istedim bilmiyorum ama Ambra'ya sorduğum da Türkiye guguzel mi diye sormuş Roesia oda evet görmelisin övgülerine mi yoksa beni anlattığına mı kandı bilemiyorum...

    Ambra Fransa'ya geri döndüğün de Roesia bir kaç defa cesur tavırlarından dolayı beni kandırdı diyebilirim. Ya da ince fiziğine mi kanmiştım? Olabilirdi! Tamam itiraf ediyorum ..! Gerçekten harika bir kadındı.

    Italyan bir güzeldi, ve babası Fransız olması gerekiyor sorma gereği de duymadım. Tahminen öğle olsa gerek. Annesinin ozelliğiklerini almış olmalı...

    Evime vardığım da yüzüme ilk çarpan Roesia'nın gidişinde ki yüzü carptı gözüme ama neden onun esmerimsi bir tona benzettiğimi bir türlü anlayamiyordum. Ve de tabii ki tam sarışın da değildi. Belki de olmasını istediğim bir tene sokmuştum fakat asla gözleri ile oynamadım. Büyüleyici bir göz hattı ve rengi vardı...

    Ambra ile yaklaşık iki yıldır görüşmüyoruz. Roesia eve döndülten kısa bir müddet sonra Ambra'ya olan biteni anlatmış. Bir mail aldığımda sadece "Beni bir daha asla arama!" Mesajı ile karşılaştım.

    Ah! Ambra üzgünüm...

    Kadim TATAROĞLU
  • Milli olmak geri bir şeydir. Hâlbuki siz o kadar ilerisiniz ki ,sizden daha ileri olmanın imkanı da ihtimali de yoktur.
  • "Durmadan konuşuyoruz," dedi Tom. "Ama kardeşim Al'a bir bak. Kızların peşinde koşuyor. Başka hiçbir şey umrunda değil. Birkaç güne kalmaz kendine bir kız bulur. Gece gündüz bunu düşünüyor. İleri ya da geri atılan adımlar onu hiç ilgilendirmiyor."
    "Elbette," dedi Casy. "Elbette. O yapması gerekeni yapıyor. Hepimiz öyleyiz."
    John Steinbeck
    Sayfa 406 - Remzi Kitabevi