• .
    Anne babalar çocuklarını giydirir, kuşandırır, hatta kız çocuklarının kulaklarını deldirir, kendi ideolojini aşılar ve tamamen kendi istediklerini çocuklarına uygularlar. Bu saydığım ve daha sayamadığım çok fazla konuda kimse itiraz etmez ve ses dahi çıkarmaz ama küçük bir çocuğa baş örtüsü takan anne baba görenler; hemen saldırıya geçerler. Bırak çocuk büyüyünce kararını kendi versin, çocuğa zarar veriyorsun, çocuğa yaptığın özgürlüğe aykırıdır, çocuğun zihnini bulandırma falanda filan da.

    Bir anne baba eğer dini inançları gereği bunu uygun görüyorsa kimse buna karışamaz ve kimsenin de haddine değildir. Özgürlük ise bu da inanç özgürlüğüdür.Müslüman anne babanın temelden çocuğuna inancını empoze etmesi kimin neden zoruna gider ki?
    Türk bir aile de doğmuşsan ailenin sana Türk kültürünü aşılaması ve Kürt bir aile de doğmuşsan da ailenin Kürt kültürünü aşılaması oldukça olağan bir durumdur. Doğal olarak Müslüman olan birinin de inandığı dini empoze etmesi gayet normaldir. O zaman bütün aileler çocuklarına isim koymasın, hiçbir öğreti de bulunmasın ve çocuk büyüyünce kendiyle alakalı kararları kendi versin.
    Böyle birşey mümkün olabilir mi?
    İnsan kendi çocuğunu elbette kendi inandığı gibi büyütecek. Senin ya da bir başkasının inandığı gibi değil. Çocukları her türlü istismar ederler ve bunu gündem etmezler ama konu başörtüsü olunca da bir yerleri kabarır birilerinin.
    Benim düşümcem nettir. Kim neye inanıyorsa onun gibi yaşar ve yaşamalı. Kimin ne haddine...
    ___
  • Dünyaya itiraz etmemizin gerekmediği, hayatla mücadele ederek değil onunla birlikte akacağımız bir yer olmalı.
  • Saçlarını sevdik, hele bir de sarışınsa daha çok sevdik.

    Ağızlarını sevdik, hele bir de şehvetli ve dolgun ise daha çok sevdik.

    Göğüslerini sevdik…

    Bacaklarını sevdik, hele bir de sütun gibiyse bayıldık.

    Kalçalarını sevdik…

    Gerçekten güzel vücutluysa daha çok sevdik…

    Yolda, arabada, televizyonda, internette onlara hep ‘baktık’!..

    Her yerlerine iyice ve dikkatle baktık.

    Pek iyi görememiş olacağız ki bir daha baktık.

    Bir daha ve bir daha…

    Kadınların her yerlerine baktık ama gözlerine ya hiç bakmadık ya da baktığımızda çok geç olmuştu…

    Biz kadınlara çok dokunduk! Onlar istese de istemese de dokunduk.

    Son yıllarda dini motiflerden güç bulanlarımız oldu.

    Eh! Yozlaşan toplum ve geç gelen hatta hiç gelmeyen adalet olunca da 13-14 yaşındaki çocuklara bile dokunmaya başladık! Sapık damgası yemeyi göze alanlar bile şaşırdı çünkü sapık diye haykıran ne kadar azdı!

    Kadınlara dokunmada dünya sıralamasında üst yerlere geldik…

    2009 itibariyle rakamlar oldukça ‘umut verici!!!’

    % 40’ını sürekli dövdük…

    %45’ine duygusal şiddet uyguladık (küfür, hakaret, küçük düşürme)

    %16’sına zorla sahip olduk (ve olmaya devam ediyoruz)

    Tüm bunlara maruz kalan her 3 kadından biri intihara kalkıştı ama biz hiç oralı olmadık (hem bize ne değil mi? Fener ya da Cimbom maç kaybedince çok üzüldük ama kadınlar söz konusu olunca pek oralı olmadık)

    % 9’una daha masum birer çocukken bile dokunduk.

    Ama onlar hep sustular. Çünkü konuşsalar kimse inanmazdı. ‘Kim bilir neler yaptın ki sana tacizde ya da tecavüzde bulundu amcan ya da komşun’ bu da sana ders olsun, türünden tepkiler görecekti.

    Ama bu ders o kadar acıdır ki biz erkekler bilemeyiz. Bizlere sorduklarında %25’imiz ‘bazı durumlarda kadın dövülür’ demeyi doğal bir şey gibi dile getirdik.

    % 51’i erkekler ile tartışmayı bile ‘saygısızlık’ sanıyor artık. %36’sı kendisi para kazansa bile parasını nasıl harcayacağına karar veremeyeceğine inanmış ya da inanmak zorunda kalmış. % 52’si ‘erkek kadından sorumludur’ diyecek kadar kadınlığını unutmuş ya da unutturulmuş. % 49’u ‘erkek ne zaman isterse bana sahip olabilir benim itiraz hakkım olamaz’ diyecek konuma gelmiş ya da getirilmiş!

    Hal böyleyken kabul edelim biz kadınları kullanmayı çok sevdik. Evde, işte, siyasette, okulda kısacası her yerde…

    Parti kongrelerinde sözde liderler konuşurken arka fonda 3-4 kadın vardı hep. Onlardan vitrin yaptık, imaj yaptık. Başörtülü, normal türbanlı, modern türbanlı ve türbansız…

    ‘Cennet anaların ayakları altında’ diye diye büyütüldük ama anaları hep ayaklarımız altında çiğnedik, ezdik, tepikledik…

    14 Şubat sevgililer günü ya da anneler gününde bir kaç saat ara verdik ama sonra yine ezmeye devam ettik.

    İş verirken bile onları hep düşündük!

    İş yerinde gözümüz gönlümüz açılsın ya da malum niyetler ile bayan eleman aranıyor ilanı vermeyi çok sevdik.

    Bu ülkede kadın olmanın ne kadar zor olduğunu biz erkekler bilemeyiz. Çünkü artık konuşmuyorlar, konuşamıyorlar, konuşturulmuyorlar.

    Bu ülkenin kurucusu Atatürk 1930’lu yıllarda Türk kadınına dünyadaki birçok çağdaş ülkeden önceden hak ettiği hakları verdiğinde umutlanmıştık. Çünkü o Atatürk’tü ve Kurtuluş Savaşında bebeğinin kundağında mermi taşıyan anayı ya da cephede erkeği ile göğüs göğüse savaşan bacısını unutmamıştı. İhanet edemezdi ve etmemişti de.

    Ama biz ihanet ettik!

    ‘Türkiye nereye gidiyor?’ diye soruyor herkes birbirine.

    Oysa cevap ne kadar da açık değil mi?

    Türkiye hızla ve şevkle karanlığa gidiyor.

    Hatta koşuyor…

    Çünkü kadın yok oluyor, yok ediliyor…

    Benim annem, kız kardeşim, sevgili kızım yok oluyor…

    Kadını yok olan ülkenin gideceği yol bellidir.

    Karanlık ve onursuz bir gelecek…


    A L İ N T İ
  • "Nasıl bir taş duvar? Elbette, doğanın yasaları, doğal bilim,matematiktir taş duvar. Sözgelimi, sana maymundan geldiğini kanıtlarlarsa, kaşlarını indirme, suratını ekşitme, bunu kabul et. Gerçekte, bedeninin tek yağ damlasının senin için yüz bin hemcinsininkinden daha değerli olmasının gerektiği ve sonunda erdem, sorumluluk, görev denen şeylerin (daha birçok saçmalığın), ön yargının bundan kaynaklandığı kanıtlanırsa sana, kabul et, başka çıkış yolun yoktur, iki kere iki dört eder çünkü.

    İtiraz etmeye kalkışırsan, bağırırlar sana: "Nasıl olur efendim! Karşı duramazsınız buna! İki kere ikinin dört ettiği gibi bu da kesindir! Size soracak değil ya doğa! Sizin isteklerinizle, yasalarından hoşlanıp hoşlanmadıgınızla ilgilenecek değildir ya! Onu olduğu gibi kabul etmek zorundasınız, dolayısıyla da yasalarını, her şeyini. Duvar, duvardır. vb. vb..." Peki ama Yüce Tanrım, her hangi bir nedenle bütün bu yasalardan, "iki kere iki dört"lerden hazzetmiyorsam bana ne doğanın yasaların- dan, aritmetikten, "iki kere iki dört'lerden? Elbette, delmeye gücüm yoksa, böyle bir duvarı alnımla yıkmaya kalkışmayacağım, ama barışmayacağım da onunla, sırf karşımda bir taş duvar olduğu ve onu yıkmaya gücüm yetmediği için de barışmayacağım onunla."
  • Öldürmek neye yarar?
    Hapishaneden kaçılabileceğini söyleyerek itiraz edeceksiniz değil mi?
    Nöbetçileriniz görevini iyi yapsınlar.
    Demir parmaklıkların sağlamlıgına güvenmiyorsanız, hayvanat bahçelerini açmaya nasıl cesaret ediyorsunuz?
  • "Evde karşılaştığı bir fareye, şöyle dedi Öfke: 'Yürü, mahkemeye gideceğiz, sana dava açacağım. Haydi, itiraz istemiyorum. Ben duruşmaya gidiyorum: Çünkü gerçekten bu sabah yapacak bir işim yok'

    Fare, 'Jürinin ve yargıcın olmadığı böyle bir mahkeme nefesimizi boşa harcamak olur' dedi köpeğe.

    Yaşlı kurnaz Öfke, 'Jüri de yargıç da ben olacağım,' dedi: 'Seni yargılayıp ölüme mahkûm edeceğim."
    Lewis Carroll
    Sayfa 23 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Bir yetimin ayakkabılarına benziyorlar," diye itiraz etti.
    "Ne zaman onları giysem kendimi yetimhane kaçağı gibi hissediyorum."

    "Biz de oğlumuzun yetimleriyiz," dedi kadın.