• Bugünün kitabı( #30gunde20kitap maratonun 7.kitabı)okuyan herkesi derinden sarsan gerçek bir hayat hikayesinin, Firdevsin kaleme alınmış hali #sıfırnoktasındakikadın.. Aslında isminin de önemi yok.. Çünkü adının değil bedeninin dikkat çektiği, hor görüldüğü, aşağılandığı insan olmanın, çocuk olmanın, kadın olmanın , hepsi olmanın ayrı ayrı ızdırabını yaşadığı bir hikaye onunkisi.. Anne baba sevgisinden mahrum, amcasının tacizleri ile büyüyen, anne baba ölünce sonrasında yine o amcanın himayesine bırakılan çocuk Firdevs.. Çok başarılı bir öğrenci olmasına rağmen insan eti ağır geldi diye amcası ve yengesi tarafindan 50 yaş büyük birisi ile evlendirilen Firdevs.. Bedenini keşfetmeye başladığı zaman annesine sorduğu bir kaç masum soru sonrası cevap olarak sünnet ettirilen Firdevs.. Bedenini pis gözlerden koruyamadığı için sayısız tecavüze uğrayan, kaçışı olmadığına karar verdikten sonra kendi bedeninin kendi bedelini kendisinin belirlediği Firdevs.. En sonunda hem bedenine hem parasına göz diken bir pezevenkten kendini korumak isterken öldürdü diye idama mahkum olan Firdevs.. Bir solukta okuyup, derin derin nefes almanıza sebep olan Firdevs.. Herkese merhametli, özgür bir hayat temennisi ile.. #firdevs #nevalelseddavi #fahişe #katil #kadın #çocuk #taciz #tecavüz Metis Yayınevi #kitap #kitapyorumum #kitaptavsiyesi #kitapmutluluğu #okul #öğrenci #ensest #30gunde20kitap
  • “Yaşıyoruz. Ama zamanımızın değerini bilmeden... Geçmiş ve geleceğe bağlı kalıyoruz sürekli. Ya geçmişten pişmanlık duyuyoruz her gün ya da gelecekte yapmamız gerekenleri düşünüp kaygılanıyoruz. Şu anı düşünüyor muyuz? Sorguladım kendimi. Şu an değil miydi önemli olan? Geçmiş geçmemiş miydi? Gelecek ise daha gelmedi ki... “

    Kendi yazdığım satırlarla incelemeye başlamak istedim. Bir nefeste okuduğum şu 80 sayfalık kitap bana neler kazandırdı bilemiyorum. Peki acaba bir şey kazandırmalı mıydı? Belki de kazanmaktan öte bir şeyler kaybettim içimde. Kazanmak ve kaybetmekten neler anladığımıza bağlı bir durum galiba.

    Hayatımızın gidişatına bazen bizler karar veremiyoruz. Aile, arkadaşlar, çevresel faktörler, sesler, görüntüler... hepsi yeteri kadarıyla yönlendiriyor bizi. Acaba bizi de “BİZ” yapan bunlar mıdır? Neyiz biz? Ne hissediyoruz? Duygularımızı ne kadar dinliyoruz ya da ne kadar hakim olmasını biliyoruz? Hep bir soru. Her zaman olduğu gibi yine tonlarca soru sordum kendime ya da okuyanlara. Kararsızlığım da yine zirvede tabi.

    Agota Kristof.. seni geç tanıdığım için üzüldüm. Gerçekten son zamanlarda okuduğum en akıcı kitaptı. Yazar sayfa sayısını kısa tutarak çok güzel bir iş başarmış. Çünkü kitabın konusu daha ne kadar uzardı bilemiyorum. Tam yerinde ve dozunda bitirdiğini düşünüyorum.
    Hiçbir şekilde içinde bir kaygı barındırmadan yazmış satırlarını. Cümlelerim dolu gözüksün telaşına girmemiş ve okuyucuyu boğmamış. Olabildiğince yalın ve sakin bir üslup kullanmış.

    Kitabın konusuna gelirsek eğer..
    Yazar ana kahramanımızın çocukluğundan, yetişkinliğine kadar geçen süreyi ve yetişkin dönemini çok güzel aktarmış. Bu kısımlarda inanın fazla ayrıntıya giremiyorum. Çünkü bu kitap ya da diğer kitaplarda öyle ufak ayrıntılar oluyor ki buraya aktardığım zaman okuyacak olan kişinin büyüsünü çalacakmışım gibi hissediyorum. Üf ne cümleydi, yoruldum.

    Tobias(ya da Sandor mu demeliydim?) karamsar bir adam. Ama karamsarlığı dibine kadar yaşıyor. Annesi kötü yola düşmüş fakat bunun farkına varmıyor mu ya da zamanında bilerek gerçeklerden mi kaçıyor bilemiyorum.(Daha sonra her şeyi anlıyor tabi.) Köyde her gece farklı adamların geldiği bir evde yaşıyor ve o adamların getirdiği yemekleri yiyor, o adamların çocuklarının eski kıyafetlerini giyiyor. Tabi bu duruma ne kadar katlanıyor ve kaç yaşında kendine geçmişini unutamayacağı hatıralar bırakıyor okurken görürsünüz. Sürekli yazılar yazıyor ve yer yer ilerde bir kitap çıkaracağını hayal ediyor. Kendi ülkesinden sığınmacı olarak gelen arkadaşlarıyla kısa süreli arkadaşlıklar kuruyor.
    Kendileri bir de hastalıklı bir aşk yaşıyor içten içe.. Baya saçma sapan bir aşk. Hayatında biri olmasına rağmen ya da etrafına çıkan başka kızlar için de “acaba seviyor muyum?” kafasında epey güzel zamanlarını geçiriyor. Tabi bu dakikalarda yine karamsar ama yine karamsar.. Ee bunun da bir sebebi var elbette. :)

    Son olarak bu hikayede kültür çatışmasını, aşağılamayı, ihaneti, ihtirası... hepsini birlikte görmeniz mümkün olacaktır. Şahsen bitince hepsi için “Oh iyi olmuş,” dedim.
    Okuyacak olanlar varsa şimdiden keyifli okumalar diliyorum..
  • Günümüz insanı geçmişe göre daha bilinçli, daha eğitimli, daha donanımlı, daha teknolojik, daha modern, daha sosyal, daha, daha, daha… (listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz) Evet günümüzde insanlık ve özellikle toplumumuzun elde ettiği bu tür avantajların yanında hızla kaybettiği bir terim daha var. “HOŞGÖRÜ”

    Toplumumuzda Müslümanların-Ateistlere veya diğer dinlere mensup insanlara, Ateist veya diğer dinlere mensup kişilerin-Müslümanlara, Kemalistlerin Anti-Kemalistlere, Anti-Kemalistlerin Kemalistlere, Alevilerin-Sunnilere, Sunnilerin-Alevilere, Türklerin-Kürtlere, Kürtlerin-Türklere, bilmem nelerin bilmem nelere, bilmem nelerin bilmem nelere, vesaire (Bu listeyi de istediğiniz kadar uzatabilirsiniz) hoşgörülü diğer bir deyişle toleranslı olmadıklarına defalarca şahit olmuşsunuzdur.

    İzninizle bu sayılan gruplardan bazılarına bazı sorular yöneltmek istiyorum.
    Siz ey saygıdeğer Müslüman kardeşler,
    -Diğer insanları eleştirirken kendi dininize ait kutsal değerlere ne ölçüde sahip çıktınız?
    -Allah’ın emirlerini ne derece yerine getirdiniz?
    -Allah’ın kelamı olan Kur’an’ı kaç kere okuyup anladınız?
    -Her gün okuduğunuz sure veya dualarda Allah’a ne söylediğinizi biliyor musunuz?
    -Allah’ın emrettiği İslam dininde hoşgörünün varlığından ne derece haberdarsınız?

    Siz ey saygıdeğer Ateist kardeşler,
    -İnançsızlığınız nedeniyle Müslüman kardeşlerin kutsallarına hangi hakla hakaret ediyorsunuz?
    -Özgürlüğün olduğu bu dünyada kılık kıyafetinden, düşüncelerine kadar insanları aşağılamak, hor görmek, yobaz ilan etmek kimi alçaltıyor?
    -Ayetlerle dalga geçmek, Peygamber (a.s.) hakkında hakaretvari cümleler sarfetmek ne derece ahlak sınırlarına uyar?
    -İslam eğer Müslümanların gelişmesine engel ise siz neden uzaya çıkamadınız? Neden gelişemediniz?

    Siz ey Kemalist kardeşler,
    -Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için ne yaptınız?
    -Eğer Atatürk bugün yaşamış olsaydı bunun hesabını en başta size sormaz mıydı?

    Siz ey Kemalizm düşmanı kardeşler,
    -Ölmüş bir insanın ardından ve ideolojisine sahip çıkan kişilere yapılan hakaretler, kötü sözler ve saldırılar sizlere ne kazandırıyor?
    -Kemalist insanları kafir ilan etmek sizlere günahtan başka ne kazandırıyor?
    (Bu soruları da istediğiniz kadar uzatabilirsiniz.)

    Şimdi herkese ortak bir soru soralım.
    -Hepimizin en az bir tane de olsa ortak yönü yok mu? En azından, ülkemiz bir, bayrağımız bir, dinimiz bir değil mi? (Bunları da istediğiniz kadar uzatın.)

    Sonuç itibariyle, ülkemizde ve özellikle bu sitede amaç dışı didişmeleri, hakaret içeren sözcükleri kullanan kişileri ve onlara destek olan güruhu terbiyeye ve sağ duyulu davranmaya davet ediyorum ve herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum. Yazar Hristiyan olduğu için Hristiyanlara yönelik bir eser meydana getirmiş. Müslümanlar, ateistler veya başka dine mensup kişiler buna takılmayıp işin özünü kapmaya çalışsınlar. Ve umarım başta kendim olmak üzere hepimizin kardeş olduğu unutulmasın ve birbirimize karşı saygı ve hoşgörüyü elden bırakmayalım.

    Not: Amacım bu incelemede polemik yaratmak değildir. Tabi ki her gruptan istisna kişiler mevcuttur. Lütfen bu soruları gözümüzü kapatıp bir kendimize soralım. Çünkü bu ülke, bu topraklar hepimizin ve Allah muhafaza bu ülkeye bir zeval gelirse gidecek bir yerimiz yok.

    Saygılarımla…
  • Bir soru kanartıyor dudaklarımı sabahtan akşama sormayı düşündüğüm
    Duruşmada değil miyiz kaç yıldır?
    Ağaçlar, gün ışığı, gökyüzü, deniz duruşmada değil mi sabahtan akşama?
    Duruşmada değil mi sofrası, tezgahı, harmanı,
    Beslediği umut, devşirdiği sevinç insanın,
    İnanmak güzel günlerin geleceğine ve istemek
    Akıtılan ter, dökülen kan duruşmada değil mi
    Düşünen beyin, oluşan bilinç, çarpan yürek..
    Bütün sokaklar kentlerde kaç yıldır,
    Sokaklarda bütün evler, evlerde bütün çocuklar,
    Cocuklar da bütün yarınlar çağrılı değil mi
    Yeniden başlamıyor mu hepimiz için
    Her sabah bu duruşma...
    🌼🌼
  • 300 sayfalık kitabı okumam 15 günümü aldı, her bir konuya geri dönüp, her bir detayı hücrelerime kadar özütme isteği uyandırdı bu kitap. Ontolojik bağlamda korku ve karanlık hislerinizi bile aşıp, kendinizi en karmaşık sorunlarınızla eğlenip gülerken bulabiliyor, böyle eğlenmeye devam edeceğinizi düşünürken, bir kaç on dakikalar süren uzun düşünce sessizliğinde kendinize geliyorsunuz. Varoluşa dair toz zerresi kadar bile bir soru sorduysanız kedinize ve de derinlere inmeden yüzey balıkçılığı yapmak isterseniz, hiç düşünmeden atın oltanızı bereketli sularına...Eğlenmek standart büyümek opsiyonel!