• Unutulmaz Fyodor Dostoyevski Sözleri


    Sevmek; Güzel birinde aşkı aramak değil, Bir başkasında; ‘Kendini bulmaktır.



    - Aslında insanı en çok acıtan şey; hayal kırıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutluluklardır.

    - Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil. O kişide, bilmediğin bir zamanın beklenmedik bir anında, ‘kendini bulmaktır.

    - İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır.

    - Yanlış kişiden samimiyet beklediğin an, kırılıyorsun.



    - Kalbi olup da aklı olmayan bir kadın, aklı olup da kalbi olmayan bir kadın kadar mutsuzdur.

    - Tok olan açın halinden anlamaz derler; ama bazen, aç olan da açın halinden anlamıyor…!

    - Hayatta hep mutlu olursam hayalini kuracak neyim kalır?

    - Hiçbir şeye şaşmamak, çok akıllı olmanın belirtisidir derler; bence aynı ölçüde ve aynı güçte ahmaklık belirtisidir de.

    - Zamana güven, her şey unutulur.



    - İnsan gayeye ulaşmak için çalışmayı sever, fakat ulaşmayı pek istemez; bu hal hiç şüphesiz çok gülünçtür.

    - Tanrı olmasaydı her şey mûbah olurdu.

    - Evlenme boşanma işi sırf kadınların elinde olsaydı, bir tek nikah sağlam kalmazdı.

    - Sevgi her zaman karşılık görür, kin de.

    - Sevgi ile kin kalpte uzun süre barınamaz.

    - Gözleri sürekli gözlerindeyse sana olan merakındandır; ama gözlerini senden kaçırıyorsa, o gözlerde sana ait birşeyler vardır.

    - Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.



    - İnsanın ruhunu yücelten acı, ucuz bir mutluluktan daha değerlidir.

    - Hiçbir zaman doğru insan çıkmaz karşına. Ya zaman yanlıştır ya da insan.

    - İyi yürekli akılsız bir aptal, kötü yürekli akıllı aptallar kadar mutsuzdur. Bilinen bir gerçek bu. İşte ben iyi yürekli, akılsız aptalın biriyim. Sen de zeki, kötü yürekli bir aptalsın. İkimiz de mutsuzuz, ikimiz de acı çekiyoruz.

    - İnsanoğlu çok derin bir varlıktır.Ben tanrı olsaydım bu kadar derin yaratmazdım.

    - Bu dünyadaki en zor şey, kendi kendine sadık kalmaktır.

    - Düştüğünde yanında olan değil, kalkman için el uzatan dosttur. Unutma, kötü günde katkısı olmayanın iyi günde hissesi yoktur.

    - Rus’u kazıyın, altından kesinlikle Kazak çıkar.


    - Seni benden koparıyorlar. Hayır, hayır! Seni değil; kalbimi koparıp götürüyorlar. Nasıl iştir bu? Hem ağlıyor, hem gidiyorsun.

    - Herkesin yanlış yaptığı şeyi sen doğru yaparsan; Herkesin yaptığı doğru, senin yaptığın yanlış olur.

    - Bir anne için, evladının kapısında durup, ondan sadaka ister gibi sevgi dilenmekten daha onur kırıcı bir şey olamaz.



    - Bil ki, İnsanın değerini varlığı değil yokluğu gösterir. Unutma, Yokluğu bir şey değiştirmeyenin, varlığı gereksizdir.

    - Bir kadının yaşamı; herhangi bir erkeğe boyun eğip bağlanmak için bir arayıştan başka bir şey değildir.


    Suç ve Ceza, Kumarbaz, Karamazon Kardeşler, Yeraltından Notlar, Beyaz Geceler gibi eserlerindeki sözleri sizler için toparladık. En çok okunan yazarlar arasında yer alan Dostoyevski'nin kitaplarından seçme sözler;

    - Doğruluk yolundan ayrılmayanların,ermişlerin ve din uğruna ölenlerin hepsi mutluydu. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - Her aşk geçicidir ama uyumsuzluk bakidir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Ezilenler



    - Şimdi neyim ben? Bir sıfır. Yarın ne olabilirim? Yarın, dirilip yeniden yaşamaya başlayabilirim! Tümüyle mahvolup gitmeden önce, içimdeki insanı bulabilirim. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Kumarbaz

    - Aşk!.. Aşk her şeydir. Aşk bir kızın, değeri elmaslarla ölçülemeyecek servetidir. Böyle bir aşk için her şeyini verecek, bile bile ölüme gidecek erkekler vardır. Ya seninkinin değeri nedir? - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - ... ama karı koca ya da iki sevgili arasında geçen olaylar üzerine asla kesin konuşmayın. Bu işlerde yalnızca ikisinin bildiği, dünyada başka hiç kimsenin bilmediği, haberinin olmadığı gizli bir nokta her zaman vardır. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Bizler günahla, haksızlıkla, çeşitli dalaverelerle kaplıyız, ama dünyanın bir köşesinde kutsal, büyük birisi var; o, hak yolundadır, hakka ulaşmıştır, öyleyse dünya da hak vardır; günün birinde bize de gelmesini bekleyebiliriz. Kitapların vaat ettiği gibi, bir gün bütün dünyada hükmünü sürmeye başlayacaktır. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - Ne ben bir kimseye benziyordum, ne de bir başkası bana. "Onlar hep birlikte, bense onlardan farklıydım" diye derin düşüncelere dalıyordum. Bundan da anlaşılıyor ki, henüz çok toydum. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar



    - Bazı garip dostluklar vardır. İki dost ellerinden gelse birbirlerini yerler ya, yine de içtikleri su ayrı gitmez ömürleri boyunca. Birlikte olmadan edemezler. İkisinden biri aklına esip de bu dostluk bağını koparayım dese, hemen ertesi gün yatağa düşer, belki kederinden ölebilir bile. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Cinler

    - Bizim gibi basit ve ölümlü insanlar en nihayetinde kaybediyordu. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Kumarbaz

    - Olaylar elle tutulur, olaylar kendini belli eder, olaylar her şeyi açığa vurur ama duygular başka şeydir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler Cilt: 2



    - Ezilen bir adama, etrafındaki herkesin velinimet kesilmesi son derece ağır gelir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - “Baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık. Normal bir insanın anlayış gücü çok olmamalıdır.” - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - Pederlerim ve hocalarım , bazen, "Cehennem nedir ?" diye düşündüğüm olur. Bence cehennem, sevememekten doğan bir acıdır. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - Ah Tanrım ne uzun bir zaman dilimidir insan ömründe bir anlık mutluluk. Sırf bunun için bir ömür yaşamaya değmez mi? - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Beyaz Geceler


    - Ruhumuzda aynı anda iki sonsuzluk vardır. Biri sayısız yüksek ideallerle doludur, öbürü ayaklarımızın altında en alçakça, en adice şeylerle dolu olan bir uçurumdur. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler Cilt: 2

    - Ne ben herhangi birine benziyordum, ne de herhangi biri bana benziyordu. Ben tek başımaydım, onlarsa hep birlikteler diye derin düşüncelere dalıyordum… - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yer Altından Notlar

    - Kardeşlerim sevgi eğitici bir güçtür, ancak elde edilmesi zor, aşırı çaba isteyen bir iştir. Çünkü belirli bir an için değil sonuna kadar sevebilmek gerekir... Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - Gerçekçinin imanı mucizeden doğmaz; iman, mucizeleri doğurur. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - İnsanlık, üstün asta insanca davranması, memur yazıcıya, yazıcı kapıcıya, kapıcıdan köylüye kadar herkesin toplumsal düzende kendinden aşağıda olanlara iyi davranması beklenen devrimin, yeniden doğuşun temel taşı olabilir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Öyküler

    - " Kimi zaman insanda 'hayvanca' bir zalimlik olduğundan dem vurulur ama hayvanlara yapılan korkunç bir haksızlık, bir hakarettir bu. Bir hayvan asla insan gibi zalim olamaz; böylesine ustalıklı, böylesine sanatsal bir zalimlik insanda olur sadece." - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler



    - " 'İnsanlara sevgim uğruna çalışmaktan beni soğutacak tek şeyin nankörlük olduğunu.' söyledi " - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - Aslında para insana yetenek bile kazandırdığı için aşağılık, nefret edilecek bir şeydir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Budala

    - Bir insanı, hele hele bir çocuğu iyi yola sokmak istiyorsan itip kakmayacaksın onu... Çocuklara bir kat daha özenle davranmak gerekir. Ah siz ilerici kafasızlar, dünyadan haberiniz yok! İnsana saygınız yok. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - “Büyük düşünceler büyük bir zekâdan çok, büyük bir kalpten doğarlar.” - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Kadın Budalası

    - İnsan yapıcıdır, yeni yollar açmayı sever; bu su götürmez bir gerçektir.Fakat neden acaba bir yandan da yıkmaya, her şeyi kaos haline getirmeye bayılır? - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - Böylece çok ilgi çekici, değerli yönleri olan, meraklı, yer yer gizemli hatta birçok fantastik olaylarla dolu hikayem tam bir melodram dekoru içinde geçtiği halde, ben inadına düpedüz, silik, belki de aptalca bir çocuktan başka bir şey değildim. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Netoçka Nezvanova



    - Hayır efendim , asaleti olmayan bir harekete yanaşmazdım ben.. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - “İnsan kendisine olan saygısını, onurunu ve güvenini yitirdiği an işi bitmiş demektir. Alabildiğine bir baş aşağı düşüş yaşar.” - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – İnsancıklar

    - Kendimi türlü türlü şekillere sokarak hırpalamamın , işkence etmemin sebebini soracak olursanız, size, boş durmaktan canım sıkıldığı için çeşit çeşit marifetleri denedim, diye cevap veririm ki, gerçekten de öyle. Siz de kendinizi iyice bir yoklayacak olursanız, bunun böyle olduğunu anlarsınız baylar. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - “Her şeyi konuştular mı, yoksa konuşmaya gerek kalmadan mı anlaştılar? Çünkü kimi zaman böyle olur; Sözler hiçbir işe yaramaz. İnsanlar, birbirlerinin fikrini gözlerinden anlarlar…” - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Asıl kötülüğüm nereden geliyor bilir misiniz baylar ? En büyük kepazeliğim her an, en kızgın anlarda bile, hiç de kötü, hırçın bir insan olmadığımı, sadece serçeleri ürküten kaynana zırıltıları misali kuru gürültü çıkardığımı utana sıkıla idrak etmemdir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    dostoyevski sözleri

    - Bir kere kendini duygularına kaptır, bir anlığına şuurunu susturup, düşünmeden , esas aramadan hareket et, nefret et, sev, daha doğrusu boş durmamak için bir şeyler yap bakalım. En geç öbür gün bu bilinçli kandırmaca yüzünden kendi kendini küçümsemeye başlarsın. Sonuç : sabun köpüğü ve adalet. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - “Çok ufak şeyler” ama önemli olan da bu ufak şeyler. İşte her zaman bu ufak şeyler mahveder her şeyi…“ - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Fakat en çok dokunan da her yerde ve her zaman haklı ya da haksız bir çeşit doğa yasasına boyun eğer gibi, herkesten önce kendimi suçlu görüyor olmamdı. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - Amacına ulaşmak için hiçbir şeyi hor görme. Tam ulaşamazsan bile dene; belki başarırsın... Hepimizin güvenimizi bağladığımız şu "belki" hiç de azımsanmayacak bir umuttur. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Netoçka Nezvanova



    - Övülmekten hoşlanmayan bütün temiz, mert, iyi yürekli insanlar gibi sözlerimden sıkılmıştı :- Çay ister misiniz ? diye sözü değiştirdi. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Ezilenler

    - Bir sihir ya da mucizeli bir güç, son yıllarda geçirdiklerimi unutturabilse, dinç bir kafayla, yeni bir güçle her şeye yeniden başlasam... - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Ezilenler

    - “Evet, sadece bizim ülkemizde en aşağılık, en adi insanlar aynı zamanda çok namuslu olabilirler." - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar

    - Yılları bir uyur gezer gibi peş peşe harcamak, dünyadan bihaber yaşamak , ne bedbahtça! Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – İnsancıklar

    - Gerçek hayat da zorlu, ıstıraplıydı... Biri göğsünden kalbini söküyormuşçasına acı çekiyordu... - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Öteki

    - İyiyi, "yüce ve güzel her şeyi" anladıkça bataklığıma daha çok batıyor, canlılığımı daha çok yitiriyordum. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar



    - Sonra şöyle dedi: Konuşmak istiyor, konuşamıyordum. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Beyaz Geceler

    - Ah, keşke hemen düşebilsem yollara! Yarın yeniden doğmuş gibi olabilsem! - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Kumarbaz

    - Çok doğru bir görüş, dedi doktor. Bu anlamda gerçekten de hepimiz, hem de çokluk hepimiz deliyiz. Ne var ki "hastalar" bizlerden biraz daha fazla delidirler. İşte bu ince çizgiyi unutmamalıyız. Aslında ruh dünyası uyum içinde olan insan hemen hiç yoktur. Bir gerçektir bu. Onlarca, belki yüzlerce insanda bir rastlanır böylesine, onun bile tam anlamıyla uyumlu değildir ruh dünyası... - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Zaten insanlar mutsuz olmadıkça başkalarının mutsuzluğunu anlamıyor. Mutsuz bir insanın hassasiyeti çok daha kuvvetli oluyor. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Beyaz Geceler

    - Anacığım, hayatın gerçek yüzünü yazar adı verilen kâğıt karalayıcılarından değil benden öğrenebilirsin. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – İnsancıklar

    - Bir insanın sevilmesi için kendini göstermemesi gerekir; yüzünü gösterdi mi sevgi ortadan silinir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    - Bizim gibi basit ve ölümlü insanlar en nihayetinde kaybediyordu. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Kumarbaz

    - Gözlerimden yaşlar boşandı. Sanırım, ömrümde ilk kez oluyordu böyle bir şey. Gözyaşlarımı bir türlü tutamıyordum. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Kumarbaz

    - Bence, şeytan diye bir şey gerçekte yoksa, insanoğlu uydurmuşsa onu; kendine bakarak, kendisini örnek alarak uydurmuştur. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

    Dostoyyevski Suç ve Ceza Kitabından Alıntı Sözler
    Dostoyevski denilince akla gelen ilk eser hiç şüphesiz ki Suç ve Ceza oluyor; en tanındık kahramanı ise herkesin bildiği Suç ve Ceza'nın başkahramanı Raskolnikovdur. İşte, okuyunca tesiri üzerinden geçmeyecek Suç ve Ceza kitabındaki alıntı sözler;

    - ... ama karı koca ya da iki sevgili arasında geçen olaylar üzerine asla kesin konuşmayın. Bu işlerde yalnızca ikisinin bildiği, dünyada başka hiç kimsenin bilmediği, haberinin olmadığı gizli bir nokta her zaman vardır. Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Söyle bayım, acıyor musun bana? - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza


    - Acı ve ıstırap daima büyük bir zeka ve derin bir yürek için kaçınılmazdır. Gerçekten büyük insanlar, sanıyorum ki, yeryüzündeki en büyük üzüntüye sahiptir. Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Kendine ait bir yalan, başkalarına ait gerçekleri tekrarlamaktan belki de daha iyidir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Zeka, bence parlak bir varlık, tabiatı güzelleştiren bir süs, hayatın bir tesellisidir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Her şey insanın içinde yaşadığı ortama, şartlara bağlıdır. Herşeyi belirleyen çevredir, insansa bir hiçtir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - İnsanın zihni neyle meşgulse rüyasında onu görür. Hele içiniz rahat olmadı mı, gerçeğe ne kadar da uyar rüyalarımız! - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Sevimli bir şeydir yalan, çünkü gerçeğe götürür bizi. Hayır, kötü olan, yalan söylerken söyledikleri yalana kendilerinin de inanmaları. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza


    - Bir insanı, hele hele bir çocuğu iyi yola sokmak istiyorsan itip kakmayacaksın onu... Çocuklara bir kat daha özenle davranmak gerekir. Ah siz ilerici kafasızlar, dünyadan haberiniz yok! İnsana saygınız yok. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - “İnsan ne kadar kurnazsa, basit şeylerden tuzağa düşürüleceğinden o kadar az kuşku duyar.” - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - “İnsanın ruhunu yücelten acı, ucuz bir mutluluktan daha değerlidir.” - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - "Sonsuz bir karanlığın sonsuz bir denizin ortasında ayakta durabilecek bir kaya parçasının üstünde sonsuza kadar durmaya razıydı, bile bile ölmektense. Yaşamak, sadece yaşamak! Hayat ne olursa olsun yaşamak..." - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - İktidar, ancak eğilip onu almak cesaretini gösterenlere verilir. Bir tek şey söz konusuydu burada, cesaret! - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - İktidar, ancak eğilip onu almak cesaretini gösterenlere verilir. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Önce biraz ağladılar ama alıştılar şimdi. Aşağılık insanoğlu her şeye alışır! - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza



    - Kimi zaman hayatta hiç tanımadığımız kişilerle öyle karşılaşmalar olur ki, kendileriyle daha bir kelime konuşmadan ilk bakışta onlarla ilgilenmeye başlarız. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Başkalarının zavallılığına bakıp kendi haline şükredenlerden tiksiniyorum. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Kapılarını kilitlemelerini gerektirecek bir şeyleri olmayan insanlar ne mutludurlar, değil mi?- Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    ' Olmaz, bakarsın bir süre sonra ona sarıldığımı hatırladığında, diye düşündü, belki de tiksintiyle ürperir, onun hak etmediğim öpücüğünü çaldığımı düşünür! ' - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    Ayağının altındaki kaldırım taşları gibi her şey sağır, her şey cansızdır onun için.- Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    ' Hepsinin halinde, en yakınlarının beklenmedik bir felaketi karşısında bile insanlarda her zaman görülen tuhaf bir sevinç duygusu vardı. ' - Fyodor Dostoyevski - Suç ve Ceza

    Burada aptalca sayılan birşey, yarın komünde akıllıca görünecek; burada şimdiki şartlar altında doğal olmayan bir şey, orada tamamen doğal sayılacaktır... - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    Acı ve üzüntü, vicdan ve derin bir yürek için her zaman zorunludur. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza


    Yapayalnız olmanın, tek başına kalmışlığın sonsuz acı verici karanlık duygularıyla doluvermişti birden yüreği. - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    "Mantığın durduğu yerde şeytan yardım eder." - Fyodor Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - Demek beni sevmiyorsun?.. Dünya, hayır anlamında başını salladı. Svidrigaylov umutsuzlukla fısıldadı: - Beni… Sevemez misin? Hiçbir zaman? - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza

    - İktidar, ancak eğilip onu almak cesaretini gösterenlere verilir. - Dostoyevski - Suç ve Ceza

    "Ama toplum, muhafazakarlık görevini yerine getirmek için çok kez bu insanları asıp kesiyor ya da her türlü hareket imkanından mahrum ediyor. Ama yine aynı toplum, bir nesil sonra bu astığı insanların anıtını dikip onlara tapıyor... İlk bölüm şimdinin adamıyken, ikinci bölüm, hep geleceğin adamıdır. Birinciler dünyayı korur ve onun nüfusunu çoğaltır, ikincilerse onu hareket ettirir ve asıl amacına doğru yürütürler." - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski - Suç ve Ceza
  • 140 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Evlenenler, evini yenileyenler Tolstoy'a sormadan evlenmeyin şaka şaka hemen evlenin. Bu kitabı okursanız evlilikten soğursunuz o kadar diyeyim. Bu kadar evlilik kurumunu sert eleştirir mi insan? Tolstoy olunca herkes kulak kesiliyor. Kesilmeyenler de Tolstoy'u durdurmak için yönetim, kilise bir olup Tolstoy'a cephe alıyor. Adam 2.çar gibi. Söylediği, söylemediği olay. Evliliği samimi bulmayan Tolstoy 13 tane de çocuğu var. Kimse duymasın diyeceğim ama duymayan yoktur ki edebiyat çevresinde. Doğum kontrolü hapı yoktu herhalde. Sevmediği kadın ve 13 çocuk :) 13 çocuğu da canlıların yaşaması gerekiyor şeklinde savunuyor kendince. Bir dursaydın be Tolstoy. Biz bir çocuğa kaliteli bir yaşam sunalım diye uğraşıyoruz, sen burjuvadan sıyrılıp köylü hayatına karışıyorsun. Eskiden tarlada çalışacak insan lazım diye çocuk yapılırdı. Seninki tam bu da değil. Eşini de sevmemişsin, eşin de sana koşarak gelmemiş :) Tabi sonra sıkıntılar, fırtınalar. Büyük bir yazar olmuşsun. Halk seni başının üstünde tutmuş. Bir eşin seni başının üstünde tutmamış. Asıl tutması gereken... Neyse eseri biraz araştırdım. Araştırırken Tolstoy'un evimde tam 42 adet yani en çok kitabı olan William Shakespeare'dan fazla haz etmediğini öğrenmiş oldum. Yıktın beni Tolstoy. Bir kalpte iki sevgi olmaz. Ya beni sev ya Shakespeare 'i dememişsin iyi ki.
    Araştırırken şöyle bilgiler buldum. Öncelikle onu siz değerli okurlar ile paylaşmak istedim.
    Ludwig van Beethoven'in 9 numaralı keman-piyano sonatıymış bu kitap aslınd
    Beethoven bu sonatı George Bridgetower adlı bir kemancıya ithaf etmiş ve eser ithaf edildiği kemancı tarafından 24 Mayıs 1803'te seslendirilmiş. Ancak konserden hemen sonra Beethoven çok hoşlandığı bir hanımla eserini ithaf ettiği Bridgetower'i samimi bir şekilde görünce deliye dönmüş, eserin el yazmasının ilk sayfasını ithaf cümlesi olduğu için yırtarak atmış. Bu yüzden eserin 156'ıncı ölçüsüne kadar olan bölüm, geri kalanı göz önüne alınarak tekrar yazılmış.
    Beethoven bu olaydan sonra o eseri dönemin en önemli kemancısı Rudolphe Kreutzer'e ithaf etmiş. Kreutzer eseri çalınamayacak kadar zor bulmuş ve hiçbir zaman seslendirmemiş olsa da eser "Kreutzer Sonat" olarak tanınmıştır.
    Kimin dediğini bulamadığım bir liberal yazar “Rusya’da bir değil, iki çar var, ikincisi Tolstoy’dur.” Dünyanın vicdanı diyorlarmış yaşadığı dönemde Tolstoy'a. 1889’da yayımlanan bu eser ve büyük bir skandal yaratmış ve sansürcüler Kroyçer Sonat’ı yasaklayacaklarmış, ancak en sonunda romanın sıradan insanların alamayacağı kadar pahalı bir edisyonla basılmasına karar verilmiş. Ama Tolstoy’un önünü bu şekilde kesmeye çalışmak başarılı olmamış ve yapıtları müritleri tarafından çoğaltılmış ve yüzlerce kopya hâlinde ülkeye dağıtılmış.

    "Mutsuz insanların kentte yaşamaları daha iyidir. İnsan kentte yüz yıl yaşar da çoktan öldüğünün ve çürüdüğünün farkında bile olmaz. Bunu kendiliğinden anlayacak zamanı yoktur, hep meşguldür."
    " Ne için yaşayacağız? Eğer hiçbir amaç yoksa, eğer yaşam, sırf yaşamış olalım diye bize verilmiş bir şeyse yaşamanın gereği yoktur."

    Bu alıntılarından da anlaşılacağı üzere mutsuzsanız kentte yaşayın, köy daha mutluların yeri(köylülere sormak lazım öyle mi?), bir de yaşam amacın yoksa öl diyor. Yemek, içmek, tuvalete gitmek için gelmedin herhalde dünyaya. Kendini bir bil diyor... Cinsel aşk yerine manevi aşkı işaret ediyor. Her ne kadar kendisi uymasa da. Kendi yapmadığı şeyi söyleyenlerden nefret ediyorum ama edebiyat dünyasının megastarı Tolstoy olunca on kere düşüneceğim herhalde. Bir de erkeklerin hep aldatmaya meyilli olduğunu vurgulaması, bunu erkek olan bir yazarın söylemesi namuslu erkeklerde bir deprem etkisi yapıyor. Bende yaptığı etki gibi. Huzurlu huzurlu yaşıyoruz şurada Tolstoy yapma böyle. Temiz, dürüst erkekleriz biz. Her erkek aynı değil. Yapma gözünü seveyim. Günahını alma kimsenin. Tolstoy diyor ki yapmayın herkes de hayvansal güdüler var diyor. Biz de namuslu erkekler cemiyeti olarak biz insanız insan diyoruz insansı değiliz biz diye haykırıyoruz.

    Evliliğe, aşka meşke, cinselliğe kin kusan Tolstoy'un bu novella tadındaki kitabı Pozdnişev isimli bir asilzadenin karısı ile yolunda gitmeyen ilişkisi ve krizlerini konu alıyor.

    Okurken sinir olacağınızı bilsem de keyifli okumalar dilerim :)
  • "Biricik sevgilim, bu benim vasiyetimdir. Başka maddi var-
    lıklar için yapılıyor da, neden kalbin hazineleri için de vasiyet
    hazırlanmasın? Aşkım benim bütün varlığım değil mi? Burada
    sadece aşkımla ilgitenrnek istiyorum: O senin Clemence'ının
    yegane hazinesi oldu, ölürken de sana bırakacağı tek şey. Jules,
    hala seviliyorum, mutlu ölüyonım. Doktorlar ölümümü ken-
    dilerine göre açıkladılar, gerçek sebebi bir tek ben biliyorum.
    Sana ne kadar acı verecek olsa da, bunu söyleyeceğim. Tama-
    men sana ait olan bir kalpte sana söylenmedik hiçbir bir sırn
    beraberimde götürmek istemiyordum, oysa zorunlu bir ketu-
    miyetin kurbanı olarak ölüyorum.
    Jules, ben senin de tanıdığın o sevimli kadın tarafından
    dünyadaki yalan dolan ve kötülüklerden uzakta, tam bir yal-
    nızlık içinde beslenip büyütüldüm. İnsanlar, onu bir kadında
    toplumun hoşuna giden genel geçer meziyetleriyle takdir etti-
    ler; ama ben gizli gizli yüce bir ruhun yaşattığı sevinci tattım
    ve çocukluğumu dikensiz gül bahçesine çeviren anneyi, neden
    sevdiğimi de bilerek çok sevdim. Bu iki kat sevmek değil miy-
    di? Evet, onu seviyor, ondan korkuyordum, ona saygı gösteri-
    yordum ve saygıymış, korkuymuş, hiçbiri yüreğime ağırlık
    vermiyordu. Ben onun her şeyiydim, o benim her şeyimdi.
    Mutlu, tasasız on dokuz yıl boyunca, çevremde kükreyen dün-
    yanın ortasında yapayalnız olan ruhum, annemin o tertemiz
    hayalinden başkasını düşünmedi ve kalbirn sadece onun için
    ve onun sayesinde çarptı. Son derece dindardım ve Tanrı'nın huzurunda tertemiz kalmak hoşuma gidiyordu. Annem bana
    gururu ve en soylu duyguları aşılıyordu. Ah! Bunu sana itiraf
    etmek hoşuma gidiyor, Jules, şimdi bir genç kız olduğumu ve
    sana kalbirn bakir olarak geldiğimi biliyorum. O derin yalnız-
    lıktan çıkışım, saçlarımı ilk kez düzleştirip badem çiçeklerin-
    den bir taçla süsleyişim, göreceğim ve görmek için meraklan-
    dığım insanları hayal ederek beyaz elbiseme heyecanla birkaç
    saten fiyonk ekleyişim; evet, bu masum ve alçakgönüllü ko-
    ketlik senin içinmiş, çünkü sosyeteye girdiğimde, ilk seni gör-
    düm. Yüzün dikkatimi çekti, herkesinkinden farklıydı; kişili-
    ğinden hoşlandım; sesin, hal ve tavrın içimi olumlu önseziler-
    le doldurdu; ve yanıma gelmen, yüzün kızararak benimle ko-
    nuşman, sesinin titremesi, işte o an bana, bugün yazarken da-
    hi kalbimin çarpmasına neden olan ve hayalini son kez kura-
    cağım hatıralar yaşattı. Aşkımız başta çok derin bir sempati
    şeklindeydi ama çok geçmeden karşılıklı olarak keşfedildi;
    sonra, tıpkı sayılmayacak kadar çok hazza birlikte varmamız
    gibi, derhal paylaşıldı. O andan itibaren, kalbirnde annemin
    yeri ikinci sıraya düştü. Bunu ona söylerdim, o da gülümserdi,
    ne mübarek kadın! Sonra senin oldum, tamamen senin. İşte
    benim hayatım, bütün hayatım sevgili kocacığım. Şimdi söyle-
    mem gereken şeyler var. Annem ölümünden birkaç gün önce
    bir akşam sıcak gözyaşiarına gark olarak bana hayatındaki sır-
    rı itiraf etti. Annerne son duasını okuyacak rahipten önce, top-
    lum ve Kilise tarafından mahkum edilen aşklar da olduğunu
    öğrenince, seni daha çok sevdim. Bu tutkular anneminki gibi
    sevgi dolu ruhların işlediği bir günah ise, elbette Tanrı o kadar
    merhametsiz olamaz; ama, bu melek nedamet getirmeye ya-
    naşmıyordu. Çok seviyordu, Jules, aşkla doluydu. Bu yüzden,
    onun için her gün dua ettim ve onu hiç yargılamadım. O za-
    man onun o yoğun anne sevgisinin nedenini öğrendim; o za-
    man Paris'te bütün hayatı, bütün aşkı ben olan bir adamın ya-
    şadığını öğrendim; senin servetinin onun eseri olduğunu ve
    seni sevdiğini; toplumdan uzak yaşadığını, lekeli bir ad taşıdı-
    ğını, bu yüzden kendisinden çok benim için, bizim için mutsuz olduğunu öğrendim. Bütün teseliisi annemdi, ama annem
    de ölüyordu, onun yerini alacağıma söz verdim. Duygularını
    hiçbir şeyin bozmadığı bir ruhun olanca coşkusu içinde, anne-
    min son dakikalarını kedere boğan acıyı yumuşatma mutlulu-
    ğunu yaşadım ve kendimi bu gizli hayır işini, bu gönül işini
    sürdürmeye adadım. Babamı ilk görüşüm, annemin son nefe-
    sini verdiği yatağın başında oldu; yaşlı gözlerini kaldırdığın-
    da, tükenen bütün umutlarını bende yeniden buldu. Yemin et-
    tim, yalan söyleyeceğime değil, sessizliğimi koruyacağıma da-
    ir yemin ettim, hem bu sessizliği hangi kadın bozabiiirdi ki?
    Hatarn burada, Jules, ölümüme mal olan bir hata. Senden şüp-
    he ettim. Ama bir kadının, özellikle de neler kaybedebileceği-
    ni bilen kadının korkması o kadar doğal ki. Aşkım için kork-
    tum ben. Babamın sırrı bana mutluluğumun sonu gibi geldi ve
    ne kadar seversem, o kadar çok korkuyordum. Babama bu his-
    simi itiraf etmeye cesaret edemiyordum; bu onu kırabilirdi ve
    onun durumunda, her yara derindir. Ama, bana söylemese de,
    o da aynı korkuları paylaşıyormuş. Bu baba yüreği benim
    mutluluğum için benim kadar korkuyor ve sessiz kalmaını
    emreden aynı hassasiyete boyun eğerek konuşmaya cesaret
    edemiyormuş. Evet, Jules, günün birinde Gratien'in kızını,
    Clemence'ı sevdiğin kadar sevemeyeceğini sandım. Bu derin
    korku olmasa, senden, her şeyinle kalbimin gizli köşelerinde
    olan senden bir şey saklar mıydım? O ahlaksız, o sefil subayın
    seninle konuştuğu gün, yalan söylemek zorunda kaldım. O
    gün hayatımda ikinci kez acıyı tattım ve bu acı seninle son kez
    konuştuğum şu ana kadar her geçen gün biraz daha büyüdü.
    Şimdi babamın durumunun ne önemi var? Her şeyi biliyor-
    sun. Aşkıının yardımıyla hastalığıını yenebilir, her çileye gö-
    ğüs gerebilirdİm ama kuşkunun sesini susturamazdım. Köke-
    nim aşkının saflığını bozmaz, onu zayıflatmaz, küçültmez
    miydi? Bu korkuyu içimdeki hiçbir şey yok edemez. İşte ölü-
    mümün sebebi Jules. Bir sözünden, bir bakışından korkuya
    kapılarak yaşayamazdım; belki asla ağzından çıkmayacak bir
    sözden, hiçbir zaman bana doğrultmayacağın bir bakıştan;ama ne yapayım? Korkuyorum. Sevilerek ölüyorum, tek tesel-
    lim bu. Babamla arkadaşlarının toplumu kandırmak için dört
    yıldır dünyanın altını üstüne getirdiklerini öğrendim. Bana
    yüksek çevrelerde iyi bir konum sağlayabilmek için bir ölüyü,
    bir itibarı, bir serveti satın aldılar ve bütün bunları, yaşayan bi-
    rini yeniden hayata döndürmek için, senin için, bizim için yap-
    tılar. Biz bunu hiçbir şekilde öğrenmeyecektİk Peki ya şimdi,
    ölmemle babam kuşkusuz bu yalandan kurtulmuş olacak ama
    ölümüm onu öldürecek. Neyse, elveda artık Jules, yüreğimde
    ne varsa hepsi burada. Sana olan aşkımı, duyduğu dehşetin
    masumiyetiyle ifade etmek, ruhumu tamamen sana bırakmak
    demek değil mi? Seninle konuşacak takati bulamazdım, yaz-
    ma gücünü buldum. Hayatımda yaptığım bütün hataları Tan-
    rı'ya itiraf ettim ve artık göklerdeki efendimizden başka hiçbir
    şeyle ilgilenmeyeceğime söz verdim; ama benim için yeryü-
    zündeki her şey demek olan insana da içimi dökme zevkine
    karşı duramadım. Heyhat! Geçmiş hayatla gelecek hayat ara-
    sındaki bu son inleyişi kim bağışlamaz? O halde elveda, sevgi-
    li Jules; Tanrı'ya gidiyorum, onun yanında aşk daima bulut-
    suzdur ve bir gün sen de oraya geleceksin. Orada, onun tahtı
    altında sonsuza kadar birleşerek birbirimizi yüzyıllarca seve-
    bileceğiz. Tek tesellim bu umut. Senden önce orada olmaya la-
    yık olduysam da, hayatını oradan takip edeceğim, ruhum sa-
    na eşlik edecek, seni sarmala yacak, çünkü sen hala burada ola-
    caksın. Kesin olarak yanıma gelebilmek için bir aziz gibi yaşa.
    Şu yeryüzünde o kadar çok iyilik yapabilirsin ki! Acı çeken bir
    insanın etrafına mutluluk dağıtması, kendisinin sahip olmadı-
    ğı bir şeyi başkalarına vermesi meleklere layık bir misyon de-
    ğil mi? Seni bahtsız insanlara bırakıyorum. Kıskanmayacağım
    tek şey, onların gülümseyişleri ve gözyaşları olacak. Sevgiyle
    yapılacak bu iyiliklerde büyük bir güzellik bulacağız. Bu hayır
    işlerine Clemence'ın ismini de katmak istersen, hala birlikte
    yaşıyor olmaz mıyız?
  • Bir şey, kendisi asla o olmayan o kadar şeydir ki.
    İmanın iffetini koru!..
    İman çıplaktır, onun örtüsü takvâdır.
    Bir şey için işte bu deme!..
    Arkadaşınla aran bozuldu, peki niye?..
    İki kişi birbiriyle arkadaş olur da sonra araları açılırsa bu ancak birisinin işlediği bir günah sebebiyle olur.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.


    Yüreğimdeki uyandığımda baş ucumdaki dua olur.
    Bahtiyar olana kader bahtsızlığı getirmez.
    Hadi beni alıkoy şimdi dünyaya inanmaktan.
    Hakkı hak edene kim haksızlık yapabilir.
    Tek başına hissetmek çok zor.
    Rahmeti inkar eden için Firavun ibret olarak yeter.
    İbrahim yüreklilere karınca kadar imanı olan yeter.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.



    Zengin misin?..Değilim!" deme!..
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:
    “Sizden aşağıda olanlara bakın; yukarıda olanlara bakmayın.
    Bu, Allah'ın (size vermiş olduğu) nimetlerini küçümsememeniz bakımından daha uygun olur.”
    Müslim: Zühd-9}
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır



    Hakka yaklaşmayanı rüyalar aldatır.
    Bu kadar sokulma yüreğime!..
    Dedim ki ne güzel sevilirsin sen, şems vakti mehtabı seyreder gibi.
    Ben az sevmesini bilmeyenlerdenim.
    Sevmek kadar duada kanatlanmak da gelir elimden.
    Allâh'ım, senin gücün ve senin huzurun dışında nereden huzur bulurum?..
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.


    Yetim misin?.. Değilim!..deme:
    Asıl yetimler, anne ve babadan değil.
    İlim ve edepten yoksun olanlardır.
    İnsanların en aldanmışı, Allah'ın nefret ettiği şeyleri yapan,
    Sonra da Allah'tan, kendisine sevdiği şeyleri vermesini isteyendir.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.


    Ona çoktur,şuna azdır.
    Şu çok güzeldir, bu çirkincedir.
    Filanca varlıkta yüzer,diğeri darlıkla boğuşur durur.
    Bu pek hastadır, şu da hastalık pençesinde kıvranmaktadır.
    Sakın neden bu adaletsizlik?..deme!..
    Akıllı kişi bilsin ki adalet terazisi kimseyi kayırmaz.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.



    Biri, isyan makamında soruyor!..
    Bu zamanda neden Leylâlar yok?..
    Soru yanlış, şöyle olmalıydı!..
    Sen Mecnunlara rastladın da mı Leylâ göremedin?..
    Maharet Mecnun olmakta, Leylâ değil.
    Sen Mecnun ol, bir Leyla muhakkak bulunacaktır.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.


    Tabipler bilmez ilacım, beni derde salan gelsin.
    Rabbim sevsin seni, zirâ ben vazgeçtim.
    Umulur ki, katre katre damlayan gözyaşlarımı, katrelerden inciler yaratan Allah kabul eder, teheccüt vakti.
    Bundan öte ayrılık var.
    Yaratıcılığınızı kullandığınız zaman, her şey kısa sürede çözülüyor.
    Her şey, her şey O'na aczini, zavallılığını haykırıyordu.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır


    Çoktan kimsesiz kaldım.
    Yaramız varsa, y/arımız b/aşka bir yerde olduğundandır.
    Allah bizi layık olanla hemhâl ede.
    Tenha bir yolda kaybolmuş kendine mahçup olanlar.
    İyilik yap yüreğindeki ateşe sevgi ocağına misafir gelene.
    Yol hep yarımdır.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.


    Ah bir uyanmış olsa gönüller ah.
    Bugün kendine iyilik yapma fırsatı ver.
    Kendi ile sohbet edenler sevgiye yabancı düşmanları aradan çıkarır.
    Dünya ve ahiret mutluluğuna erebilmen için İsmail meleği seninle olsun.
    En hayırlı yanında kim var biliyorum.
    Cahiliye döneminden kalmış insanlar.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.


    İlahi ikram olan Engin sevdayı ara bul.
    Rahmet ile anılanla,şeytanla arkadaş olanın farkını bulmalı insan.
    Yaralı, tepeden tırnağa herkes sevgiye y/aralı.
    Alışılmıyor sevmeye acıya, yok kaidesi kuralı.
    Kanayıp ne kadar tutabilirsin gül uğruna dikeni.
    Kimse kokusunu bulamadı insanın onun için ceset kokuyor kabristanındaki.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.


    Ne gelen anladı ne giden olanı biteni.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır
    Hiçbir şey yapmadan da yorulabiliyor insan, düşündükleri ağır geliyor mesela.
    Sevgiyi sadakat ile bezeyerek hissedersin duayı.
    Gül hırsızı gündüz ve gecenin en sakin koyu teheccüt vakti buluşur sizinle.
    Bir şey, ne ise o mudur?..
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.



    İki sevgi bir kalpte olmaz,
    Olur diyen de felah bulmaz.
    Dünyayı ve Yaradanını bir arada sevdiğini söyleyen kimse yalancıdır.
    Bir şey, ne zannedilirse o mudur?..
    Kötümser olma, iyimser de kalma!..
    Akıllı mısındır?..
    Hemen atlayarak, tabii ki! deme.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.


    Bir şey,hakkında ne düşünülüyorsa o mudur?..
    Gölgeyi güneşe tercih edip de,
    Cenneti Cehenneme tercih etmeyene, akıllı denebilir mi?..
    Yerinde iyimser ol, yerinde hakikat-sever.
    Arayanlara, bulamadık!.. diye üzülmeyesiniz diye.
    "Lâ râhate fi'd-dünya: Rahatlık, dünyada yoktur."
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır



    Bir şey, hakkında neler deniyorsa o mudur?..
    Ya tam adamsın, ya yarım, ya da sıfır adam!..
    Buyur!...
    Tam adam!.. Kendisine fayda veren bir akla ve reye sahiptir.
    Yarım adam!...Akıllılara danışır, onların reyiyle amel eder.
    Sıfır adam!...Kendine fayda veren akla ve reye sahip olmadığı gibi hiç kimseye de danışmaz.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.


    Sen nereye kaçıyorsun?..
    Son zamanlarda sık sık başımıza gelendir.
    İleride öyle zamanlar gelecek ki, kişilerin arzularına uymadıkça insanlarla sohbet mümkün olmayacaktır.
    Ben, dinimi korumak için dağdan dağa kaçmaktayım.
    Bir şey, azca âlimi, çokça cahili olduğumuz şeydir!..
    Eden, sonunda kendine eder, kuran, tuzağı kendine kurar.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.


    En âciz kişi kimdir?..
    Âciz kimse, nefsinin geçip gidici heveslerine uyup dururken, Allah'tan olmayacak şeyler umandır.
    Niceleri vardır, insanlar onları ölü zannederler, halbuki onlar dipdiridir.
    Niceleri de vardır ki!..
    Yaşar gibi görünen nice insanlar vardır.
    Ölüdürler, insanlar onları yaşıyor sanır.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.


    İçinde bir sıkıntı hissediyorsun, gönlünde bir daralma.
    Engin gönüllülerde, marjinal sevdaların, sebebi ne mi?..
    Gönlünün daraldığını hissettiğinde, şükretmediğin bir nimeti veya yaptığın bir hatayı hatırla.
    Sadaka verin!..
    Param yok ki!..deme.
    Peygamberimiz buyurdu ki:
    Güler yüzle insanlara selâm vermen sadakadır.
    Allah’ım hayretimizi artır, ülfetimizi kaldır.
    {Y.ed - bir lokma bir hırka albümü}


    Engin Demirci Şiirleri © Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
  • "Nefsin dünya ile ilişki ve irtibatları, dünyaya iltifat etmeksizin ve dünyadaki sebeplere takılmaksızın sebeplerin arkasındaki müsebbibi görerek, O'nu hesap ederek olmalıdır. O zaman dünya ile kurulan bu türlü ilişki insanı kemale erdirir. Çünkü o dünya ile Rabbi hesabına ilişkidedir. İşte o zaman o Rabbi'nden razı, Rabbi de ondan razı olur. Dünya ile Rabbi arasındaki vasat ortalama yol, geçici olanla bâki olan arasındaki tercihle belirlenir. Bu ise bâki olana meyletmektir. Yani oradaki denge, Rabbin lehine bozulursa dengede demektir, yoksa zarardasın. Zira kulun meyli hangi taraftaysa, kalbi manen oraya bağlıdır."
  • Bir kalpte iki sevgi olmaz.Ya hak ya da batıl,ortası yoktur..
  • BU KADINLARIN ÇIĞLIKLARINI DUYUN! (Sema Maraşlı)

    On sekiz yaş altında evlenmenin cezasını çeken genç kadınlar onlar. Severek isteyerek düğünle dernekle evlendikleri kocaları hapiste, gerçek tecavüzcülerle aynı koğuştu yatıyor. Onlar da dışarıda babasız büyütmek zorunda kaldıkları çocukları ile hayat mücadelesi veriyorlar. Kocaları hapiste gençliklerini çürütürken, onların ömrü de kocalarını kurtarmak için TBMM yollarında geçiyor.
    Resmi olarak bilinen sayıları dört bin civarında olan bu mazlum kadınların gayretleri ile 2016 da meclis 18 yaş altı evlenenlerin eşlerine af yasası çıkarmak için adım atmıştı fakat feministlerin (din düşmanı ve kendini dindar diye tanımlayan feministlerin) ortak isyanı ile TBMM geri adım attı. Ertesi gün kocasının hapisten çıkamayacağını anlayan bir kadın intihar etti. Diğerleri de kan ağlayarak sustular. Onbin civarında çocuğun baba özlemleri de yüreklerinde yara oldu.
    Niye? Feminist kadınların gönlü olsun diye. İktidar meraklısı muhteris kadınlar, güç gösterisi yapsınlar diye kurban edildi bu kadınlar ve aileleri. Biz onları görmesek de onlar varlar. Kendi aralarında grup kurmuşlar birbirlerine destek olmaya çalışıyorlar. Benden yardım istediler “Bize kimse sahip çıkmıyor.” dediler. Ben de “Hikayenizi yazın gönderin.” dedim yazıp gönderdiler. Onlar artık benim kız kardeşlerim ve eşleri hapisten çıkana kadar mücadelede yanlarında olacağım inşallah.
    İşte kendi dillerinden yaşadıkları…


    Ben Beyza Evli ve bir çocuk annesiyim. Ben 21 eşim de 25 yaşında. Eşim benimle evlendiği için beni yarı yolda bırakmadığı için 9 yıl ceza aldı. Sevmenin mağduriyetini yaşıyorum. Sevdim diye yasaların verdiği cezanın mağduriyeti.
    Her genç kız gibi dershanede beğendiğin bir çocuk olur ya hani öyle işte.. Ben 15 eşim de 18 yaşındaydı. Sevdik birbirimizi. Aklımda onunla evlenebilme hayalleri vardı.. Görüşmelerimizi ailem öğrendi, izin vermediler, tamam, diyip sustuk ama bırakamadık birbirimizi, devam ettik… Ailem onu bırakmam için psikolojik ve fiziksel şiddetle uyguladı. Okuyordum, görüşmeyelim diye okuldan aldılar, beni ve hedeflerimi kösteklediler.
    Ne yaptıysam olmadı sevmek ağırmış, ben vazgeçemedim kaçtım. Sevdiğim adama “Götür beni dayanamıyorum dedim” kaçtık, mutluyduk. Fazla sürmedi ailem şikayetçi oldu, eşimi beni zorla kaçırıp bana zorla sahip olmakla suçladılar. Yaşım 15 diye mahkeme ciddiye almadı beni, kendini savunup hür iradesiyle hareket edecek psikolojik olgunluğa erişmemişim, öyle dediler.
    Halbuki neler yaşamıştım bir ben bilirdim. Eşimi içeri aldılar 13 ay yattı daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere çıktı, biz beraberdik, yine ailem beni ondan saklıyordu, bekledik sabrettik evliliğimize gün saydık…
    Reşit olduğum gün kaçtım, ertesi gün nikahımızı kıydık.. Eşim anlı şanlı düğünümüzü yaptı, annemin babamın ailemin eksikliğini hissettirmedi. Her an her durumda benim yanımda oldu. 1. Yıldönümümüzde hamile olduğum haberini aldık bir çocuğumuz olacaktı bu haberi almamızdan 1.5 ay sonra erken evlilik yasa tasarısı gündeme geldi çok sevindik mutlu olduk kurtuluyoruz, diye rahat bir uyku uyuduk ama sonra yasa geri çekildi…
    Bir erkeğin ağlamasına şahit olabilirdiniz. Erkekler ne kadar zor ağlar bilirsiniz, biz birbirimize sarılıp hüngür hüngür ağladık. “Ama bu olacak merak etme” dedim eşime ama olmadı. 6.5 aylık hamileydim bir sabah ansızın aldılar eşimi, sabahın köründe. İçinizdeki sıkıntıyla uyuyamazsınız zaten.
    Ne olduğunu anlamadan götürdüler, eşimi gelecek diye bekledim. O gece ertesi gece öbür gece ta ki görüş salonunda elinde telefon gözleri yaşlı beni beklediğini görene kadar.
    Bir kadın güçlü görünmek için ağlayamıyorsa, içinde ne yangınlar kopuyordur, siz düşünün. Yüzüme bu gülümseme yerleştirdim “bu da geçecek canımın içi” dedim.
    Doğum yapana kadar kabullenmedim, gelecek diye bekledim, ama gelmedi. Doğum sancılarım başladığında, hayır şimdi yapamam, diye ağladım.
    Bebeğimi kucağıma verdiklerinde eşimin beni dışarıda beklemediğini, kızımızı kucaklayamayacağını bilerek sarıldım kızıma.. Yavrunuz dünyaya gelmiş ama eşinizin haberi bile yok düşünsenize…
    Babasını görsün diye 10 günlük çocuğu cezaevine götürdüm… Daha evladını nasıl tutacağını bile bilmeyen bir baba… Yavrusunun kokusunu ilk defa içine çeken bir baba… Ben anlatamıyorum bile neler yaşadığımı siz düşünün.
    Eşim tek dayanağımdı, o gidince ailem gitti yanımdan, kimsesiz kaldım. Üzüntümü bile paylaşamadım kimseyle mutluluğumu da… Maddi yönden çekilen zorluklar cabası. İki şekilde de yıprandım. Hem anne hem baba oldum hem evimi geçindirmeye hem eşime bakmaya çalıştım. 9 sene 2 ay az değil ki. Sevdiğiniz için ceza alıyorsunuz düşünsenize…
    Bu kadar kötülüğün içinde mükafatlandırılmamız gerekirken mapushane köşelerinde çürüyorsunuz… Cezamız daha çok var 2020 sonunda kavuşacağız o zamana kadar çok şey değişmiş ve çok şey için geç kalınmış olacak. Kızımız 3.5 yaşında olacak.
    Benden geriye sadece bir enkaz kalmış olacak. Neresinden tutup düzeltebilirsiniz, gençliğimizi mutluluğumuzu hiç düşünmeden harcadıktan sonra bizden geriye ne kalır ki!
    Sizden ne farkım vardı benim? Kanunların belirlediği yaştan küçük evlenmek mi suçum? Belki de sizin kalbinizde olandan daha fazla sevgim vardı. Bu yasaya karşı gelirken bir an olsun bile içiniz sızlamadı mi?
    Benim dedem de erken yaşta evlendi o da tecavüzcü mü o zaman, diye empati yaptınız mı?
    Büyüklerden kalma her şeye geri kafalılık diyorsunuz, peki ya o hor gördüğünüz ilişkilerdeki aşkın bir gramını dahi yaşadınız mi?
    Öyle tepkiler verdiniz ki biz bunları haketmedik! Siz bu yasaya engel olarak gözyaşlarıma sebep oldunuz, beni karnımda çocukla bir başıma kalmaya zorladınız. Yazık çok yazık!


    Ben Mahinur Evliyim. Ben 22, eşim de 25 yaşında. Tek istediğim o güzel mutlu aşk dolu yuvaya sahip olabilmekti… 2009 yılında önce arkadaşım sonra sırdaşım sonra da sevdiğim olan adam eşim oldu.
    Dershane zamanlarında tanışmıştık. Gözlerimin içine gülümsediği zaman sevmiştim onu. Bir sene devam ettik, gerek arkadaş oldu, gerek anne baba… Ailemle tanıştırdım, ailem onay vermedi, olmaz dediler. Çok uğraştık ama ailemin baskısından yorulmuştuk artık.
    Ben 14 eşim 17 yaşındaydı. Kaçalım dedim, o konuştu benimle, emin misin, dedi. Nasıl emin olmayabilirdim ki hayallerimdeki kalbimdeki adamdı…
    Kaçtık işte sonra… Ailem şikayetçi oldu. Yaşım 14 ya dinlemediler bile beni… Eşimi aldılar 2 ay cezaevine koydular sonra serbest bıraktılar. Çıktığı gün ailesiyle çiçeğini aldı geldi, Allah’ın emriyle  istedi beni babamdan…
    Yine istemediler biz de tekrar kaçtık. Gelinliğimi de giydim düğünümüzü de yaptık, eşimle mutlu bir hayata adım attım.
    7 sene geçti evimiz düzenimiz her şeyimiz oturmuştu, bir de dükkan açacaktık… Ama olmadı eşimi benimle evlendi diye tecavüzcü diyip içeri aldılar.
    Sonrası mı ne oldu?
    Bir başıma ortada kaldım sahip çıkanım olmadan, bir başıma mücadele ettim. 10 defa TBMM’ye gittim. Her seferinde kalbime bir parmak umut iliştirip gönderdiler geri… Perişan halde, dükkan açacağımız parayı eşimi kurtarmak için gittiğim Ankara yollarında harcadım…
    15 aydır sadece ayda bir defa 40 dakikalık görüşlerde eşime sarılıp huzur bulabiliyorum… Çocuk da istemedik bu cezanın geleceğini bildiğimiz için çocuğumuza bu acıyı çektirmek istemedik.. Dayanacak kimsem kalmadı.
    Hem maddi hem manevi olarak dayanacak bir şeyim kalmadı.
    Her görüşe gittiğimde canımdan can kopuyor…Bir parçamı orada bırakıp geliyorum. Benden geriye hiç bir şey kalmayana dek sürecek mi bu hasret?
    Kendimden geçiyorum kaç kez bayıldım, kaç kez ağlamaktan kendimden geçtim bilmiyorum. Bu son olacak mı sanmıyorum. Çok şey istemiyorum aslında bana, baba şefkati veren, aile sıcaklığını hissettiren eşimi istiyorum… Herkes böyle kolay kavuşurken bizim bu kadar zor olmamalı.
    O yasa gündeme geldiğinde binbir umut vardı içimde, renk renk hayallerim vardı. Kadınlar tepki verip yasanın geri çekilmesine sebep olduğunuzda ben eşimi, ailemi, hayatımı, kendimi kaybettim. Yaşamaktan korktuğum şeylerin içinde buldum kendimi. Düşündün mu hiç, ya senin oğlun olsaydı evlenen ve evlendiği için hapiste yatan, ya da kızın olsaydı kaçan ve sevdiğine kaçtı diye kocasız bir başına yaşamak zorunda olan?
    Bu kadar vicdansız mıydınız? Kadın kadın diyordunuz hem cinsinize desteğiniz bu kadar miydi? Bu muydu sırf sizden erken evlendik diye mi tecavüzcü damgasını hakettik biz! Dilerim Allah’tan benim yaşadıklarımı yaşamadan ölmezsiniz…


    Ben Özge Evliyim 2 çocuk annesiyim. Ben 27 eşim de 36 yaşında. İki seven kalbin birbirini bulması ne kadar karşılaşılabilir bir şey ki bu hayatta. Seven sevdiğine kavuşsun mutlu mesut yaşasınlar isteriz… Ama biz sevdik mi de hayır olmaz der önümüze koyarlar anayasayı. Sevmenin kriterlerine uymuyorsunuz derler…
    Küçük bir kalpte sevebilir, evlat anneyi babayı nasıl seviyorsa, evleneceği adamı da öyle sevebilir… Ben sevdim…2005 senesiydi. 14 yaşındaydım.
    Olur ya komşu çocukları bizimkisi de öyleydi. Sevdik çok sevdik. Her şey toz pembe görülüyordu o zamanlar.
    Sevmenin, evlenmenin bu kadar büyük bir suç olduğunu bilmiyorduk. Kaçtık sonra ailelerin rızasıyla telli duvaklı evlendik. Siyah beyaza nasıl yakışıyorsa bizde öyle yakışıyorduk.
    12 senedir mutlu giden bir evliliğimiz vardı. Bu süre zarfında 2 tane aşkımızın meyvesi 2 tane kızımız oldu. Biri 11 diğeri 4 yaşında.
    Yaşları küçük belki ama yaşadıkları acı yaşlarından büyük… Babaları varken babasız büyümek zorunda kalan çocuklarımın tek suçları anne ve babalarının severek evlenmesi oldu…
    Yaşıtları babalarının ellerinden tutup parka giderken, babaları babacığım diye ellerini bırakmazken, benim çocuklarım görüş odalarında telefonlara sarılıp baba diye ağlamak zorunda mı?
    Yasa çıkacak diye içimizde kuşlar uçuştu, çiçekler açtı. Üzerimizdeki kara bulutlar gidecek derken hevesimizi kursağımızda bırakanların mahşerde evlatlarımın iki eli yakalarında olacak!


    Ben Tutku  Evliyim ve bir çocuk annesiyim. Ben 22 eşim de 26 yaşında. Senelerden 2009. Tabi o zamanlar deli dolu çağlarımız. Ben 14 o 18 yaşında.
    Bir gün okul çıkışı yolda giderken eşimi gördüm. Her genç kızın başına gelen olay gibi onu görünce içim kıpır kıpır oldu. Temiz bir çocuktu eli yüzü düzgün…Ve bana öyle içten gülümsedi ki o an dünya durdu. O günden sonra sık sık karşılaşmaya başladık.
    2010 senesinde eşimle her zamanki bir gün gibi buluştuk. Tabi zaman akıp geçmiş saat baya geç olmuştu fark edememiştik annem aramaya başladı bağırıyor çağırıyordu, eve gidemezdim gidersem baya bir sorun yaşayacaktım. Korkudan telefonumu kapattım ve eşime artık eve gitmek istemediğimi, korktuğumu, onunla kalmak istediğimi söyledim.
    Eşim buna karşı çıktı ama ben zorladım. Bir daha görüştürmezler diye korktum, ayırırlar diye korktum ve o gün esimle kaçmaya karar verdik. Aslında bu durumda en büyük suçlu bendim. Ben zorlamıştım eşimi.
    Eşimin annesi babası ayrıydı, annesi onu bırakıp gitmişti eşim tek başına yaşayan biriydi ailemin şikayet etme sebeplerinden en büyüğü de eşimin ailesinin olmamasıydı. Sonra eşimin bir kaç yakını ailemle konuştu, bana sahip çıkacaklarını düğün dernek yapacaklarını söylediler. Ailem kabul etti ve şikayeti geri aldılar.
    Ama çok geçti… Kamu karşı çıktı. Ve biz senelerce mutlu giden evliliğimizde bu cezanın bir gün geleceğini bilerek yaşadık hayallerimizin peşinden gidemedik çünkü biliyorduk ki bu ceza bir gün gelecek ve biz bir sure ayrı kalacağız.
    Eşimin annesi eşim 14 yaşındayken onu bırakıp gitmişti, evlendikten 3 sene sonra çıkıp geldi ve ben senelerce bu ceza yüzünden kayınvalideyle oturmak zorunda kalmıştım. Eşim annesini affetmişti ama ben affedemiyordum çünkü eşimin annesizken neler yaşadığını ben biliyordum.
    Gel zaman git zaman dava 6 yıl sonra bir kızımız olduktan sonra geldi. Kızım 1 yaşındaydı babası gittiğinde… Ne zormuş babasız çocuk büyütmek kadın başına. Ve en önemlisi de kızım babasını işte biliyor ve ben her gün onun babam ne zaman gelecek sorusuyla yanıp bitiyorum.
    Ve şimdi bana gelelim… Eşim gittiği gün öyle çaresiz öyle yalnız kaldım ki ne arkamda sahip çıkacak ailem ne de esimin ailesi var. Şuan eşimin dedesinden kalan beraber yaşadığımız evde kızımla tek başıma yaşıyorum kayınvalide oğlumun başını yaktın diye çekti gitti. Ve ben bir başıma çocuğumla geçim derdine düştüm devletin verdiği 3 kuruş parayla aylarca geçinmeye çalışıyorum. Esimi sorarsanız oda içerde çalışıp kendini geçindiriyor. Param parça olduk… Açıkçası sevmenin sevilmenin kurbanı olduk….
    Benim kızım her gün babasının gelmesi için dua eder. Bu yasa gündeme geldiginde kızıma duaların kabul oldu, baban çıkacak yanımıza gelecek demiştim. Sonra karşı çıkıldığını yasanın geri çekildiğini öğrenince kahroldum ve ilk aklıma gelen bunu 4 yasındaki kızma nasıl anlatacağım oldu.. Günlerce sakladım günlerce söyleyemedim daha sonra açıklamak zorunda kaldım ve kızım babasının resminin olduğu çerçeveyi ağlayarak çöpe attı “babam beni kandırıyor” dedi.
    Simdi size soruyorum benim 4 yaşındaki evladımın ve bir sürü yavrunun gözlerinin yaşının hesabını kim verecek? Çocuklarımızın babasız geçirdiği en güzel zamanlarını bize kim verecek? En güzel yıllarımızı çalanlara sesleniyorum. Bizden ne istediniz?


    Ben Damla Evliyim. Ben 18 eşim 28 yaşında. Eşimle yaz tatilinde çalışmak için girdiğim bir iş yerinde tanıştık. Birbirimizi sevdik. Sene 2013…
    İş yeri  18 yaş altında eleman çalıştırmıyordu ve 3 aylık bir süre çalışacağım için sigorta yapmıyordu.
    Bu yüzden eşim ve iş yeri dahil herkes beni 18 yaşında biliyordu. Çok sevdik birbirimizi. O benim her şeyim oldu nasıl vazgeçerdim ki nasıl vazgeçerdim hayatım olan adamdan…
    Bana aşkla sevgiyle masumiyetle bakan o gözlerine nasıl hayır derdim?  Olmadı yapamadım vazgeçemedim 15 yaşında ölene dek seninleyim dedim.
    Ailem öğrendi, telefonumu aldılar, yapmayın ne olur dedim, bir birbirimizi çok sevdik o kötü biri değil dedim, ama kimse beni dinlemedi, kimseye anlatamadım kendimi. Ailem eşimi şikayet etti.
    Sonra eşimin ailesi geldi tanıştılar vs tabi ailem yine ikna olmamıştı bu süre içinde. Eşim sırf beni aileme karşı mahcup duruma düşürmemek için bak seni sevseydi kaçmazdı dedirtmemek için yakalama kararı bile çıkmadan gidip teslim oldu benim eşim.
    Sonra teslim olduğu gün tutuklandı, ailem o gün şikayetini geri aldı ama nafile. Artık çoktan olan olmuştu, eşim içerdeydi bense her gün darmadağın her günüm zehirdi.
    Mahkeme günü geldi çattı eşime 16 sene ceza verdiler o da bende neye uğradığımıza şaşırdık. Dünyamız karardı oysa ne hayallerimiz vardı bizim şimdi yıkılan. Eşim içeri gireli 3 sene bitti 4 e girdik 2016da cezaevinde resmi nikahımızı kıydık.
    Oysa ne kadar isterdim eşimin beni beyazlar içinde görmesini. Her genç kızın hayalindeki gibi fazla olanı istemedim hiç, sadece o olsun istedim yanımda. Mutlu olalım istedim, masum saf bir sevginin bedelinin bu kadar ağır olması dayanılmaz halde.
    Ben her gün eriyorum, içim kan ağlıyor, dayanamıyorum bu acıya. Eşim benim en büyük destekçim, bu durumda bile hala o destek moral verir. Bizim tek suçumuz zamansız sevmek, bunun bedeli bu kadar ağır olmamalıydı…
    Yasa geri çekildiği zaman dünya başımıza yıkıldı. Bütün hayallerimiz suya düştü.
    Tek umudumuz o yasaydı. Bizim bunca acı çekmemize sebep olan, karşı çıkan kadınlara soruyorum “Sizde kadınsınız sizde bi annesiniz nasıl vicdanınız el verdi.  neden bizim haklarımızı da savunmuyorsunuz, madem kadın hakları diyorsunuz da?”
    Yasaya karşı çıkarak ne kadar büyük vebal aldığınızı bilin. Yasaya karşı çıkarak 9000 çocuk babasız büyüsün, anneleri tek başına hayat mücadelesi versin, eşleri içerde çürüsün dediniz siz ! Mutlu musunuz?


    Ben Şükriye Evli ve 4 çocuk annesiyim. Ben 25 eşim 31 yaşında. 2007 yılında tanıştım eşimle.
    Eşimi tanıdıkça onu çok sevmeye başladım ve beni mutlu ettiğini ve de onun beni çok sevdiğini hissettim. 1 sene görüştük, ben 15 eşim 20 yaşındaydı. Ailem vermedi ben de eşime kendi isteğimle kaçtım, ailem karakola gidip şikayetçi oldular fakat benim eşime olan sevgimi anlayınca sonra geri çektiler şikayeti.
    Eksiksiz bir şekilde eşimin ailesi üzerine düşen her şeyi yaptılar; kına gecesi, düğünümü ve artık o bembeyaz gelinliği giymiştim ve artık sevdiğim adamın yanından hiç ayrılmayacaktım çok mutluydum.
    Yaşım tutunca hemen 17 yaşımda resmi nikahımızı kıydık. Bir yuva kurduk, 4 tane evladımız oldu.Kendi çabamızda geçinip gidiyorduk ama huzurumuz vardı, en önemlisi mutluyduk….
    Tabi o haksız ceza gelene kadar eşim “Tecavüzcülerle” bir tutuluyor, istismar sucundan ceza evine girdi peki neden??
    Bana sahip çıkıp yari yolda bırakmadığı için mi! Bu suç mu biz birbirimizi çok sevdik. Sevmek sevilmek suç mudur?
    Eşim 3 sene 3 aydır cezaevinde ve daha 5 sene cezası var.Bizim yuvamızı başımıza yıktılar, 4 evladımı babasız bıraktılar. Çocuklarım baba hasreti çekerken eşim gerçek tecavüzcülerle aynı havayı soluyor.
    Benim eşim aile babası 4 çocuğumun babası ve nikahlı eşim bunları hak etmedi. Ayda sadece 1 defa cezaevine gidebiliyorum. Canım o kadar çok acıyor ki eşimi o kadar çok özlüyorum ki…
    Benim çocuklarım babasızlığı hak etmedi, benim evlatlarımın suçu ne?
    Yetim gibi büyüyorlar. Ben simdi bu çocuklarıma nasıl bakayım?
    Annelik olan görevimi mi yapayım yoksa babalık görevi olan çalışıp eve ekmek mi getireyim? Kimse bilmez bizim çaresizliğimizi, yaşamayan anlayamaz…
    Eşime çok aşığım ve ondan asla vazgeçmeyeceğim, o benim bu dünyadaki tek yegâne sevdamdır. Tek isteğim birilerinin artık bizim sesimizi duyması. Suçsuz  eşimin tecavüzcülerden ayrılmasını, evine ait olduğu yere, çocuklarının yanına yuvasına gelmesini istiyorum…


    Ben Nagehan  Evli ve 2 çocuk annesiyim. Ben 25 eşim 28 yaşında. Hayat hikayesi derler ya hani bizimki öyle bir şey işte. Bir bayram sabahı güneş gibi doğdu karanlık günlerime. Gözlerinde öyle bir gülümseme vardı ki bir gülüşü ile bütün dertleri acıları unutturan tek adamdı. Biz 8 ay görüştük rüya gibi, dünya sadece bizim etrafımızda dönercesine.
    Onunla olduğum zamanlar nefes aldığım yaşamaktan tat aldığım anlarımdı. Her gün  saatlerce birlikte el ele gezerdik sessizce. Bir gün geldi artık sevgimiz her şeyin önüne geçti ellerini uzattı bana bir ömür, “ Ellerimden tutar misin bayram şekerim” dedi tarih  01.07.2008 gösteriyordu, saat tam gece 12 de biz birbirimizin ellerini  bir daha ölüm ayırana dek bırakmayacağımıza söz verdik.
    Ben 15 eşim 18 yaşındaydı. Belki sizlere göre çocuktuk ama biz hiç çocuk olmadık biz hayatı omuzlarımıza 8 yaşında yükledik. Bizim yüreğimiz dedelerimiz ninelerimiz gibi destansı sevgi ile sarılmıştı.
    Telli duvaklı gelin olmuştum sevdiğim adama, bulutların üstünde gezen kuş misali uçuyordum. sonra öğrendik hamileyim bir oğlum olacak. küçük elleri ile aylar sonra ellerimizi sımsıkı tutan bir can sevgimizin meyvesi dünya geldi.
    Mutlu giden bir yuva vardı 7 ay sonra eşim asker oldu oğlum kucağımda 7 aylıktı ve o sıra ayrılığın verdiği üzüntüyle hastanelik olduk oğlumun kimliği olmadı için biz mahkeme kararı ile kimlik çıkardık nerden bilecektik ki yıllarca oğlum babasız kalacağız, şimdi oğlum 9 yaşında birde 5 yaşında baba aşığı bir kızım var.
    Eşim 2 yıldır ceza evinde rüya gibi giden yuvamız bir anda demir Parmaklıklar la tel örgülerle çevrildi. Bizim sevgimizin bedeli 10 yılmış .
    Ölümüne sevmenin sahip çıkmanın bedeli bu işte tecavüzcü damgası altında 10 yıl 10 ay .
    Ömrümüzün yarısı peki bu ceza sadece eşime mi Hayır bana en çok ta çocuklarımıza bizim sevdamızın bedelini onlar çekiyor.
    Bayram geliyor bu bayramda öncekiler gibi çocuklarımla 45 dakika eşimle hasret gidereceğiz.  Ne kadar acı ki 1 haftalık özlemini 45 dakika ya sığdır diyorlar sığar mı?
    Hadi bizi geçtim baba ne demekti. Meyvesi olamayan çınar ağacı. Bir çocuk babasız büyür mü? büyüyor işte. Bizim çocuklarımız anasız da babasız da büyüyor sırf yuva kurdu diye baba sevgisi özlemi hasreti ile küçücük kalpleri acı çekiyor.
    Bizi koruyormuş ya hani bu cezalar hani nerde benim canımın yarısı ceza evinde. Ben temizlik yaparak çocuklarıma, eşime bakıyorum, kimsesiz ne acılar çekerek, yine de  gam yemiyorum çalışmaktan. Canımı yakan ise sevgimizin adını tecavüzcü koymaları; bu sevgi var ya, su misali temiz ve berrak, kimsenin gücü yetmez kirletmeye..
    Eşim cezaevindeydi bu yasa gündeme geldiğinde mutlu mutlu konuşmuştuk “Az kaldı yanımda olacaksın” demiştim, ona hazırlıklar yaptım, sevdiği yemekleri yaptım.
    Çocuklarım evde babam gelecek diye sevinçten havaya uçuyordu.. Oğlum dedi ki
    “Anne babamla parka gidelim, arkadaşlarım babamın yanımda olduğunu görsün” dedi. Bu nasıl bişey düşünün. İşte siz beni geçin, çocuklarımın hayallerini başına yıktınız, bi çocuğun dünyasını kararttınız. Başına gelmeyen bilmezmiş. Herkes kadın olmuş, erkek olmuş, ama insan olamamış. Düşene destek çıkan değil, çelme atan bı toplum olmuşuz, benim ailemin, çocuklarımın vebali boynunuzda, onu bilip ona göre yaşayın.


    Ben Hasibe Evli ve bir çocuk annesiyim. Ben 25 eşim 29 yaşında. Ben ortaokuldaydım o lisede. Aynı mahallede her gün gördüğüm ama artık onu görünce yerine sığmayan kalbimdeki farklılığı hissettim. O liseye gidiyordu nerdeyse her gün beraber gidip geliyorduk okula.
    Görüşmeye başladık. Ailem fark etti. Biz söz yüzüğü takalım dedik ama ailem istemedi yaşın küçük dediler. Bir süre gizli saklı görüştük olmadı.Ailem duydu ama ben ondan ayrı kalamadım.Ben orta okulu o liseyi bitirdi.
    Ben 14 Eşim 18 yaşındaydık. Benimde onunda  ailesi istemedi bizde kaçtık. Çok değil 5 saat sonra geri geldik Kasım ayında nişan yüzüklerimiz takıldı.28 Aralık 2008 günü tüm ailemiz yanımızda düğünümüzü yaptık.
    Kısa bir süre sonra aile hekimine gitmiştik elimdeki kına parmağımdaki yüzük yüzünden doktor evlendiğimizi anladı ve şikayet etti bizi.
    Mayıs ayında ilk mahkemeye çıktık, eşim bir gece nezarette kaldı. Bende karnımda bebeğim karakol önünde… Sabah mahkeme ertelendi.19 Haziran 2009 da canımızı oğlumuzu kucağımıza aldık. Oğlum 23 günlüktü 2.mahkeme günü geldi.
    Kucağımızda oğlumuzu elimize kimliğini alıp gittik.Ama sonuç kaçınılmaz 8 yıl 4 ay dünya başımıza yıkıldı.Karar temyize gitti eşim serbest…
    Kocam askere gidip geldi.30 aralık 2010 resmi nikahımızı kiydik.Ecza deposunda ise başladı.Evimizi yuvamızı kurduk.Ben bir hastalığa yakalandım ayağımda kapanmayan bir yara 3 ayda bir ameliyat olup sonrasında 1 ay ayağa kalkamıyordum.
    Eşim hem elim hem ayağım her şeyimdi.2015- 25 Haziran polisler kapımız kıracak gibi çalıyorlar…
    Oğlumuz büyüdü 1.sınıfı bitirmişti.Biz ağlarken oğlumun gözleri önünde babasını kelepçeleyip götürdüler.Niye? Tecavüzcü diye annesiyle erken evlendi diye…
    Aradan 33 ay geçti.Hala ayağımda yara yalnız gittiğim hastaneler, ameliyatlar. Hem oğlumu okutup hem sağlık  savaşı verip dişimden tırnağımdan biriktirip TBMM yollarına döktük.
    Sonuç:  Büyüttüğüm oğlum her baba oğul gördüğünde her veli toplantısında ağlayan oğlum… Babasına ayda bir 35 dakika sarılarak baba kokusuna ,eşim evlat kokusuna ,ben hayat arkadaşıma doymaya çalıştık…Bu cezayı ben mi?Oğlum mu? Eşim mi? En çok Hangimiz çektik… Neyin cezasıydı bu sevmenin mi? Yuva kurmanın mı? Mutlu olmanın mı?…
    O yasanın çıkacağı günün sabahı oğlumla kahvaltı yaparken heyecanla haber izliyorduk 8 yaşındaydı oğlum anlıyordu her şeyi YASA KOMİSYONA GERİ ÇEKİLDİ cümleyi duyduğu anda lokması ağzında gözünde damlamaya hazır yaşlar…
    Bu acıya kıl payı kadar bile sebep olanlar “Can yakanların canının yanacağı günü beklesin”
    Hakkımı, oğlumun hakkını, öbür dünyaya bırakmasın, bu dünyada gözüm görsün, onların da aynı yerden canı yansın, evladının üzüntüsünü izleyip ellerinden bir şey gelmesin. Bu en büyük ceza görecekler. Hakkım helal değil OĞLUMUN HAKKI HELAL DEĞİL iki elimiz de bu dünyada öbür dünyada onların yakasında…


    Ben Özlem Evli ve 3 çocuk annesiyim. Ben 27 eşim 36 yaşında. Ben babamı  1,5 yaşında iken kaybettim. Annem bize hem anne hem baba oldu. Eşimle tanışınca onu çok sevdim ve annemle tanıştırdım o da çok sevdi, sevdiğim kişiyi. Sonrasında kahvaltılarımızı birlikte yapar olduk, yemeklerimizi birlikte yer olduk, ailemizin bir ferdi olmuştu, artık sonrasında artık adını koyalım, ailen gelsin söz  takalım dediler.
    Babam olmadığı  için  dayılarıma annem söyledi, büyük olarak dayımlar da olumlu baktı araştıralım bir soralım soruşturalım dediler. Kimseden  değil, direk eşimin ailesine  gidip  sormuşlardı kardeşini, ama o kişi ağabey olmayı bırak insan olmayı  bile hak etmeyen  bir kişilikmiş, kendi öz kardeşi için bir sürü  olumsuz  olumsuz bir şeyler atıp tutmuştu .
    Sonrasında dayım durumu bize anlatıp olmayacağını söyledi ve beni okuldan alıp kendi evine götürdü  kendi evinde bana hapis hayatı yaşattı… Kapıyı hep kilitliyordu, dışarı  çıkmama izin dahi vermiyordu. Odada kilitli kaldım, sadece lavabo ihtiyacı olduğunda çıkabiliyordum odadan…
    Sonra bir gün yan komşunun telefon dan gizlice annemi aradım, bunu duyan dayım beni çok kötü dövdü ve ben o dayağı yediğim dakika saniye dedim ki ben  size adım attıkça siz beni anlamıyorsunuz, ben kaçacağım  hepinizden kurtulacağım …
    Sabah annem geldi, yüzümün gözümün dağıldığını görünce beni hemen kendi evimize getirdi, ama bitmişlerdi benim için çünkü beni anlamamışlardı.
    Eşime mektup yazdım çalıştığı lokantaya götürdüm esim beni gördüğünde çok mutlu olmuştu, çok sevinmişti o bana o akşam öyle bir sarılmıştı ki o akşam anlamıştım beni asla bırakmayacağını…
    Sonrasında eşim ile konuşarak anlaşarak kaçtık ve benim en mutlu günlerim eşimin  yanında başladı. 14 yaşındaydım o zaman eşim 23. Ben çok şey öğrendim ondan. 16 yaşında  Yaprak büyük  kızım oldu, 20 yaşında  Yağmur ikinci kızım oldu 22 yaşında iken de Övgüm oldu, şu anda  üç tane güzeller güzeli meleklerim var benim;  11, 7 ve 5 yaşlarında…
    Ben eşimle 13 yıldır birlikteyim onu  çok seviyorum, o bizim yanımızdayken her şey çok farklıydı, şimdi ise yarımız … Hiç bir şekilde  tamam olamıyoruz…Küçük kızım her akşam “anne babam bu akşamda mi bizim ile uyumayacak?” diye soruyor … Cevap veremiyorum kapı çaldığında “babişko diye koşuyorlar” ama baba yok karşılarında …Hep bir hayal kırıklığı.
    Bir şey isterken çekimserler “anne alabilir misin, verebilir misin?”diyorlar. Babaları yanımızdayken bir dediklerini iki etmezdi.
    Şimdi ise borç harç yaparak geçimimi sağlamak zorunda kalıyorum, eşim yanımda iken poşet taşımama kıyamazdı, şimdi gidip ev temizliği hali merdiven siliyorum ki kızlarıma babaları gelene kadar iyi bakabilir miyim, ihtiyaçlarını alabilir miyim diye…
    Bize bunları yaşatanlara kanunun geri çekilmesine sebep olanlar
    Yasa çıkacak diye içimizde kuşlar uçuştu, çiçekler açtı. Üzerimizdeki kara bulutlar gidecek derken hevesimizi kursağımızda bırakanların mahşerde evlatlarımın iki eli yakalarında olacak!


    Ben Şirin Evli ve 3 çocuk annesiyim. Ben 24 eşim 30 yaşında. 2008 yılında eşimle kaçarak evlendik.. Çünkü ailem vermedi. Ben babasız, dedemin gölgesinde annem ve babaannemin duasında büyüdüm.. Ama beni sevdiğime vermediler, belki verselerdi nişanlı durup bu hale düşmezdim.
    Tek bildiğim eşimi canımdan çok sevdiğim, çünkü sahiplenme duygusunu, sevme kıskanma duygusunu ben onda tattım.. Eşim ilkim ve sonum oldu kaçtım.
    18 yaşına kadar imam nikahı ile durduk bu süreçte düğünüm oldu, oğlum Berk Can dünyaya geldi anne oldum.. 18 yaşından bir gün alınca nikahımızı kıydık kimseye zararımız yoktu kendi halimizde geçinip gidiyorduk. Bu süre içinde ikinci çocuğumuz Ecrin Naz da oldu..
    İşimizde gücümüz de mutlu yuvamızda yaşıyorduk, üstünden de tam 6 sene geçmişti…, ama bir gece kapı çaldı.. keşke o kapı hiç çalmasaydı.. bir kapı çalmasının ölüm gibi geleceğini bilemezdim.. polisler içeri girip esimi aldılar ama benim canim dan can gitti..
    Çırpınıyorum kimse takmadı bile beni.. Hamileydim 3aylik.. 3. Evladıma..  Elçin Su’ ya..  Esimin çaresiz bakışı.. Benim göz yaşlarım…
    O günden sonra çocuklarımın her gün babam gelir diye kapıda bekleyişi.. Karnımdaki yavrumu bir başıma dünyaya getirme düşüncesi.. dayanamıyordum…
    Kendim babasız büyüdüm babasızlığın ne olduğunu biliyorum. Evde amcaları çocuklarına gelirken benimkiler odaya girip ağlıyor.
    “Babam ne zaman gelecek anne” derken her gün bitkin halimle masal uydurmaktan bıktım.. tükendim.. kan kusup kızılcık şerbeti diye bir kelime var tam da bunu yaşadım..
    Üçüncü çocuğumun doğumu oldu ama evde babasının fotoğrafını seviyor.. Ayda bir defa 40 dakika açık görüşte babasının yüzüne bakmıyor bile.. Çünkü benim evladım baba sevgisi ne bilmiyor.. sadece fotoğrafta biliyor babasını..
    Oğlum 5 yaşındaydı babasını aldıklarında.. Şimdi ilk okul 3. Sınıfa gidiyor ama sürekli okulda arkadaşlarına karşı babasını müdafaa etmekle kendini sorumlu tutuyor.  İnsanlar babasına suçlu gözüyle bakmasın diye “Babam hırsız değil, kötü suçu yok, annem bana hamile kaldığı için ceza evinde, yani benim yüzümden” diyor. Her ay rehberlik eğitimi alıyor.
    Bu cezayı ben çekiyorum, eşim çekiyor. Hadi biz suç isledik suçumuz çok ağır çünkü sevdik, yuva kurduk, aile olduk, bunun bedelini de evlatlarımıza da ödetiyorlar..
    Bir de çıkıyorlar, aile bütünlüğünden adaletten bahsediyorlar, simdi soruyorum benim bu çocuklarımın boynunu bükük bırakıp, babasız büyümelerinin hesabını kimler verecek…
    Bizim tek istediğimiz yuvamız bozulmasın aile bütünlüğümüzün korunsun. çocuklarımız babalarına kavuşsun.. Benim çektiklerimi çocuklarım çekmesin duyun artık bizi..
    Biz küçük gelin değiliz, birbirlerini çok seven eşler ve anne babalarız. Bize kıydınız evlatlarımıza acıyın… Sevmenin bedeli bu kadar ağır olmamalı.
    Tam bu dert bitecek derken 2016 bize yasa çıkacakken hem cinsimiz olan kadınlar bize karsı çıkarken, bizi diri diri mezara koyduklarını bilmiyorlar mıydi?
    Kadın haklarını savundular ama bizim gibi mağdur 3800 aileyi de mezara koydular.. Yasayı saptırdılar ve yasa geri çekildi.. Bunun uğruna bir tane bizim gibi mağdur arkadaşımız intihar etti. Canından oldu. evlatları babasızdı üstüne birde annesiz kaldı..
    Bizim hakkimizi niye savunmadılar? Bizi niye pislik sapık tecavüzcülerden ayırmadılar. bizim ve çocuklarımızın suçu ne? Bize bunu yasattılar.
    Dilerim Rabbimden benim ve benim gibi olan arkadaşlarımın çektiğimiz çilenin daha beterini çeksin Allah’tan bulsunlar. Bizim canlarımızın yandığı kadar canları acır ve yanar, belki eyvah derler ama kimsenin yanına kar kalmasın..
    Ah ediyorum vebâl ediyorum.. Ne diyim düşmanıma bile yaşatmasın yaşadığımı derken simdi Allah bize bunu yapanlara iki mislini yaşatsın ki anlasın bu uğraşların boşa olmadığını anlasınlar. Bizi tükettiler çünkü…


    Ben Neriman Evli ve bir çocuk annesiyim. Ben 21 eşim 25 yaşında. Sevmenin ağırlığını daha o yaşta hissettim omuzlarımda… Sevmekle beraber hayatın yükünü de sırtlanmış oldum. Nerden bilebilirdim ki kurduğum toz pembe hayaller, yerini siyah bulutlarla kaplı hüzün gözyaşlarına bırakacak.
    14 yaşındaydım ilk aşkım, kalp ağrımı sevdiğimde. O da 18. Öyle güzel sevdi ki… Hep iyi ki dedirtti. Ailem öğrenci diye onay vermediler. Biz yine de görüşmeye devam ettik. Olmadı engeller, baskılar… Benimle var mısın dedi ? Nasıl olmazdım ki … Tuttum elinden o günden beri de hiç bırakmadım.
    Her şey güzel olacak derken polisler geldi aldı. Ailemin hiç bir şeyden haberi yok okuldan kaçtığımı sanıyorlar. Şikayetçi oldular, dava aşaması boyunca 15 ay yattı.  Ailem 2. mahkemede şikayeti geri aldı. Her hakim karşısına çıktığımda seviyorum dedim. Ben de istedim dedim, o beni zorlamadı dedim, dinlemediler. Üstüne bir de tecavüzcü dediler 8 sene 4 ay ceza verdiler.
    Sevmenin mağduru olup ceza aldık. Her şey yoluna giriyor dedik… ÂLLAH’IN emri ile gelip istediler. Telimle duvağımla babamın evinden gelin çıktım.
    Minik  bir yuvam, kurulu bir düzenim oldu. 9 aylık evliydik içimde büyüyen minik eller, minik ayaklar, minicik bir kalbin olduğunu öğrendik .. Artık 3 kişi olma hayalini kuruyorduk.  7. ayıma girdiğimde gidip alışverişini yaptık bir oğlumuz olacaktı. İsmi Eymen olsun dedik.
    1 hafta sonrası yasa tasarısı gündeme gelip çekildi. “Gideceğim ben ama üzülme ben yoksam Eymen var” dedi. Keşke gitmeseydi.
    Hastane’ye gittiğimde elimden tutacak bana güç verecek bir el yoktu. Oğlumu yalnız aldım kucağıma. 7 günlük bebekti babasının kucağına verdiğimde. Hapishanede kokladı ilk yavrusunu. Gözyaşlarını kokusuna bıraktı.  Tutup alamadım elinden.Şimdi oğlum 1 buçuk yaşında. Her geçen gün büyüdü, o büyüdükçe ben öldüm… Yaşarken ölmek nedir bilir misiniz? Ben biliyorum defalarca öldüm.
    Oturabildi, emekledi, yürüdü… Sonra da baba dedi. Baba. Peki nerde bu baba ? Neymiş günahı evladından ayrı? Sadece 40 dakikalık görüşte görüyor.
    Çok sevmiş annesini, sahip çıkmış, korumuş kollamış…
    Peki annesi ne yapıyor? Babasını aratmamak için dişini tırnağına takmış. Gözyaşlarını silmiş gülmüş.
    İçimdeki çığlık büyüyor… Duyun, görün artık.
    Siz görmedikçe, duymadıkça,  ben çığlıklarımda boğuluyorum .. Gün be gün tükeniyorum .. Tek başıma yetemiyorum. Az değil yaşadıklarım, kısacık ömre ne acılar ne ayrılıklar sığdırdık… Ama yeter artık bitsin bu hasret, bu acı. Duyun artık çığlıklarımı!
    Bize bunları yaşatanlarda, yasasının geri çekilmesine sebep olanlarda hiç mi Allah korkusu yok acaba?
    Biliyor musunuz ki ben neler çekiyorum!
    Ben bir anneyim, babasız bir çocuk büyütüyorum ve buna sebep olan sizler gününüzü gün ediyorsunuz dimi ! Sizin için tüm sorunlar bitti. Nasıl olsa yasa geri çekildi ! Bu çocukların babasız büyümesinde etkisi olan herkese Rabbim daha beterini yaşatsın ! ELBET BİRGÜN HERKES YAŞATTIĞINI YAŞAR !


    Evlilik yasasından mağdur bütün kadınları ortak sözü:
    Biz kadınlar tecavüze uğramadık, zorla evlendirilmedik!
    Kendi hür irademizle, kalbimizle tertemiz sevip evlendik!
    Kızlar tecavüze uğramasın! Hiçbir genç kız zorla evlendirilmesin! Ama bizi onlarla da aynı kefeye koymayın. Yeter artık sesimizi duyun!



    Not: Dört bin kadın sadece kocaları hapse girdiği için başvuranlar.  Daha niceleri var on sekiz yaş altında evlenen. Kocası yakalanmasın diye korkusundan hastalandığında hastaneye gidemeyen, evinde doğuran, çocuğunu nüfusa yazdırmayan… Evlenmenin korkusu içinde yaşayan aileler…
    Sema Maraşlı  http://www.cocukaile.net
    Tek suçları erken evlenmek olduğu için birbirlerinden ayrı düşmek zorunda kalan bir ailenin tutuklanma gününden küçük bir kesit.  Suçsuz yere cezaevinde gerçek tecavüzcülerle aynı koğuşta kalmak zorunda olan, sevdiklerine hasret, gözyaşlarını tutmakta zorlanan gencecik bir baba, babasına doyamayan bir çocuk, eşini seven bir kadın ve evladına hasret yaşlı, hasta bir baba. Felç hastası baba, görüş günlerinde hastane kapılarında yatıyor. Güzel ahlaklı, evinin direğe evladı suçsuz yere hapiste. Evladına yaklaşmak istiyor fakat torununa kıyamayıp kendi hakkından feragat ediyor. Bu babanın ahı bile yakar bu ailelerin cezaevinde olmasına sebep olanları. Dualarımız ve gayretlerimiz bu ailelerin birbirlerine kavuşması için. Erken evlendiği için hapis cezası alan ve birbirlerinden ayrı düşen bu ailelere yapılan büyük bir zulümdür. Zulme rıza da zulümdür.