• 75 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Uzaya büyük bir merakım olduğu için aldığım bir kitap. Kara delikler gibi henüz çözülememiş ve bizim için çok gizemli cisimlerle ilgili bilgiler veriliyor. 20. yüzyılın en büyük fizikçilerinden Stephen Hawking'in kitabı. Kitap, fizik bilimine uzak olan okurların da kolaylıkla anlayabileceği bir dile sahip.
    Kitap ilk olarak, kitabın sayfasına oranla uzun denilebilecek bir önsöz ile başlıyor. Burada, Hawking zamanına kadar bilimde ilerlemenin nasıl kaydedildiği, hangi bilim insanlarının bu ilerlemeye katkı sağladığı anlatılıyor. Aristo ve Newton fiziğinin farklarından bahsediliyor. Ayrıca Newton'ın ve Einstein'ın kuramlarının farklı kuramlar değil, Einstein'in kuramının Newton'un kuramını kapsayıcı bir özelliğinin olmasından bahsediliyor.
    Önsözden sonra asıl kitap kısmına geliyoruz. Hawking, kara deliklerle ilgili bilgiler veriyor. Bilgi verilen kavramlar arasında Kara deliklerin olay ufku, Tekillik, Hawking Işıması yer alıyor. Kara delik nasıl oluşur, İnsan kara deliğin içine girdiğine ne ile karşılaşır, kara deliklerin içinde bilgi kaybolur mu gibi sorulara cevap arıyor Hawking.
    Beni derin düşünüşlere yönelten bir kitap oldu. Bir kitabı bitirdikten sonra, o kitap hakkında düşünmek çok keyif veriyor bana.
    Evrende, çözmemiz gereken daha çok şey olduğunu gösteriyor bana bu kitap.
    Evrenin determinist bir yapısının olmasına sıcak bakmazdım ama bu kitaptaki kuantum durumlarının bilinebileceği kısmını okuduktan sonra bu görüşümü sorgulamaya başladım.
    Kara deliklerin içinde bilgi kaybolur mu sorusu da ilgimi çeken şeylerden biriydi. Oraya giren her madde ve ışık tamamen yok mu olur yoksa bu evrende veya başka bir olası evrende mi belirir? Farklı evrenlerin var olması beni hep heyecanlandırmıştır. Bu kitapta Hawking de bahsetmiş bu durumdan.
    Yalın bir dile sahip ve kısa olan, kara delikler hakkında neleri bildiğimizi anlatan güzel bir bilim kitabı.
  • Metafizik Nedir?
    Kendinizi bir düşünce okyanusuna dalmış gibi hissettiğiniz oldu mu? Zihniniz bilginizin boşluklarının yarattığı huzursuzluk içinde kaldı mı? Eğer bunu yaşamadıysanız şu sorulara bir göz atın;

    Zaman bir yanılsama mıdır?
    Mutlak bir gerçek var mıdır? Varsa neden meydana gelir?
    Tanrı’nın varlığını bilmek mümkün mü? Tanrı dediğimiz şey vicdanımızın sesi olabilir mi?
    Yaşamın nihai bir anlamı var mı?
    Bu gibi soruları analiz etmeye ve cevaplamaya çalıştığımızda fizik kavramları ile bu sorular üzerinde düşünemeyeceğimizi fark ederiz. Bu gibi sorulara yanıt ararken fizik ötesi anlamına gelen “metafizik” kavramları ile düşünmeye başlarız.

    Geçmişten Felsefi Bir Yaklaşım
    Doğduk öleceğiz. Bu ikisi arasındaki şeye “zaman” diyoruz. Zamanın geçişinin deneyimlerimizin en temel özelliği olduğunu biliyoruz ama onu tam olarak tanımlayamıyoruz. Daha da fenası, bu konuda fizik yasaları da bize yardımcı olmuyor. Zamanın varlığı inkar edilemez ama deneyimler olmadığında zamanın anlamı da kayboluyor. Diğer sorular için de benzer bir durum geçerli. Buna benzer problemleri felsefi açıdan ele alarak çözmeye çalışırız. Felsefede uzay ve zaman, zamanın geçiciliği tarafından düzenlenen bir alan olarak değil, değişmeyen dört boyutlu bir yapı olarak ele alınır.

    Metafizik
    Bütün bunlar biraz kafa karıştırıcı gelmiş olabilir. Bunun kafa karıştırıcı görünme nedeni bilimsel bakış açısının felsefi çözümleri sindirememesinden; kuantum fiziğinin hem teorik hem de deneysel olarak tam olarak anlaşılmamış olmasına rağmen geçerli olduğunu unutma eğilimimizden kaynaklanır.

    Metafizik, kuantum fiziği ilgili keşiflerden çok önce Platon ve Aristoteles’in zamanından beri vardır. Metafizik gerçekliğin temel doğasını, zihin ve madde arasındaki ilişkiyi, özü ve niteliği, olasılığı ve gerçekliği inceleyen felsefe dalıdır. Fizikten farkı, ortaya koyduğu kavramları sorgulama aşamasını atlayıp sonuca dair cevaplar üretme çabasıdır.

    Metafiziğin konularının başında varlık bilimi anlamına gelen ontoloji gelir.
    Ontoloji
    Ontoloji varlığın doğasını anlamaya çalışır. Farklı nesne türlerini (somut ve soyut, var olmayan ve var olan, gerçek ve sanal, bağımlı ve bağımsız) ve bunların bağlarını (ilişkiler, öngörme ve bağımlılıklar) ayırt etmek için bir temel arar.
    “Evrenin doğası nedir?”, “Tanrı var mı?” veya “Öldüğümüzde bize ne olur?” gibi derin sorular sorduğunuzda, ontolojik sorular sormuş oluyoruz.

    Modalite (Yöntem)
    Modalite; ihtiyaçlar, olasılıklar ve imkansızlıklar dahil olmak üzere metafiziksel ifadelerle ilgilenir. Örneğin, futbol takımında 11 oyuncu varken on dört oyuncu da olabilirdi diyebiliriz ama sıfır oyuncu olma olasılığı yoktur. Futbol takımında 11 oyuncunun var olması; neyin gerçek ya da neyin gerekli olduğuyla ilgilidir. On dört oyuncu olabilirdi ifadesi neyin mümkün olduğuyla ve üçüncüsü ise imkansız olanla ilgili bir gerçektir.

    Neyin mümkün ve gerekli olduğu konusunu sürekli olarak değerlendiririz. Mesela bir işi nasıl daha iyi hale getireceğimizi düşünürken ya da olayların olduğundan farklı olması için nelerin değişmesi gerektiği konusunda düşünürken. Bunlarla ilgili sürekli kararlar alırız. Bunlara modal kararlar ve modal iddialar denir. Bunlar bilinçaltımızda üretilir ve kararlarımızda merkezi bir rol oynar.

    Kimlik
    Kişisel kimlik teorisi, varlığımız ile ilgili nihai bir yüzleşmedir: Ben kimim? Ölümden sonra bir yaşam var mı? Varlığımın nihai amacı nedir? Mevcut fiziksel yasaların veya teorilerin herhangi birinin bu tür soruları yanıtlaması mümkün değildir.

    Doğal Teoloji
    Herhangi bir vahiyden söz etmeden veya herhangi bir vahiye itiraz etmeden Tanrı’nın varlığını ve niteliklerini araştırır. Teolojide ilk soru “tanrı” kelimesinin ne anlama geldiğidir. Tanrı var mı? Tanrı geleceği ve yaşayan canlıların nasıl davranacağını bilir mi? Teoloji, bu soruları kutsal metinlerden ve ilahi yazılardan hiçbir iddiada bulunmadan kullanmaya devam etmesine rağmen bu iddiaları yanıtlamayı amaçlar. Bununla birlikte eğer durumu analiz edecek olursanız önemli bir farkındalığa ulaşılır. Bilim insanları evreninin kökenine dair kesin bir açıklama yapamamışlardır. O halde ilahiyatçıların bir yaratan olduğu iddiası bilimsel olarak yalanlanmamıştır. Ancak bu noktada bir başka soru ortaya çıkar: Tanrı evreni yarattıysa Tanrı’yı kim yarattı?

    Soyut Nesneler
    Sayılar ve matematiğin diğer kavramları soyut buna karşın ağaçlar, taşlar ve insanın kendisi gibi doğal figürler evrensel olarak somut olarak kabul edilir. Platon’a göre maddi dünyanın ötesinde gerçek bir alem vardır ve bu alemde nesnelerin gerçek ve soyut halleri bulunur. Bu soyut nesneler, yaratıcı ilahi bir hareketten kaynaklanır.

    Metafizik Bir Bilim Dalı mıdır?
    Mevcut bilimsel yasalar ve teorilerle açıklanmayan, mantığa aykırı tespitler yapan metafiziğin bir bilim dalı olarak tanımlanması nasıl mümkün olur diye düşünmüş olabilirsiniz. Metafizik gerçekten de mantık zincirleriyle kendisini kısıtlamaz. Örneğin bir metafizikçi bilgisayarın varlığı ile ilgili olarak şu soruları sorabilir:

    Bilgisayar ne tür birşeydir?
    Özgür iradesi var mı?
    Parçalarıyla kendisi arasında nasıl bir ilişki var?
    15. yüzyıl boyunca pek çok bilge insan, Kristof Kolomb’un keşif yolculuğunu anlamsız ve tehlikeli buldu. Çünkü onlara göre dünya düzdü ve Doğu Hindistan’a gitmeye çalışmak demek, dünyandan düşmek demekti. Ama Kolomb bu yolculuğuna çıktı bir süre sonra insanlar farklı düşünmeye başladılar. Sonuçta dünyanın yuvarlak olduğu iddiası fiziksel olarak kantılandı. Yani başlangıçta dünyanın yuvarlak olması fikri metafiziksel bir fikirken daha sonra fiziksel bir gerçeklik haline gelmiştir. Bir başka önemli gerçek ise gezegen sistemimizin merkezinde Güneş’in olmasıdır. Başlangıçta tüm yıldızların ve gezegenlerin Dünya’nın etrafında döndüğü sanılırken bugün heliosantrik (güneş merkezli) evren fikri bizim için fiziksel bir kavram haline gelmiştir. Ama 16. yüzyılda yaşayan insanlar için bu metafiziksel bir gerçekti. Bu duruma verilebilecek en şahane örnek Einstein’ın teorileridir. Einstein’ın teorileri bilişsel anlayışı temel alan teorilerdi ancak fiziksel olarak gözlemlenemediği için geliştirildikleri zaman metafizikti. Bunun da ötesinde, çok yakın bir zamanda, bir kara deliğin ilk gözlemiyle, bir kara deliğin nasıl görüneceği konusundaki metafizik teorileri nihayet hayata geçti. Benzer şekilde, Kuantum fiziği büyük ölçüde metafizik olarak kabul edilebilir, ancak şimdi tüm bilimlerimizin temeli haline gelmiştir.

    Burada anlamamız gereken en önemli konu, fizik ve metafizik arasındaki sınırların sürekli olarak hareket halinde olduğudur. Bugün metafizik olan bir şey, gelecekte fiziksel olarak gözlenebilen bilimsel bir gerçek haline gelebilir. Metafizik bu doğası sayesinde bilmediklerimiz konusunda tahminlerde bulunarak bilime öncülük eder ve bilimin yolunu aydınlatır.
  • 200 syf.
    Kitap, yazarın ölümünden sonra, en son çalışmaları da dahil olmak üzere, Stephen Hawking Vakfı tarafından derlenip, kitap haline getirilmiş. Yazarın kitabın basılacağından bilgisi tabi varmış ama ne yazık ki, ölümünden sonra olduğu için basımını görememiş. Kitap Eddie Redmayne'in önsözü ile başlıyor, tabi öncesinde yayıncının notu ve teşekkür kısmı var birer sayfa. Önsöz sonrası da Stephen Hawking'le başbaşa kalıyoruz. Son birkaç sayfasında sonsöz olarak kızı Lucy'in babasıyla ilgili görüşlerine ve yine kızının ağzından cenaze törenine yer verilmiş. Yazar, kendi çocukluğundan itibaren ALS hastalığının ilk başgöstermesi ve gelişmesi sürecini anlatıyor. Sonrasında ise bu hastalığına rağmen geliştirdiği kuramları çok güzel bir şekilde anlatmış ve birçok mantıklı açıklamalarda bulunmuş. Bilimsel açıdan mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. İlgimi çeken en önemli nokta ise, yazarın kendi ağzından, kendi başardığı birçok önemli bilgiyi aktarmasına rağmen, ne bir övünme, ne de kendini göklere çıkarma gibi bir teşebbüsü yok. Tanrı ve evrenle ilgili birçok bilgi var kitabın içinde. Bu yazılanlardan anlaşıldığı kadarıyla Hawking Tanrı'ya pek de inanmıyor diyebilirim. Onun için evrenin oluşumu bir kara delik ve o kara deliğin getirdiği sonuçlar. Ancak bunları o kadar mantıklı açıklamış ki, soru işareti bırakmıyor. Einstein'in birkaç çalışmasından örnekler vererek, durum tespitlerinde bulunmuş. Uzay, dünya, insanlık, kara delik, bilimsel çalışmalar, Tanrı'ın var olup olmadığı, evrenin nasıl ortaya çıktığı, sonsuzluk, nereden gelip, nereye gideceğimiz, yaşam alanlarımız ve zamanla dünyanın insanlık için tehlikeli bir yer haline gelip, yeni yaşam alanları arayabileceğimiz ve bu yaşam alanlarını nasıl bulmamız gerektiği yönünde yol gösterici bilgiler, galaksiler, gezegenler, yıldızlar ve hepsinin özellikleri ve yaşam olup olmadığı... Hepsi bilimsel açıdan çok güzel açıklanmış. Benim için eğitici, bilgilendirici ve deneyim kazandıran bir kitaptı. Okunması gerekir...
  • 200 syf.
    ·Beğendi·8/10
    #stephenhawking Hawking anlatıyor :
    1. Her şey nasıl başladı?
    2. Evrende bizden başka akıllı yaşam var mı?
    3. Geleceği öngörebilir miyiz?
    4. Bir kara deliğin içinde ne var?
    5. Tanrı var mı?
    6. Zamanda yolculuk mümkün mü?
    7. Dünyada hayatta kalmayı sürdürebilecek miyiz?
    8. Uzayda kolonileşmeli miyiz?
    9. Yapay zekâ bize üstün gelecek mi?
    10. Geleceği nasıl şekillendiriyoruz?
    Kendi düşüncelerine ve fizik ilke ve teoremlerine göre yorumladıkları bu sorular bilim meraklıları için mutlaka okunmalıdır.
    Ve son olarak gelecek, #einstein ın 16 yaşındayken bir ışık ışını sürüyor olmayı hayal etmesi gibi ışık hızına ulaşamasak da ışık ışınını bir araç olarak kullanmakla başlayacak belki de...
  • 200 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Stephen Hawking gibi büyük bir dahiyi anlatmadan yapılan bir incelemenin, çok güdük kalacağını söyleyerek incelememe başlamak istiyorum. Yine kitap ile yapacağım inceleme spoiler içerebilir, o yüzden bunu dikkate alarak okumanızı tavsiye ederim. Stephen Hawking, Einstein'den bu yana en parlak fizikçi kabul edilir. Hawking 21 yaşında motor nöron hastalığına yakalanmıştır. Doktorlar tarafından kendisine 2 yıl ömrü kaldığı söylenmesine rağmen , o asla pes etmemiştir. Önce Gonwille ve Cauius College'de öğretim üyesi oldu, daha sonra Newton'un 1663 yılında sahip olduğu kadro olan olan Lucas matematik ve Fizik profesörlüğü ünvanını aldı. Otuz yıl boyunca bu görevi sürdürdü. Çok sayıda onur ödülü aldı. (Bildiğim kadarıyla 12 ödül aldı.) Hawking aynı zamanda Kraliyet Derneği ve Abd Bilim Akademesi üyeliği yapmıştır. Hawking'in yazdığı kitaplardan bazıları ise sırasıyla şunlardır. Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar, Zamanın Kısa Tarihi, Kara Delikler, Büyük Tasarım, Zamanın ve Uzayın Doğası, Zamanın Kısa tarihi , Zamanın Daha Kısa Tarihi , Aforizmalar , Ceviz Kabuğundaki Evren , Benim Kısa Tarihim , Zamanın resimli kısa tarihi. Eğer bilime, fiziğe ilgili iseniz ,evrenin nasıl oluştuğunu merak ediyorsanız yukarıda yazdığım Hawking kitaplarınıda okumanızı tavsiye ederim. Neyse biz dönelim Büyük Sorulara Kısa Yanıtlar kitabımıza... Hawking bu kitabında şu 10 temel soruya yanıt arıyor.
    1. Tanrı var mı ?
    2. Herşey nasıl başladı?
    3. Evrende bizden başka akıllı yaşam var mı?
    4. Geleceği öngörebilir miyiz
    5. Bir kara deliğin içinde neler var?
    6. Zamanda yolculuk mümkün mü?
    7. Dünyada hayatta kalmayı sürdürebilecek miyiz?
    8. Uzayda kolonileşmeli miyiz?
    9. Yapay zeka bize üstün gelecek mi?
    10. Geleceği nasıl şekillendiriyoruz?

    Stephen Hawking yukarıdaki soruları yanıtlamadan önce neden büyük sorular sormalıyızı yanıtlamış kitabında. Hawking kendisinin bir bilim insanı olduğunu , fiziğe, kozmolojiye, evrene ve insanlığın geleceğine ilişkin derin bir ilgisi olduğunu ve ailesinin kendisine bilimin bizlere sunduğu pek çok soruyu araştırıp bunlara yanıt aramak için yetiştirildiğini söylüyor. Hawking bir çocuğun yetiştirilmesinde eğitimin ne kadar önemli olduğunu bizlere hatırlatıyor. Özellikle Stephen Hawking kuramsal fizik alanında yaptığı çalışmaları asla yeterli görmüyordu. Bu konuda bilim dünyasına , küresel çalışmalara katkı sağlamak istiyordu. Stephen Hawking okulda kendisine arkadaşları tarafından Einstein lakabı takıldığını (ne kadar güzel bir lakap ) ancak ders notlarının çok iyi olmadığını bize söylüyor. Yani demem o ki çocuklarınız okulda dersleri iyi değilse bu onların dahi olmayacağı anlamına gelmiyor. Okulu çok dikkate almayın yani . Çocuğunuzun yeteneklerine bakın. Einstein , Hawking gibi insanları düşünün biraz. Neyse biz dönelim yine incelememize.
    Okulda arkadaşları ile tartıştıkları büyük sorulardan biri de evrenin başlangıcı (aslında yanıtını bilime meraklı herkesin merak ettiği soru) ve bu başlangıçta bir Tanrı'nın müdahalesi var mı , yok mu? Stephen Hawking ALS hastalığını öğrendikten sonra ve hastalığı iyice ilerledikten sonra bir süre doktora çalışmalarına ara veriyor. Ancak daha sonra hastalığının ilerlemesi yavaşlayınca, çalışmalarına yeniden başlıyor. "Yaşamın olduğu yerde umut da vardır" diyerek. Asla pes etmiyor ve umudunu kaybetmiyor. Bu sırada yeni tanıştığı ve daha sonra evlendiği Jane ona çok yardımcı oluyor. 1965 yılında evleniyorlar. Stephen Hawking'in bu evlilikten üç çocuğu oluyor. Çocuklarına da her zaman büyük sorular sormayı aşılıyor. 1974 yılında Kraliyet Derneğinin üyesi seçiliyor. Üye seçildiğinde araştırma görevlisi idi. Üç yıl içinde profesörlüğe seçiliyor. Kara delikler üzerine yaptığı çalışma (Hawking Işıması) her şeyin kuramını keşfedeceğimize dair ona umut vermişti. Burada aslında kısaca Hawking Işımasından da bahsetmek isterim." Uzaydaki kara delikler, çok büyük sönmüş yıldızlardır ve çekim güçleri nedeniyle ışığın bile dışarı kaçamadığı kabul edilir. Hawking, evren Büyük Patlama ile oluşurken mikro kara deliklerin meydana geldiğini, bunların az da olsa parçacık ve ışığın kaçmasına izin verdiğini açıklar. Bu nedenle, mikro kara deliklerden çıkan ışınlara Hawking Radyasyonu ya da Hawking Işıması adı verilir."
    1979 yılında Newton ile Paul Dirac'ın bulunduğu Lucas matematik profesörlüğüne seçilir ve bu O'nun moralini yükseltmiştir. 1985 yılında Stephen Hawking'in hastalığı iyice ilerlemiştir. Artık konuşamamaktadır Hawking. Ancak Walt Woltosz adında bir bilgisayar uzmanı ona bir bir bilgisayar programı vasıtasıyla tekerlekli sandalyeden, bilgisayar ekranında bulunan bir menüden elinde bulunan bir düğmeye basarak sözcükleri seçmesine olanak sağlıyordu. Daha sonra ise İntel firması tarafından geliştirilen bir sistemle ve gözlüğünde buluna küçük bir sensörün yanak hareketlerini algılaması ile kontrol ettiği acat adında bir program kullanarak konuşmasını sağladı. Stephen Hawking kendisinin sorduğu soruların kendisinde yarattığı heyecanın ve onda yarattığı heyecanı anlayabilmek ve bu yoldaki arayışın onda yarattığı coşkuyu paylaşabilmek, O'nun temel amacıdır. Yani Hawking bu sorulara yanıt bulabilmek ve onları insanlarla paylaşıp ,insanların aydınlanmasını sağlamak istiyor. Tıpkı bir aydın sorumluluğu gibi. Gelelim efendim bu temel sorulara Hawking'in verdiği yanıtlara . Aslında burda hepsini tek tek ,bu soruların yanıtlarını incelemek istemiyorum. Çünkü kitap hakkında ve bu soruların yanıtları hakkında çok bilgi vermiş oluruz. Sadece önemli gördüğüm en önemli iki soruya hepsi de önemli gerçi ama bu ikisinin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu soruların yanıtı aslında bir çok şeyinde anlaşılmasını sağlayabilir. Tanrı var mı ve Herşey Nasıl Başladı? İnsanlığın yüzyıllardır yanıtını aradığı , sorguladığı bir soru aslında. Stephen Hawking aslında net olarak şunu söylüyor. Benim Tanrı ile ( aslında olmadığını gayet net biliyor ve açıklıyor) alıp veremediğim bir şey yok. Herkes istediği şeye inanmakta özgürdür diyor ama ben ne Tanrının ne cennetin, ne de cehennemin olduğuna inanmıyorum. Herşey ama kesintisiz herşey doğa yasaları ile olmuştur diyor. Bu yasaların keşfedilişinin insanoğlunun en büyük başarısı olduğunu söylüyor. Temel soru şudur . " Evrenin başlama şekli , bizim anlayamayacağımız nedenlerden Tanrı tarafından mı seçildi yoksa bir bilim yasası tarafından mı belirlendi ? Ben bilim yasalarına inanırım diyor Hawking . Aslında söylemi gayet net ve açık. Sorulardan biriside şu(benim sorduğum bir soru bu aslında).Eğer başlangıç Tanrı tarafından yaratıldıysa , başlangıç öncesinde bir Tanrı'nın olması gerekmiyor mu? Ya da Tanrı ne zaman doğdu ?(Bu da onu kim yarattı sorusunu akla getirir) bunlara asla bir yanıt bulamazsınız . Hawking bize net olarak evrenin başlangıcını bilim yasaları ile açıklıyor. Evrenin başlangıcının büyük patlama ve kozmik genişleme ile ilgili olduğunu bize net olarak söylüyor. İkinci sorusuna yanıtı ise bize evrenin başlangıcı ile net cevaplar veriyor. Evrenin genişlemesinin keşfi 20. yüzyılda oldu. Bunun keşfi evrenin başlangıcına ait tartışmaları tamamen değiştirdi. Galaksiler günümüzde birbirinden uzaklaşıyorsa geçmişte birbirine daha yakın olmalıdır. Dolayısıyla herşeyin uzaydaki aynı noktada bulunduğu söz konusu zamanda başlamış gibi görünüyor. Stephen Hawking bize evrenin başlangıcını bilim temelinden anlamaya çalışmalıyız diyor. Stephen Hawking ve Roger Penrose Einstein'ın genel görelilik kuramından hareketle , evrenin bir başlangıcı olması gerektiğini gösteren geometrik teoremi kanıtlamayı başardılar. Hawking'e göre matematiksel bir teoreme karşı çıkmak oldukça zordur. Hawking ve Penrose'un teoremleri evrenin bir patlamayla ,eşdeyişle evrenin tamamının ve içindeki herşeyin sonsuz yoğunluktaki tek bir noktaya sıkıştığı , bir uzay zaman tekilliğiyle başladığını gösteriyordu. (bakın buralarda hiç bir Tanrının etkisi yok) Evrenin son derece yoğun bir başlangıcı olduğu fikrini destekleyen gözlemsel bir kanıt 1965 yılında , uzaydaki zayıf mikrodalga alanının keşfedilmesiyle birlikte geldi. Evenin genişlemesiyle ışıma , bugün gözlemlediğimiz sönük kalıntısına gelene dek soğumuştur. Hawking'e göre evrenin başlangıcını anlamak için Genel Görelilik Kuramı ile Belirsizlik İlkesinin birleştirilmesi gerekir. Hawking'in söylediği bir başka şey , evrenin başlangıcına bir olasılık atfetmek gerekir. Dolayısıyla evren , her biri kendi olasılığını içeren çok sayıda olası geçmişe sahip olmalıdır. Evrenin bir çok geçmişe sahip olduğu fikri , halihazırda bilimsel bir gerçek olarak kabul edilmektedir. Bunun mucidi ise Richard Feynman'dır. Feynman'ın fikri geleceği öngörmek adına da iyi çalışır. (Aslında bu soru Hawking'in geleceği öngörebilir miyiz sorusuna da yanıt olabilir .) Bilim adamları günümüzde Feynman'ın Çoklu Geçmişler kuramı ile , Einstein'ın Genel Görelilik Kuramını bir araya getirmeye çalışıyorlar. Hawking'in üzerinde durduğu bir başka önemli kuram ise, M Kuramı. Bütünlüklü bir birleşik kuram için en iyi adayda M kuramı ,evren için oldukça çok sayıda geçmişe izin verir. Bu kuram 5 farklı sicim kuramını birleştirmiştir. 10 yerine 11 boyutlu bir evren resmi ortaya koymuştur. Şu an bilinen 3 boyutlu evrenimizi, çok daha büyük ölçülerde daha fazla boyuttan oluşan bir uzay-zaman içinde dolaşan üç boyutlu bir zar olarak tanımlamaktadır.

    Sonuç olarak Hawking'in Büyük Sorulara Kısa yanıtlar kitabını okuyarak O'nun yanıt aradığı soruların aslında çok önemli sorular olduğunu bizleri gayet net bir şekilde sorgulattığını ve aydınlattığını söyleyebiliriz. Eğer bilime, fiziğe , kozmolojiye biraz merakınız varsa ve bu soruların yanıtlarını merak ediyorsanız şiddetle okumanızı tavsiye ederim. İncelemem biraz uzun olsa da bir nebze insanları aydınlatmak görevimizi yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Keyifli okumalar.....
  • Eğer bir kara delik Güneşimizin birkaç katı büyüklükte bir kütleye sahipse olay ufkuna ulaşmanızdan evvel parçalarınıza ayrılır ve spagettiye dönüşürsünüz. Ancak Güneşin milyon katı kütleli daha büyük bir kara deliğe düşerseniz kütleçekimsel çekim vücudunuzun tamamına aynı etkiyi uygular ve olay ufkuna pek güçlük çekmeden ulaşırsınız. Dolayısıyla bir kara deliğin içini keşfetmek istiyorsanız, önce büyük bir kara delik seçtiğinizden emin olun.