• Kapaklarında kedi ve köpek olan bir sayı. Tam da hayvanlara yapılan eziyetleri iyice ayyuka çıkmasının ardından güzel bir mesaj vererek başlamış dergi. İlk 15 sayfa hayvanlarla ilgili olarak devam ediyor. Yazarların hayvan sevgisi üzerine sözlerle... Hayvanlarla ilgili kitaplar falan. İlber Ortaylı'nın yazısı süperdi. Murat Uyurkulak'ın Göztepe'de Bir Mektup hikayesi duygulandırıcı. Madımak tabiki bahsedilmiş Nebil Özgentürk ve İsmail Saymaz ile. Cioran bölümü çok etkileyiciydi; hemen bir kitabını okumak için işaretledim. Mehmet Güreli'nin bölümü de okunmaya değer. Çeşitli reklamlar ve kitap tanıtımlarıyla süslenmiş. Not defteri, ayraç ve köpeğin meleğe dönüşen kartpostal hediyeleriyle güzel bir sayı. 16 da 16 yaptım. Tavsiye edebileceğim bir dergidir.
  • *Yazarın okuduğum ilk kitabıdır.

    *Önsözde bahsettiği gibi, akademik bir kitap olmasındansa daha basit bir dil kullanarak günümüz Rusya'sını inceliyor. Tarihsel açıdan edindiği devlet politikaları, temel sorunları, insanlarının genel yapısı, mimarisi vb. birçok özelliğine dikkat çekiyor ve uzun süredir Rusya'ya gidip gelmiş olması sebebiyle de bir miktar savunma halinde.

    *Kitabın ilk bölümleri bir gezi yazısı havası yaratırken, orta bölümler daha çok iktisat ve enerji politikalarına, son bölüm ise güncel politik hareketlerine(Ukrayna, Gürcistan, Suriye gibi) yer veriyor.

    *Kitabın anlatımı, benzerlerinin aksine, çok akıcı ve hiç sıkmıyor.

    *Eleştiri olarak söyleyebileceğim bir konu; Kitabın önsözünden önce iki yazarın kitap hakkındaki kısa yazıları verilmiş. Bunlardan birinin(Soner Polat) kitabını daha önce okumuştum. Fikir babalarının kitaplarını da okuduğum Avrasyacı yaklaşımını yetersiz bulduğum bu yazarın yazısıyla daha kitaba başlamadan karşılaştığım için istemsiz bir ön yargı oluşturdu. Bu yazılar kitabın sonunda veya arka kapakta(kısaltılarak) verilebilirdi. Kitabın kendisi bu ön yargımı seyreltti fakat yine de yazara ve yayıncıya önerim bunu yapmamasıdır. Zaten Kırmızı Kedi Yayınevi, takip edenleri için ciddi, değerli bir yayınevidir. Kitabın satması-okunması için bu kitabı basıyor olması yeterli bir güvencedir.
  • Üniversiteye başladığım yıl almıştım kitabı. Senelerce kütüphanemde durdu. Renkli-resimli ve kronolojik olduğu için Kpss'ye çalışırken okumak istedim. Bu bahaneyle okudum, yoksa daha senelerce dururdu. Ben gazetecinin, gazetecilik; tarihcinin; tarihçilik; hayvancilik ile uğraşanın hayvancilik yapmasi gerektiğini düşünüyorum. Mesela ben tarihçi olarak süt sagmaya kalkarsam elime yüzüme bulaştirir; sagilmiş sütü de mundar ederim. E kalkip gazeteci de tarihçilik yapmaya kalkinca eline yüzüne bulaştırıyor. Ortaya tarihi bir makale değil yazanın görüslerini pompaladigi bir köşe yazisi meydana geliyor.

    "Ruslar çeşmede donanmamizi yakti tüüü Allah belalarini versin" tarzi kalemlerden hoşlanmam.
    Tüm gönlümle şunu söyleyebilirim ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan her zaman onur duyarım. Ve Türkiye Cumhuriyetini Osmanlinin devami olarak görmekteyim. 2. Mahmut dişinda da hiç bir problemim olan Osmanli padişahi, damat ferit dişinda da şahsi bir problemimin olduğu devlet adami da yok. Hatta 5.Mehmet Reşat'a çok üzülürüm ve yeryüzünde konumunda olmak istemediğim tek insan odur. Vallahi Vahdettini de severim. Amaaa yook Bu kitabin yazarina göre hepsini ayni anda sevemem ve benimseyemem. Tarafimi seçip tartışmaya dahil olmaliyim... Bunun gibi adamlarin Cumhuriyet ile ne karin agrisi varsa sancidan çatlasin, patlasın....
    O kadar burnu büyük ve egoist ki iste bildiklerimi mayin tarlasinda yürümek adina da olsa yazicam ben her seyi biliyorum çok entellektüelim tavirlari rezalet. Şunu söyleyeyim bu kitapta yazanlarin hepsi vikipediada padisah potreleride google görselde var!!! Ne kattin sen şimdi bu kitaba....
    Bilmediğin bi sey üstüne illa konusmak gerekmiyor... bilmiyosan bilmiyosundur.

    Kendi kenisiyle çelişen o kadar cümlesi var ki...
    Mesela hürrem sultanin ne kadar iyi oldugu. Bi süru ham ve hamam tarzi insanlarin yararlanmasi için yaptirdiklarindan bahsediyor. Bu bir iyilik kıstasi midir? Bence hayir.... haftanin 5 günu insanlara hayati dar etsem, sokaktan gecen kedi köpeği tekmelesem, yaşli teyzeleri yolun karşisina geçirmek icin koluna girsem yol ortasinda biraksam ama haftasonu gitsem huzur evinde vakit geçirsem bu beni iyi bir insan yapar mi yapmaz...
    Fatih döneminden kardes katlini devletin bekaasi icin öven Yavuz beyin kalbi hürrem sultan ve sari selime konu gelince merhamet meleği kesildi. Yok efendim hurrem selimi çok seviyomuş. Oğlunun ölmemesi için onun padişah olmasi için çalismiş.. Devletin bekaasini düsunmüs... E Mahidevran da mustafayi seviyodu. O tahta da en çok o yakisırdi Selim'in cani candi da mahidevranin oglu mustafanin cani patlican miydi? Çok düşünüyoduysa devletin bekaasini çekileydi bi kenara . Şartlarin Sari selimden sonra değişmeye basladigini hepimiz biliyoruz.
    Ayrica Vahdettin'in halife kimliğini kullanmadigini, buna tenezzül etmediğini yoksa tüm müslümanların ayaklanip genç cumhuriyetin başinin derde gireceğini söylemis Yavuz bey...
    E kullanaydi Yavuz bey....
    Mehmet Reşad halifeliği kullanip cihadi ekber ilan etti de noldu. Hint müslümanları ingilizlerin yaninda agzimizdan girdi, Araplar yemende ingilizlerle birlikte burnumuzdan çikmadi mi??? Demek ki halifeyi pek umursamadiklari gibi halifenin de kuyusunu kazanlarla çalışmişlar.
    Üniversite sınavına girecek arkadaşlara nacizane kamu spotumdur. Tarih ve siyaset bölümünü seçmeyin... bu üllkede herkes bu iki dal hakkinda her halti biliyor...
  • Kesinlikle Spoiler Içerir .....

    Köpek Kalbi ...Yazarın köpek üzerinden zekice kurguladigi siyasi bir hiciv kitabı ...Okurken kimi zaman güldüren,kimi zaman huzunlendiren dönemi açıkça eleştiren ,yasaklı bir kitap .Eser 1925 yılında yazılsa da 1987 yılına kadar Sovyetler Birliği’nde basılmamıştır.
    Kitabı okuduktan sonra dönemi tekrar araştırma gereği hissettim.

    Okuduğum kitapta köpeğin ismi "Topak" olarak çıkıyor karşımıza ...Yiyecek bulmak için çöpleri karistirdigi bir esnada ,bakanlikta çalışan ascinin üzerine kızgın yağ dokmesiyle derisi yüzülmüş,aç,soğuktan titremis ama umudunu kaybetmemiş bir haldedir .Alintida da belirttiğim gibi Umutsuzlugun bagislanmaz gunahkarlik olduğu düşüncesinde ,o durumda bile fakirin ekmeği umuda tutunup beklemekte ...

    "Vhouououuuu... Bu dünyada başka işimiz ne ki? Ama ölmek için de çok gencim. Umutsuzluk ise bağışlanmaz bir günahkârlıktır. Geriye yapacak tek şey kalıyor, ellerini yalamak."

    Sırf ekmek peşinde koştuğu için köpeğin dilinden ; köpek olmanın alın yazısı olduğunu , çok kötü muamelelere maruz kalindigini ,insanların acimasizligini,sarfettikleri küfürleri isitince huzunleniyorsunuz ...

    “Şimdiye kadar siz, hiç böğrünüze tekme, ya da kaburgalarınıza, tuğla yediniz mi? Bana hiç sormayın! Zaten ben bunu alın yazım olarak görüyorum. Bakmayın böyle ağladığıma, acıdan ve soğuktan..."

    Daha sonra sık giyinimli Doktor'un köpeğe yaklaşmasıyla,sosisi uzatmasiyla bir anda herşeyin değiştiğini dusunecektir Topak .Doktorun sıcak muamelesiyle şaşkına dönecek olan Topak ,minnettarlik hissiyle başına geleceklerden habersiz;

    "dünyanın öbür ucuna bile gelirim ardınızdan. Beni çizmelerinizin o sivri burunlarıyla tekmeleşeniz de sesimi çıkarmam."diyecektir .

    Köpek Carlik Rusya'sindaki işçi sınıfını temsil eder .Doktor ilk karşılaşmasında "boğazında kayısı yok,cok iyi ,sahipsiz " gibi ifadelerle adeta işlenmemiş bir maden bulmuscasina sevinir .Doktorun İlk önceleri görevi yaşlıları genclestirmek olsa da ,köpekle farklı bir deneyde bulunacaktir.

    Doktor Filip Filippovic önce Topak ' i tedavi eder .Yaralarinin iyileşmesini ve besili olmasını sağlar .Topak günden güne kilo almaya başlar .Öyle ki sokakta 45 günde yediği yemeği ,doktorun yanında bir haftada yiyebilecektir .

    Yemek yeme sırasında doktorun masadaki zile basıp ,yardımcısının servisi getirmesiyle köpekte iştah uyandırması "Pavlov'un Şartlı Refleks" deneyini çağrıştırdi zihnimde..Yine aynı şekilde ilk başlarda sinirli olan,hatta yardımcısını ısıran Topak'i sosisle,tatli muameleyle kosullandirdigini görüyoruz.

    "Aklen, bu kadar geri kalmış yaratıkları, kuvvete baş vurarak ele geçiremezsin. Oysa kimi kişiler terörle her şeyin yapılabileceği inancındadır... Hayır, hayır: Terör hiç bir zaman bir çözüm yolu değildir, ister beyaz olsun, ister kırmızı... isterse de kahverengi. Terör algılama yeteneği tümüyle uyuşturur. Zina, bu obur hayvan için kırk kapiklik Cracovie sosisi aldım, bir ara karnım doyuruver."

    Yazar bazen de doktor üzerinden rejimi sert bir şekilde eleştiriyor.Yemek yerken Bolsevizm'den bahsetmenin hazimsizliga sebep olduğunu,yemeklerden önce asla Rus gazetesi okunmamasi gerektiğini (ki başka seçenek yok zaten :) ),Rus gazetesi "Pravda" okumayan hastalarinin iyilestigini gozlemliyor yaptığı deneyle...

    Doktor Filip Filippovic arkadaşı Bormental ile saatler süren zorlu bir ameliyatla barda çalışan,hırsızlık suçundan surekli mahkumiyet yemiş ölü bir işçinin hipofiz ve testislerini Topak'a aktarirlar .Bu kanli ameliyat adeta Sosyal Devrim'in dayattigi formatta yeni bir insanın oluşum sürecini temsil ediyor .Bu ameliyat sonucunda köpek insana dönüşmüştür .Onun gibi konuşan,yiyen,giyinebilen ...

    Ancak daha sonra ismini yerel yönetimin tavsiyesiyle Poligraf Poligrafovic olarak değiştiren Topak surekli kufretmekte ,doktorla surekli tartismakta,para çalmakta,içki icmekte ,kadınlara sarkıntılık etmektedir .Bundan dolayı doktor,arkadaşı ,yardımcısı vs. çileden çıkmıştır .

    Doktor köpeğe hipofiz bezi yerlestirnenin onun kopeksi aliskanliklarindan kurtulmadiginin ,adeta vahsilestigini belirterek "insanlığın gelişmesinde rol oynayan en önemli etkenin yine insanların kendileri "olduğunun altını çizer.

    Poligraf Poligrafovic Topak 'in derdi surekli kedi peşinde koşturmak.Onlarla boğusmak...En büyük zevki onları öldürmek.Normalde bu donusumle çok daha iyi bir varlık haline gelmesi beklenen köpek ,donusumle daha önce sokakta isittigi küfürleri başkalarına sarfetmekte,kendisine vurulan tekmelerin aynısını başkalarını vurup ,öldürerek kendi sınıfını yok etmeye,zulmetmeye çalışan bir yaratık haline gelecektir .

    "Öldürdüğünüz kedileri ne yapıyorsunuz?
    — Derilerini alıyoruz. İşçiler için palto yapacağız. Bu olaydan sonra evi sessizlik kapladı. İki gün sürdü bu sessizlik."

    "Nasıl kokuyorum... İş kokuyorum... Dün bütün gün kedi boğazladık ."

    Schwonder, yaşam alanlarını tanzim eden kişi olarak doktora düşen oda sayısını surekli eleştirirken bu noktada Topak 'i kullanıp ona yerel yönetimde iş bulma,kimlik çıkartma ,oda verme gibi hususlarda doktora karşı kullanacaktir.Ayrıca ona rejimi destekleyici kitaplar verecektir .

    Yazar ; Doktor tarafından kufretmemesi,kravat takmasi,peçete takması,"Bay" ile hitap etmesi gerektigiyle ilgili surekli uyarilan Topak ;

    — Sizde her şey otomatik, planlı: Yok peçete şuraya, kravat oraya... Af edersiniz lütfen, mersi... Bu hayat değil. Gerçek yaşam bambaşka bir şey. Bütün bu şeyler eziyet çekmek için yaratılmış. Sanki çarlık zamanındayız.

    Yine kapının önüne konulan ayakkabıların,merdivendeki halilarin surekli çalınmasının carlik dönemi ile Sovyet rejimi kiyaslayarak elestirmis.Hatta daha da kötüye gittiğinin altını cizmistir.

    Yazarın yine doktorun arkadaşının tiyatroya gitme isteğine karşı Topak ;

    "Oraya sadece aptallar gider... hep konuşma, başka şey yok. Bu... bir... karşı devrimciliktir." diyerek eleştirir.

    Velhasıl Efendim ;insan acı ve yoksulluk içerisinde kıvranırken ;sosyal rejime hazırlıklı olmadan yakalanan yeni bir insan tipi sistem sever, aynı zulmü hemcinslerine de daha acımasızca uygulayabilen bir varlık haline gelecektir.Kimliğini ;kendisi yer edinmek için aynı sınıftan başkalarını dünyadan yok etmekte ,elestirdigi sistemi kendisi daha acımasızca uygular hale gelmekte kullanabiliyor .Başkaları için de yaşanmaz hale getiriyor ...

    Keyifli okumalar ...
  • Bir yazarın edebi gücünün bir mezar taşı yazısı yazabiImesiyIe öIçüIebiIeceğini söyIüyorIar. Ben derim ki: ‘‘Bir kedi yavrusuna isim verebiIiyor mu? ” demiş Samuel Butler. Siz müstakbel kedinize ne ad verirdiniz ?
  • - KİTAP İNCELEMESİ (17)
    Kitabın Adı : Mağara
    Orijinal Adı : A Caverna
    Alt Başlık : Yok
    Yazarı : José Saramago
    Çeviren : Sıla Okur
    Yayınevi : Kırmızı Kedi Yayınevi
    Yayıncı : http://www.kirmizikedikitap.com
    Sayfa Sayısı : 300
    Kategori : Edebiyat/ Felsefi Roman
    Baskı : 3.baskı Kasım 2016 İstanbul
    ISBN : 978-605-4927-84-5
    Okuma başlangıç : 02.11.2017
    Okuma Bitiş : 05.11.2017
    İnceleme Yazısı : Ali Rıza MALKOÇ http://www.arm.web.tr
    Okuyana yeni kitap Önerisi : Körlük / José Saramago
    Genel Değerlendirme :09/10
    Anlatım dili ve içerik :10/10
    Kapak, grafik, mizanpaj :09/10
    Redaksiyon :09/10
    Etiket fiyatı :9/10
    Yayıncıya Öneri : Gelecek baskılarda , Karşılıklı konuşmalar; alt alta ve konuşma çizgileriyle olursa sayfa sayısı artacak fakat, okur için büyük bir anlama kolaylığı getirecektir. Bazı sayfalardaki anlatımları pekiştirmek ve görsellik katmak için, roman kahramanlarının günlük yaşamlarını çağrıştıran karakalem resim çalışmaları eklenebilir.

    Bu bir roman, çömlekçi bir ailenin, ibret ve duygu dolu hayat mücadelesi.
    Roman türü okumalar, ilk tercihim arasında olmasa da, toplumsal sorunları dile getiren bu tür eserler dikkatimi çekiyor.
    Olağanüstü haz aldım, heyecanla, ibretle, dikkatle okudum. Beğendiğim roman türü kitapları sıralarsam, mağara romanını ilk beşin içinde listeleyebilirim.
    Don Kişot, Semerkant, Simyacı, Sofie’nin Dünyası, Kürk Mantolu Madonna, Küçük Prens…
    Diğer önerebileceğim romanlardır.

    Baba, kız, damat ve sonradan aileye katılan ve adını “Buldum” verdikleri bir köpeğin doğal bir hayat hikayesi. Aile içi sevgi, dayanışma, yardımlaşma duyguları ön planda anlatımda.
    Çevirmen ise, romanda geçen özdeyiş ve deyimleri bile Anadolu kültürüne göre tercüme etmiş. Çok yalın, sürükleyici, akıcı, sevimli ve bazen de mizahi vurgular var romanda.

    Kitap 1998 yılında Nobel edebiyat ödülü almış. Portekizli Yazar José Saramago ise 2010 yılında 88 yaşında vefat etmiştir. Kırmızı Kedi Yayınlarınca yayınlanan 18 kitabı bulunmaktadır. Psikoloji, toplum bilim ve felsefeyi roman dili ile insanlığın hizmetine sunan yazarı, okuyunca sizler de seveceksiniz.


    05.11.2017
    Ali Rıza Malkoç
    http://www.arm.web.tr
    #armozdeyis
  • Bil ki Lale Müldür'ün sadece çiçek dürbünü gibi bir kadın olduğunu söyleyip kestirip atmak haksızlıktır. O, " Dedemin İnsanları" filmindeki Peruzat'a benzer. Sebepsizdir, Lale Müldür'ü hep "bekliyorum efendim" repliğini tekrarlarken hayal ederim. Bir tuvalin önünde, metaforlarla dolu bir kavuşma tablosu çizerken. Bizatihi kendisi metafordur Peruzat'ın. Şişelenip denize bırakılmış özlemdir aslında. Lale Müldür ise, çiçek dürbünü olmasa bir şişe Mürdüm Eriği şarabıdır. Öyle hayal ederim onu. Öyle bir tat verir çünkü bana şiirleri.

    Peruzat karakterine her zaman sonsuz saygı besledim. Beklemeyi beceremediğim için belki. Beklemeyi bilenlerin isimleri duraklara verilsin diye bir duvar yazısı okumuştum. Öyle olsa gerçekten, benim ismim Bayburt'ta bir durağa bile verilmezDi. Di'li geçmiş zamanın sırtıma yükleyip bunları, hepsinden kurtulmak istiyorum. (Herkes Bayburt'ta yükleniyor bende yüklenmek istiyorum. Aslında Niğde'de olabilirdi neyse )Ya bundan sonra.. Peki bundan sonra. Bundan sonrası güzel. Çiçeklerin güneş batarken kendi içine kapanışından bahseder Aslı Erdoğan. Öyle bir güzellik bahşedecek bize gelecek günler.

    Biz de istemezdik tabi ama, üstümüzdeki beyaz gömleği umursamadan içimizdeki narı dürttüler. Hem de bir kere değil, bir kaç kere. Böyledir ne yazık ki.. İnsan hatalarının toplamıdır. Ve doğruları hatalarından, yanlışlarından öğrendikleridir. Hiç yanlış yapmadan doğruyu bulabilmiş olan varsa ne mutlu ona. Kim bilir ne sorunsuzdur sürdüğü hayat.

    Acımasızdır çünkü insan dediğin. Seni el birliğiyle delirtir tımarhaneye yatırır, sonra meyve suyu bisküviyle ziyarete gelirler. Bunu bir yerde duydum ama nerde :) Çıktın diyelim o tımarhaneden akıllıca bir laf etsen. Ki edeceksin. Çünkü en akıllıca konuşanlar aslında delillerdir. Ama illa hatırlatırlar geldiğin yeri.. Misal, tımarhanede yatmış biri için akıllıca bir sözdü diyebilirler acımasızca. Tüm kötülüklerinizin sonunda dünyanın en iyi insanı da olsanız hep en kötü taraflarınız hatırlatılacaktır size. Keşke hayat insanlara hiç yanlışsız doğruları bulma imkanı verse. Misal bana vermedi.

    Çöplerle yapılmış ama uzaktan bakıcınca çook güzel bir heykel gibi hayatım. Böyle heykeller yapan bir sanatçı vardı. Benim hayatımı da mı acaba o yaptı ? Öyle inşa oldu işte, koşullarım bunu reva gördü bana. Onlar beni oluşturdu ben onları.

    Şimdi ben tüm bunları nereye bağlayacaktım ? İnanın bende bilmiyorum. Hep inceldiği yerden kopmasın. Birazda bağlanamadığı yerde kalsın. Öylece sahipsiz gibi. Benim gibi birazda. Sevdiğim her şeyi o kadar sahiplendim ki içinden çıkılmaz noktalara getirdim hep. Çoğu zaman sonsuz bir boşlukta sallanan bir saat sarkacı kadar anlamsızca durdum bir yerde bu yüzden. Öylece tek başıma amaçsızca. İşte en büyük hataları bu anlamsızlıklar içinde yaptım sanırım.

    Çiçekleri çok sevdim mesela efendim, bir balkonda otuz saksı. Allah'tan balkon büyük. Hepsinin adını bilirim. Suyu toprağından, bir yavrunun anneyi emmesi gibi emişlerini dinlerim. Sizde dinleyin hele ki yaz akşamları. Bu sevginin ve hayata köklerinle sımsıkı bağlanmanın somut kanıtıdır. Ama her birine zaman ayırmak solan yapraklarını temizlemek yorar insanı. Abarttım işte. Sevdim abarttım.
    Kedileri sevdim. Tek bir taneydi, bıraktım onu sonra. İstemeden, üzülerek, daha o anda özlemeye başlayarak. Şimdi bahçede kaç kedi var sayamıyorum. Ama yinede içlerinden en incinenini ayrı bir seviyorum. Nezaketi :) İşin kötü tarafı herkes sevmez işte kedileri. Köpek sever çoğu insan. İtaat ister çünkü. Ben kedileri severim kim ne derse desin. Çünkü iradenin dört ayaklı en somut sembolüdür.

    Sen de özlenmeyi seviyorsun kesin. Kavuşmayı değil. Susmayı seviyorsun. Söylemeyi değil. Konuşularak heba edilmiş duyguları değil. Susularak dipdiri tutulmuş sevgiyi öğrendim ben de sende. Bu kadar işte. Ağır elbet. Ama az şey değil..

    https://youtu.be/-D9-DO1QmK4
    Bu şarkıda beklemeyi bilmiş olanlara...