• Haber eski kitap 2016' da basılmaya başlamış ve ben projeden tesadüfen yeni haberdarım. Bu da benim ayıbım olsun 🙈Sahiden muhteşem inanılmaz güzel bir proje epey araştırdım sonrasında kitaba ulaşamamış olsam da fikir, verilen mesaj çok ama çok etkileyici.Uzun zaman sonra böylesi heyecan duyduğumu söylemeliyim😊
    Detayları haberde verilmiş buraya da eklemek istedim. Aynı duyguları paylaşmak dileğiyle :)
    ......

    Arjantin’de basılan "Mi Papá Estuvo en la Selva" (Babam Ormandaydı) adlı çocuk kitabı okunduktan sonra ekilebiliyor ve birkaç hafta içinde ağaç oluyor.

    El yapımı olan kitap özenle her sayfasına tek tek tohumlar yerleştirilerek hazırlanıyor. Ekilebilir kitap projesi 8-12 yaş arası çocuklara doğal kaynakların önemini anlatabilmek için hazırlandı. Kitabın dikkat çekmek istediği konuyu Greenpeace’den bir veriyle desteklemek de mümkün; İnsanlar yüzünden her 2 saniye futbol sahası büyüklüğünde bir orman arazisi yok oluyor
    Kitap ekolojik mürekkep ve asitsiz kağıt kullanılarak yapılmış. Projenin bir diğer amacı da (biraz felsefi yanı da olsa) kitapların da çocuklarla beraber büyüyebileceğini göstermek.

    Kitabın yayıncısı Pequeno Editor Yayınevi web sitesindeki açıklamada ekilebilir kitap projesini;
    “okuduğumuz her şey zihnimizdeki kütüphanenin bir parçası. Bu yüzden okumak içimizde kök salan ve bizi değiştiren bir eylem. Bir kitabı ekme işi, insanları çevre konusunda duyarlı olmak konusunda cesaretlendiren, olan duyarlılığı ve farkındalığı artıran bir eylem.” cümleleriyle açıklıyor.
  • "Müzikten söz ediyorum. O bütün başka sanatlardan kopuk, tek başına durur. Müzikte dünyadaki yaratıkların ideasının taklidini, yeniden üretimini saptamayız. O, büyük, parlak bir sanattır. Müziğin insanın en derin doğası üzerindeki etkisi çok çok güçlüdür. Yetkin, evrensel bir dil olarak, insanın en derin bilincinde derinlemesine, tam olarak anlaşılır. Öyle ki onun açıklığı algılanır dünyanın kendisini bile geçer."
    -Arthur Schopenhauer

    Søren abiiiiiiii! Søren ağabey! Abi, beni sev! Müzikal Erotik adlı kitabını okuduğum için çok sevindim be abi. İçindeki duygu ile düşünceleri çok güzel dile getirmişsin. Seni anlamak, daha doğrusu anlamaya çalışmak gerçekten eşsiz denemelerdi. Zekânın inceliği ve içinin güzelliğine en içten saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Şimdi de kitaptaki seni, kitaptaki konuyu ve kitaptaki beni anlatmaya çalışayım.

    Herkese merhaba arkadaşlar! Yeni bir evlilik programıyla sizlerle birlikteyiz. Bu sezonda... Bir dakika ya! Bir dakika! Yanlış yerden girdim. Kafam karıştı. Bu erotizm, o erotizm değildi. Pardon, ayol! Müzikal Erotik bambaşka bir şeydi. Søren abimin kıyıda köşede kalmış, hayranlıkla bütünleşmiş ve Mozart tarafından oluşturulmuş arzusal ile estetik dünyasına bir yolculuk bu. Mozart'ın ünlü eseri Don Giovanni'nin sarsıntıya uğrattığı ruh ile aklın dışa yansıması bu. İçindeki zelzelerin sebep olduğu yıkım ve yıkımdan sonra ayakta kalan özsel yapıların sunuluşu bu. Şeffaf bir anlaşılma ve paylaşılma isteği, içten ve yüce bir hayranlık ile bir araya gelerek ortaya çıkan bir sonuç bu. Müziğin kusursuz ve muazzam tesirinden etkilenen öznenin, başka bir özneye dokunma çabası bu. Søren abimiz için her şeyin başlangıcı olmasa bile, onun için sanatın son zirvesiydi bu. Don Giovanni, Søren Kieerkegard'ı içine alarak kendi benliğinde kaybedişiydi bu. Ve tüm bunlar ile daha niceleri son olarak gelip beni vurdu.

    Søren abim, bu kitapta, Mozart'ın ölümsüz eseri olan Don Giovanni adlı yapıtına ve Mozart'a duyduğu hayranlığını dile getirmiş. Dile getirmeye çalıştığı duygu ve düşünce durumlarını belli bir mahçubiyet ile sarhoş eden hayranlıkla yapmış. Ki bana göre kitabın en eşsiz yanı buydu. Çünkü yaptığı işlere ve dehasına hayran olduğum birisi, başka bir deha tarafından etkilenişini anlatıyordu. Bu konunun ve ifade ediliş şeklinin, benim üzerimdeki tesirini az çok anlayabilirsiniz. Bu tıpkı boyu kısa olduğu için buzdolabının üzerindeki çikolataya ve onun hayaline erişemeyen bir çocuğun, oraya yetişen ve çikolatayı ona veren ebeveynine duyduğu hayranlığın; içeri odaya gittiklerinde diğer ebeveynin getirdiği başka bir çikolata ile ilk ebeveyn üzerinde hayranlık uyandırmasına tanık olması gibi. İstemsizce o çikolataya ve ebeveyne duyacağı duygusal yoğunluk muazzam oluyor. Søren abi bu hayranlığını dile getirirken naçizane bir giriş kısmı yapmış. Bu kısımda müzikle olan bağlantısını -daha doğrusu uzman olmadığını yani teknik bağlantısını olmadığını-, yapacağı yorumlamaların bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini ve üzerine vazife olmasına bile her şeye rağmen kendi anladıklarını anlatmak istediğini dile getirmiş. Klâsik kelimesinin anlamına değinerek, sanat dallarına ve bu dallardan çıkan büyük eserlerin bir kaçını anlatmış. Tabii bunların hepsi Don Giovanni adlı müzikal başyapıt etrafında dönmüştür. Kendisi klâsik eserlerde bir sıralama olmayacağını, yani hangisi daha iyi ya da kötü değerlendirme olamayacağını düşünmesine rağmen, bir sıralama yapılması kaçınılmaz olacaksa eğer ilk sıraya koyacağı eserin Don Giovanni olduğunu söylemektedir. Bu durumu da kitabın içinde bulunan giriş kısmı ve üç evre diye böldüğü kısımlarda ifade etmiştir. Evre kelimesine yüklediği anlam ise art arda gelen basamaklar değil, iç içe geçmiş ve birbirinden ayrılmadıkları gibi birbiriyle bütünleşmiş olarak düşünülmesi gerektiğini söylemektedir. Don Giovanni'nin anlaşılabilirliği için evre evre düşünülmüş ve aktarılmıştır, ancak evrelerin ayrışmazlığı düşünceden önce geldiğini de belirtmiştir. Müziği ve Mozart'ı çok farklı bir yere koyan Søren abim, daha sonra dışarıdaki bu olgunun algılanması üzerine konuşmalar yapmıştır. Dolaylı ve dolaysız ruhsal -bu kısım bana göre mental- anlamalar ile özsel duyumsama olayını yine Don Giovanni üzerinden anlatmıştır. Açıkçası, bu kısımlar genelleşen nadiren kısımlardan biriydi. Yani sadece eseri anlamaya değil, genel olarak dışarıda da kullanılabilecek türden yorumlamalar içeriyordu. Bu anlayış kısımlarını kendime göre anlatayım. Duyu organlarımızın dışarıdan yansıttıkları algıları geri plana itmeye çalışarak, nesneyi veya olguyu saf bir şekilde duyumsamaya çalışmaktan bahsediyor. Örnek: Bir kuşun sesini duyumsarken, onu kelimelerden uzak tutmak. Sesi olduğu gibi kendi içinde algılamaya çalışmak. İnsansı bir kalıba sokmamak. Başka bir örnekte ise ağaca dokunduğumuz zaman dokunma duyusu ile gelecek olanları bilgiyle değil, duyumsama ile bırakabilmek. Yani yine kelimeleri içeren katı, soğuk, pürüzlü vb. gibi sıfatlarla ya da düşüncelerle değil, ağacın ağaç oluşunu duyumsamaya çalışarken, içindeki etkiyi anlamak. Duyumsama kısmını az buçuk bir şekilde kendime göre söyledim. Kitapta daha açık -belki size kapalı ve karmaşık da gelebilir- bulabilirsiniz. Düşünceleri birbiri ardına en derine getirerek anlatması odaklanınca anlamayı kolay bir hâle getirmiş. Bana göre kitap güzeldi. Sıkıntı çektiğim bir kısım vardı. Ancak bu da büyük bir sıkıntı oldu. Don Giovanni adlı eserin müzikal operasını bilmiyordum. O yüzden önce internetten biraz araştırma yapmam gerekti. İzlemedim, ancak bir kaç bilgi edindim. Sonrası da Søren abimin anlatımı ve hayal gücümle birleşerek bir şeyler oluşmaya başladı. Fakat bu cahilliğim yüzünden kitaptan çok faydalanamadım. Dediğim gibi, kitap tamamen Don Giovanni etrafında dönüyor. Tıpkı müzikalin kendisi gibi. O yüzden, bu kitabı okuyacak arkadaşlara öncelikli tavsiyem Mozart'ın Don Giovanni adlı eserini araştırması ve mümkünse eğer izlemesini ve dinlemesini tavsiye ederim. Aksi takdirde kitabı anlamak ve okumak hem zor hem de anlamsız gelebilir. Sanırım, söyleyeceklerim kısaca bunlar. Søren abim, adamdır!

    http://i.hizliresim.com/PDj2Lb.jpg
    http://i.hizliresim.com/X6Z8Aj.jpg

    Søren Kieerkegard etkinliği (#34128416) düzenleyen
    arifsahin sayesinde bu kitabı okudum. İyi ki de okumuşum. Çünkü öncesinde okuduğum kitaplardaki Søren abi tasavurrumda çok fazla boşluk doldu. Onu okumuş ve/veya okumak isteyen biriyseniz eğer, bir kaç eserinden sonra bu kitabı tavsiye edebilirim. Bu yüzden, okumama vesile olmasından dolayı arifsahin Bey'e teşekkür ederim. İncelemeyi okuyan herkese de teşekkür ederim. Saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Søren Kieerkegard, adamdır!
  • Mutfağındaki sarı beze bile benden daha çok dokunuyorsun. Bunu bildiğim için içime sarı içlik giydim sevgilim...( bu cümle bir kitaptan alıntı) espri yapmak zeka işi boş yere kendinizi yırtmayın !!
  • Bir söz okumuştum. "Yeşerdi içimde bir kiraz ağacı. Ondan reçel yapar mısın anne?" diye, bir söz. Araştırmam sonucu sözün bu kitapta yazılı olduğunu bulmuştum. Sonra kesinlikle okumalıyım dedim. Kitap baskısı bulamadım mı yoksa başka bir şey mi oldu bilmiyorum ama okuyamadım. Bugün sabaha karşı okudum ve şu an bitirdim. Biraz aksilik oldu geç bitti ama sizi müthiş bir kitap ile tanıştırmaya geldim.

    İsminden anlaşılacağı üzere bir çocuk kitabı. Lâkin hemen belirteyim. Söylediğim söz bu kitapta yer almıyormuş.. Kitabımız 2002 ve 2006 yıllarında ödül almış. Dilerseniz artık konuya giriş yapıp incelemeye başlayım.

    Kitabımızın bana göre iki kahramanı var. Birisi 4 yaşındaki Antonietta, diğeri ise Antonietta'nin annesinin babası olan dedesi Ottaviano.

    Antonietta 4 yaşında, biraz inatçı ve anneannesi ile Ottaviano dedesini, babaannesi ve dedesinden daha çok seviyor. Öyle ki bütün gününü anneannesigilde geçirse ses etmez lâkin diğer dedesi okula dahi götürecek olsa homurdanan birisi. Anneannesi (Linda) ve dedesi Ottaviano'nun, Alfonsina isminde bir kazları ve Felice adında bir kiraz ağaçları var. Ottaviano dede, bu ağacı Antonietta'nın annesi Felicitâ doğduğu zaman dikmiş. Bir süre sonra Linda nine rahatsızlanıp ölünce, Ottaviano dedenin varı yoğu Alfonsina (kaz) olur. Antonietta, Alfonsina'nın, Linda ninesi olduğunu düşünmeye başlar. Öyle ki dedesi Ottaviano onu yanından hiç ayırmaz. Şehire gelirken bile yanında getirir. Ama Alfonsina öyle zeki bir kaz kiii...

    Bir süre sonra Ottaviano dede, belediyenin yol çalışması yüzünden arazisini istediğini bildiren bir kağıt alır. Öylesine sinirlenir ki.. Bunu şu sözler ile ifade eder: "Göğsüme bir diken batıyor." Bu durumu öğrenen Felicitâ, babasının bu durumu fazla taktığını düşünür. Lâkin Ottaviano dede, bunu tınmaz. Hatta bir gün sırf Felice (Kiraz Ağacı) yeni açtığı pembe çiçeklerinin dökülmemesi için geceden sabaha kadar bir ateş yakar Felice'in altında ve Alfonsina (kaz) ile bekler. Ertesi gün hastanelik olur ve ağır bronşit olduğu söylenir. Daha sonra iyice deliren Ottaviano dede, akıl hastanesine kapatılır. Şüphesiz bundan en çok Antonietta etkilenir.

    Ottaviano dede öldükten sonra, Antonietta ve annesi Felicitâ, köydeki eve taşınırlar. Zaten Antonietta'nın anne ve babasının arası açıktır. Bir sabah kahvaltı ederlerken greyderlerin Felice'yi sökmeye yeltendiklerini gören Antonietta deliye döner ve ağacı kestirmemek için ağaca tırmanır bütün gece en üst dalında oturur. Kimse onu indiremez. Belediye başkanı vs gelir ve kiraz ağacının kesilmemesini bir yazılı anlaşma ile alan Antonietta ağaçtan iner. Bu olaydan sonra annesi ve babasının arası düzelen Antonietta, nihayet mutlu olmaya başlamıştır. Artık köy hayatı yaşamaya başlarlar..
    Bu kısa özet ardından gelelim imcelememe.
    4 yaşındaki bir çocuğun, çok sevdiği insanlardan birisi ile vedalaşması beni derinden etkiledi. Öyle ki bazen oturup Antonietta ile beraber ağladım. Sizi her daim koruyan, görmezden gelmeyen, sizinle çocuk olan, ağaçlara tırmanan, palyaço tarzı kılıklara giren bir insanı kaybetmek heleki 4-6 yaş aralığında.. Ne kadar acıdır, bilirsiniz.. Ama Antonietta bunun üstesinden geliyor. Çünkü anneannesinin kaza, dedesinin ise kiraz ağacına dönüştüğünü ve onunla arada konuştuklarını düşünüyor. Bir çocuk nasıl bir taraftan bu kadar hırçın, inatçı olurken bir taraftan o kadar kırılgan ve uysal olabiliyor, anlamış değilim inanın..

    Bu kitaptan şunu öğrendim ki; sevdiğiniz şeyler uğruna, canınıza bile sebep olacak şekilde savaşmazsanız, onları mutlaka kaybedersiniz.

    Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum ve keyifli okumalar diliyorum..
  • Nereden geliyorsun ?
    Sessizliğin başkentinden geliyorum
    Durgun göller ülkesinden
    Pınarın büyüsünden
    Hışırtısından geliyorum yaylanın
    Bir dağın bir ağaca söylediği şarkıdan
    Ovadaki tek çiçekten
    Bir tayın yelesinden geliyorum
    Yeraltında koşuşan kökler arasından
    Açılmamış bir kitaptan geliyorum
    Yalın bir şiirin güzelliğinden...
  • Ah Sözler icin o kadar oku kelimesini duydum ve bu kitaptan yola cikilarak anlatilanlar ruhuma oyle etki etti ki artik okumaliyim diye dusundum. Iyi dusunmusum. Insanin hem ruhunu hem aklini hem de kalbini tatmin ediyor bu seri. Sadece soyut olarak mi? Hayir. Somut olan gözleri de etkiliyor. Hem de oyle bir etkiliyor ki artik bir agaca bakarken agac gormuyorsun. Agacin her halinin Allah'in farkli bir ismini yansittigini ve zikrettigini zihninde canlandırıyorsun. Sozgelimi fotosentez yapmasi Alim ismini, guzelligi Cemal ismini... Cok karmasik bir matematik denklemi gibi.
    Benim gibi nispeten karamsar bir insani bile her ise olumlu bakan biri yapti bu Sözler. Hayir karin doyurmayan, gicik, sahte bir 'her seye olumlu bakmaliyiz' lafları degil bunlar. Aksine tamamen gercekten yola cikarak insani olumlu dusunmeye sevk ediyor :).
    Belki kelimeler yabanci oldugu icin agir gozukebilir kitap ama aldanmayin anlatilanlar gayet sade ve acik. Basit ama bayagi degil. Ince bir zekayla, cagin tum kafa karistiran, bir kasik suda bogduran sorularini cevaplamis. Boguldugumuz sularin ne kadar sığ oldugunu gostermis Bediuzzaman Hazretleri.
    Kendime olan faydalarindan sonra biraz da uslubunu anlatayim. Yazar once bir soru sorar bu genelde Ateistlerin dilinde Muslumanlarin zihninde olan bir soru olur, Sonra yazar bir hikaye anlatir. En sonunda da hikaye uzerinden cikarimlar yaparak soruyu cevaplar. Teşbihte hata olmaz ne de olsa.
    Bediuzzaman Allah'in Rahman ismini baz almis. Derdini de Rahman ismine yarasir, tatli bir uslupla anlatiyor Mutlaka okuyun derim bilmediginiz kelimlere aldirmayin, inanin o kelimeyi es gecip cumleye ya da esas konuya odaklanirsaniz anlayacaksiniz.