• "M.Kemal Paşa, 5 Ağustos 1921 günü, önce bütün Meclisi, emrinde bu Topal Osman kuvvetleri ile sardı. Sonra da, altı yüz yıllık gelenek içersinde, tek bir Osmanlı Padişahına bile tanınmamış olan yetkilerin, kendisine tanın-masını mebuslardan rica! etti. Hiçbir encümenle (komisyonla) görüşülmeden, doğrudan genel kurula gelen ve hayli sert tartışmalarla gece yarısı kabul edilen, bir oturum sonrasında Büyük Millet Meclisi, Meclis Başkanı M.Kemal Paşaya, Meclisin sahip olduğu bütün yetkileri şahsında toplamak ve yürütmek üzere, üç ay süreyle Başkumandanlık yetkisi veren kanunu kabul etmek zorunda kaldı. Hemen bütün mebuslar yedi saattir içersindeydi ve ne kimse dışarı çıkabiliyor ve ne de içeri girebiliyordu. Hukuk ve siyaset dilinde adı diktatörlük olan bu yetki, ilkine benzer taktik ve tehditlerle, üç kez daha üçer ay uzatıldı." (Ahmet Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları, s.XXVI)
  • İnsan olmak nedir?
    Yıllardır ilkokul sıralarından beri bize sorulan, cevabı öğretilen bir soru var. İnsanı diğer canlılardan ayıran özellikler nelerdir?

    En başında akıl ve irade sahibi olmamız gelir, ardından bize lütfedilen, kendi gözümüzde bizi dünyada hatta evrende en üst seviyelere taşıyacak "mükemmel" özelliklerimiz sıralanır. Bunların içinde, iletişim kurmamız, birlikte yaşamayı gerektirecek yardımlaşma ve dayanışma sahibi olmamız, üretim yapabiliyor olmamız ve benzeri onlarca şey...Tabi hep bir soru işareti bırakır ardında. Bize verilen tüm özelliklerin yanında, sonradan öğretilen, tüm güzelliklerin "insan"da toplandığı algısı kene gibi yapışır insan algısına, kör ve sağır eder tüm duyuları, kanını emer. O yüzden sıralanan maddeleri bir kenara bırakıp diyorum ki insan, bu doğanın içinde katil olma potansiyeli en yüksek varlıklardır. Herhangi bir açlık hissetmediği halde başka bir canlının gözünün yaşına bakmadan hayatına son verebilir kolaylıkla. Bundan olsa gerek, son zamanlarda insan olmak tabiri beni fazlasıyla rahatsız eder oldu. Tüm bu gerçeklerin karşısında hâlâ nasıl böbürlenerek kendimizi üstün görebildiğimizi anlamakta zorluk çekiyorum.

    Bunlarla sınırlı kalmamalı diyorum, eksik bir şeyler var, hâlâ yetmiyor cevaplar, sormaya devam ediyorum.

    Peki nedir gerçekten "insan olmak" tabiri?

    Merhamet, vicdan ve sevgi üçlemesini, yaşamının sac ayağı haline getirebilmiş tüm varlıklara insan denmeli, bunu başarabilme eylemine de insan olmak. Benim insanı tabir ederken altını çizmek istediğim özelliklerin en başında bunlar geliyor. Ardından bize verilmiş olan ama kullanmakta zorluk çektiğimiz bir özellik beliriyor: empati kurmak. İşte bu kitap tam da bu noktada gösteriyor kendini. İnsan olmayı bir insanın dilinden dinlemek kolay diyor Toptaş, gelin bir de bir gürgen ağacının dilinden dinleyelim.

    Gözlerimizden bulunduğumuz çevre yavaş yavaş silinirken ellerimiz dallara, saçlarımız yapraklara ve gövdemiz köklerine sıkı sıkıya bağlı bir ağaca dönüşüyor. Bir gürgen oluyoruz Ege kıyılarında, bazen de umutsuz bir meşe ağacı, bir köknar ya da bir çam ağacı. Siz isterseniz bir kuş olmayı seçin, ister bir ot, börtü böcek ya da tilki, farketmez. Bu masalı bozan bir insan olmadığınız sürece.

    Ben anlatıcısıyla bir gürgen olmayı seçtim bu hikayede. Yeşerdim çiçek açtım sarardım yaprak döktüm, kök saldım kitapla oturduğum yerde. Bazen kuşlar kırdı dallarımı yanmadı canım çünkü bir insandan daha fazla can yakamazdı hiçbir varlık. En taze düşüncelerim oldu bu kitap, bir dalım oldu sol yanımda ve en sonunda oraya düşen bir kor oldu.

    Bir ağacın gözünden nasıl görünür insan? Bulanık suratlarında gizlenen zalimlikleriyle renksiz hayatlarının öcünü renkli yaşamlardan almaya çalışan mutsuz düş hırsızlarından başka bir şekilde değil. Madem mutsuzluk ve acımasızlıkla bir balta vurulacaktı gövdesine, o da insanların mutsuzluklarına bir balta vurmalıydı, onları mutlu ederken bu mutluluğa vesile olmanın vereceği sevinçle yetinmeli, ağaç olarak devam ettiremediği yaşantısını iyi duygulara sebebiyet vererek sürdürmeliydi. Düşlerini anılarını terk etmeye değecek bir yaşam sürdürmek için elinden geleni yapmalıydı, insanların ne yapacağının belli olmadığı gerçeğini bile bile...

    Direniş var bu kitapta, acı gülümsemeler var. Başka bir canlının gözünden insanların acılarına tanık olurken yaşattıkları acıların körlük ve sağırlıklarından kaynaklanmasına bir isyan. İnsan değilim ben diye isyan etmek istedim, yoksa inkar mı demeliyim? Farkındalık yaratan en hüzünlü kitaplarından biri bu, çocuklardan önce büyüklerin okuması gereken. Bir savaş alanı olarak doğmaz çünkü çocuklar, sonradan öğrenir bunu. Ellerine sapan alıp kuş avlamasını değil, bir ağaca yaslanıp doğayı dostu bilmesi gerektiğini de en güzel büyükler aşılayabilir onlara.

    "İnsanın karışmadığı her şey bir masaldı" diyor Toptaş, karışmasaydı insanlar, yeşerecekti ağaçlar, otlar şarkı söyleyecekti, böcekler, tavşanlar, kurtlar, tilkiler, kuşlar ve taşlar da katılacaktı bu şarkıya. Ama elini sürdü ve bir direnişe dönüştü bu masal, direnişin sonunda da bir ağıta.

    "Peki bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan? Şöyle, güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengârenk bir barış bahçesi?"

    Temiz kalma umudu veren güzel adamın yüreğine ve tadına doyamadığım güçlü kalemine sağlık.

    Keyifli okumalar.
  • https://youtu.be/rl8J6r9LKuU

    ..::: AHMAK GÖNÜL :::...
    Ahhh koruyabilseydim böylesi zamanlar için eşkiyalığımı
    Çapraz fişekliklere mermi diye sürerdim yalnızlığımı
    Sonrada bir dağ başının pusatında
    Sisin gümüşten yatağına çekerdim, geri kalanımı..

    Meğer teslim etmişim dürbünlerin uzağı yüreğimi
    İki çıplak silah gibi üzerime çevrilen
    Bakışını azına sürmüş gözlerini

    Şimdi böyle çaresiz lal
    Bilmediğim bir dille nasıl konuşur
    Nasıl korurum kendimi
    Yolu yok serde eşkiyalık var
    Gelir en yanında kendimi öldürtürüm

    Deli gönül ahmak gönül bıkmadınmı boşluktan
    O yar seni terkeyledi uyan deli gönül uyan
    Seni seven terkeyledi nedir kapanmayan yaran

    Umut bazen işkencedir bitmeyen zalım gecedir
    Yüz çevirmek bitti demek bilemezsin yar nicedir
    Bitti deyip çekip gitmek bilemezsin ne acıdır

    Susuz güllerin kederiyim bu gece
    o kadar..
    Gerisi masal, gerisi leyli lal...
    Dikenleri budanan güllerin kederi...

    Görecek günlerin mi var ömür dediğin kaç bahar
    Her hayat özgünün sayar uyan deli gönül uyan
    Her hayat özgünün yaşar nedir kapanmayan yaran

    Umut bazen işkencedir bitmeyen zalim gecedir
    Yüz çevirmek bitti demek bilemezsin yar nicedir
    Bitti deyip çekip gitmek bilemezsin ne acıdır...
    #Tunay Bozyiğit#