• Yaşadıkça O’nu Taşıyacaksın
    Biliyor musun, bu ağaçtan kolunu tutarak taşıdığın tabutun içinde kim var? O insan mı? Olamaz. O bir cihandı. Fezalara sığmamalıydı; nasıl bir soğuk mahfazanın içinde durabiliyor? Oraya niçin girdi, nasıl girdi? Biliyor musun? Bilemezsin! Anlayamazsın. Sen bu muammayı çözemezsin! Önüne bak, işine bak. Taşı, o cihanı bu tabutun içinde belleyerek taşı.

    Sen onu daima kendi arzularına göre yürür ve yaşar görmüştün. Şimdi O, hareketlerini sizin iradelerinize bırakmıştır. İstediğiniz yere koyup dilediğiniz yere kaldırıyorsunuz. Mukavemet etmiyor, hayır demiyor. Kendini size terk etmiş gibidir. Niçin? Niçin bu hür, hareketlerine sahip insan, hürriyetinden ve iradesinden vazgeçmiştir? Zihnini yorma; halledemezsin. Taşı, senin götürmek istediğin yer, şimdi O’nun gitmek istediği yerdir. Gözlerinin nemini kurutmadan, bol bol göz yaşı dökerek O’nu taşımak, vazifendir. O kadar! Sen onu yap ve başka şey sorma!..

    Taşı!..

    Taşı O’nu… Bir cihan götürüyorsun. Cihanlar yaratan bir insan götürüyorsun. Korkma, ezilmezsin. O, kendini ezilmeden taşıtmak için sana kendi kudretinden vermiştir. Başka şey düşünme. Dikkat et, bu tabutun içindeki varlığında da O seni taşıyor. Sen kendini taşıyor gibisin. Karanlık meçhullere dalma. Ellerinin üstünde en büyük hakikati götürüyorsun. O’na bütün katılığı, bütün acılığıyla dokunmaktasın. Buna mazhariyet her zaman mümkün olmaz. Kadrini bil. Başını önüne eğ. Gözlerinin yaşını silmeyi düşünmeden O’nu taşı! Taşı, omuzlar üstünde en büyük hakikati taşımaktasın. Sen de bir yanından tut ve taşı!…

    Bırakma zaman dar; çünkü hayat kısadır. Bu kısa mesafelere sonsuzluğu sığdırabilmek, herkese müyesser olmaz. Taşı, omzunda bir nâmütenahilik olduğunu bilerek taşı. Asırlar götürüyorsun. Bu ağırlık ondan. Asırlar ve asırlar, O’nda bir hayat olmuştu; O’nun yarım asrı birkaç yıl geçebilmiş ömrüne sığınmıştı. Gaflet etme; bir tarih taşıyorsun. İstikbal olmuş bir mazi götürüyorsun. Maziyi istikbale naklediyorsun. Taşı; yükün ağır, fakat paha biçilmez bir kıymettedir. Taşı; O’nu taşıyarak sen de tarih oluyorsun. Bunu bilerek taşı!….

    Yer nemli, gök nemli, gözlerin nemli. Bu ıslak hava içinde kaskatı ve kupkuru bir şey taşımaktasın. Üzülme. Maddenin ve ruhun bu çiseleyen yaşlarıyla o katılık yumuşuyor. O kuruluk yavaş yavaş yok oluyor. Hissetmiyor musun, taşıdığın cansız şeye yepyeni, başka bir hayat gelmektedir. Ve onun için değil midir ki O’nu taşırken bu hayat sana da sirayet ederek o aziz yükün altında dipdirisin. Canlısınız; taşınan da, taşıyan da. Ölüm artık siliniyor. Fanilik beka ile omuz omuza… Bu kadar yakınlık içerisinde O’nu hayatta hissetmiyor musun? Taşı; bir ölü değil, bir diri taşıyorsun. Hayatın kendini taşıyorsun. Taşı. O’nu taşıyarak yaşayacaksın. Yaşadıkça O’nu taşıyacaksın. Taşı, Taşı!….

    Hasan Âli YÜCEL
  • O büyük ve muazzam zamanda unuttum
    Kanatlarım çok oldu üşüyor benim
    Bu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyor
    Bu yüzden eğik boynum

    Bir kuşun anısı kalmış bende, saklı
    Bundan gözlerimdeki kayalık
    İçimdeki serseri buzullar

    Dürtme içimdeki narı
    Üstümde beyaz gömlek var.
  • Devrim yapmak için büyük insan kitlelerini cezbeden sloganlara ihtiyaç duyarsınız; "Bazıları için eşitlik" pankartı altında insanlara kan akıttıramazsınız. O halde ideoloji ve sloganlar gerçekliğin önüne geçiyor. Çünkü bu devrimlerin yarattı-
    ğı topluma baktığımızda bireyler, cinsiyetler, ırklar ve milletler arasında güç ve servet açısından büyük eşitsizlikler görüyoruz. Yine de özgür ve eşit bir toplumda yaşadığımız okulda bize
    defalarca tekrarlandı ve tüm iletişim organlarıyla beynimize iş-lendi. Toplumda var olduğu iddia edilen eşitlikle mevcut bü-
    yük eşitsizlikler arasındaki çelişki, en azından Kuzey Amerikalılar için, son iki yüz yılın başlıca toplumsal ızdırabı olagel-
    miştir. Siyasi tarihimizin çok büyük bölümünü bu çelişki motive etmiştir. Eşitlik üzerine kurulduğu iddia edilen bir toplumda muazzam eşitsizliklerin var olması çelişkisini nasıl izah edebiliriz?
  • Hz. Ömer adaletle hükmetmek, haktan ayrılmamak ve ölümü hatırlamak için bir adam buldu ve ona dedi ki: Her sabah kapımı çalıp, "Ölüm var ey Ömer, ölüm var!" diyeceksin. Ben de sana ücret olarak bir altın ödeyeceğim.

    Adam şaşkındı, ancak iyi bir iş bulmanın sevinciyle her sabah Halife Ömer'in kapısını çalıp, Ölüm var ey Ömer, ölüm var!" diyerek uyarısını yapmaya ve ardından parasını alıp gitmeye başladı.

    O günden sonra her sabah bu sahne tekrarlanır ve görenlerin meraklı bakışları altında adamcağız hatırlatmasın yapardı.

    Aradan aylar geçti, Hz. Ömer'e ölümü hatırlatmak üzere adam yine geldi. Hz. Ömer dışarı çıktı, ancak bu sefer adamı konuşturmadı: Al bu ücretini ve git, bundan sonra gelmene gerek yok, deyince adam sebebini merak edip sordu. Hz. Ömer, "Çünkü bu sabah aynada sakalımda ak bir tel gördüm. Ben her sabah çoğalan ak telleri gördükçe o sözü kendi kendime hatırlayacağım..." diye cevap verdi.
  • Tanrım, dünyada ne güzel görevler, ne güzel memuriyetler var! İnsanın ruhunu nasıl da yüceltir, hazlara boğar bu güzel görevler! Yazık ki ben memur değilim, bu yüzden de amirlerin incelik dolu davranışlarının memurlara verdiği o büyük zevki hiç tatmadım, tadamayacağım da.
    Nikolay Vasilyeviç Gogol
    Sayfa 4 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 23.Basım - Mart 2020 (Neva Bulvarı)