• 479 syf.
    ·Puan vermedi
    Benim için hem biçimsel hem de maneviyat yönünden bir eserden fazlası olan bu büyük şahesere nereden ve nasıl giriş yapacağımın kararsızlığı içerisindeyim. Mutlaka bir şeyler yazmalıyım, zira bunu bir mecburiyet, ondan da öte bir görev olarak görüyorum. Öncelikle kitap hakkında yaptığım küçük çaplı araştırmamda edindiğim bilgileri yazacağım.

    Kitap, 70'lerin okuru tarafından pek tutulmayan, hatta Oğuz Atay'ın yaşadığı dönem ikinci baskısı bile yapılmayan kitapları, 80'lerin okuru tarafından (Genelde yanlış anlaşılmalarla) hâk ettiği değeri görmeye başlar. Ama ne yazık ki bu uzun sürmez.
    Kitap, 90'larda yine unutulanlar arasında yerini alır. Tabiki burada 12 Eylül'ün Türkiye okururunu ne hale getirdiği gerçeğini unutmamak gerekir. 80'lerin okuru tarafından yanlış anlaşılmasının bir sebebi de, kendini Tutunamayanlar'daki Selim Işık karakteriyle bir tutan okur kitlesidir. (Şu an ki ben.) Oğuz Atay, romanlarında bu zihniyeti eleştirmiştir, ki Tehlikeli Oyunlar'ın başkarakteri Hikmet Benol da bu yüzden doğmuştur.(Kaynak: http://www.mavimelek.com/tehlikeli_oyunlar.htm daha fazlası için buraya bakabilirsiniz.)
    Peki, kimdir bu hikmetsiz -tutunamayan- Hikmet? Kendileri eserimizin başkarakteridir. Hayatın gayesizliği içerisinde kaybolan, hayata oyunlarla tutunmaya çalışan, (tehlikeli oyunlarla) ve kendi kimliğinin -tutunamayan- tutsağı olmuş,kendi zihnin de kendi düşünceleriyle yarattığı dünyaya -hapishanelere- mahkum olmuş bir hikmet. Daha doğrusu, birkaç tane Hikmet. Birkaç tane Hikmet diyorum, zira yazarımızın, özellikle başkarakter Hikmet üzerinden bilinç akışı tekniğini fazlasıyla kullandığını görebiliyoruz. Bu da kişilik bölünmesi yaşayan, iç dünyası karmakarışık olan bir karakter çıkartıyor karşımıza. Aslında bunu karakterimizin soy isminden de anlayabiliriz.( Benol.)
    Kitap kendi içinde bu ve bunun gibi birçok ironi barındırıyor.
    Eserimizin başkarakterlerinden olan Hikmet'in eski karısı olan Sevgi'nin sevgisiz oluşu, Hikmet'in gerçek aşkı olan Bilge'nin bilgisiz oluşu başlıca ironilerden.
    Dikkatimi çeken başka bir ironiye değinmek istiyorum, zira bahsetmezsem eksik olurdu, çünkü bir okur olarak beni üzdü. Aslında yazar bunu çok açık bir şekilde dile getirmiş. Yazarımızın daha önce okuduğum Korkuyu Beklerken eserinde de görmüştüm. Şuydu:
    "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?"
    Bu eserde de yazarımızın buna benzer haykırışları dikkat çekiciydi. Bakınız..
    _"Beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım."

    _"Beni okumayı sakın ihmal etmeyin,bütün kitapçılarda bulunuyorum, bu herif de ne konuştu
    -deli midir nedir- böylesini de hiç görmemiştim, şekerim adam bir türlü susmak bilmiyor demeyin arkamdan olur mu?"
    Benim görebildiklerim bunlardı, belki daha fazlası vardı. O dönemin toplum zihniyeti hakkında yorum yapamayacağım. Ancak, o dönemin usta gazetecilerinden olan Oktay Akbal'ın 1977 yılında yaptığı şu değerlendirme Oğuz Atay'ı anlamak için hepimize bir ders niteliğinde:
    "Kolay okumalar, hızlı sevgiler, beğeniler,alışkanlıklardan koptuğumuz, kopabildiğimiz, rahat ve geniş zamanlarımızı güç bir kitabı çözmeye, sevmeye, ondan bir şey anlamaya, öğrenmeye ayırabildiğimiz bir gün Atay'ın romanlarını çok seveceğiz. Onlarla çağımız insanının, daha doğrusu büyük kentte yetişmiş kentsoylu bir aydının tüm duyarlılığı, iç muhasebesi, kendi kendisiyle tartışması, kendini eleştirmesi, çok değişik bir güldürü havasıyla bizlere ulaştırması, sunması var..."

    Atay'ı itinayla ve severek okuyan biri olarak, gerek burada olsun, gerekse sosyal hayatımda olsun, Atay'ı anlayamadığından ötürü eleştiren, sevmeyen bir okur kitlesi var. Bu üzücü. Atay'ı severek okuyan biri olarak Oktay Akbal'ın bu etkikleyici köşe yazısını herkesin okumasını istiyorum...

    Son olarak; bazı okur arkadaşlarımızda bunu görebiliyoruz;" vay efendim bu adam ne saçmalıyor, az önce bunu diyordu, bu nasıl oraya geçti, birkaç tane Hikmet'de nasıl olur, hiç bir şey anlamadım vb." Atay'ı okumak her okurun harcı değil, oyun içinde oyun mu desem, onun da ötesinde roman içinde roman mı desem bilemedim, karmaşık ve şizofrenik anlatıda her cümle birbirbirini desteklemeyebiliyor, ironiler ve derin, ince mizahlar içinde kaybolabiliyorsun. Bu da bazı yerlerin yanlış anlaşılmasına, ya da hiç anlaşılamamasına sebep olabiliyor, bu gayet doğal. Çünü kitap alışılmışın da dışında bir bilinç akışı tekniğiyle yazılmış. Bu da yazarın ne denli özel olduğunu gösteriyor.
    Daha önce yazarımızın Tutunamayanlar eserini de okumuştum, bundan dolayı yazarın diline aşınayım.. Kitabı okumakta pek zorluk çektim sayılmaz. Bazı benzerlikler de vardı. Hikmet ve Selim karakterlerinin birbirlerine fazlasıyla benzediğini görebiliyoruz. Her ikisinin de anlaşılma umudu içinde anlaşılmazlığın kurbanı olduklarını ve çözüm yollu olarak intiharı seçtiklerini görüyoruz. Yazarın intihar ederek ölmediğini bilsek de,kitaptaki şu cümleler fazlasıyla düşündürücü;
    "Yazar ölmek istediğinde romanında birileri kendini asar aynı sebepten"

    Şu itirafı da eklemeliyim ki; Atay'ın Tehlikeli Oyunlarına ben de geldim, sizlerin de gelmeniz dileğiyle..
    Keyifli okumalar.
  • 479 syf.
    ·10 günde·Beğendi·10/10
    Benim için hem biçimsel hem de maneviyat yönünden bir eserden fazlası olan bu büyük şahesere nereden ve nasıl giriş yapacağımın kararsızlığı içerisindeyim. Mutlaka bir şeyler yazmalıyım, zira bunu bir mecburiyet, ondan da öte bir görev olarak görüyorum. Öncelikle kitap hakkında yaptığım küçük çaplı araştırmamda edindiğim bilgileri yazacağım.

    Kitap, 70'lerin okuru tarafından pek tutulmayan, hatta Oğuz Atay'ın yaşadığı dönem ikinci baskısı bile yapılmayan kitapları, 80'lerin okuru tarafından (Genelde yanlış anlaşılmalarla) hâk ettiği değeri görmeye başlar. Ama ne yazık ki bu uzun sürmez.
    Kitap, 90'larda yine unutulanlar arasında yerini alır. Tabiki burada 12 Eylül'ün Türkiye okururunu ne hale getirdiği gerçeğini unutmamak gerekir. 80'lerin okuru tarafından yanlış anlaşılmasının bir sebebi de, kendini Tutunamayanlar'daki Selim Işık karakteriyle bir tutan okur kitlesidir. (Şu an ki ben.) Oğuz Atay, romanlarında bu zihniyeti eleştirmiştir, ki Tehlikeli Oyunlar'ın başkarakteri Hikmet Benol da bu yüzden doğmuştur.(Kaynak: http://www.mavimelek.com/tehlikeli_oyunlar.htm daha fazlası için buraya bakabilirsiniz.)
    Peki, kimdir bu hikmetsiz -tutunamayan- Hikmet? Kendileri eserimizin başkarakteridir. Hayatın gayesizliği içerisinde kaybolan, hayata oyunlarla tutunmaya çalışan, (tehlikeli oyunlarla) ve kendi kimliğinin -tutunamayan- tutsağı olmuş,kendi zihnin de kendi düşünceleriyle yarattığı dünyaya -hapishanelere- mahkum olmuş bir hikmet. Daha doğrusu, birkaç tane Hikmet. Birkaç tane Hikmet diyorum, zira yazarımızın, özellikle başkarakter Hikmet üzerinden bilinç akışı tekniğini fazlasıyla kullandığını görebiliyoruz. Bu da kişilik bölünmesi yaşayan, iç dünyası karmakarışık olan bir karakter çıkartıyor karşımıza. Aslında bunu karakterimizin soy isminden de anlayabiliriz.( Benol.)
    Kitap kendi içinde bu ve bunun gibi birçok ironi barındırıyor.
    Eserimizin başkarakterlerinden olan Hikmet'in eski karısı olan Sevgi'nin sevgisiz oluşu, Hikmet'in gerçek aşkı olan Bilge'nin bilgisiz oluşu başlıca ironilerden.
    Dikkatimi çeken başka bir ironiye değinmek istiyorum, zira bahsetmezsem eksik olurdu, çünkü bir okur olarak beni üzdü. Aslında yazar bunu çok açık bir şekilde dile getirmiş. Yazarımızın daha önce okuduğum Korkuyu Beklerken eserinde de görmüştüm. Şuydu:
    "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?"
    Bu eserde de yazarımızın buna benzer haykırışları dikkat çekiciydi. Bakınız..
    _"Beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım."

    _"Beni okumayı sakın ihmal etmeyin,bütün kitapçılarda bulunuyorum, bu herif de ne konuştu
    -deli midir nedir- böylesini de hiç görmemiştim, şekerim adam bir türlü susmak bilmiyor demeyin arkamdan olur mu?"
    Benim görebildiklerim bunlardı, belki daha fazlası vardı. O dönemin toplum zihniyeti hakkında yorum yapamayacağım. Ancak, o dönemin usta gazetecilerinden olan Oktay Akbal'ın 1977 yılında yaptığı şu değerlendirme Oğuz Atay'ı anlamak için hepimize bir ders niteliğinde:
    "Kolay okumalar, hızlı sevgiler, beğeniler,alışkanlıklardan koptuğumuz, kopabildiğimiz, rahat ve geniş zamanlarımızı güç bir kitabı çözmeye, sevmeye, ondan bir şey anlamaya, öğrenmeye ayırabildiğimiz bir gün Atay'ın romanlarını çok seveceğiz. Onlarla çağımız insanının, daha doğrusu büyük kentte yetişmiş kentsoylu bir aydının tüm duyarlılığı, iç muhasebesi, kendi kendisiyle tartışması, kendini eleştirmesi, çok değişik bir güldürü havasıyla bizlere ulaştırması, sunması var..."

    Atay'ı itinayla ve severek okuyan biri olarak, gerek burada olsun, gerekse sosyal hayatımda olsun, Atay'ı anlayamadığından ötürü eleştiren, sevmeyen bir okur kitlesi var. Bu üzücü. Atay'ı severek okuyan biri olarak Oktay Akbal'ın bu etkikleyici köşe yazısını herkesin okumasını istiyorum...

    Son olarak; bazı okur arkadaşlarımızda bunu görebiliyoruz;" vay efendim bu adam ne saçmalıyor, az önce bunu diyordu, bu nasıl oraya geçti, birkaç tane Hikmet'de nasıl olur, hiç bir şey anlamadım vb." Atay'ı okumak her okurun harcı değil, oyun içinde oyun mu desem, onun da ötesinde roman içinde roman mı desem bilemedim, karmaşık ve şizofrenik anlatıda her cümle birbirbirini desteklemeyebiliyor, ironiler ve derin, ince mizahlar içinde kaybolabiliyorsun. Bu da bazı yerlerin yanlış anlaşılmasına, ya da hiç anlaşılamamasına sebep olabiliyor, bu gayet doğal. Çünü kitap alışılmışın da dışında bir bilinç akışı tekniğiyle yazılmış. Bu da yazarın ne denli özel olduğunu gösteriyor.
    Daha önce yazarımızın Tutunamayanlar eserini de okumuştum, bundan dolayı yazarın diline aşınayım.. Kitabı okumakta pek zorluk çektim sayılmaz. Bazı benzerlikler de vardı. Hikmet ve Selim karakterlerinin birbirlerine fazlasıyla benzediğini görebiliyoruz. Her ikisinin de anlaşılma umudu içinde anlaşılmazlığın kurbanı olduklarını ve çözüm yollu olarak intiharı seçtiklerini görüyoruz. Yazarın intihar ederek ölmediğini bilsek de,kitaptaki şu cümleler fazlasıyla düşündürücü;
    "Yazar ölmek istediğinde romanında birileri kendini asar aynı sebepten"

    Şu itirafı da eklemeliyim ki; Atay'ın Tehlikeli Oyunlarına ben de geldim, sizlerin de gelmeniz dileğiyle..
    Keyifli okumalar.



    Kitaba verdiğim puan:10
  • 202 syf.
    ·5 günde
    Yine tavanarasındasın Oğuzcuğum :)
    Hep olduğu gibi yine kenara çekilmeyi,arkadan bakmayı,kendiyle olmayı anlatmış. Kitap çeşitli hikayelerden oluşan bir Atay klasiği... Tutunamayanlardan,Tehlikeli Oyunlardan farkı da bu.İçeride, kitaba adını veren ‘Korkuyu Beklerken’ ve ‘Unutulan’ gibi muazzam hikayelerin yanında rahmetli babasına yazdığı bir mektup da var ve çok güzeller. Hikaye kitaplarının sevmediğim yönü fazla alıntı cümleleri olmaması ve üzerine pek söz söyleyemiyor olmamızdır. Ama yine de ‘Ben buradayım sevgili okuyucum,sen neredesin acaba? ‘ diyen birine reddi cevap veremezdim. Hele bu davet Oğuz Atay gibi bir eşrefi mahlukantan geliyor ise..

    “Anlamasam da dinlerim seni“ diyor Oğuz Abi.
    Anlamasanız da, okuyun Tutunamayanlarını,Tehlikeli Oyunlarını,Korkuyu Beklerkenini... Yoksa “Beni anlamıyorlardı.Zarar yok. Zaten beni daha kimler anlamadı“ falan diyor, bizi de üzüyor !
  • 479 syf.
    ·58 günde·Beğendi·10/10
    "Ve yine bir Oğuz Atay kitabı. Oğuz Atay yine her zaman olduğu gibi, bu kitabında da okurlarını heyecanlandırdı. Tehkileli Oyunlar kitabının ismini duyduğum an, ben bu kitabı okumalıyım derdim hep, kırtasiyelerde bulamadığım için sipariş verdim. Ve en kısa süre içinde kitabıma kavuştum. Nasıl mutlu olmuştum, kitabımın geldiği an. Sonra kitabı okumaya başladım. Hikmet Benol'u tanıdım, Emekli Hüsamettin Tanbay'ı tanıdım. Hikmet'in kendi kafasından oyunlar yazması özellikle Hüsamettin albayla konuşma tarzı, diyaloğu Hikmet'in kadınları bazen hiç anlamaması, Hikmet işte bir şekilde anlamasınıda bilirdi. Sevgi vardı, Bilge vardı. Hikmet daha çok Bilge'ye düşkündü. Son defa Bilge'nin yanına gitmişti. Hikmet ve bu sözleri, Bilge'ye söylemişti. Çok etkilendim.
    "Ben bir aydır prova yapıyorum; gene de seni görünce ne yapacağımı şaşırdım. Sen, nasıl oluyor da hep aslına sadık kalabiliyorsun? Neden hiç şaşırmıyorsun? Sen her zaman Bilge gibi davranmayı biliyorsun demişti."

    Hikmet'in sonu keşke daha iyi olabilseydi. Yoruldum albayım artık hiçbir şey yapmak istemiyorum derken Hikmet Benol oyunlardan da bıktığını dile getirmiştir. Herkesin keyifle okuyacağını düşündüğüm harika bir Oğuz Atay klasiği okuyun, okuturun. Keyifli okumalar.
  • 479 syf.
    ·14 günde·Beğendi·10/10
    Yine bir Oğuz Atay klâsiği..
    Bazen  "Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. "
    Doğru birçoğumuz hayallerinde cesur ve atılgan, gerçek hayatta ise pısırık ve üşengeç insanlarız.

    Oguz Atay'ın kitaplarındaki kahramanlar toplumdan soyutlanmış sıradışı varlıklardır.
    Toplum yapısını alaycı bir tavırla eleştiriyor. Ve 'iyiler hep iyi, kötüler hep kötü olsun' istiyor.

    Kendine has bir üslubu vardır yazarın. Mesela insanlıkla ilgili vermek istediği mesajı haber gibi sunuyor:
    "Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur."

    Ve son olarak; Oğuz Atay'ı okumak hakikaten sabır ister, bi kere bütünlük yok kitaplarında, karmaşık bir yapısı var, bu da hem sabır hem de alt yapı gerektirir okumak isteyenlere keyifli okumalar..
  • 724 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Ve işte okumaktan çok keyif aldığım tekrar tekrar okuduğum bir Oğuz Atay klasiği.
    Kitap iki yakın arkadaşın daha doğrusu dostun birbirlerinden gizledikleri ayrı hayatları ve Selim'in yaşadığı buhran ve yanlızlık sonucu intihar etmesini işliyor. Selim intihar ettikten sonra en yakın arkadaşlarından Turgut Selim'in kendisinden bir çok şey sakladığını fark edip bunları dedektif edası ile ortaya çıkarmaya ve Selim'i anlamaya çalışıyor. Belki biraz geç kaldı ama sonuç itibari ile başardı. Öğrendiği her yeni bilgi kendisine Selim'i ciddi anlamda tanımadığını ve hakkında öğrenmesi gereken bir çok şey olduğunu hatırlatıyor.
    Arkadaşlığın dostluğun ve sevmenin anlatıldığı bu güzel eseri herkesin okumasını tavsiye ederim
  • 479 syf.
    ·40 günde·Beğendi·8/10
    TEHLİKELİ OYUNLAR!
    Bir Oğuz Atay klasiği daha.
    Ben önsöz okumayı çok severim ama bu kitabın ön sözünde tüm heyecanınızı yerle bir edecek bir spoiler var. Kitaba resmen 1-0 yenik başladım. Hal böyle olunca da hiç okuma hevesi kalmadı bende tabii. Bir hafta belki de iki hafta hiç elime almadığım oldu kitabı. Ama ne olursa olsun kitap gerçekten okutuyor kendini.
    Duygular, düşünceler öyle bir anlatılmış ki etkilenmemek elde değil. Düşünce buhranlarının içinde kayboldum ben bir ara hatta.
    Koskoca Oğuz Atay'ı da "albayım" kelimesiyle yerle bir ettiler, yanarım yanarım ona yanarım. Ama kesinlikle okuyun, okutun. Sevgilerle!