• Mihail Afanasyeviç Bulgakov’u, edebiyatla alakadar olup da tanımayan kimse yoktur. Bendeniz de bir kitabını Rusçadan Türkçeye geçen sene çevirmiştim. Tefrika Yayınları’ndan çıktı: Köpek Kalbi. Bulgakov’un, Dedalus’tan çıkan Ölümcül Yumurtalar çeviri eserini geçen ay okudum. Kaliteli bir edisyondu o da. Bu kitabı yani Şeytani adlı çeviri eseri ise bugün okuyup bitirdim. Kitap, 80 sayfalık bir novella. Encore Yayınları’ndan 2014-11-10 tarihinde çıkmış. Ancak İnternette yaptığım araştırmaya göre, Osman Çakmakçı’ya ait olan bu çeviri eseri daha önce 2006-08-04 tarihinde Salyangoz Yayınları’ndan yayımlanmış. Sanırım Osman Beyden çeviri telifini satın alıp 2014-11-10 tarihinde kitabı tekrar basmış Encore Yayınları. Osman Bey beni affetsin, çevirilerini ya daha önce hiç okumadım ya da çevirenin adına dikkat etmemişim. Çünkü birçok çeviri eseri var kendisinin. Bu kitaptaki çevireye bakarak şunu söyleyebilirim ki nefis bir Türkçesi var. Çok akıcı. Kitabın dizgisi de fena olmamış. Fark edebildiğim tek bir dizgi hatası dışında dört dörtlük bir edisyon olmuş, ekibi tebrik ederim (Sayfa 65: Loş bir kanak odayı… [“karanlık” olmalıydı]). Bu arada Osman Beyin başka bir Bulgakov çeviri eseri daha var: Bir Ölünün Anıları (Pinhan Yayıncılık). Onu da ilk fırsatta satın alıp okuyacağım.

    Karşımızda yine klasik bir Bulgakov romanı. Hiciv, sürrealist bir ortam, hayal ve gerçek grift durumda, proletarya yine yerden yere vuruluyor. Bürokrasi ile derinlemesine bir alay var. 1921 yılı Sovyetlerinde, KIMAGETEM denen bir birimde çalışan esas oğlanımız kâtip Krotkov ve onun –adı Rusça külot anlamına da gelen- acayip tuhaf amiri Klotski, romanın başat kahramanları. Tekdüze hayata kendini iyice kaptırmış olan Krotkov, yaptığı trajikomik bir hata yüzünden, pek sevdiğini söyleyemesek de, karnını doyurduğu işinden hiç beklemediği bir anda kovulur. Amiri Klotski’den özür dileyip işini tekrar geri kazanma çabaları onu, hayal mi gerçek mi olduğu pek belli olmayan tuhaf bir kovalamacanın içine sürükler. Klotski önde, Krotkov arkasında, bir oraya bir buraya kitap boyunca koştururlar. Bu eser, Bulgakov’un tarzı olan bilimsellikten uzak da olsa, içerdiği hiciv ve hayal gücüyle diğer kitaplarını hiç aratmıyor. Tek oturumda okuyabileceğiniz bu güzel eser, Osman Beyin de harikulade Türkçesi ve nefis çevirisiyle tarafınızdan okunmayı hak ediyor sanırım.

    Kalbinizden huzur, elinizden kitap hiç eksik olmasın.

    Süha Demirel, 16 Mart 2016.

    ***

    KİTABIN KÜNYESİ:

    Şeytani, Mihail Afanasyeviç Bulgakov
    ENCORE Yayınları
    Çevirmen Osman Çakmakçı
    Yayın Tarihi 2014-11-10
    ISBN 6059949118
    1.Baskı
    Dil Türkçe
    Sayfa Sayısı 84
    Cilt Tipi Karton Kapak
    Türü Edebiyat, Roman (çeviri)
    Orijinal Dil Rusça
  • Bir Ölünün Anıları, Bulgakov’un diğer romanlarındaki rejim eleştirilerine geniş boyut kazandıran bir roman. Üstat ile Margarita ve Köpek Kalbi’nin sayfalarına sinen faşizm, rejim despotluğu, dikta olmuş halk kitleleri ve korku gibi kavramların ne derece okura geçirdiği hususunda BÖA, hiç de azımsanacak boyutta değil, ki geri planda kalmış olması da oldukça şaşırtıcı bir durum. 225 sayfalık romanın salt bu eleştirilerle donanmış olması kurguya ket vursa da, Bulgakov’un dünyasına adım atmış olanlar için bir sorun oluşmayacaktır.

    Bir Ölünün Anıları, Bulgakov’dan okuduğum üçüncü kitap oldu. Sergey Leontiyeviç Maksudov’un günlüğü bir özyaşamöyküsel niteliğinde. Giriş bölümünde karakterimiz vedasından önce defterini en yakın dostu Bulgakov’a gönderiyor. Bulgakov ise bölüm başlıklarını belirleyip imla hatalarını düzeltmek dışında metne dokunmadığını telkin eden bir girizgah atıyor ve sonra bu küçük oyuna inanmış gibi esere başlamamız isteniyor...

    Gazeteci Leontoyeviç Maksudov bir kitap yazmaktadır, kitabının tenkitlerle güçleneceği düşüncesiyle sürekli dostlarıyla bir araya gelmek ister ve bu konuda yanlışları süzgeçten geçireceğini düşünür. Ama düşündüğü gibi midir? Kitap kimin elinden geçtiyse basılmaması gerektiğe dair öğütler alır. Roman içten içe beğenilir. Maksudov, tenkitlere ve baskılara kulak tıkayıp, giriştiği işinde pes etmeyecek, soluğu yayınevlerinin kapısında alacaktır. Yaşamı Martin Eden’ın ilk basamakları gibidir; arkadaşlarından, çevresinden, yayın kuruluşlarından sürekli olumsuz cevaplar alır, ama sonsuz tutkusu bunun önüne geçmek için mücadeleye hazırdır; ta ki değişmez aynılık beynini oymaya başladığı ana kadar.

    "Her şey kesinlikle aynı ve her şey kesinlikle doğru,' dedim sert bir biçimde!"

    Bazen cümlelerin çözüm getirmediğini anladığımızda veya yeni günün bir önceki günden farklı olmadığını hissettiğimizde bu cümlenin benzerlerini dile getiririz. Lakin sindirilmenin veya kaçmanın telkin ettiği bir cümle değildir bu. Keza alışkanlıklara, savaş çığırtkanlığına, diktaya, erişilmez olana, kıskançlığa, korkaklığa, zorbalığa, küstahlığa, algı sınırlarına ve monotonluğa en somut karşı koyma biçimidir. Bir nevi düz ağızla “sen de haklısın” demektir, var olan enerjinin daha doğru zemine saklanmasıdır, katı ve değişmez kurallara protestodur, kitlenin karşı konulamaz baskısıyla popüler olmanın özendirildiği ve bunun için her şeyi yapabilecek vasıfsızlara karşı en etkili ket vurma biçimidir. Çünkü o, ne kadar mükemmel cümleler kurarsa kursun, kendisini ne kadar doğru biçimde ifade ederse etsin hep mağlup ayrılacaktır. “her şey kesinlikle doğru…..” demeyi gerektiren en doğru anlar, böylesi çıkmaz durumlardır işte!

    -Spoi olabilir- Kitabın son bölümlerine girdiyseniz kendinizi kara mizahın içinde bulabilirsiniz. Ana karakterimiz sonunda kitabını bastırmak için uygun zemini bulur. Daha doğrusu kötü ruh-kendisinin tabiriyle- karşısına çıkar ve romanın basılacağını söyler. Az bir miktara ruhunu sattığına inanan Maksudov için her şey çıkmaza girmiş, kendisine verilen vaatlerin yerine getirilmemesi ve bürokrasinin işin içine katılması Maksudov’u buhrana ve umutsuzluğun pençesine bırakmıştır...

    Bulgakov okurun karşısına yine sürrealist bir ortam çıkarır, hayal ile gerçeği girift durumlarda yerden yere vurur. Bürokrasi alayını trajikomikleştirerek Ekim devrimine büyük eleştiri getirir, ki bu tüm sayfalara siner haldedir.
    Bir Ölünün Anıları, tiyatro kulisleri ve onun sözde eleştirmenlerine karşı kaleme alınan bir roman olmakla beraber, sanat, mizah gibi unsurları ince bir yergi ve hiciv ile 'sahneye' taşır. Bulgakov, Köpek Kalbi ve Usta ve Margarita kitaplarında olan satirik öğeler ve gerçeküstücü tonu bu eserle devam ettirdiğini söylemek mümkün. ÜİM’de Stalin ve faşist Sovyetler’i yeren Bulgakov, evvelinde karşı olduğu bir diğer sisteme, yani Lenin’e, sınıf çatışmalarına, bürokrasiye, onun baskıcı ve ölümcül yöntemlerine nasıl karşı durduğunun teatral bir göstergesi niteliğindedir bu günce.

    Keyifli okumalar dilerim...
  • "Her şey kesinlikle aynı, ve her şey kesinlikle doğru!" dedim, sert bir biçimde.
    Mihail Bulgakov
    Sayfa 23 - Pinhan Yayıncılık, 2012. Çeviren: Osman Çakmakçı
  • Bir insan karakterini sevmeli: Eğer sevmiyorsanız, size önerim, kalemi elinize almamanız- yalnızca büyük acılar çekersiniz.
    Mihail Bulgakov
    Sayfa 153 - Pinhan Yayıncılık, 2012. Çeviren: Osman Çakmakçı
  • "Gururunun seni bütünüyle tükettiğini görebiliyorum. Ne demek şimdi bu, hiç kimse senin hakkında tek bir kelime edemeyecek mi? Yaşamını eleştirisiz sürdüremezsin."
    Mihail Bulgakov
    Sayfa 149 - Pinhan Yayıncılık, 2012. Çeviren: Osman Çakmakçı
  • Korkaklıktan ve kendine inançsızlıktan daha kötü bir şey yoktur.
    Mihail Bulgakov
    Sayfa 153 - Pinhan Yayıncılık, 2012. Çeviren: Osman Çakmakçı
  • Julius Sezar'ın aynı anda birkaç değişik şey yapmak gibi bir alışkanlığı varmış, örneğin bir taraftan okurken bir taraftan konuşanları dinlermiş.
    Mihail Bulgakov
    Sayfa 113 - Pinhan Yayıncılık, 2012. Çeviren: Osman Çakmakçı