• Yağmur; bir miniğin sarı saçlarında oyundur. Üzgün bir aşığın gözlerinde yaş, geçmişe özlem duyan bir ninenin hazin öyküsü, hızla yaşanıp tüketilmiş ömrün son tutunuşu, düşlerin el yordamıyla sahibini aramasıdır.
  • Gözyaşlarından sorumlu tutuluyor olmalı ki, bir mahkûm elbisesi giydirip dünyayla konuşmaya başlıyordu: "Bana boş gurur verdin, süslü göründün. Gerçek hiç de öyle değil. O halde beni bırak, başkalarıyla uğraş! Çünkü ben seni üç kere denedim. Ömrün az, sohbetin kötü ve insanları tehlikeye atman ne kadar kolay!"
  • İdareci yaratıcılığını kaybederse baskıcı olur
  • Osmanlı gerçek anlamda bir laik devletti
  • Süleymen Demirel hiç bir zaman gücü kendi elinde toplayıp diktatörlük kurma çabasına girmedi
  • "Sağlıklı ve şanslıysan ancak yüz yıl yaşarsın; üzüntüler, sevinçler, kazanç ve kayıpların tümü bir ömrün sonunda silinip gider. Çok önemli biriysen yıllar sonra anılırsın. Bütün bunlara rağmen hayat sonsuza kadar devam edecekmiş gibi gelebilir, birilerini kırabilir, onların hakkını yiyebilir, onlara zulmedebilir insan; sonra gelip başını yastığa koyduğunda çaresizdir; bilinmeze davetiye çıkarılmış, gözlerde korku belirginleşmiştir artık çünkü Tanrı tüm gerçeğiyle insanları birbiriyle eşitlemiştir.
  • 1202 syf.
    Kitabı tek cümleyle anlatacak olursak: 'İnsan ruhunun dehlizlerine yolculuk' diyebiliriz.

    Dostoyevski bu son romanında neredeyse bütün karakterlerinin bu dehlizlerinin kapısını açıyor ve bizi içeriye davet ediyor.

    Peki bu dehlizlerde neler var?
    - Şehvet, hirs düşkünü insanlar
    - Tanrı öldüğü için, onu inkâr edince her şeyin mübah olduğunu ortaya koyan görüşte insanlar
    - Mucize bekleyen ve kendilerini mucizeye ikna eden, bunun için Manastirlara koşan eğitimsiz Rus halkı
    - Köleliğin kaldırılmasından sonra hala efendi olmaya çalışan insanlar, kölelik yıllarının hıncını üzerinden atamamış insanlar..
    - Adaletin iki ucu: Avukat ve savcı..

    ve daha niceleri...

    Kitabın konusu, adı yaşadıkları muhitte hoş anılmayan Karamazov ailesinde yaşanan trajedidir: Baba Karamazov ve büyük kardeş Dimitri Karamazov arasında aynı kadına duyulan aşk ve miras meselesinin ardından yaşanılan bir trajedi.

    Kitabı okurken yer yer "Ne kadar basit bir konu, bunun üzerine mi küsur sayfa yazmış yazar ve en önemli eseri olarak görülmüş bu eseri yazarın?" sorusu sorulabilir. Lakin ben kitabın basit olarak gözüken konusuna odaklanilarak okunulmasini tavsiye etmem. Yazarın ustalıkla yaptığı ruh tasvirleri üzerinden, o dönem dünyasının etkisinde bulunduğu felsefi, sosyolojik akımların insanların psikolojilerine etkilerini görmekteyiz. Bunların insanların zihin dünyasını nasıl şekillendirdiğini; olumlu ve olumsuz ne gibi etkileri olduğunu ve ne gibi etkilerinin olabileceğini ve nihayetinde bireyden bütüne giderek toplumun bunlardan nasıl etkilendiğini (etkilenebileceğini) görüyoruz.

    Yazarın ortaya koyduğu karakterler ve onların neyi neden yaptığı üzerine akıl yürütmelerden hepimiz "Evet, yazar bu konuda çok haklı, insan böyle yapar bu konuda ancak neden böyle yaptığını kendisine açıklayamaz, biri sorarsa hemen reddeder hatta bunu yaptığını" gibi bir sözü kitabı okurken kendi kendimize sıklıkla diyebiliriz.

    Ayrıca yazar bir sara hastası ve kötü bir babaya sahipmiş; kitapta da kendi hayatından bu tarz izleri görmekteyiz. Kendi hayatındaki bu iki konuyu kitapta önemli noktalara koymuş.



    *SPOİLER




    Bu kısımda kitaptan çıkarımlarimi paylaşmak istiyorum. Kitaptaki karakterlerin sıklıkla Tanrının varlığı, yokluğu ve yokluğunda yaşanabilecekler ve bunun yaratacağı sorunlar üzerine etkileyici diyaloglara şahit oluyoruz. Dostoyevski'nin çağdaşi olan Nietzsche'nin 'Tanrı öldü' ve üst insan felsefesinin izlerini kitapta görüyoruz.

    Küçük kardeş Alyoşa'nin bulunduğu manastırın stratezi (Şeyh gibi) Tanrıyı, manastır da klasik tarz dini temsil etmektedir. Stratezin ölümü ile beraber ailedeki trajedi de yaşanmaya başlar.

    Stratez, ölmeden evvel kitabın baş karakteri ve kitapta herkes tarafından sevilen Alyoşa'ya sıklıkla aralarından ayrılma zamanının geldiğini söyler. Sonra da Alyoşa'ya kendisinin ölümü ile beraber manastirdan ayrılmasını ister. Çünkü artık dış dünyada kendisine ihtiyaç olduğunu özellikle ailesinin ihtiyacı olduğunu söyler.

    Karamazov ailesinin babası, çocuklarının hiçbirine doğru düzgün babalık hatta hiç babalık yapmamış, para ve kadın peşinde hayatını geçiren, herkesin iģrenecegi bir karakter. Büyük kardeş Dimitri Karamazov asker olsa da bu meslekte tutunamamis, babası gibi para ve kadın peşinde olan ama babası kadar düşük seviye olmasa da hoş bir karakter değil. İvan Karamazov, okumuş, kültürlü ve kendine özgü fikirleri olan bir karakter. Bu üçünün de ortak özelliği Tanrıya olan zayıf inançlarıdır. Hatta inanmıyor da diyebiliriz. İvan karakterinin ağzından bunu kitapta ara ara duyuyoruz zaten. İvan "Tanrı yoksa her şey mubahtir" fikrine sahip ve bu fikriyle uşaklarıni da derinden etkiliyor. Stratezin 'İsa'sını gönderdiği 'dünya' böyledir: son derece kötü bir halde.

    Bu inançsız karakterlerden birisi öldürülür, diğeri katil olur, diğeri delirmeye varan bir humma geçirir (şeytanla konuşur), birisi halk nezdinde rezil olur ve sürgün edilir. Adeta yazarın, Tanrısız bir toplum hakkında duyduğu endişeleri ve bu toplumun nasıl olabileceği hakkındaki fikirlerini Karamazov ailesi özelinde kitapta görmekteyiz. Sadece Alyoşa, ayakta kalır. (O bile manastirdan yani klasik dinden çıkınca ve stratezin ölümünden sonra inancinda gitgeller yaşar.)

    Yazara göre klasik din anlayışı gerçekten sona erdi, bunu o da kabul ediyor. Ancak dinin ve tabiki Tanrının olmadığı bir dünyanın daha kötü olacağı inancını da taşıyan yazar, orta bir yolun bulunacağını, bulunması gerektiğini düşünmektedir. Yazara göre üst insan, keşiş kiyafetinde manastirda dünyadan elini eteğini çekmiş, perhiz yapan ve eğitimsiz mucizeye inandığı için mucize görmeye dünden razi insanlara mucize gösteren bir Alyoşa değil; redingotunu giymiş, manastirdan ve ordaki perhiz anlayışından sıyrılmış, toplum içinde saygı ve sevgi duyulan bir Alyoşa'dır.

    "Belki de üstüninsan İvan değil de sensin."

    Dimitri bu sözü Alyoşa'ya söyler ve kitapta sıklıkla gördüğümüz bir sahne yaşanır: Merakla ve büyük bir heyecanla Alyoşa'nin düşüncelerini açıklaması beklenir.

    Kitabın en sevdiğim bölümünden biraz uzun bir pasaj alıntılayacağım, buraya kadar okuyan varsa heralde bu pasajı da okuyacaktır. Pasajda Şeytan, Ivan'a Tanrısız bir toplumu, insanları anlatır. Ve güzel bir tablo çizer. Lakin İvan, bunlari duymamak için kulaklarını tıkar. Çünkü o sırada hayalindeki bu şeytan imgesini kovmak istemektedir, kitapta sıklıkla karşılaştığımız bir gitgel yaşamaktadır. Burada önemli nokta, Tanrısızlığın güzel çizilen tablosunun şeytana söyletilmesidir ve Ivan'in bu şeytani kovmak istemesi.


    "Eski görüşler, özellikle bütün eski ahlak kuralları yıkılacak, her şey yenilenecek, insanlar hayattan, sadece bu dünyada alabilecekleri mutluluk ve zevkleri tatmak için birleşecekler. İnsan ruhu tanrısal devliğe ulaşmış bir gururla yücelecek, tanrısal bir insan doğacak. İradesiyle, bilimlerle doğayı her an alabildiğine alt eden insan bundan durmadan öyle yüce bir zevk alacak ki, bu ona gökten beklediğini unutturacak. Hepsi, sonradan dirilmesi olmayan ölümlüler olduklarını öğrenerek ölümü ağırbaşlı, tanrısal bir soğukkanlılıkla kabullenecekler. Hayatın kısacık bir andan ibaret olduğunu anlayarak, gururun doğurduğu sitemleri unutacak, hemcinslerini çıkar gözetmeden sevecekler. Aşk ancak ömrün kısa bir zamanını doyuracak; bu kısalık fark edilecek, eskiden olduğu gibi “ölüm ötesinde sonsuz sevgiye” bel bağlamadan, olanca güçle sevmek bilinecek... vesaire, vesaire, buna benzer şeyler. Enfes doğrusu!"


    https://youtu.be/Hi-j52g6jHY


    Keyifli okumalar