• Okuduğunuz kitabın 8. Sayfasındaki 28.sözcük ne olabilir...?



    Edit ; Bir


    Not: Ortak sözcük olanlar bir birlerine kitap hediye etsinler...
  • 528 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bu kitap için ne yazsam cidden bilemiyorum. O kadar güzeldi ve o kadar muhteşemdi ki… sanırım tek söyleyebileceğim şey bu. Yani cidden, kitabı anlatabileceğim tek bir kelime var: o da müthiş. Ötesi yok. Kitabı okurken o kadar heyecanlandım o kadar kıpır kıpırdım ki… ben bile beklemiyordum bunu.

    Hiçbir şeyi atlamadan, her şeyi anlatmak istiyorum. İçimi dökmem gerek artık dfjkdjf Bazı anılarımı da anlatacağım o yüzden okumayabilirsiniz. Ama yazmazsam içimde kalacak. Çünkü tüm o şeyler kitabın bendeki yerini derinleştirdi.

    Acıklı hikayemin bitişine üç nokta koyacağım. Oraya kadar okumayabilirsiniz.

    Şimdi, bence her şey 2016 da başladı. Tamam, biraz abartı olabilir ama başıma gelen şeylerden sonra ben öyle olduğuna karar verdim diyelim. 2016 mayıstı djdkfds Babamla Kiler’e gitmiştik. Ben kitap raflarına bakıyordum, raflarda bildiğim veya istediğim bir kitap yoktu ama ben yine de kitap almak istedim ve babama biraz yalvarınca o da izin verdi. Sonra ben bakarak en son iki kitap bıraktım. Toz ve Kargalar Meclisi. Aslında Kargalar Meclisini almak üzereydim ama sonra, salak gibi gittim ve Toz’u aldım. Açıkçası bunu neden yaptım bilmiyorum, Toz’un kapağı daha mı hoşuma gitti bilmiyorum (ki bence güzel değil) ama demek ki o zamanlar parıltılı şeyleri seviyormuşum. Gittim ve Toz’u aldım. Ve bence sonra Kargalar Meclisi’ni tercih etmediğim için Djel beni lanetledi. Başka açıklaması yok.

    Şimdi 2018 yılındayız. Tabii ben bu süreç içerisinde Kargalar Meclisini baya gördüm falan ama bir okuyayım, bakayım diye ilgi duymadım. Ama yılbaşı indirimleri var mı diye Okuoku’ya bakarken iki kitabı 20 TL indiriminde görünce, ee bu fırsat kaçmaz olarak düşündüm. İki gün boyunca falan istediğim kitapları iyice netleştirdim ve sonra listeye ekledim falan, tam alacağım, Kargalar Meclisi’nin indirimi bitmiş.. Çok sinirlendim ve bir gün daha bekledim. İndirim gelmeyince bende BKM’den aldım çünkü daha ucuza geliyordu.

    Sonra ertesi gün oldu. Sipariş ettim. İndirim hala yoktu ama o yüzden. Bir daha ertesi gün oldu, çeviriden bir şeye bakacağım, en son Okuoku sayfası açık kalmış, karşıma direk bu indirim çıkmasın mı.. Ben delirdim tabii. Siparişi iptal edeceğim.. bilin bakalım ne yok orada? Sipariş iptal et butonu. (BKM’den ilk bir şey alışım, bilmiyordum) Sonra gittim internetten aratıyorum “BUTON NEREDE???!” Öğrendim ki, yokmuş. Müşteri hizmetlerini aramak gerekiyormuş. Aradık. Ses bandı şöyle dedi: Saat yediye kadar hizmet vermekteyiz. Saate baktım: 19.05. Daha fazla delirdim ama artık vazgeçtim. Demek ki hayırlısı buymuş dedim yani, e ne yapabilirim ki başka?

    Bende pdf’ten okumaya başladım. Ama kitaba başlarken bu kitabı bir an önce aradan çıksın da, Harry Potter’a başlayabileyim moduyla okumaya başlamıştım (sen kimsin ya gerçekten??) ve o kitabı okumaya başladığım hafta o kadar berbat bir haldeydim ki… zombilerle aramda bir fark yoktu muhtemelen. Jurda parem için çıldıran Grisha’lar gibi uyku için deliriyordum. Biraz daha uyku.. biraz daha!

    Kitabın 130. Sayfasına kadar falan okuduğumdan pek bir şey anlamıyordum çünkü dikkatimi toplayamıyordum. Bir yeri otuz kez falan okuyunca anca idrak edebiliyordum. Kitabın içine girememiştim, karakterleri özümseyememiştim ki başlarda alıntıların az oluşundan ve alıntıların altına duygularımı ifade etmediğim notlardan anlaşılıyor bence fjkdjd

    Ama sonra uyudum, kendime geldim, okumaya başladım ve BUM! Muhteşem altılımız bana o zaman muhteşemliğini göstermeye başladı.

    Kaz Brekker, Fıçının tehlikeli çocuğu. Inej Ghafa, bıçak ustası bir bilgi toplayıcı. Kaz’ın sağ kolu. Nina Zenik, midesine düşkün, eğlenceli bir Cellat. Jesper Fahey, kara mizahı harika bir kumarbaz. Matthias Helvar, hayatımın aşkı. Tamam tamam, zıtlıklarla donatılmış çocuk adam djdkjfdksd Yaaa, MATTHIAS BANA NE YAPTIĞINA BAK?! Wylan, Jesper’ın bir tanecik küçük tüccarı. Flütçü ve ressam. Çok fazla ortak noktamız var, en önemlisi ikimizde kimyadan nefret ediyoruz.

    Bu harikulade ekibi ise, Kaz Brekker bir araya getiriyor çünkü Van Eck adlı tüccar, ondan Bo Yul-Bayur adlı bir adamı kaçırmasını istiyor. Karşılığında ise ona 30 milyon Kruge verecek. Ee, tabii ki Yo Bul Bayur sıradan bir adam değil, bu yüzden sıradan bir hapishanede de değil.

    Jurda Parem adlı bir şey var ve Grishalar onu bir kez içtiğinde, bir daha eskisi gibi olamazlar. Bu ilaç? Sayesinde güçlerine güç eklenir ve normalde olduklarından kat ve kat daha fazla ölümcül olurlar. Ancak ufak bir sorun var: Bu Paremler tıpkı uyuşturucu gibi. Bir kez içtiğinde bağımlı hale gelirsin ve eğer içemezsen çıldırır, içersen de vücudunu iflas ettirir ve ölürsün.

    Bo Yul-Bayur ise bu bitkiyi yapan bilim adamı. Ve bu yüzden Buz Sarayı’nda tutuluyor ki Buz Sara’yı sıradan bir hapishane değil… girmek ayrı bir dert, hadi girdin çıkmak bambaşka… Çünkü çok sıkı güvenlik prosödürleri var ki ödülün 30 milyon kruge olmasından da anlaşılıyor bence. İntihardan farksız çünkü.

    Kaz da zaten bu ekibi kurarken, bunların onların tercihi olduklarını söylüyor. Ama onlar yine de katılıyorlar çünkü hadi ama, 30 MİLYON.

    Ve hikaye böyle başlıyor… Kurgu yeterince harika değilmiş gibi, karakterler de harikaydı.. yani cidden, her bölümde en sevdiğim karakter ve çift değişti. Benim normalde asla böyle dertlerim olmazdı, en sevdiğim her zaman bellidir… ama burada, en sevdiği karakteri seçebilen varsa, cidden helal olsun derim. Ben altı kişiye de aşıktım.

    Kitabı okurken o kadar kıpır kıpır ve mutluydum ve heyecanlıydım ki.. Buz Sarayı’na nasıl girecekleri ve çıkacakları planı okumadan önce, “yazar bunu nasıl yapacak çok merak ediyorum.” Diyordum ama öyle bir yazmış ki, büyülenip kalıyorsunuz. Ve sizi öyle büyülenmiş bir şekilde de bırakmıyor, kalbinizde bomba patlatıyor, nirvanaya çıkarıyor. Planı sürekli değiştirecek engeller çıkartıyor, aksilikler yazıyor ve siz her bir aksilik çıktığında, “NEDEN? HAYIR! OFF, NE OLACAK ŞİMDİ?” diye içten içe kendinizi yiyorsunuz çünkü aksilikler o kadar berbat ki, “benim başıma gelse muhtemelen plan berbat olmuştu ve hepimiz ölmüştük” diye düşünüyorsunuz ama yazar durumu öyle bir eline alıyor ki… YİNE BÜYÜLENDİNİZ İŞTE!

    Kitabı bitirdiğimde geceydi ve çıldırmıştım. Direk arkadaşlarıma kitabın harikalığını yazmıştım ve bir kez daha indirimi kaçırdığım için yakınıyordum. Sonra o günün akşamı, yani kitabı 00.53’te bitirdiğim için o gün oluyor, akşam annemle Bim’e gidiyorduk. (Kitabı Bim’de görmedim tabii ki djdkjfd) arkadaşım aradı ve bana kitabın yine indirime girdiğini söyledi. Bende internetim yok, yani yapacak bir şeyim de yok, hem artık eskisi gibi koymuyor o kadar dedim. O da bana istersen senin için sipariş edeyim, sen parasını verirsin dedi. Bim de şöyle bir ses yankılandı: NE? GERÇEKTEN Mİ? Ve nihayet ettik, Djel beni affetti sanırım… djdfkfjd

    Çok mu boş ve amaçsız konuştum bilmiyorum ama oh be, rahatladım. Gönlümde üç kitap vardı böyle içime işleyen ve çok sevdiğim. Şimdi dört oldu. Bayıldım ya, cidden. İki gece rüyalarıma girdi resmen kitap. Gerisini siz düşünün djfdkd

    Eğer okumayan varsa neyi bekliyor bilmiyorum. Hemen gidin, alın veya indirin veya bir şeyler yapın ama mutlaka okuyun bu kitabı. Kaz, Inej, Nina, Matthias, Jesper ve Wylan’la tanışmamak öyle büyük bir kayıp ki…

    Puanlama sisteminde 10000 yıldız falan olsa, direk verirdim. Ama onla yetineceğiz. Gönülden, içten bir on. O kadar hak etti ki bu kitap…

    Çok güzeldi.

    Dipnot: Yas yok, cenaze yok sözüne asla inanmayın. Göz boyama. Kitabın sonunda bal gibi ölüyorsunuz.
  • Kitaplar bizim ortak noktamız. Bir tarafına zarar gelmesi bile ne kadar üzüyor bizi. Geçmişe dönüp baktığımızda yasaklı kitapların çok olduğunu biliyoruz lakin Naziler ile birlikte bu boyut atlamış ve kendilerince zararlı gördükleri kitapları yakmışlardı. Yakılanlar arasında günümüz de hala okunurluğu devam eden ve bizlerin de okuduğu kitaplar mevcut.

    İnsanlar elinde ki gücü her şeyi yok etmek için kullandığında canlı olsun ya da olmasın adı her türlü vahşet oluyor.

    Okumadıysanız Fahrenheit 451 kitabını okumanızı tavsiye ederim.

    Konu ile ilgili görüşlerinizi yoruma bırakmayı unutmayın. İyi okumalar.

    *************************************************************

    Nazilerin 1933 yılından itibaren toplu kitap yakma eylemlerine hız verdiği, 1945 yılına dek de bu tarihe geçecek utanç verici pratiği sürdürdüğü biliniyor. Naziler tarafından yakılan tüm kitapların bir listesini hazırlamak imkansız olsa da, 4 BİN farklı yapıtın kopyalarının yakıldığı tahmin ediliyor.

    Yakılacak kitapların, kara listeye girecek yazarların isimlerini sıralayan ilk yazı, 1935’te Die Bucherei adlı Nazi dergisinde yayımlandı. Liste, tüm Yahudi yazarların yanı sıra, Marksistleri, barış yanlılarını ve rejim karşıtlarını da kapsıyordu. Cinselliğe dair içerikler de kara listeye girmenize neden olabiliyordu. Bunun gibi daha başka kriterler de vardı elbette.

    https://static.independent.co.uk/...ook-burning.jpg?w968

    Jack London ’ın Vahşetin Çağrısı adlı klasik romanı, Naziler öncesinde Almanya’daki en popüler kitaplardan biriyken, bu, Nazi döneminde pek bir şey ifade etmeyecekti. Burning Books adlı kitabın yazarı Matthew Fishburn’e göre, kitaplarının yakılması, bu dönemdeki yazarların yapıtlarının önemine dair bir işaretti. Hatta, Oscar Maria Graf gibi bazı edebiyatçılar, kendi isimlerinin kara listenin dışında kaldığını görüp “BENİ DE YAKIN” diyerek Nazi rejiminin uygulamalarına tepkilerini açıkça gösterecekti.

    https://static.independent.co.uk/...k-burning-1.jpg?w600

    Bilinen en büyük “yakma organizasyonlarından” biri 10 Mayıs 1933 günü gerçekleşmişti. Bu, kitapların yalnızca öylece ateşe atıldığı bir eylem değil, neden belli yazarın ve belli kitapların seçildiğine dair bildirilerin okunduğu, etraflı bir organizasyona sahip toplaşmalardan biriydi. Örneğin, Erich Maria Remarque ’ın Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok 'u, “savaştan kaçan askerleri betimlediği” gerekçesiyle yakılmıştı. Sigmund Freud ’un yapıtları ise “cinselliğe aşırı derecede vurgu yaptıkları” gerekçesiyle kara listeye girmişti.

    http://www.sabitfikir.com/.../okumakosesi150818(1)

    Yakılan diğer kitaplardan bazıları ise şöyleydi:

    Silahlara Veda - Ernest Hemingway
    Demir Ökçe - Jack London
    How I Became a Socialist - Helen Keller
    Deutsche Ansprache: ein Appell an die Vernunft (An Appeal to Reason) - Thomas Mann
    The Outline of History - H. G. Wells
    Marc Chagall ve Paul Klee tarafından yazılmış monografiler
    Sigmund Freud 'un 1933'ten önce kaleme aldığı yapıtlar
    Bertolt Brecht, Stefan Zweig, John Dos Passos gibi binlerce usta yazarın kitapları

    Kaynak: http://www.sabitfikir.com/...dan-yakilan-kitaplar

    Kaynak: https://www.independent.co.uk/...k-list-a8480811.html
  • Sekaparkta 1000k rüzgarı :)
    25 haziran tarihinde yedinci buluşmamızı gerçekleştirdik.
    Bu seferki buluşma konseptimizde ufak bir degişiklik yapıp Kocaeli'nin yaz aylarında tercih edilen güzide mekanlarından biri olan Sekapark'ı buluşma noktamız olarak belirledik (ki oldukça iyi bir karar vermişiz :)).Bilen bilir Sekapark'ta ikinci etapta sonlara doğru huzur dolu denize nazır kamelyalar var, işte 25 haziran günü daha öğle olmadan onlara kurulduk. Çayımızı, pastamızı aldık. Hem kitap sohbeti hem de piknik havasında çok güzel bir gün geçirdik. Üstüne üstlük bir de doğum günü kutlaması yaptık.

    Ayın kitabı Amin Maalouf'un Ölümcül Kimlikler eseriydi. Amin Maalouf'un kimliklerin aidiyetlerin ve bunların sebep olduğu durumlar hakkındaki deneme yazılarından oluşan bu kitap kimimiz için sıkıcı ve beğenilmezken kimimiz için ufuk açıcı ve oldukça akıcıydı. Ortak olduğumuz nokta ise kitabın zihnimizde bıraktığı soru işaretleriydi. Oldukca soru işaretli bir kitaptı denebilir. Düşündürdü sorgulattı.

    Kitap eleştirisi sırasında şu başlıklar tartışıldı:
    -Dinler için modernleşme zamana ayak uydurma söz konusu mudur?
    -Teknoloji geleceğimizi nasıl etkileyecek?
    -Ortak dünya dili olmalı mıdır? Olması durumunda ne gibi sonuçlar meydana gelir?
    -Bireyler kimlik dillerine nasıl sahip çıkabilir?
    -Günden güne oluşan küresel kültür ne ölçüde Batılı, hatta daha özel olarak Amerikalı olacaktır?
    -Küreselleşme, bireyi yeni bir kimlik arayışına sürükler mi?
    -Küreselleşme sonucu farklı kültürlere, farklı dillere, yerel lehçelere ne olacaktır?
    -Dünyalılaşma tam olarak bize neyi ifade etmektedir ve bu kavramın kültürler, diller, törenler, inançlar ve gelenekler üzerindeki etkisi nedir?

    Bir kısım arkadaşımız renkli hatırlatıcılarla (post-it) doldurmuş geldi kitabını. Kimi arkadaşımız ise bize not aldığı defterden alıntılarla ve çizimleriyle (yatay-dikey muhabbeti:))kitabı özetledi (grubumuzun çalışkan öğrencisi Enes Sadık :)) Herkesin sırayla söz hakkı alıp fikrini beyan ettiği sıralarda oldukça eğlenceli dakikalar yaşadık :)

    Grubumuzun en küçük üyesi Erdem eren o günkü buluşmamıza da katılarak bizi mesut etti. Çoğu yaşıtı bilgisayardan başını kaldırmazken o kısa bir zamanda kitabı okudu ve gerek yorumlarıyla gerek davranışlarıyla aramızdaki yaş farkını bize hiç hissettirmedi :)

    Kitap, yeşillik, deniz, yemek bir araya gelirse ne olur ? Kocaman bir mutluluk!
    Güzel bir buluşma hayal etmiştik ama insanların samimiyetiyle ortaya daha güzel bir buluşma çıkıverdi :)

    Diğer buluşmaların da Sekapark huzurunda olması dileğiyle...
    https://1000kitap.com/116rba


    Eve geldiğimde yorgunluktan dolayı ateşim çıksa da mükemmel bir gündü. 😂 Seka güzel fikirdi yalnız keşke sekada olsaydı buluşma 😛 13 bin adım atmışım 🙃 işin şakası bir yana aşırı güzeldi. Fazlasıyla keyif aldım her anından. Bu kadar güzel vakit geçirince daha sık olsun istiyor insan ama arada 1 ay (benim için 1837372 ay) gibi bir zaman olması bu buluşmaların keyfini arttırıyor ve daha değerli kılıyor bence😊
    https://1000kitap.com/bsraerdgn


    Benim için çok şaşırdığım (inanamadığım hatta) bir sürpriz oldu. Buluşma o kadar güzeldi ki anlatılmaz. Hatta o kadar etkisinde kaldım ki sırt ağrısından kurtulmak istemiyorum😁
    Lord Vader


    Benim ikinci buluşmaya katılma serüvenim çok verimli, eğlenceli geçti. Kitabı incelemek, fikirlerimizi beyan etmek soru-cevap bunlar saatler alan konular hiç sıkmadan akışında ilerledi. Buluşmamızın diğer bir favorisi piknikse; emekleri geçen arkadaşlar lezzetlere sevgilerini de katmış ayrıca tekrardan teşekkür ederim. Zamanın hızla akıp bizi spordan mahrum bırakacağını hiç düşünmedik içimizdeki çocuk doğaya kucak açmıştı çünkü. Buluşma dediğin böyle olmalı ve olacaktır, süreç devam ediyor ;)
    https://1000kitap.com/kotkafa0


    Çok güzeldi zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık. Yemekler çok nefisti. Ortamdan samimiyet akıyordu ve kitap hakkında da bolca konuştuk. 💯💯💯
    Erdem eren


    Kitap buluşması diye toplanıp sekiz saati birlikte geçirerek bir rekora imza attık sanıyorum ki😁 doğum günü, yemek, kitap, yemek, çekirdek, yemek, voleybol derken gün bitti ve hiçbir şekilde zamanın nasıl geçtiğine dair bir fikrimiz yoktu. Eve gitmiyor muyuz dediğimde bile arkadaşlardan ses çıkmadı😂 Artık onlar kitap buluşması bağımlısı olmuştu bile🙄 Tabi bize de daha güzel buluşmalar ayarlamak düşüyordu😏 Havaların da ısınmasıyla kendimizi yeşile atmaya karar verdik. Yaz etkinliklerimizin hepsini farklı mekanlarda yapacağız. Beklemede kalın😎
    Ayşegül tatilde


    "Biraz da Fotoğraf" Köşesi📸
    https://i.hizliresim.com/r18P4z.jpg
    https://i.hizliresim.com/3zjmar.jpg
    https://i.hizliresim.com/X6qaqO.jpg
    https://i.hizliresim.com/b6MnJn.jpg
    https://i.hizliresim.com/g6V7oL.jpg
    https://i.hizliresim.com/qv85E3.jpg
    https://i.hizliresim.com/DD6Q31.jpg
    https://i.hizliresim.com/4zqE1Q.jpg
    https://i.hizliresim.com/JDk0zJ.jpg
    https://i.hizliresim.com/Y6WYgl.jpg
    https://i.hizliresim.com/ED6XDA.jpg
    https://i.hizliresim.com/VDXk9Z.jpg
    https://i.hizliresim.com/Y6WYdZ.jpg
    https://i.hizliresim.com/1ED87j.jpg
  • *İnsanı yarattım, ancak ilk başlarda istediğim gibi olmadı, tamam “Sen tanrısın kusursuzsun” diyebilirsiniz ancak olmadı, istediğim Ademi yapamamıştım!
    *İlk olarak 3.5 milyon yıl önce biraz daha dik yürüsün dedim, sonra beslenme alışkanlığını değiştirdim, beslenme alışkanlığınız et tüketimine dönünce apandistiniz ve 20 yaş dişiniz size atalarınızdan bir gazi nişanı gibi kaldı. Yarattık bi kez, napalım çöpe mi atalım?
    *Sonra beyin büyüklüğünüzü 3 katına çıkardım, baktım yine olmuyor vücudunuzdaki kılları azaltayım dedim, daha estetik durdu, biraz da kuyruğunuzdan yontunca iyice insana döndünüz keratalar.
    *Size ateşi kontrol altına almayı öğrettim, daha sonra kabileler halinde birbirinizden yalıtıldınız. Çok farklı homo sapiens türü çıktı ortaya, önünü alamadık, ben bile dur diyemedim.
    * Bir gün baktım sizler taşı yontup alet etmeye başladınız, bu döneme taş dönemi dedi torunlarınızın karesinin küpünün 6. kuvveti.
    *Yaklaşık olarak 100 bin yıl önceydi, size artık konuşun dedim. Boğazınıza bir “yararlı mutasyon”la, homurtu haricinde farklı sesler çıkarabilme yeteneği verdim. Akıllı adamlarsınız, zamanla bazı nesneleri bu seslere kodlayıp dili geliştirdiniz.
    *Sonra rüya görmeye başladınız ve “ahhaaa, bu dünyadan farklı bir dünyadaydım! Demek ki bir başka dünya var, rüya bunun kanıtı” diye öteki dünyaya inanmaya başladınız.
    *Alet kullanmaya paralel olarak, yavaş yavaş hayvanları taklit ederek bir şeyleri kutsallaştırmaya başladınız. O zamanlar müdahale etmedim, işi biraz daha zamana bıraktım. Sonra siz iyice bokunu çıkarıp, hayvana, nesneye, bitkiye inanır oldunız lan!1!1!1
    *Bir gün baktım ki yazıyı icat etmişsiniz. İyi iyi dedim, en azından artık sözlerimi kağıda yazarsınız. Tarih başlar, ne nerede kimi nasıl yaşatmış tarihe not düşeriz dedim. Sonra size “oku” dedim. Vesvese etmeyin de dedim; çünkü ben size sadece okuyun dedim, düşünün demedim ki? Allahsızlığın lüzumu yok!1!1!
    *Bir süre iyi gittiniz, ben size peygamber göndermeycektim ki, siz bir de baktım duygulara, korkulara, sevinçlere üzüntülere inanmaya başladınız. Aşk tanrısı, savaş tanrısı, adalat tanrısı. Oysa ben bir taneydim, siz beni parçalara ayırdınız! Ardından bastım peygamberi, bastım peygamberi…
    *Sonra Yahudilik, Hıristiyanlık sonra da Müslümanlık getirdim sizlere. Maymun olduğunuzu inkar ettiniz, dedim eyvallah olur insanlık hali. Ancak bu oyunlar size pahalıya mal oldu. Cihad, Engizisyon, Haçlı Seferleri, Cadılık sizin sayınızı biraz azaltmalı dedim.
    *Başlarda karışmamalıyım dedim ancak nesliniz de hiç durmadı ki, durduramadık bir türlü. O yüzden Büyük İskendere kendisine ayaklanan 250. bin kişiyi, 1. haçlı seferinde Hıristiyanlara 70 bine yakın Müslüman ve Yahudiyi, Cengiz Han’a 700 bine yakın insanı, Voyvodoya 10 bin kişiyi kazığa oturtmasını emrettim.
    *Bunlar eski olup bitenler unutabilirsiniz, Daha sonra 1. dünya savaşında 40 milyon, 2. Dünya savaşında da 60 milyonun adem aldım yanıma. Hitler’e 2 milyona yakın Yahudiyi öldürmesi için yetki verdim. Hitler de demiştir “Ben tanrının bana verdiği görevi yerine getirdim” diye, sık sık ziyaretime gelir, sevilir.
    *Bu Avrupalılar, milyonlarca zenciyi öldürdü o da var hani, Amerika da 3 milyona yakın Kızılderiliyi çiçek virüsüyle öldürdü. Miktopları çalıştırdım, kan yok, çığlık yok biraz daha temiz oldu. Stalin bu boş durur mu? O da 6 milyona yakın kitleyi açlıktan ölüme terk etti, ohh olsun herşeye kafa kaldırmakla düzelmez bu memleket meseleleri.
    *Sonra bazı bazı Maraş, Çorum, Sivas, Halepçe, Sölingen, Sincan, Bosna, Cezayir, gibi yerlerden gözdağı verdim. Çoğalmayın bak, kızıyorum kontrol altına alamıyorum “elenmelisiniz, sınırlı kontenjan var cennette” dedim ancak diretemedim. Seçim yapmak zor oluyor mübarek.
    *Tamam kaşlarınızı çatmayın, bu bir temizlikti. Bir sınıfta 5 farklı sınıftan öğrencinin ders görmesi daha mı iyiydi? O yüzden Stratejimi değiştirip “en az üç”ten artık, “siz yapın ben hallederim”e çevirdim. Bir savaşla neler oluyor neler bir bilseniz.
    *Şimdi, vatanseverlik ve radikal din üzerinden az ama öz temizlikler yapıyorum. İyi de oluyor, öldür Hrant’ı kalmasın onun gibi düşünen, Öldür Turan’ı kimse şirk koşmasın sana, patlat eylemi gel vereyim 72 huri? En etkili temizlik bu oldu.
    *Bir de devlet kendi ideolojisi adı altında, çatır çutur adam öldürmeye başladı. İşkenceler, faili meçhuller, toplu mezarlar. Bunları ben yapmadım bak, yaptıysam da alkollüyüm hatırlamıyorum birader.
    *Şimdi bana ters düşüp de öldürttürdüklerime bakıyorum da, tek ortak noktamız ikimizin de bir tek kendi “ben”ine inanması. Ben de diğer tanrılara inanamdığıma göre ateist miyim lan yoksa? Yok yok, tahtaya vurayım. Yazdıysam bozulsun, elhamdirillah ben yaratmayı pek beceremeyen, kendi halinde bir tanrıyım. Benim için savaşmanızı size emretmiş olabilirim, ama savaş demek ölüm demek değil ya birader? Yaralı kurtulur doğru yolu bulursunuz.
    *Şimdi sorabilirsiniz, ” Ne gerek vardı da, yarattın sonra öldürdün” diye. Ne yani benim oyun oynamaya hakkım yok mu? Her şeyi önceden biliyor olabilirim, bu yüzden siz benim uzaktan kumandalı arabalarımsınız. Şimdi geriye dönün, en geriye, maymunluktan, ilk insana…