• "Ruhundaki acıyı terk etmek doğru değildi. Tam tersini yapmalıydı. İncelemek tek teselliydi. Acıya yüz çevirmektense soğuk bir günde giyilen bir palto gibi acılara bürünmeliydi. Kayıpta huzur, ölümde güzellik, pişmanlıkta da özgürlük vardı."
  • 464 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    İki Şehrin Hikayesi, Dickens'tan okuduğum ilk roman, dolayısıyla kitabın içine girmek, diline alışmak zordu, tabii kitap çok akıcı değil, bunun da etkisi var. Kitap Londra ve Paris ekseninde başlasa dahi kitabın merkezi Fransız devrimi.

    İnanılmaz bir çöküş söz konusu. Halk artık aristokratların dayattığı hiçbir şeyi kabul etmiyor, ne dinlerini de onların varlıklarını. Bir galeyana gelmiş veyahut getirilmiş, bulunan tüm aristokratlar giyotin denen bir ölüm makinesiyle idam ediliyor dahası suçsuz insanlar da sırf "sayı" gözüyle bakıldıkları için idam ediliyorlar.

    Bir devrimin arka yüzü olanca çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor. Devrimler halk için yapılıyor, özgürlük için... Ama halk yani özgürlüğü uğruna devrimler yapılan "halk" bunu cahilliğiyle idareden yoksun, ortalığı kaos alanına çeviriyor. İçlerinde taşıdıkları ezilmişliklerin, acıların, intikam arzusunun esiri oluyorlar ve merhamet duygularını kaybediyorlar. Katliamın bir çözüme ulaştıracağına inanıyor -ya da onlara ne söylenirse ona işte- uyuyor ve takip ediyorlar bir koyun sürüsü gibi.

    Bu insanlar öylesine cahil ya da "cahil bırakılmış" ki özgürlüğü hak ettiklerine dair inancını bile kaybediyor insan. Aristokratların o ezici, sömürücü yönetimine karşı dursanız bile bu kitap sizi, biraz da devrimlerin kandırmaca olduğuna inandırıyor, hatta toplumun bir düzeni olduğuna bazılarının ezen ve hükmeden çünkü hükmetmeyi becerebilen, toplumun düzenini sağlayan; bazılarınınsa belki sömürülecek olan ama yine de çalışıp, ülkenin geçim kaynağı olacak olan halk olması gerektiğine dair bir bakış açısı kazandırıyor.

    Elbette hiçbir devrim ölümler olmadan olmaz ama bilinçsiz halkın böyle bir tehdit oluşturuyor olması beni korkutuyor.

    Mesela Madam Defarge karakteri içinde taşıdığı ezilmişliği, intikam alma arzusu ile tümüyle devrimin bir sembolü. Yine de insan -tüm bunlara rağmen- ona acıyamıyor, merhamet edemiyor, çünkü bu insan -atalarının sömürülüşünü içinde bir volkan gibi büyüten bu kadın- aynı kendisi gibi olan ve ekmeğini emeğiyle kazanan bir insanın aristokrat soyu yüzünden ölmesi gerektiğine inanıyor. Bu akıl almaz bir cehalet tablosu. Beni korkutan bu.

    Bu kitap devrime bakış açımı tamamıyla değiştirdi, devrimlerin yalnızca yüksek sesle söylenen bir özgürlük şarkısı olmadığını, özgürlük uğruna yapılan bu eylemin nasıl çirkin olabileceğini, cahil insanların ve toplulukların en ufak bir yönlendirmede nasıl ölümcül hale gelebildiklerini görmemi sağladı.
  • Ne şarkısı düpedüz yasaklı bir marşım ben , sistemlere, kavramlara, onları yıpratanlara, dünyaya ve hatta dünya üstü varlıklara sataşıp durmakla nam salmış, sağ ve sol cenahtan kabul görmeyip orta yerde bırakılmış, yüzde doksanı yanlış olan bu yaşamın geriye kalan yüzde onluk diliminde var olmaya çalışan, az kişi tarafından duyulmuş çok daha az kişi tarafından kısmen anlaşılmış, kısık sesle ve belli bir notaya bağımlı kalmaksızın tekrar edilen bir marş. Varlığımla yokluğum arasındaki fark işte bu kadar fakat ihtiva ettiğim mana daha doğrusu bunun yanlış anlaşılması yüzünden bizi birlikte görürlerse seni suça mahkum ederler. Yazılı, basılı yahut birinin dilinde yüksek sesle vücut bulmadıktan sonra suçsuz sayılırım. Kısık sesle sahiplenmeden , içinden belli belirsiz istediğin kadar tekrarlayabilirsin, burası bizim özgürlük alanımız, işte orada kimse bize karışamaz
    Ya da unut gitsin

    Münferit
  • Elveda Güzelim! Bella Ciao! https://youtu.be/9ao4FEaDGhQ
    Bella Ciao aslında bir İtalyan halk şarkısıdır. Po Ovası’ndaki pirinç tarlalarında zor koşullarda çalışan işçilerin söyledikleri bu olağanüstü şarkının bestecisi ve söz yazarı bilinmemektedir. Bu ünlü anonim şarkının, sabah Po Ovası’ndaki pirinç tarlasına gitmek için yola çıkan bir çiftçinin karısına ithafen söylediği sözlerden oluştuğu düşünülmektedir.

    II. Dünya Savaşı’nın acımasız günlerinde, İtalyan anti-faşist direnişçiler (ki onlar partizanlar olarak ünlenmişlerdir.) şarkının sözlerini değiştirmiştir. Önce Mussolini’ye ardından da işgalci Alman’lara karşı verdikleri büyük direnişin sembolü haline gelen “Ciao Bella” dünyanın en ünlü siyasi marşlarından biri olmuştur.


    Direnişin sembolü olan şarkı daha sonra anarşistlerin, komünistlerin, sosyalistlerin ve diğer birçok anti-faşist grubun resmi marşı haline gelmiştir.

    Savaşın bitmesinden sonra ise haksızlık ve eşitsizlikle mücadele eden tüm hareketlerin şarkısı olmayı sürdürmüştür. İnsanlığın son yüzyılının hikayesini özetleyen şarkı, eşitsizliğe karşı olan tüm yüreklerde bir karşılık bulmuş gibi görünmektedir. Bu yüzden onlarca dile çevrilmiş ve dünyanın dört bir köşesinde seslendirilmiştir.

    Şarkının melodisinin eski İtalyan Halk Şarkılarından “Po Valley” adlı şarkının melodisine benzetilmektedir. Bununla birlikte Musevi bir halk müziği türü olan Klezmer tarzında 1919’da kaydedilmiş bir plakta yer alan bir şarkı ile büyük ölçüde benzemesi, şarkının Musevi kökenli olma ihtimalini de gündeme getirmiştir.

    Hakkında çok konuşulan La Casa De Papel (Money Heist) adlı televizyon dizisinde kahramanların eşitlik, kardeşlik ve özgürlük özlemlerini anlatma amacı ile çekilen iki muhteşem sahnede kullanılan şarkı bu amacın gerçekleştirilmesine olağanüstü bir katkı sağlamıştır.

    Türkçe çevirisi

    Bir sabah uyandığımda

    Oh elveda güzelim, elveda güzelim, elveda güzelim, elveda, elveda,

    Bir sabah uyandığımda
    İşgalciyi yurdumda buldum
    Oh partizan
    Götür beni buralardan
    Oh elveda güzelim, elveda güzelim, elveda güzelim, elveda, elveda,
    Oh partizan
    Götür beni buralardan
    Çünkü ölümün yaklaştığını hissediyorum
    Ve eğer ben o dağın tepesinde
    Bir partizan olarak ölürsem
    Oh elveda güzelim, elveda güzelim, elveda güzelim, elveda, elveda,
    Ve eğer ben o dağın tepesinde
    Bir partizan olarak ölürsem
    O zaman beni sen gömmelisin
    Beni o dağa göm
    Oh elveda güzelim, elveda güzelim, elveda güzelim, elveda, elveda,
    Beni o dağa göm
    Güzel bir çiçeğin gölgesinin altına

    Ve oradan geçecekler
    Oh elveda güzelim, elveda güzelim, elveda güzelim, elveda, elveda,
    Ve oradan geçecekler
    Sana ne kadar güzel bir çiçek bu desinler

    Bu partizanın çiçeğidir
    Oh elveda güzelim, elveda güzelim, elveda güzelim, elveda, elveda,
    Bu partizanın çiçeğidir
    Özgürlük için ölen

    Not: İtalyanca’da “ciao” hem merhaba hem de hoşça kal olmak üzere iki anlamda da kullanılır. Bu nedenle dilimize İtalyanca’daki anlam bütünlüğü ile çevrilmesi mümkün değildir.

    İtalyanca sözler
    Una mattina mi sono svegliato,
    o bella, ciao! bella, ciao! bella, ciao, ciao, ciao!
    Una mattina mi sono svegliato,
    e ho trovato l’invasor.
    O partigiano, portami via,
    o bella, ciao! bella, ciao! bella, ciao, ciao, ciao!
    O partigiano, portami via,
    ché mi sento di morir.
    E se io muoio da partigiano,
    o bella, ciao! bella, ciao! bella, ciao, ciao, ciao!
    E se io muoio da partigiano,
    tu mi devi seppellir.
    E seppellire lassù in montagna,
    o bella, ciao! bella, ciao! bella, ciao, ciao, ciao!
    E seppellire lassù in montagna,
    sotto l’ombra di un bel fior.
    Tutte le genti che passeranno,
    o bella, ciao! bella, ciao! bella, ciao, ciao, ciao!
    Tutte le genti che passeranno,
    Mi diranno «Che bel fior!»
    «È questo il fiore del partigiano»,
    o bella, ciao! bella, ciao! bella, ciao, ciao, ciao!
    «È questo il fiore del partigiano
    morto per la libertà!»
  • İncelemek tek teselliydi. Acıya yüz çevirmektense soğuk bir günde giyilen bir palto gibi acılara bürünmeliydi. Kayıpta huzur, ölümde güzellik, pişmanlıkta da özgürlük vardı.