• “Ve eğer başka herkes Parti'nin dayattığı yalanı kabulleniyorsa –eğer bütün kayıtlar aynı masalı söylüyorsa–, o zaman yalan tarihe geçecek ve gerçek olacaktı.”
    George Orwell
    Sayfa 56 - Can
  • 524 syf.
    Kitabı okuyacak olanlar ya da şu an okumakta olanlar okumak istemeyebilir. Sürpriz bozan olmayacak yazımda ancak bazı hataları örneklendirirken hikâyeye dair parçalar kullanmak zorundayım. Bunları bilerek okumak istemeyebilirsiniz.

    İskender Pala bundan önceki romanı Karun Ve Anarşist’ ten sonra beni bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı. Bir kere baştan şunu belirteyim: Bu bir Hz. İbrahim romanı değil, alt başlığa aldanmayın. Bundan önceki alt başlıklar kitapların içeriğiyle uygundu; bir Yunus romanı, bir Barbaros romanı gibi. Bu kitabın Hz. İbrahim’le pek ilgisi yok. Sadece zemin oluşturmak için kullanılmış. Ekşi Sözlük’ te Hz İbrahim’ le ilgili daha çok bilgi vardır tahmin ediyorum. Hikâye günümüzde geçen bir casus romanı.

    İskender Pala türü dışına çıktığından olsa gerek çok acemice yazmış. Baştan savma, savruk geldi bana. Böyle bir kitabı Ahmet Ümit’ in çok iyi yazacağını düşünüyorum. Bazı işler hiç olmayacak şekilde gerçekleşiyor. Örneğin bir CIA ajanı üzerine yerleştirilen dinleme cihazını fark etmiyor. CIA’ in üst düzey yöneticilerinden biri (Susan Stone) kendisinden bilgi almak istediği Ürdünlü bir Müslüman bilim adamını etkileyebilmek için kadınlığını bile kullanmaya çalışıyor. Hatta ona içki ikram ediyor. Tabiî adam içki içmediğini söylüyor. Bu bir Müslüman içki içmez demek için kurulmuş ancak olmamış. Bu seviyede bir ajan, bu kadar ciddi bir işi olduğu adamın içki içip içmediğini bilir. Ayrıca aksiyon sahneleri de çok beceriksizce yazılmış. Bildik Hollywood klişeleri dolu bu sahneler ancak okurken zihnimde bir şey canlandıramadım. Tipik Indiana Jones sahneleri de bol bol var ama bunlar çok basitçe geçiştirilmiş. Örneğin Zara’ nın morgdan kaçış sahnesi. Çırılçıplak kadın, görevlinin ceketini ve bulduğu bir hasta bakıcı önlüğünü giyip çıkıyor ve şehrin öbür ucuna bu halde, ayakkabısız gidiyor ve hiç dikkat çekmiyor. Tipik Battal Gazi filmi klişeleri çok. Düşman beldenin yiğit güzeli örneğin: Zara. Aslında Müslüman ve iyi biri, kaçırılıp kandırılmış ancak tıpkı Elonora gibi içinde doğruyu hissediyor ve taraf değiştiriyor. Hayret sonunda Selim’ le evlenmediler. Tabiî düşmanların hepsi hain, bizimkiler saf, kusursuz, adil, süper kahramanlar. Yer yer Türke Türk propagandası da hamasi bir şekilde yer bulmuş hikâyede. Kişiler bu şekilde kullanılınca hiç karakter de oluşturulamamış. Kişilerin hepsi basma kalıp tipler olarak kalmış.

    Bazı teknik hatalar da gözüme çarptı. Bir iki örmek vereyim. Navigasyon/konum belirleme teknolojisi için GPS yerine GPRS demek. Şarjörlü silah boşken birden çok kez, silahı yeniden kurmadan, tetiği çekebilmek bunlardan bazıları. Sayfa 418’ de Noah kasayı tuşlara basarak (dijital şifre sistemi) açıp, kapatırken şifre halkasını çeviriyor (mekanik şifre sistemi). Sayfa 359 ve 399’ da kullanılan resimlerle, resimlerin yanındaki açıklamalar arasında tutarsızlık var. Bunlar bu tür hataların bazıları, emimin başkaları başka hatalar da görmüştür.

    Birkaç söz de kitabın dili ve üslubu üzerine edelim. Hiç Pala’ nın edebî dil ve üslubunu beklemeyin. Okuma zevki vermiyor. Belki türüyle uyumlu ancak yazar adına sadeden aşağı, basite kaçan bir üslup ve dil var. Bazıları basım hatası olabilir ancak Pala’ nın, bir Türk Dili ve Edebiyatı profesörünün uğraşsa yapamayacağı dil yanlışları var. Neredeyse sosyal medyanın anlaşılmaz dili. Paylaşmak kelimesini sosyal medyada kullanılan tüm saçma ve yanlış anlamlarda kullanmış. Zaten kitapta genel bir dağınıklık var. Birbirini takip eden cümleler yeni bir şey söylemiyor, sadece yazıyı uzatıyor. İçerik de çok şişirilmiş. Gereksiz yere ansiklopedi gibi bilgiye boğmuş. Gerçi bunu yaparken hiç ipin ucunu kaçırmamış. Dağınıklıkta mantık hatasına, kurguda ve akışta kusura rastlamadım. Yer yer kitabı İskender Pala’ nın yazmadığını, bir ekip tarafından yazılıp onun adıyla yayımlandığını bile düşündüm. Kişilerin kendi kendilerine konuşmaları, zihinlerinden geçirmeleri şeklinde kendi düşüncelerini vermeye çalışmakta önceki kitaptaki gibi yine başarısız olmuş. Neredeyse tamamı dam üstünde saksağan tarzında ilgisiz ve yersiz olmuş.

    Şimdi yazacaklarım belki öküz altında buzağı aramak türünden ancak önceki romanı Karun ve Anarşist’ i okumamış olsam bunları düşünmeyebilirdim. O kitap tamamen siyasi propaganda için sipariş üzerine yazılmış gibiydi. Onun kadar değil ama bu kitapta da benzer parçalar var. Bazı bölümler haber bülteni gibi. Hangi televizyonu açsanız aynı ses sürekli aynı şeyleri tekrar ediyor zaten. Bunun bir Hz İbrahim romanı olmadığını söylemiştim; günümüzde Orta Doğu’ da yaşanan olaylara karşı bazı bakış açılarını empoze etme çabası gibi geldi bana. Bazı yerler de ayrıca çok saçma olmuş. Elin Amerikalısı, Yahudisi, ilk kez geldiği İstanbul’ da, kendi aralarında konuşurken, zihninden geçirirken, uzun uzun 15 Temmuz Şehitler Köprüsü diyor. Ne yol bilirler, ne yer ama bunu kendi kendilerine bile düşünebiliyorlar. Sanırım kitap bitmek üzereyken İBB sponsor falan olmuş. Bir de belediyenin reklâmı var. Japon komiser, o da hayatında ilk kez İstanbul’ a geliyor, Keiko’ nun ruhuyla (yani kendi kendine) konuşurken, İBB’ nin Beltur Cafe’ sinden, metro inşaatlarından ve yine 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ nden bahsedebiliyor.

    Karun ve Anarşist’ te olduğu gibi yine işin ciddi yanı kültür ve tarih üzerine söylemeye çalıştıkları. Bu konuda ki görüşlerini yine destekliyorum. Ancak bunlar ayrıntıda kalıyor ve öykünün içine yedirememiş bu kitapta da. Ayırca Batı’ nın her şeyi kendilerinin saydığı, Doğu’ nun geçmişini kendine mal ettiği ya da yok saydığı bilgisinin doğru olmadığını düşünüyorum. Artık dünyanın her yerinde herkes bunu açıkça söylüyor. Bu kandırmaca eskide kaldı.

    Beklediğimi bulamadım ancak İskender Pala okumaya devam edeceğim kendi tarzına döneceği umuduyla. Son iki kitabı hariç her eserini baş yapıt saydığım ve hayranı olduğum bir yazardan bu tür sıradan işler okumak beni hayal kırıklığına uğratıyor. Daha mı kolay acaba bunları yazmak ya da daha mı çok para kazandırıyor? Yoksa sipariş üstüne yazmak zorunda mı kalıyor?