• Bir saniye önce, izlemekte olduğumuz inişli çıkışlı yolun arkasında üç ağaç görmüştüm; herhalde ağaçlıklı bir yolun başlangıcındaydılar, oluşturdukları deseni daha önce de görmüştüm; ait oldukları mekânı çıkaramıyordum, ama bir zamanlar benim için bildik bir yer olduğunu hissediyordum; zihnim bu şekilde çok gerideki bir yılla o an arasında sendeleyince, Balbec civarı sallanmaya başladı; acaba bu gezinti baştan aşağı kurgu mu, Balbec sadece hayalimde gitmiş olduğum bir yer mi Mme de Villeparisis bir roman kahramanı mı, üç yaşlı ağaç da, okumakta olduğumuz, gerçekten kendimizi oraya gitmişiz zannettiğimiz bir ortamı tarif eden kitaptan başımızı kaldırdığımızda karşılaştığımız gerçeklik mi, diye düşündüm kendi kendime.
    Marcel Proust
    Sayfa 282 - Yapı kredi yayınları, 23. Baskı (2018)
  • 232 syf.
    ·Puan vermedi
    “Otlar da insanlar gibi ne iyidirler ne kötü; sadece farklıdırlar. Onları tanırız ya da tanımayız, hepsi bu. Dünya kötü insanlarls çok kötü insanlarla dolu. Ancak saf bir adam, insanların iyi olduğuna inanır.”

    Sınırları belirsiz bir dünyada varolmanın zorluğu içinde besin zincirindeki yerimiz hala sağlam değilken hayatta kalmaya çalışan bencil genler tarafından yönetilen insanoğlunun kaderidir yaşadığımız. Şu dünya da ellerimizle var ettiğimiz teknolojik gelişme olmasa diğer türlerden hiçbir farkımız olmazdı. Hepçil bir kemirgenden veya leşçiden de farkımız olmazdı. Piramitin üst basamaklarına tırmanmamızı sağlayan şey ellerimiz ve kurgusal dünyamızın yardımı ile yarattığımız ve adına medeniyet dediğimiz kumdan kuledir. Piramitin tepesine evrimsel basamakları atlamak için kullandığımız bu kumdan kale sayesinde çıktık. Temeline bir değil bir çok dinamit yerleştirip üstelik. Bencil gen kimseye güvenmiyor çünkü. Ne yanındaki komşuya ne de düşmanına. Birilerinin et ve kanı ile yaptığımız, türleri yok etme pahasına ayakta tutuğumuz bu basamaklı çok katmalı yapı hiçte sağlam değil üstelik. Kendini yok etme gücüne sahip tüm türlerle birlikte üstelik. Bir düzen kurma isteği de temelini varolma ve en tepede olma isteğinin sonucu elbette. Oysa korkumuzun kaynağı olan düzensizlik bir bakış açısından ibaret; kurgusal
    dünyamıza uymayan.

    “Düzensizlik yalnızca düzeni ve farklı durumları kabul etme kapasitemiz olmadığı ölçüde var. Evren düzensizlikten etkilenmiyor; biz etkileniyoruz.”

    Sağlam olmayan kabul edişler içinde kendi iyimizi doğrumuzu oluşturuyoruz. Bir şey daima gözden kaçıyor daima: Zaman. Bu parametre bir çok şeyi yerle bir etmeye muktedir. Bilimsel veriler bile şimdilik kavramından alıyor payını. Oysa bizde diğer türler gibi bu dünyada yaşıyor ve onun gerçeklerine mahkumuz istesek de istemesek de. İstisna olarak kabul ettiğimiz her şeyi normal şartlar altında ya ihmal edip ya da yuvarlayıp bilimsel bir veri tabanı oluşturuyoruz. Bu ise gerçekliğimiz oluveriyor inançlarımızla birlikte doruğa ulaşıyor. İnanç ve bilim birleşimi ise vazgeçilmez oluyor. Buna göre yargılara varıyoruz. Oysa yalnız değiliz ki türlerle birlikte yaşıyoruz. Bıraktım türleri başka bizden başka insanlarla yaşıyoruz. Dili dini ırkı rengi farklı insanlarla. Bunu kabul etmekte zorlanıyoruz çoğu zaman. Bir düşman yaratmak içinse hiç çekinmiyoruz.

    “Nefret ettiğimiz insanlardan sonsuza dek uzak kalamayız. Öte yandan, yine aynı nedenle, sevdiklerimize asla büsbütün yakın olamayacağımızı da düşünebiliriz.”

    Varolma çabası içinde ne cevreye ne de bizden olmayana saygımız var. Yok etmek içinse bu teknoloji ve bilimden yanı sıra da inançtan yararlanıyoruz. Birarada yaşamak yerine bir sürü acı üretiyoruz. Kendimize ve elbette çevremize.

    “Ama biz insanlar, birey olarak önemimizi arttırdığı için acılarımızın suçunu büyük katliamların üstüne atmaya eğilimliyizdir; gerçek her zaman küçük harflerle yazılıyor.”

    Bunlardan kurtulmak ve varolmanın yanında anlam arayışımızı sürdürüyoruz. Bu süreçte kelimeleri sosyal ve psikolojik etmenleri kullanıyoruz. Rakamlardan fayda umuyoruz toplamına felsefe diyoruz.

    “Felsefe ve aşk, görünmeyen evrenlerde birbirlerine kılıç çekmiş bekliyor. Ama savaş ve cinsellik yekvücuttur.”

    Bazen haklı çıkmak için bazense suçlu göstermek için kullanılan rakamlar söz konusu biz olunca küçük gerçeklere dönüşüyor. Küsürat ve istisna olup yok sayılınca veya hiçliğe yuvarlanınca acayip öfkeli oluyor ve saldırganlaşıyoruz. Bir olayı anlamadığımızda ise düşman kabul ediyoruz.
    İzole bir yaşamı tercih edenlerin bu ahlaksal ve toplumsal baskıdan çıktığını var saymak ne kadar doğru? Bir adaya hapsedilen iki insanın varolma mücadelesi içinde düşman gördüğü çevreye verdiği anlamsız zararın boyutlarını ve öteki ile kurulmayan iletişimin sonuçlarının korkunçluğunu okuyorsunuz romanda. Sınırları işte o an kaybediyorsunuz. Gerçek düşman her an her saniye ve her durumda yer değiştiriyor. Silah arkadaşınız düşmanınız oluveriyor. Yanınızda ki ile olmamayan sağlıklı iletişim sizi bir yokoluşa ve hiçliğin kıyısına getiriyor. Bir aşk ve nefret çizgisinde yaşanan kelimesiz paylaşımın cinselik olabileceğini. Cinselliğe yaklaşımın bile bir kurgu olduğunu örtünmenin ihtiyaç olması yanında ahlaksal ve toplumsal yönlerini de yakalıyorsunuz romanın satırları arasında. Bazen derin felsefik bir ikilem ve çıkarımın ortasında buluyorsunuz kendinizi ve savaşın anlamsızlığını ve acımasızlığını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Ötekini anlamadan üçüncü kişi yapmanın yıkıcı sonuçlarını ve nefretin ne kadar anlamsız olduğunu görüyorsunuz. Bu kısa cümlelerle ve az karakterle örülü gerçeküstü romanda.
    Keyifli okumalar!
  • Düşün ki her an ben değişiyorum, her an sen değişiyorsun, buna rağmen birbirimizi nasıl tanıyabiliyoruz? Bu kaçan benliklerimizi birbirimizde aramak tecessüsü olmasaydı bir saniye konuşabilir miydik?
  • 596 syf.
    ·8 günde·10/10
    ‘’Özgürlük,Eşitlik, Kardeşlik ya da Ölüm.
    Sonuncusu en kolay gerçekleşeniydi’’


    Hayal bu ya ,keşke ben yazmış olsaydım. Hadi yazamadım Charles Dickens ile tanışma şansım olsaydi. Bundan da vazgeçtim keşke yaşıyor olsaydı da yeniden beni Paris ve Londra sokaklarında dolaştırsaydı.


    Tarih öğretmeni olarak sıkıcı tarih dersi anlatımımla beni yüzleştirdiğin için teşekkürler.

    Ve boş zamanlarımda kıtap okurumdan kitap okumak için boş zaman yaratırım seviyesine beni çıkardığın için teşekkürler.

    Ve dünyayı gözlerimin önüne serdiğin için teşekkürler.

    Victor Hugo’dan gönlüm geçmedi geçmeyecek de ama seni de sığdırdım bir köşeye Charles Dickens.
  • "Seni seviyorum, Theo."
    "Ben de kendimi seviyorum."
    "İki saniye ciddi ol. Ağlıyorum burada."
    "Tamam. Bir, iki..."
    "Geri alıyorum."
    "Ben seni daha çok seviyorum, Griffin," dedi Theo beni kendine çekerek. "Beni o kadar mutlu ediyorsun ki inanamıyorum. Yalnızlığı tercih ettiğimi sanacak kadar aptal olduğumda yanımda olduğun için teşekkür ederim."
    Adam Silvera
    Sayfa 134 - çok güzeldi burası
  • Gece yatmadan önce 30 saniye kendine ver .şu üç soruyu cevapla
    1- bugün yüzünü güldüren oldu mu? Güzel bir günmüydü?
    2-sen kimseye borçlandın mı, kimseyi üzdünmü?
    3-ne zarar ettik kötü ne oldu?

    Özetle ,ruhunun gün sonu raporunu alacaksın.
    Haluk Tatar
    Sayfa 140 - Destek yayınları
  • Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi?
    Evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. Derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gibi gelmişti.