• 240 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Uzakta, kendinin bile ücrasında yaşayan, sürgüne uğradığı bu pıtraklı diyarda,
    dar çünkü dargın havsalasının taşımaya güç yetiremediği bu dünya
    ve içinde kıvrak bir küheylan gibi debelenen bu yaşamak arzusu boğarken O’nu;
    itiraz eden, direngen ve aksi
    ruhun bu kırgın ikindisinin,
    iyice işittim, hırçın ve alazlı sesini.
    Öyle ki yineledi bendeki bu yansımasını, tekrar ederek sürekli.
    “Biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz” dedi.

    Değil bu bir güzelleme ya da bir iltifat metni.
    Çok mu seviyorum ben bu adamı?
    Muhtemelen aynı yerde yaşamaya çalışsak,
    kısa sürecek ortak yaşama çabamız, o dar mekandaki.
    Ancak gözleri nemlenecekken gözleri namluya dönen bu adamla da yakın eden bizi, çektiğimiz dünya ağrısıdır, sürgüne gönderildiğimiz bu pütürlü - pıtraklı diyardaki.
    Bir de adımızın insanların hizasına yazılmasından dolayı
    her gün yepyeni rüyalarla ödenen bu cezaya olmaklığımız, müşteri.

    Ondandır, ‘üzerine yüreğinden başka muska takmadan konuşmak isteyen’
    şairin söylemesi, bu ‘durgun suyun sayhası’ nın dile gelmesi
    ve zihnimde o nağmelerin sürekli kendini terennüm etmesi.

    Ondandır, kor yürekle çıkıp bir tepenin ardından
    ‘her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar’
    güçlü nidasıyla ünleyen seste bulmam kendimi.

    Kuşun ölümünde incinen ruhu;
    ‘ölüme, ölümlülüğü yakıştırabilmek için
    cesetlerle bezerken güzel olan her şeyi’,
    Gelmiş geçmiş bütün gölgeleri deneyen
    elleri ise hala pençe gibi.
    İyice işittim işte, ikna olmaz biçimdeki bu aykırı sesi.

    Fırtınalı ruhun derin savruluşlarında
    ‘sökmedi hoyrat kuralları faşizmin’, ama
    yine de debelenmekteydi devrimci olan beyni.
    Sonrasında Vareden’in kayrasıyla var olup,
    eşrefi mahlûkat nedir bildi.
    Gökyüzüne göndere çektiği yüreğiyse
    çatlayacak kadar aşkî.
    Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi.
    Öyle ya ‘halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti’.

    Kana çakıllar karıştıran isyan duygusunu
    kendine katık etti ve dalaştı, sarsak hırgürüyle dünyanın.
    Dünya ki ruhunda kaynar adımlarla gezinen hain sevgilisi.

    Türk şiirinin en güzellerinden bazılarının şairi.
    ‘cesur ve onurlu diyecekler
    halbuki suskun ve kederli’
    Bu eser de fırtınayla, şiirle geçen ömrün
    Kemâl noktası, erbaini.
  • Biz şehir ahalisi, kara şemsiyeliler!
    Kapçıklar! Evraklılar! Örtü severler!
    Çığlıklardan çadır yapmak şanı bizdedir
    Bizimdir yerlere tükürülmeyen yerler

    Nezaketten, haklılardan yanayızdır hepimiz
    Sevinmemiz çapkıncadır, ağlatır bizi küpeşteler
    Yaşamak deriz -Oh, dear- ne kadar tekdüze
    Katliamlar ne kötü be birader

    Güneş neredeysek orada bulur bizi
    Ya cünup ve yalancı veya miskin ve ülser
    Falımız neyse çıksın diye açarız indeksleri
    Sayılar bizi bulur, o ayıp işaretler

    Saframızla kesemizi birleştiren anatomi bilgisi
    Hadım tarih, kundakçı matematik, geri kafalı gramer
    Evet bunlar gizlice örgütlenerek alnımıza
    Verem Olmak Üretimi Düşürür ibaresini çizer

    Biz şehir ahalisi, üstü çizilmiş kişiler
    Kalırız orda senetler, ahizeler ve tren tarifesiyle
    Kimbilir kimden umarız emr-i b'il-ma'ruf
    Kimbilir kimden umarız neyh-i ani'l-münker
    Bize yalnız oğulları asılmış bir kadının
    Memeleri ve boynu itimat telkin eder.
    İsmet Özel
    Sayfa 227 - Tiyo Yayınları
  • 1.
    Gecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim
    düşünün: sabah çok yakın
    oysa ışıltı yok ortalıkta
    nerdeyse gece bitmiş ama sürmekte karanlık
    henüz uyanmış bazıları
    henüz uyumamış bazıları
    bazıları uyanmış uykusuna doymadan
    bazıları uykusuna varmadan doymuş
    görüyorsunuz ilm-i hilaf ü cedel düzeniyle hayat
    nasıl da sürüklüyor kendini
    ve ben bunu kanıtlayabiliyorum
    şu şair halimle
    böylece size ey saygıdeğer erbab-i cumhuriyet
    akıllı ve yetenekli olduğumu
    kanıtlamış oluyorum
    sizler de
    bu derin bilgeliği kavrayarak
    kendi değerinizi ortaya koymuş oluyorsunuz.2.
    Ütüsüz bir pantolon kadar tedbirliyim
    tarihi bir gerçek kadar sıkılgan
    bilmem ki Tesalya'daki Termofil
    bir yiğitlik anısı
    bir hayınlık anıtı mı olsa
    yine bilmem quantum kuramını
    öğrenen insan haklı mıdır
    kendini ardıçkuşu sanmakta-
    ben
    yirminci yüzyılın sonlarında
    en uzak uyanışlar ikliminde yaşadım
    bir imparatorluk genişliğindeki gençliğim sırasında
    kadınlardan daha çok birinci şubeye vardım.3.
    En mutlu insanlar belki de
    baca temizleyicileridir
    öyle dar, öyle kara karanlık bir yerdedirler ki
    yüreklerini geniş, dayanıklı
    aydınlık tutmak zorundadırlar
    buna yükümlü sayarlar kendilerini.
    Baca temizleyicileri başkalarını sevmekle kalmaz
    başkalarınca sevilirler aynı zamanda
    çünkü herkesi düşünmeyecek kadar mutlu
    herkes tarafından düşünülmeyecek kadar mutludurlar.4.
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    Bu sorunun karşılığını bulamıyorum
    içinden çıkılmaz bi olay, ama önemsiz
    köylüleri öldürmesek de olur
    hatta onların kalın suratlarını
    görmezlikten gelebiliriz
    yapılacak çok şey var daha
    sözgelimi ben, kendim
    hiç hayıt ağacı görmemişim
    görmeden ölürüm diye korkum da yok
    değil mi ki albatrosu Baudelaire'den
    Yves Bonnefoy'dan semenderi öğrendim
    bir gün bakarsınız
    şu güzelim bilgiç beynimi kırıp
    teneşir tahtası olarak kullanabilirim.
    İsmet Özel
    Sayfa 185 - Tiyo Yayınları
  • İnsan
    eşref-i mahlûkattır derdi babam
    bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
    ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
    bu söz asıl anlamını kavradı
    geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
    geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
    kararmış rakamların yarıklarından sızarak
    bu söz yüreğime kadar alçaldı
    damar kesildi, kandır akacak
    ama kan kesilince damardan sıcak
    sımsıcak kelimeler boşandı
    aşk için karnıma ve göğsüme
    ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
    aşk ve ölüm bana yeniden
    su ve ateş ve toprak
    yeniden yorumlandı. Dilce susup
    bedence konuşulan bir çağda
    biliyorum kolay anlaşılmayacak
    kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
    yanık yağda boğulan yapıların arasında
    delirmek hakkını elde bulundurmak
    rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
    bana deha değil
    belgeler gerekli
    kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
    gençken
    peşpeşe kaç gece yıllarca
    acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
    bilmezdim neden bazı saatler
    alaturka vakitlere ayarlı
    neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
    yazgı desem
    kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
    Tokat
    aklıma bile gelmezdi
    babam onbeşli olmasa. Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
    ben o yaşta koltuğumda kitaplar
    işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
    cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
    kafamda yasak düşünceler, Gide mesela.
    Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
    her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
    gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
    resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
    oysa hergün
    merkep kiralayıp da kazılan kökleri
    Forbes firmasına satan babamdı. Budur
    işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
    işte şehirleri bayındır gösteren yalan
    işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
    kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
    güç bela kurduğum cümle işte bu;
    ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
    tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
    Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
    bile bir bir çınlayan
    ihtilal haberidir
    ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
    nisan ayları gelince vücudu hafifletir
    şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
    bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
    marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
    gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
    biraz ağlayabilmek için
    fotoğraflar çektirir
    babam
    seferberlikte mekkâredir. İnsanın
    gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
    marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
    belki ruhların gölgesi
    düşer de marşlara
    mümkün olur babamı
    varlık sancısıyla çağırmak:
    Ezan sesi duyulmuyor
    Haç dikilmiş minbere
    Kâfir Yunan bayrak asmış
    Camilere, her yere Öyle ise gel kardeşim
    Hep verelim elele
    Patlatalım bombaları
    Çanlar sussun her yerde Çanlar sustu ve fakat
    binlerce yılın yabancısı bir ses
    değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur
    polistir babam
    Cumhuriyetin bir kuludur
    bense
    anlamış değilim böyle maceralardan
    ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
    yalnız
    coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
    nüfus cüzdanımda tuhaf
    ekmek damgası durur
    benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
    etin ıslak tadına doğru
    yavaş yavaş uyanmak
    çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
    hırsız cenazelerine bine bine
    temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
    korkak dualarından cibinlikler kurarak
    dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
    nakışsız yaşamakları
    silâhlanmak sanarak
    çıkardım
    boğaza tıkanan lokmanın hartasını
    çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
    halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
    ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
    hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
    fly Pan-Am
    drink Coca-Cola Tutun ve yüzleştirin hayatları
    biri kör batakların çırpınışında kutsal
    biri serkeş ama oldukça da haklı.
    Ölümler
    ölümlere ulanmakta ustadır
    hayatsa bir başka hayata karşı. Orada
    aşk ve çocuk
    birbirine katışmaz
    nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
    kendi tehlikesi peşinden gider insan
    putların dahi damarından
    aktığı güne kadar
    sürdürür yorucu kovalamacayı. Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
    Nerde, hangi yöremizde zihnin
    tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
    ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
    parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
    Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
    takvim yapraklarının arasını dolduran
    nedir o katı şey
    ki gücü
    gönlün dağdağasını durultacak?
    Hayat
    dört şeyle kaimdir, derdi babam
    su ve ateş ve toprak.
    Ve rüzgâr.
    ona kendimi sonradan ben ekledim
    pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
    ham yüreğin pütürlerini geçtim
    gövdemi alemlere zerkederek
    varoldum kayrasıyla Varedenin
    eşref-i mahlûkat
    nedir bildim.
    İsmet Özel
    Sayfa 177 - Tiyo Yayınları
  • "Bize ait olan ne kadar uzakta!"
  • İnsan eşref-i mahlûkattır, derdi babam
    Bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
    ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
    bu söz asıl anlamını kavradı
  • 125 syf.
    ·10/10
    Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
    Ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla diyerek başlayan kitap, içinde münacaat, naat ve sebeb-i telif gibi muazzam şiirler barındırıyor ve
    Sızıyı gideren su
    Suyun sızladığını kimseler bilmez diyerek bitiyor.