• 1724 syf.
    ·43 günde·9/10
    Sefiller kitabı ile ilk tanışmam, 11 yaşında geçirdiğim su çiçeği hastalığından dolayı yüzümde çıkan yaraları kaşımamam için elime verilmesiyle olmuştur. Tanrıyı Cenab-ı Hak olarak çeviren yayınlarda olan Timaş yayınlarının kısaltılmış baskısını okumam dönemime ve yaşıma uygun olduğunu düşünsem de içimde Sefillere karşı yarım kalmışlık hissi hep vardı.

    Kitabı bu yarım kalmışlık hissini kapatmak ve gerçek Sefilleri yaşamak için tekrar kütüphaneme ekledim ve okumaya başladım. Kitabı yavaş yavaş, araya başka kitaplar da sığdırarak okudum ve eserin neden gerçek bir eser olarak nitelendirildiğini her başlık altında kendi içimde yinelemiş ve sağlamasını yapmış oldum. Günümüzün siyasi olaylarına bile ışık tutacak bir eser.

    Kitap 19. yy Fransa'sındaki siyasi, toplumsal olayların kürek mahkumiyeti olan Jan Valjean'ın üzerinden yola çıkarak anlatılmasıyla başlıyor. Kitap boyunca bir çok tarihi olaya şahitlik ediyoruz. Devrimler, Waterloo savaşı, isyanlar. Hugo bu konuları dönemin baskın siyasi fikirlerinin ortasında ele alarak sürgünü bile göze almıştır.

    Dönemin siyasi karmaşasından toplumun nasıl etkilendiğini Jan Valjean'nın sefilliğinden başlayıp Fantine'nin, Cosette'nin Marius'un sefilliğinden devam etmiştir. Kitabın en sevdiğim özelliklerinden birisi karakterlerin etkilendikleri durumların bir sonraki başlık altında felsefi olarak incelenmesiydi. Davranışların, yol ayrımlarında verilen kararların, yazar tarafından burada bir mola verelim ve neden o yola gidildiğini açıklayalım şeklinde ki duraksamaları aklımda soru işareti bırakmadan serüvene bütün benliğimle dahil ettirmiştir beni.

    Romanın içeriğinde; aşk, sosyoloji, siyasi ve polisiye olayların ayrı ayrı bir şekilde işlenerek tek bir konuya bağlı kalmadan, sıkmadan bir sonraki başlığı merak ederek okuttu kendisini.
    50 sayfalık bir bölümünde tarihe tanıklık ederken öteki tarafta toplumsal sorunlarla da ilgilendik.
    Yazarın peş peşe anlattığı o denli değişik olayları başka kitap da olsa anında bırakırdım ama Hugo bu konuda da ustalığını gösterdi. Olaylar anlatırken ve okurken asla birbirinden bağımsız olmadığını ve içerisinde hikayeyi tüm yönleriyle etkileyecek olaylar olduğunun farkında olarak okudum. Anlatılan olaylar hem birbirinde çok alakasız hemde aslında tam olarak onunla alakalıymış gibi hikayeden bir an olsun uzaklaşmadan dedektif gibi karakterlerin olaydaki önemini yakalamaya çalıştım.

    Hugo kitabında yer alan her karaktere verdiği değer, onlarla ilgili hem fiziksel hem de ruhsal görüntülerini detaylı bir şekilde anlatmasından anlaşılıyor. İlmek ilmek işledi tüm karakterlerin değişimlerini ve yol ayrımların da verdikleri kararların sonuçlarına katlanmalarını okudum gayri ihtiyari eleştirdim, hüzünlendim, haklı buldum kendimi onların yerine koydum her an, asla yapamam derken aslında yapılması gereken yapıldı diyerek asla yapamayacağımı düşündüğüm için kendime kızdım. En çok da karakterlerin cesaretlerinden etkilendim.

    Söylemeden geçemeyeceğim bir şey var ki kesinlikle okuması zor bir kitap, zaman alan, ilgi alanı olmayan kısımlarında zaman zaman insanı yoran bir kitap, yinede her insanın hayatının bir döneminde mutlaka okuması gerekli olduğunu düşünüyorum, her gün 100 sayfa okuyarak 15 günde bitirilir. araya kısa hikayeleri olan başka kitaplar sıkıştırarak konudan uzaklaşmak kitaba olan özlemi de arttırıyor.
    I. Cilt II. cilde göre daha zorlu olduğunu da söyleyebilirim I. Kitap zordu diye okumaktan asla vazgeçmeyin

    Sevgiler.
  • 124 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Kitap incelemesi / Sinan Turanlı, Bozuk Elmalar, Gece Kitaplığı, Ankara, 2017

    Din hayatımıza genellikle düşünme, sorgulama, akıl yürütme sonucunda giren bir kavram değildir. Küçük yaşlardan itibaren ailelerimizin öğretileri ile sahip olduğumuz, varlığı veya doğruluğu konusunu, genellikle doğruluğundan fazlasıyla emin olduğumuz için hiç sorgulamadığımız bir kavramdır.

    Sinan Turanlı’nın Bozuk Elmalar kitabı sağlam bir din sorgulaması içeriyor. Özellikle dini konularda fazlasıyla hassas olan kişileri uyarmakta fayda var. Okuduklarınız hoşunuza gitmeyebilir. Ama düşünmeyi, felsefeyi, sorgulamayı seven biriyseniz bu kitap tam size göre! Büyük bir zevkle okuyacağınızdan emin olabilirsiniz.

    Bozuk Elmalar, semavi dinlerin tarihteki yeri, insan hayatının sosyal , psikolojik ve maddi unsurları üzerine etkilerini inceliyor. İncecik, 123 sayfa bir kitap olmasına karşın bütün bu unsurlara detaylı biçimde değinilmiş. Birbirinden farklı onlarca konu temelinden yola çıkılmış farklı düşünceler tek tek bölümler halinde irdelenmiş. Her bölüm din kavramını farklı bir açıdan inceliyor. Bölümler sadece birkaç sayfadan oluşuyor ve okuması zor değil. Ama kitabın genel bir bütünlük arz etmediğini söylemeliyim. Onun yerine, farklı konular hakkında yazılmış ve bir araya getirilmiş bağımsız denemeler diyebiliriz. Eğer sizi belli bir fikir konusunda aydınlatacak, düzenli, giriş, gelişme ve sonuç bölümleri olan sistematik bir kitap bekliyorsanız, konuların dağınıklığı sizi biraz şaşırtabilir. Bunları, her biri düşünce ufkunuzda farklı sorulara ve kıvılcımlara sebep olabilecek, aynı konu ile ilişkisi bulunan birbirinden farklı denemeler gözüyle okursanız, daha keyifli bir okuma süreci geçirebilirsiniz diye düşünüyorum. Bunun avantajlı bir tarafı da var bence. Bağımsız zamanlarda istediğiniz yerden açıp kısa kısa okumak için ideal. Üstelik konular arasındaki bütünlüğü korumak için kitabın ara vermeden okunmaya ihtiyaç duymaması, okumayı uzun bir zamana yaymanıza, yanı sıra başka kitapları da okuyabilmenize imkan veriyor. Hali hazırda başka bir kitap okurken ikinci kitabınız olarak veya yol arkadaşınız olarak toplu taşıma araçlarında da verimli şekilde okuyabilirsiniz.

    Eğer sistemli bir sorgulama için anahtar ve hazır bir yol haritası bekliyorsanız maalesef beklediğinizi bulamayacaksınız. Bu kitap daha çok, farklı konuları belki bir eksende incelemekten hoşlanan “felsefe severlere” hitap ediyor. Dezavantaj olarak, çok sayıda konuya değinilmesinin konu bütünlüğü açısından kafa karıştırıcı olmasını söyleyebilirim. Daldan dala, konudan konuya atlayan yazarımız kendisini takip ettirmeyi zorlaştırarak biz okurlarına adeta beyin jimnastiği yaptırıyor. Okurken kesinlikle konu bütünlüğü beklentiniz olmasın. Ancak farklı konularda sizinle sohbet eden zeki biriyle yaptığınız beyinsel diyaloglar gözüyle bakarsanız, okurken kendinizi yazarla sohbet halinde bulduğunuzu fark edeceksiniz.

    Bu din ile ilişkileri incelenen dağınık ve çeşitli konuları sizler için özetlemeye ve başlıklar halinde listelemeye çalıştım. (Bu sayacaklarım kitaptaki konu başlıkları değil, benim konular hakkında yaptığım özet konu çıkarımımın sonucu) Genellikle değinilen konularımız, din sorgulama; korku v.s. duyguların din ile ilişkisi; din-bilim ilişkisi; özgürlük; fanatizm; ebeveynlik, sevgi, aile ilişkileri, evlilik üzerine tavsiyeler, ölümün sebep olduğu yakın kaybı ve acısı; olasılık, tesadüf ve mucize ilişkisi; kurban ritüeli; İslam’da kadın-erkek eşitsizliği; Kur’an’da geçen “bozgunculuk” kavramı üzerine düşünceler; varoluş ile ilgili komplo teorileri; tanrı kavramı; güç ve para; devletlerin politikalarında dinin yeri ve önemi; dini ve dindışı bakış açılarına göre günlük olaylardaki vicdani bakış farklılıkları yönünden doğru/yanlış kavramlarının incelemesi; din-para ilişkisi; evren, evrenle ilgili bilimsel veriler; 3 semavi dinin kutsal kitaplarındaki çelişkili/tartışmalı bazı ayetler; dinin insan üzerinde sebep olduğu baskı türleri; devlet sistemleri ve eğitim ilişkisi; demokrasi; ibadet; dindarlık ve milliyetçilik kavramlarının savaşa ve devletlerin savaşçı politikalarına etkileri; paranın hedeflerimiz konusundaki olumlu veya olumsuz etkileri; kader; akıl; kadın-erkek eşitsizliği düzleminde İslam şeriatına ve şer’i devlet yönetimlerine dair eleştiri; kutsal kitapların evrensel mesajlar içermemesi üzerine; devletler ve zenginlerin sahip olduğu erk/üst yönetim neden dini yaygınlaştırmak ister, dini nasıl kullanır; dindeki zorunluluk ve doğruluk kavramı arasındaki ilişkinin incelenmesi; dini bir sorgulama sonucunda insanın düşünsel, duygusal ve reel hayatında yaşayabileceği değişimler/sıkıntılar/iç hesaplaşması üzerine kısa sorular.

    Son bahsettiğim cümle, bu sorgulamayı daha evvelden dibine kadar yaşamış biri olarak söylemeliyim ki, başlı başına bir kitap konusudur. Sorular kısa birkaç soru ile geçiştirilmiş. Bence bunun sebebi, kitabımızın hedefinin bir sorgulama başlatmak olması. Olası bir sorgulamanın sonuçları bu kitabın konusu olmamakla birlikte, finalde, yaşayabileceğimiz bazı iç meselelere ucundan göz kırpıyor.

    Kitabın dilinin oldukça didaktik (öğretici) olduğunu, zaman zaman ise samimi sohbet tarzına kaydığını söyleyebilirim. Bazen bu iki tarz arasındaki fark dikkat çekiyor. Didaktik yazım tarzı zaman zaman sıkıcı gelebilir. Ancak bu kitabın yazarımızın ilk kitabı olduğunu mutlaka göz önünde bulundurmalısınız.

    Peki bence bu kitap insanlar üzerinde gerçek ve ciddi bir din sorgulamasına sebep olabilir mi? Samimi konuşmak gerekirse bence hayır. Ama keşke daha etkili olabilseydi demekten kendimi alamıyorum. Bu konular üzerinde kendine hiç soru sormamış bir insan açısından düşünürsek, başlangıç olarak iyi. Yani bunu okuyup da dinden falan çıkarım diye korkmayın sakın. Hatta imanınız daha da kuvvetlenebilir. (Bu not da yazarımıza özeldi.)

    Ben okurken keyif aldım ve herkese tavsiye ediyorum. Sayın Sinan Turanlı zeki, saygılı, hoşgörülü bir insan ve kendisini tanımış olmaktan dolayı çok mutluyum.

    Bir başka kitap incelemesinde görüşmek dileğiyle.

    Ebru Yeşilova

    Not: Kitaptan altını çizdiğim bazı alıntılar:
    "Gençlik yıllarımıza gelmeden anlıyoruz ki bizim tercihte hiçbir rolümüzün olmadığı; çünkü kuşkuyla bakma cesaretini göstermemiz engellenmiş bir dinimiz var."
    "Aklıma Albert Einstein'ın zaman tanımayan, "Hayatı yaşamanın iki yolu vardır. Biri hiçbir şeyin mucize olmadığını düşünmek, diğeri de her şeyin mucize olduğunu düşünmek" sözü geldi."
    "Bir de şu açıdan bakmanızı rica edeceğim. En saçma inancın olduğu yerde doğduğumuzu, yaşadığımızı varsayarsak, o inancın savunucusu olmayı reddedebilir miydik? Peki, şu an gerçekten de oradaysak?..."
    "Belki de kendimize öldükten sonra yok olmayı (maneviyatta) yakıştıramıyor oluşumuzdur, inanç eğilimimizin nedeni. Hepsinin yanı sıra evreni, evrende olup biteni düşününce, hiç kadarız ve varolduğumuz zaman aralığı, "yok" kadar. Fakat kendimize biçtiğimiz değer, aksine devasa. "Çok zeki, yetenekli, kıymeti bilinmemiş bireyleriz tek tek." "
    "Özgürlüğümüzse en kıymetli yaşam standardımız ve buna engel olmaya çalışan her şey hayatımızdan çıkmalıdır....... Özgürlüğünüzün önüne sadece çocuğunuz geçebilir ve eğer istiyorsanız çekirdek aileniz, sevdiklerinizdir. Bunun dışında kalanların özgürlüğünüze dokunmasına izin vermemelisiniz."
    "Onsuzluk alışkanlık oluyor; şaşıyor ve anlıyorsun. İnsanoğlu gerçekten ölüyor."
    " "Bozgunculuk" öldürmeye neden olacak bozgunculuk nedir? Neleri kapsar? Sonuçları ölüme varabilecek olan bu kelimenin keskin çizgilerle çizilmiş tanımı olmalı."
    "Peki, dünya devletleri bu konudaki önlemler konusunda samimi mi? Pek öyle görünmüyor, ortada milyonlarca silah var ve teröristlerin fabrikaları yok."
    " "Bir kadın olarak Müslümanlık bana cennette ne vaat ediyor? derse, hangi ayeti göstereyim? Pazuları şişkin adamlar, şaraplar, partiler, utangaç bakışlı yaşıt delikanlılar?"
    "Yıllık maaş artışı oranlarını belirleme esnasında, neden devlet yetkililerinin karşısında işverenler değil de çalışanların sendikaları yer alır? Devlet kimi temsilen oradadır?
    Peki ya dinler; neden hak yemeyin derken, hakkınızı her platformda arayın demez?"
    "Bir yıldızın etrafında dönen bir zerrenin üzerindeki, gelmiş geçmiş milyarlarca quarkın bir tanesinin, layıkıyla yaptığı ibadetlerin tam listesi. Ne zahmetli ve gereksiz bir iş değil mi? Ne yapacağımızı da biliyor üstelik. Hiç mantıklı olmadığının farkında olmamak, hiç mantıklı değil!"
    "Herkese yetecek kadar kaynak ayrılamayacağından, yani zenginler kendilerine düşen paylardan feragat edemeyeceğinden, çok daha ucuz maliyetli olan"din" zerk edilmelidir insanlığın damarlarına. Çok daha güzel bir yaşam, şükredilip, tevekkül edildiği takdirde, tüm fakir fukaranın olacaktır bu güzel yaşam, tabii ki öldükten sonra!; Hayali güzel olan, bana göre aslı olmayan janjanlı harikalar diyarı. İtiraz mekanizması, geri dönüşümü olmadığından kapalı. Harika bir zemin değil mi?"
  • 352 syf.
    ·1 günde·Beğendi·6/10
    Rainbow Rowell, benim için bir kurtarıcıdan farksızdır. Okurken can sıkıntısının dibine vurduğum genç-yetişkin türüne getirdiği yeni anlam, klişelerden uzak durması, her karakterinde kalbinin derinliklerine okuyucuya açması benim için bu türün hala hayatta kalmasını sağladı.

    Sabit Hat'ı elime aldığımda bu yüzden çok umutluydum. Harika bir öykünün beni bekledin düşünüyordum. Ne yazık ki öyle olmadı.

    Aslında yukarıda söylediğim özelliklerin hepsi Sabit Hat'ta da geçerli olsa da kitabı bir türlü ısınamadım. Okurken beni birçok kez darladı. Sanki yazar, hikayede yeteri kadar derine inmemiş gibiydi.

    Kitabımızın ana karakteri Georgie, üniversiteden beri hayalini kurduğu televizyon programını hayata geçirmeye çalışan bir senaristir. Bir Noel zamanı işi ve ailesi arasında bir seçim yapması gerektiğini de işini seçilince eşi Neal ile arası bozulur. Annesinin evinde geçmişi arayan bir telefon bulduğunda da tek yapmak istediği kocası ile arasını düzeltmektir.

    Dediğim gibi her zaman klişelerden uzak

    Öncelikle, karakterlerden hiçbiri ile bağ kurmadım. İlk olarak bunun sebebini karakterlerin yaşları olduğunu düşünsem de bu fikir bana daha sonradan saçma geldi çünkü 150-200 yaşındaki karakterle bağ kurabiliyorsam 30 yaşındaki biriyle de bağ kurabilirim değil mi? Bu yüzden u durum ile ilgili nihai kararım şu oldu: Karakterlerin motivasyonları gerektiği kadar ikna edici değil. Neal'ı ele alalım mesela. Georgie'nin davranışlarını alttan almaktan bıktı diyeceğim, adamın alttan aldığı bir şey yok. Yaptığı ve söylediği çoğu şey havada kalıyor çünkü karakteri tanımıyoruz. Sabit Hat, her ne kadar içinde geçmişten kesitler de barındırsa da bunlar karakterleri anlamamıza yetmiyor. Sadece olayları görmüş oluyoruz.

    Rainbow'un Georgie gibi bir karakteri yazması beni üzdü. Korkusuzca hatalar yapmasına bayılmış olsam da - Rainbow karakterlerinin ortak noktası- o hataları yaptıktan sonra "Neden böyle yaptım ki?" diye sızlamansı ve davranışlarının ardında durmaması beni hayrete düşürdü. Ayrıca Seth'in ona bu şekilde davranmasına izin verdiğine inanamıyorum ve tabii ki Neal'ın da... Hayal kırıklığına uğradım.

    Kitabın konusu ile ilgili düşünceme gelirsek, konu ilk başta "Bu ne garip şey böyle!" dedirtse de Rainbow, "geçmişe-giden-telefon" olayını kitaba çok güzel işlemiş fakat kitabın konusu hiçbir yere bağlanmadı. Kitabın başından sonuna kadar bir sürü şey oldu ve sonuç: Sıfır. Kitabı bitirdiğimde aklımda cevaplanması gereken bir çok soru vardı - hala da var.

    Rainbow, son yazma konusunda iyi değil ve bunu okuyucunun kitaba karşı beslediği hislerle kendisinin tamamlacağı kısmen "açık uçlu" sonlarda telafi etmeye çalışıyor. Eleanor&Park ve Fangirl'de bu yöntemle harika bir iş çıkarmış olsa Sabit Hat'ta işe yaramıyor çünkü hikayenin düğümleri çözemiyoruz. Rainbow bizi bir karmaşının ortasında bırakıp gidiyor. Kalakalıyoruz.

    Ayrıca kitap hiçbir yere bağlanmıyor. Bir sonuca varamıyoruz. Karakterler ilerlemiyor, oldukları yerde dönüp duruyorlar. Amaçsızca. Bu sihirli telefon sayesinde Georgie'nin evliliğini kurtarmaya çalışmasını okuyoruz ama bu kitabın yarısını bile kapsamıyor. Arada gerekli gereksiz bir çok olay oluyor ve bu olaylar ana konudan bağımsız bir halde etrafta koşturuyorlar. Evet, bu telefon sayesinde Georgie bir şeyi fark ediyor ve evet, bu önemli de bir gerçek ama konu o kadar bölünüyor ki okuyucu buna pek dikkat etmiyor.

    Kitabın sevdiğim bölümlerine gelirsem hayata dair güzel ve bambaşka bir bakış açısı sunuyor özellikle biz gençler için. Kendini hem işine hem de ailesine adamaya çalışan Georgie gerçek bir karakter. Hayallerinin peşinde koştururken ailesini biraz kenara ittiğini fark etmesi gerçek. Neden bilmiyorum ama Rainbow bu karakteri gerçekten kalpten yazmış gibiydi. Yorumu yazarken zorlanmamdaki sebep de bu işte. Sanki Georgie onun için fazla özel. Bu yüzden hiçbir şeyi törpülemeden yazmış gibi. Sabit Hat'tı beğenmemek onu beğenmemek gibi hissettiriyor.

    Georgie ve Neal'ın tanışma hikayesini okumak da zevkliydi. Buna rağmen bu ikilinin ilişkisini hala anlayabilmiş değilim. Neal'ın hep içe dönük biri olduğunu öğrendik ama nedenini bilmiyoruz. Ona soru sorulmasını sevmediği de öğrendik. Peki böyle biriyle ne kadar sağlıklı bir ilişki yürütebilirsin?

    Sonuç olarak kitabı beğenmedim ama alıp bir şans vermenizi isterim belki siz beğenirsiniz.