• “Adam Tanrı'ya seslenir. "Tanrım," der, "bir soru sorabilir miyim?"
    "Tamam," der Tanrı. "Sor bakalım."
    "Tanrı'm, senin için bir milyon yıl bir saniyedir diyorlar, doğru mu?"
    "Evet, doğru."
    "Peki, bir milyon dolar senin için nedir?"
    "Benim için bir milyon dolar, bir penidir evlâdım."
    "A, iyi," der adam. "O zaman bana bir peni

    verebilir misin?"
    "Tabii," der Tanrı, "Bekle bir saniye..." “
  • Yeri gelmişken, sakıncası yoksa sana kişisel bir soru sorabilir miyim?
  • -Bir soru sorabilir miyim Reshi?
    -Tabi Bast.
    -Kaygı verici bir soru.
    -Zaten sormaya değer sorular hep öyledir.
    Patrick Rothfuss
    Sayfa 33 - İthaki Yayınları
  • +Size bir soru sorabilir miyim Ann?
    -Cevabını vermek zorunda değilsem, buyurun.
  • ...Size bir soru sorabilir miyim, Elbette, tabii eğer cevabım varsa...
    José Saramago
    Sayfa 126 - Kırmızı Kedi Yayınevi
  • 264 syf.
    Yeni bir kitap yine ben bir inceleme yazarken zorlanmaktayım. Kitabın çıkmasını beklemekten ve okumaktan daha zor geliyor bir inceleme yazmak… Neden zorlanıyorum?

    1-Bir kitabı eleştirecek kadar geliştiğimi düşünmüyorum bu gelişme kitap çeşidi, yazarların birçoğunu az çok bildiğim ancak okumaya bir türlü başlayamadığım birçok eserlerin varlığından kaynaklı…
    2-Kitabı okurken ne altını çizme ve de not almaya girişmemiş olmamdan kaynaklı… ( sonrasında kitabı elime alıp başladım alıntıları çizmeye ve not almaya…)

    Şimdiden belirteyim birçok alıntı paylaşacağım hem de yorumlamaya çalışacağım.

    Öncelikle yazarla ilgili bilgi olarak bloğundan birkaç cümle aktaracağım kendisine sorulan bir soruya cevaben yazılmış uzunca bir metinden:

    “Murat olmak, bu dünyada aşktan muradını alamadığı için hayalinde bir Rüveyda resmedip, onunla teselli bulmaktır.

    Murat olmak, 'annemin' deyimi ile 'saf' olmaktır, çabuk kanmak, inanmaktır. Kelimeleri plansız, kalbin izdüşümü olarak kullanmaktır.
    Can taşıyan her 'şeye' hatta cansız diye bildiklerimize bile şefkatle bakmaktır.

    Murat olmak, gönülde kin tutmamaktır, iyi niyettir. Bir kere sevince gitmiş gibi yapıp, aslında gidememektir. Sevgiyi ebedi kılıp, vefaya vefasızlık etmemektir.

    Kendimi tanımlamaktan, tarifsizliğe saklanmaktır, Murat olmak...
    Basit, sıradan bir sıra içinde, belki biraz sıra dışı kalmaktır.

    Murat olmak- vasat da olsa- yazarak, kelimeler arasında ''bir yudum teselli'' ile nefsi oyalamaktır.

    Sözün özü, Murat olmak, hayatın onca renkleri arasında horlanmış bir renk olan griye tutulmak, esir olmak, gride kalmaktır...”

    (https://muratmesut34.blogspot.com/...nasl-bir-seydir.html )

    Metnin tamamını almak istesem de uzunca bir inceleme yapıp sıkıcı hale getirmek istemiyorum çünkü biliyorum ki artık birçok insan uzun incelemeleri okumaktan aciz.

    Bu kitap beni gerçekten derinden etkileyen kitaplardan biri oldu (diğerlerinden bahsedip uzatmak istemiyorum merak eden sorabilir tabi, nedenleriyle birlikte açıklarım).

    Başlar başlamaz bir samimiyet, hüzün, hasret, özlem, sevgi, huzur gibi duygular beni sardı diyebilirim. Büyüsüne kapılıp gittim kitabın. “Rüveyda “ adında biri var ve hayali olmasına rağmen sanki varmış gibi hissettirmesi yazarın ustalığındandır sanırım. An geldi Rüveyda’ya kızdım ve bir o kadar da mükemmel bulup hayran kaldım. Yazar ne kadar “böyle biri olmadı, olacağını zannetmiyorum” dese de bana göre bu karakter geçmişteki ve şuanda hayatında ufakta bir yer tutmuş kişilerden dahi iz taşımaktadır. Yoksa saçmalayıp durmakta mıyım diye de düşünmüyor değilim.

    Yazarın sözlerindeki o büyüyü her mektupta ve seslendirmiş olduğu şiirlerde görmekteyiz.
    Yazarın da dediği gibi edebiyat gayesi güdülmeden içinden geldiği gibi bütün samimiyet ve saflıkla yazılmış bir eser diyebilirim.
    Mektubun güzelliği yetmezmiş gibi üst sağ köşelerde değerli yazarın sözlerini okuyor ve hayran kalıyoruz 

    İlk mektupta, “ Rüveyda ömrüme biraz işte… Bir yudum teselli…” diyor değerli yazar. Yukardaki bloktan alıntıladığım sözlerde de bunu görüyoruz artık bu kişi benimsenmiş sadece yazar tarafından değil herkes tarafından da… Yazar üçüncü mektubunda bununla ilgili şöyle söylüyor:
    “ Bilseniz adınız nasıl da fitne bu âleme…” diye. Bu sözün devamında açıklıyor bu cümleyi…


    İkinci mektupta özlemin ve sevmenin tanımını şöyle yapıyor değerli yazar:
    “ Özlemek denen şey, ruhun çıldırtmamak için çaresizce çırpınması değil de nedir?” gerçekten de öyle insan özlerken o kadar çok çırpınıyor ki çaresizce bazen de haykırmak istiyor her yere bazen de kendi içinde çığlıklardır; sessizliğin çığlıkları…
    “ Sevdin mi; sevdiğine, sevdiğini haykırmalısın; şımarmalı, şımartmalısın… Delice, çılgınca hatta serseri sevmelerin olmalı…” Ne de güzel ifade etmiş değerli yazar, bu sözden birçok anlam çıkarabilirsiniz ancak bunu size bırakıyorum nasıl anladıysanız öyle olsun.

    Rüveyda’nın isminin içindeki anlamları 5. Mektupta o kadar güzel anlatıyor ki, hayran olmamak elde değil…

    Bir süre sonra “hayal” diye anlatılan Rüveyda’dan da mektuplar geliyor ve kadife bir kutuda saklanıyor mektup. Mektup gelmedikçe o kadife kutuya koşup öncekilerini okuyor. Böyle bir sevda işte, mektuplarından sevgilinin hasreti gideriliyor.

    Rüveyda serüveni, Rüveyda’ sız Murat’ın haykırışları, sitemleri bir o kadar da tarifini bulamadığımız sevdası. Siz sanır mısınız ki bu sadece aşk mektubudur. Rüveyda’ya Mektuplar, aşkın ön plana sunulması ancak görmediğinin ancak çok bağlandığın kişiye tutumun, körelmesinin bir de hayatını bize sunuyor. Aşk ile harmanlanmış haykırışlar, özlemler duyuyoruz kitapta ve gözyaşlarının tutulmadığı anlar… Siz de dâhil oluyorsunuz bir süre sonra bu hikâyeye ve siz de sitemlerinizi, kırgınlıklarınızı belirtiyorsunuz Rüveyda’ya…

    Ah Rüveyda, sana birkaç çift sözüm var. Nedir senin derdin, nedendir sevdalara kör gibi bakışın… Ayaklarına kadar dökülen sevdanın güllerini görmüyor musun? Görmüyor musun haykırışları, çağırışları… Bir yudum teselli diye seni söylüyor… Seni tarif ediyor, mükemmel kadın, ama sen görmüyor, duymuyor gibisin… Kibirli misin diye şüphe ediyorum. Belki de sen de yazar gibi uzak tutuyorsun kendini seni sevenden… Rüveyda, adın kendin gibi o kadar güzel ki, yazarın tarifine kadar bu kadar dikkat etmezdim bu isime. Hey Rüveyda, neredeysen gel bul bu deli aşığı, acı çekiyor, istiyor da yoksun. Şu güzel ömrüne gül gibi açsan, daha ne ister ki…

    28. Mektupta da söylediği gibi. “ Bunaldım ama yorulmadım seni sevmekten, seni beklemekten, seni özlemekten, seni istemekten, yolunu gözyaşları ile yıkamaktan… Ben bu derdi seviyorum.“

    Ne güzel bir dert bu böyle… Acısı bile merhem gibi olur da yakmaz canı…

    En son mektup 49. mektup idi ancak yazar bir sürpriz yapıp sona iki mektup daha yazıyor. 49. Mektupta veda oluyordu sanki ancak yazılı olarak kalbin yazdıkları bir kuş gibi uçup kapını bulacak ve onu okur olacaktı Rüveyda ömrüne dek… Hatırladığım ve anladığım kadarıyla bu son mektupta dile getiriliyor ve kitap sonlanıyordu ancak kitap basımından sonra yazar 52. Mektubu da bloğundan yayımladı ve boş bırakılan 52. Mektup başlıklı yere yazmış bulundum… Ama bu burada bitti mi, hayır… Yazar sözleriyle hala Rüveyda’yla hasret gideriyor. Bu gün de 53. Mektubu bloğunda yayımladı keyifli okumalar dilerim...

    Karışık bir anlatım, belki de hiç tam anlamıyla anlatamadığım uzun süredir de yazdığım bu inceleme niteliğinde yorumu sunmak istedim. Naçizane fikirlerim…
    Saygı ve Sevgiler…