• 280 syf.
    ·18 günde·Beğendi·7/10
    19. yy.dan itibaren edebiyatımız hangi aşamalardan geçmiş, toplumun sosyolojik, kültürel, politik ve ekonomik yapısı insanımızın duygu ve düşüncelerini nasıl etkilemiş ve bunlar edebiyatımıza nasıl yansımış, bütün bu hususları anlamak için Kitabı okumaya başladım. Böylece Halit Ziya Uşaklıgilden, Reşat Nuri'ye, Sait Faik, Yaşar Kemal'den Orhan Pamuk'a Türk edebiyatımızın eserlerini okurken yazarların bulunduğu dönem, yazarların etkilendikleri fikirler ve akımları göz önünde bulundurarak kitaplarda yer alan fikirleri, konuları, hikayeyi ve edebi nitelikleri daha iyi anlayabileceğimi düşündüm.

    Kitap benim için çoğu yerinde bu beklentilerimi karşıladı (kitap her ne kadar ana konuya 69. sayfasında girebilse de). Türk Edebiyatından bu zamana kadar Reşat Nuri, Halide Edip, Yakup Kadri ve Yaşar Kemal ağırlıklı okumalarım oldu. Ancak bu kitapları da seneler evvel okumuştum. Bu yüzden Kemal Karpat'ın yazdıklarının, tespitlerinin ne kadar doğru ve yerinde olduğu hususlarında eleştiri yapabilecek bir durumda görmüyorum kendimi. Bu yüzden özellikle 1000kitap sitemizdeki kitap kurtlarımızın kitabı okumasını ve değerlendirme yapmasını arzu ediyorum.

    Ama benim anladığım temel nokta, orta sınıfın doğması ve yabancı eserlerin tercümesi ile ilk hikaye ve romanlarımız yazılmaya başlanıyor. Kemal Karpat bu ilk eserleri edebi nitelikten ve derinlikten uzak buluyor. Ancak milli edebiyat dönemi yazarları ile belirli bir kıvama gelindiğinden bahsediyor. Özellikle Üç Kemal (Orhan Kemal, Yaşar Kemal ve Kemal Tahir) ile ilgili tespitleri ilginç. Her bir yazarın belirli birkaç konuda üstün olduğunu belirtiyor ve üçü bir yazar olsaydı o zaman Tolstoy tarzı dünya çapında romanlarımız olurdu diyor. Ya da ben yanlış anlamış olabilirim. Mümkün mertebe alıntılar vereceğim sizlere.

    Sonuç olarak, bence artılarıyla eksileriyle (ki eksik kısımlarını değerlendirebilmek benim haddim değil) Türk edebiyatının 19. yy. dan günümüze geçirdiği evrimleri bilmek, biz okurlara çok şey katacaktır. Belki de bu tarz kitaplar üniversitelerde, hatta liselerde okutulmalıdır.
  • 354 syf.
    ·12 günde·8/10
    Dedemden aldığım enfes bir ciltli 1968 baskısından okudum kitabı.
    Drina Köprüsü kitabın baş kahramanı, Drina Köprüsü canlı.. Yapıldığı andan itibaren şahit olduğu onlarca hikaye eskimiş o eskimemiş. İnsanlar unutulmuş o unutulmamış. Nehrin suyu akmış o baki kalmış.
    Genel anlamda cümlelerdeki zarafeti yeni fark etmeye başladığımdan mı yoksa bu kitapta gerçekten kendini fark ettiren cümleler olduğundan mı bilmiyorum ama alıntı niteliği taşımamasına rağmen "söylenmek istenen ancak böyle söylenirdi" dedirten çok hoş tatlar bırakan cümleler vardı.
    Toplum tek bir birey tek bir vücut gibi anlatılmış, sosyolojik bakış açısı da görülmeye değer.

    Okuyacaklara verebileceğim yegane tavsiye:
    Daha önce görmemişseniz merak edeceksiniz ama köprünün resmine bakmak için acele etmeyin, en az bir 100 sayfa kitabın zihninizde çizdiği tablonun keyfini çıkarın.
  • 296 syf.
    ·13 günde·2/10
    Ayşe Kulin'in beni hayal kırıklığına uğratan bir eseri. Veda serisini yazmış bir romancının bu kitabı yazdığına inanamadım. Hikayesi belki biraz sıradanlıktan çıkmış olabilir ancak olay örgüsü ve diyaloglar olsun kahramanların kendi iç konuşmaları olsun bana çok yavan ve hikaye kitabı niteliğinde geldi. Bunun dışında Ayşe Kulin yer yer sosyolojik olarak güzel noktalara değinmiş ve kitabın başkahramanının babasına ve anlaşamamasına rağmen annesine seviyeli düşkünlüğü yazarın kendisinden izler taşıdığının göstergesidir. Sonuç olarak kitabı beğendim diyemeyeceğim umarım okuyacak olduğum diğer eserleri de beni böyle hayal kırıklığına uğratmaz.
  • 56 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Çocuklar için kaleme alınmış bir hikayeye bence ancak bu kadar anlam yüklenebilir. Müthiş bir derinlik, harika bir felsefî hava ve ayna niteliğinde sosyolojik bir bakış ile taçlanmış bir hikaye. Küçük Kara Balık dayatılan yaşam tarzını ve koşullarını kabul etmek yerine devrimci bir çıkışla kendi hakikatinin peşinde maceralı ve bir o kadar da eğitici bir serüvene çıkıyor. Bu yolda okuyucu olarak ona eşlik etmek paha biçilemez bir mutluluk...
  • 168 syf.
    Kitabı okumaya başladığımda sonunda bu kadar etkileneceğimi hiç düşünmemiştim. Başlarda Alex önderliğinde genç bir grup sürekli şuç işleyip, bir şekilde millete hayatı zindan eden kişiler olarak karşımıza çıkıyor. Tabi bu gençlerin kendi aralarındaki çatışmalar da ayrı.
    Sonrasında Alex’in yakalanıp polisin eline düşmesiyle hikaye bambaşka bir boyut kazanıyor. Bundan sonrası tamamen psikolojik, sosyolojik konuların sunumu gibi.
    Alex’in suçlu bulunup hapise girmesi ve içeride suçlularla yaşadığı diyaloglardan etkilenmemek mümkün değil.

    Sonrasında devletin olaya el atması (Tabi buradaki el atma olayının amacı daha sonra anlaşılıyor.) ve Alex’in ıslah edilmesi olayı var. Burası gerçekten etkileyici. Yıllarca yapmış olduğu suçların benzerlerinin ve daha da kötülerinin sinema ekranında kendisine izletilmesi tamamen psikoljik baskının uygulanması olayı. Tabii empatiden yoksun olan kahramanımız da bu durumdan sonra çoğu şeyi algılayabiliyor. Şu alıntı çoğu şeyi açıklayacaktır. “Gerçek dünyanın renklerinin filan ancak beyazperdeden dikizleyince gerçek gelmesi tuhaf.” Algılıyor ama aslında içinde var olanı değiştirmek mümkün mü orası muamma.

    Dikkatimi çeken bir konu aile kavramının detaylı şekilde olayın içinde olmaması. Bu çocuklar neden böyleler diye düşündüğümde ailenin rolünün ne kadar önemli olduğu da ortaya çıkıyor. Yazar çok fazla değinmeyerek belki de bu çocukların yalnızlığına vurgu yapıyor.
    Yazar bazı bölümlerde devletin insanları tek tip yapma gayretine atıfta bulunuyor. Okunmaya değer bir kitap olarak görüyorum.
    Ayrıca Stanley Kubrick’in yönetmiş olduğu kitapla aynı ismi taşıyan filmi de var. Daha önce filmi duymuştum. Bu kitaptan sonra mutlaka izleyeceğim.
  • 142 syf.
    ·4 günde·Beğendi·7/10
    Rusya'nın küçük Okurov kentinde, kentin karnı tok burjuvaları ile banliyölüler -yazarın tabiriyle küçük burjuvalar- arasında yıllardır devam eden bir anlaşmazlık vardır ki bu, 1905 Rus devriminin yaşanmasıyla büyür. Hikayede, yaşanılan bir devrimin uzaktaki halk üzerindeki etkileri vurgulanmaya çalışılmış ve hikaye içerisinde sosyolojik analizler sonra psikolojik tasvirler de bu hikayeye renk katıyor. İlk bölümlerdeki şehir, tabiat ve kişi tasvirlerinin okuyucuyu sıkma olasılığı varsa da okuyucu, bu paragraflardaki şiirsel anlatıma odak vermelidir. Her yönüyle renkli bir kısa roman bu, Gorki'nin bu Özgürlük kitabını okumanızı tavsiye ediyorum...
  • 183 syf.
    ·18 günde·Beğendi·8/10
    Kitap insanlığın bebeklik çağından günümüze kadar olan büyüme sürecini basit bir dil ve tibet adlı hayali bir kahramanla hikayeleştirilerek anlatılmış.Böylesi sıkıcı sayılabilen bir konunun hikaye tarzıyla basit ve açık bir şekilde yazılması kitabın anlaşılırlığını arttırmış.
    Kısaca insanın en baştan beri serüvenini anlatan bu kitap ırkların, milletlerin, devletlerin, imparatorlukların neden ve ne amaçla kurulduklarının ve yıkıldıklarının yanısıra; yazar insanlığın bu serüveninde din konusuna da değinmiştir.Gerek dini açıdan gerek sosyolojik açıdan bakıldığında olayların sorgulayıcı ve hikayeci anlatımı insanlığın bu serüvenine kuşbakışı bir açıdan bakmanızı sağlayacaktır.
    Yazarın din konusunda değindikleri din konusunda keskin düşünceli arkadaşları rahatsız edebilir.Ancak her dine eşit şekilde yaklaşılmış yani şunu diyebilirim kimsenin dini inancını yermek veya övmek amacıyla değil, bilimsel açıdan sorgulayıcı bir pencereden bakılmış.
    İnsanlık tarihi bu kadar kısa,basit ve anlaşılabilir bir şekilde anlatılabilirdi.Kesinlikle ufuk açıcı bir kitap.