• 617 syf.
    ·15 günde·Beğendi·9/10
    Müşkülpesent: zor beğenen, bir işi yapmamak için türlü bahaneler uyduran. Böyle diyor TDK müşkülpesentin kelime anlamı için. İlya İlyiç Oblomov'u anlatmak için de bundan daha güzel bir kelime bulamadım.

    Öncelikle kitapta olayların detayına inmeden -zaten bir iki tane doruk noktası var, onları da söyleyip okumayanların merakını kaçırmak istemem- şöyle bir özet geçeyim. Kitaptaki anlatımı beğendiğimi özellikle söylemeliyim; çocukluğundan başlayıp tekdüze bir anlatımla sunmuyor karakterin hayatını bize Gonçarov. Flashbackler ve diyaloglarla geçmişe götürüyor bizi ve yaptığı karakter analizleri ise böyle bir gözlem yeteneği karşısında şapka çıkartır cinsten diyebilirim. Favorilerimden biri de Alekseyev tasviriydi:

    "Adam yakışıklı da değildi çirkin de, uzun boylu da değildi kısa da, sarışın da değildi esmer de. Tabiat ona güzel ya da çirkin olsun, göze çarpan, kolay fark edilir hiçbir özellik bahşetmemişti."(syf 58)

    "Bu dünyaya gelişini annesi dışında bir kimsenin fark etmiş olması şüpheliydi, yaşarken de onu fark eden çok az kişi vardı ve dünyadan giderken de herhalde kimse fark etmeyecekti. Kimse onu sormayacak, ona acımayacak ve kimse ölümüne sevinmeyecekti."(syf 60)

    Oblomov'un nasıl bir çocukluk geçirdiğini de bahsettiğim flashbacklerden ve rüyasından öğreniyoruz:

    "Dadı,dadı! Çocuğu avludan dışarıya, güneşe doğru koştuğunu görmüyor musun? Onu serin yerde dolaştır, güneş başına vurursa hasta olur, midesi bulanır; o zaman da yemek yemez."(syf 149)

    Böylelikle Oblomov çocukken ona gülden ağır söz söylenmediğini, kendi başına herhangi bir iş yaptırılmadığını ve ailesinin onu gözü gibi sakındığını anlayabiliyoruz. Oblomov'un geri kalan hayatını işte bu çocukluğundaki deneyimleri şekillendirir ve bunun dışında başka bir insan olmanın mümkün olmadığını düşünür. Hatta düşünce yapısının ve hayat tarzının bana göre özü denilebilecek bir alıntıyı eklemek istiyorum:

    "Yaşadığı hayatın raslantı olmadığına, hayatının özellikle bu denli basit ve yalın tasarlandığına, hatta önceden bu şekilde belirlendiğine, bununla insan varoluşunun ideal, sakin yanının vurgulanmak istendiğine karar verirdi. Oblomov'a göre hayatın fırtınalı yanlarını yansıtma, onun yapıcı ve yıkıcı büyük güçlerini harekete geçirme görevi diğer insanlara verilmişti. Hayatta herkesin bir görevi, bir misyonu vardı."

    "O arenalarda dövüşecek bir gladyatör olarak değil, dövüşün barışçıl bir seyircisi olarak doğmuş, öyle eğitilmişti."(syf 597)

    İşte böyleydi onun düşünceleri... Oblomov yalnızca ona atfedilen "tembelliği" yüzünden değil; yetiştirilme tarzı, müşkülpesentliği, bıkkınlığı, amaçsızlığı ve sükûnet arayışı yüzünden de bu haldeydi. Amaçsızlığı vurguladığı şu cümleleri de buraya eklemek istiyorum:

    "Ne için yaşadığını bilmediğinde, işte öylesine, şu veya bu şekilde günleri sayarak yaşıyorsun; akşam olunca gün bitti diye, sabah olunca gece geçti diye seviniyorsun. O can sıkıcı sorudan, 'bugün ne için yaşadım, yarın ne için yaşayacağım?' sorusundan yakanızı ancak uykuda kurtarabiliyorsunuz."(syf 301)

    Bu düşüncelerini modern tanımıyla "sonrasızlık sendromu" diye de adlandırabiliriz. "Ne için, kim için yaşayacak mışım? Neyi arayıp bulacağım, düşüncelerimi neye odaklayacağım?"(syf 302) Yapacağı eylemlerin bir sonucu olmayacağına ya da o sonucun hayatı için çok da önemli olmayacağına inanması; kalkıp da ne yapacağım ya da bu mektubu yazsam ne olur yazmasam ne olur şeklindeki düşünceleri "sonrasızlık sendromu"na örnek sayılabilir kanımca.

    En başta belirttiğim müşkülpesentliğine dönecek olursam; mektup yazacağı sırada kağıdı ve mürekkebi beğenmemesi, yazdığı sırada ise kullandığı bağlaçların yerli yerinde olmaması sebebiyle yazmaktan vazgeçmesi, mükemmel olamayacaksa hiç olmasın şeklinde yorumlanabilir. Ya da Olga ona şarkı söylemek istediğinde onun bir şarkıcı olmamasından dolayı şarkı söylemesini istemekte tereddüt eder, çünkü ona göre şarkı söylenecekse mükemmel bir şekilde söylenmelidir. Olga ile olan ilişkilerinde bu mükemmelliyetçi tavrı kendi özeleştirisini yapmaya kadar gitmiş, onu çok sevmesine rağmen ona layık olmadığını ve ilişkilerinin "henüz aşka bir hazırlık, bir deneyim" olduğunu, "Oblomov'un da tesadüfen bu deneyimin uygun sayılabilecek ilk öznesi" olduğunu belirtiyor. (syf 319)

    Böyle bir düşünce yapısına ve karaktere sahip olan Oblomov'a dışardan bakanlar yalnızca buzdağının görünen yüzünü görür, Ştoltz dışında hiç kimse onu yeteri kadar tanımıyordur. "Yeteri kadar" da bazen yeterli değildir. Ştoltz onu sürekli sarsarak kendine getirmeye çalışır; hatta onun bu durumu için bir kelime bile türetmiştir: "Oblomovşçina", yani Oblomovculuk.

    Kitabı okurken analiz edebildiğim kadarıyla, Oblomovculuğun salt tembellikten oluşmadığını anlatmaya çalıştım. En sevdiğim ve etkilendiğim karakterler arasında da yerini aldı. Tolstoy'un "Oblomov'un yakaladığı başarı tesadüfi, gelip geçici cinsten değil, sağlam, esaslı, kalıcı bir başarıdır" sözüne katılmamak mümkün değil.

    Oblomov gibi iyi ve yüce gönüllü olabilmek dileğiyle...

    Keyifli okumalar.
  • 480 syf.
    ·10 günde·Puan vermedi
    Burada yapmış olduğum ilk incelemeye, iki defa okumuş olduğum "Abim Deniz" ile başlamak istiyorum. Her ne kadar kafam da sizlere belirtmek istediğim cümleleri toparlayamamış olsam da bir yerden başlamam gerek. Kitabımız, Deniz Gezmiş'in daha önceden hiçbir yerde yayınlanmamış olan fotografları ve mektuplarıyla dolu. Kitabı okurken Deniz Gezmiş'in idamından öncesinde de sonrasında da aile bireylerinin yaşadıklarını hissetmemize de sebep oluyor. Bir yandan vatandaşın huzuru, özgürlüğü için canını feda etmeye hazır olan Deniz Gezmiş, Hüseyin Inan ve Yusuf Aslan'ın vatan düşmanı olarak ilan edilmeleri çok üzüntü vericiydi. Çok üzülerek söyleyeceğim ki günümüzde yaşanan bir çok yandaşlığın o zamanlarda da yaşanmasının bir örneğini de bu kitapta okuyor olacaksınız. İdamdan sonra bile Deniz Gezmiş'in kardeşlerinin sırf soyadları yüzünden devlet dairelerine bir süre çalışamamalarına neden olmuştur. Bu gencecik 3 fidanın idamının ardından aile fertleri, oğullarının devrimci ruhuna sahip olmalarıyla her ne kadar gurur duysalar da, hayatlarının baharında ülkenin refahı için, ülkeyi yönetenler yüzünden ölüme mahkum edilmeleri çok can yakıcıydı.
    Kitapta geçen bir bölümü sizlerin de okumasını istiyorum:
    Deniz abim bir süre sonra bizi aştı;toplumun mülkiyetine geçti. 6 Mayıslarda biz bile kalabalıktan mezarlığa yanaşamaz olduk. "Ben kardeşiyim, " diye yol istediğimde, "Hepimiz kardeşiyiz!" cevabını alıp gururlandığım çok olmuştur. (Syf. 457)
    Bu konuşma üzerine söylenecek söz çok, çok da kelimelere dökemiyorum.
    Uzun lafın kısası okumanızı tavsiye ettiğim, delillere dayanan bir kitap. Burada yapmış olduğum ilk inceleme olduğundan dolayı hatalarım varsa affola, kendinize iyi bakın şimdiden keyifli okumalar dilerim.
  • 128 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Bu inceleme “ölüm”le ilgili olacaktır. O yüzden huzurunuzu bir miktar kaçırabilir, vaktinizi gereğinden çok alabilir. Okunmadan önce bilinmesini isterim.

    Bu kadar ciddi bir cümle kurmak istemezdim ama bu konu, böylesine soğuk bir girişi gerektiriyor.

    Ölüm.
    Hem de en sessizinden.
    Ve kanser...
    İnsanoğlunu maddi manevi dermansız bırakan dertlerin en büyüğü belki.

    Kitaptan çok etkilendiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. Bu etkinin sebebi kısa bir süre önce, yazarın yazdığı cümleleri yaşamış olmam. Her acıyı, her duyguyu hissettim. Hatta kitabın bir yerlerinde Sartre, Simone’a annenizi ameliyat ettirmeyin sakın diyor ya bu cümle bile kuruldu hayatımda. Çok önemli değil benim ne yaşadığım. Bu evrensel bir olay. Belki yaşayanlar vardır bu kanser illetini. Allah kimseye görmeyi nasip etmesin ama ölümü bile aratıyor meret. Ölümden bile daha beter. Öyle ki kanser birini gördükten sonra şöyle diyorsunuz “ Ölmek için bile sağlıklı olmak lazım. “

    Böyle bir duyguyu anlatan kitabın teknik özelliklerine girip umarsızca bir şeyler karalayıp kendimi alçaltmak istemiyorum. Hayatta bazı şeyler daha önemlidir. Bugün ölümü yazmak benim için çok daha fazla önemli.

    Ölümü yazmak dedim bir de. Ne yazılabilir ki onunla ilgili. Bitmişlik, sonsuzluk, başlangıcı ve sonu olmayan, kelimelere dökülemeyen bir olay.

    Ölüm ırmağının suyundan tadanlar, yaşamdaki her şeyin ne kadar boş bomboş olduğunu anlıyor biraz. Keşke bazı şeyleri anlamak için bu kadar keskin bir olguya hiç ihtiyaç duymasak. Olmuyor ne yazık ki, ölüm gelmeden yaşamın değerini anlamıyoruz.

    Günlük sıkıntılarımız günlük dertlerimiz var. Sevgilimizden ayrıldık ne büyük olay, paramız bitti ne yapacağız, canımız sıkkın yaşamak istemiyoruz. Bu ırmaktan tadanlara söylemek lazım bunları. Nasıl da gülerler bize. Herkesin uçurumu kendine derindir elbet, ama başka şeyler de var arka planda.

    Mezarlıklar dışında çok yerde rastlaşıyoruz aslında ölümle. Keşke herkes ölünce öldüğüyle kalsa, bir kişi öldüğünde onu hayatımız boyunca hiç tanımamış gibi olsak. Aynı anda bu kadar çok kişiyi bu kadar derinden etkileyen başka bir olay var mıdır?

    Peki ya arkasından üzülecek kimsesi bile olmayanlar ne yapacak? Kim üzülecek onlara. Senin, benim bizim işimiz ne. Sınavdan FF geldi, dersi nasıl kurtarabilirim bunu düşünmeliyiz elbet.

    Hayattaki tek başarısı ölmek olan insanları düşünün. Sadece ölünce hatırlananları. Kimisine bu bile lüks işte. Seni hatırlayan son insan öldüğünde, sen de gerçekten ölürsün diye bir söz var. Bende seviyorum edebiyatı. Ama bunu gidin de boğazınız düğümlenmeden annesi yeni ölmüş birine söyleyin bakalım. Annen ölmedi senin hatıralarında yaşıyor diye. Yapabilir misiniz böyle bir yüzsüzlük.

    Sürekli inkar ettiğimiz bu engin sonsuzluğu düşünmüyoruz nerdeyse hiç. Ama haklarını yemeyelim bazılarımız düşünüyor. Hatta popüler bir düşünce oldu, ölümü düşünmek, düşünmekten çok düşünmeden sadece ölmeyi istemek. Bir kaçış olarak, kimden neyden? Tabi ki hayatın kendisinden. Yine de tutunuyoruz bir şekilde. Günah olmasa kendimi çoktan öldürürdüm diyenler, biraz daha yaşayayım öyle ölürüm diyenler ölüm ne demek anlıyorlar mı? Nietzsche’nin dediği gibi yaşamın ölümden daha zor bir şey olduğunu anlıyorlar mı? Testere serisi sırf bu düşünce için çekilmedi mi? Yaşamının değerini bilmeyenleri, ölümü haketmeyenleri cezalandırmak. Çok gaddarca geliyor sanki belki de öyle değildir. Buraya bu kişilerle ilgili bir şeyler daha yazardım ama belki birilerini kötü etkileyebilirim diye korkuyorum.

    Yazıyı da fazla uzatıp değerli ömürlerinizden daha çok vakit çalmak istemiyorum. Kim demişti ölümden korkmuyorum, onun olduğu yerde ben, benim olduğum yerde o yok diye. Kimin dediği önemli değil elbet. Sürekli ölümü düşünüp hayatlarınızı berbat etmeyin diye söylenmiş bir söz. Ama demek değil ki bu gerçeği yadsıyın. Hiç düşünmeden lay lay lom yaşayın.

    Kendinize zamanlar yaratın. Sadece ölümü düşünecek kısa zamanlar. Göreceksiniz ne kadar uzun geldiğini o kısacık anların. Sonra öldüğünüzden sonraki dakikaları düşleyin, saatleri, ayları. Yıllara gerek yok, çünkü onu bile unutuyoruz. Başka türlü nasıl yaşayabilirdik ki.

    Son olarak,
    Ölümün son iyiliği, onun bir daha olmamasıdır.

    Ve aldığımız her nefesi, belki de onun son nefesimiz olabileceği ihtimalini hissederek almak dileğiyle...
  • EYLÜL İNCE'DEN

    Bir kitap düşünün ki içinde aşk olsun; babanın üvey evladına duyduğu, annenin öz kızına… Yine babanın alkole ve sigaraya, hepsinin 6 rakamına!...
    Biraz karışık oldu değil mi? Evet, kitap da böyle zaten; karışık, karmaşık, zor ama özel, farklı bir eser.
    Belki türünün ilk örneği, belki de postmodernizm romanın bir adım ötesi.
    Roman dediğime bakmayın, öykü türüne de dâhil edilebilir. Uzun öykü, kısa roman.
    Adından belli değil mi kitaptaki başkalık?
    6!
    Neden 6?
    Kitapta her yol 6’ya çıkıyor.
    Bazıları 6 bölümden oluşan toplam 6 öykü.
    6 ile ilgili birtakım şifreler var, kitabın sonuna değin çözemeyeceğiniz şifreler.
    Sonra anlıyorsunuz ki ya da anladığınızı sanıyorsunuz diyelim, 6’nın hem yapısal hem de anlamsal bir özelliği var.
    Sık sık yinelenen “1+4+1=6 eder” motifi de bunun işareti. Bu konuya daha fazla değinip kafanızı karıştırmak istemiyorum.
    Bir bölümde resim çizdiriyor yazar size, bir bölümde müzik dinletiyor, bir bölümde film izletiyor, bir diğer bölümde şiir okutuyor. Hayatın Anlamını Arayan isimli altıncı bölüm ise tamamen kafa karıştırıcı ve âdeta çıldırıyorsunuz. Zaten kitabın adı da “Çıldırmış Kitap” konulmuş.
    Dini ve felsefi göndermelerle Nietzsche’den Newton’a, Freud’dan Pisagor’a, Nasreddin Hoca’dan Simurg Kuşları’na kadar pek çok tanıdık isme değinilmiş ve bu bölümde mekân yok, zaman yok. Sanki siz de bu öyküde kayboluyorsunuz. Herkes bir arayış peşinde. Peki buluyorlar mı aradıklarını? Bilmem, belki.
    Kitapta devamlı bir kayboluş/arayış/buluş motifi var.
    Daha fazla yazarsam içinden çıkamayacağımı hissediyorum.
    Paranoyak bir anne, obsesif bir baba, histerik bir üvey evlat ve kitapta neredeyse hiç olmayan silik karakter küçük kız kardeşten oluşan bu sorunlu ailenin “saçma” öyküsünü okumak istiyorsanız, kitabı biraz karıştırın!
    Saçma demişken, varoluşçu edebiyatın “saçma”sı bu.
    Emre Karadağ Bu güzel kitabı topluma kazandırdığın için teşekkürlerimi sunuyorum.

    KUZEY ÜMİT MUTLU'DAN

    Emre Bey'in de tanımladığı gibi dağılmış bir ailenin "saçma" öyküsünü okumayı bekliyordum. Biraz ironi, biraz drama belki biraz komedi. Daha önce bu kitap hakkında yorumları okumuştum ama sanıyorum hiç biri bu kitabı tam olarak açıklamaya yetmez. İlk 4 sayfayı iki kere okudum. Kitabın dilini kavradıktan sonra benim açımdan anlaşılabilir olmaya başladı. Daha sonra 6 ile ilgili okuduğum yorumlarda, okuyucuların kağıt kalemle kitabı takip ettiği geldi aklıma ve hemen elime kağıt ve kalemi aldım.
    Nasıl yorumlayacağıma karar vermek için bayağı düşündüm.

    İlk bölümünde karakterlerin kim olduğunu ve genel itibariyle yapılarını kavrıyoruz. ama aralarda "neden bu böyle" ya da "neden böyle yapmış" sorularını size sorduruyor.

    H: Evlat edinilmiş bir çocuk. Mavi gözlü, alımlı, becerikli, zeki ve müzik konusunda yetenekli. Baba tarafından sevilmiş ama annesinden sevgi görmemiş. Annenin öz çocuğuna gösterdiği ilgi ve sevgiden küçük bir pay bile alamamış. Anne tarafından her fırsatta dışlanmış, şiddet görmüş histerik mutsuz abla.
    İ: Ailenin öz çocuğu. Ablası ile arası küçükken iyi olsa da zaman içinde aile içindeki tavırlardan etkilenmiş.
    Özel bir yönü yok; ne güzellik ne başarı ne baskın bir karakter. Annesinin ona olan sevgisi dışında silik bir karakter. Kitapta belirtildiği gibi iki boyutlu insan, uzakta okuyan hayırsız evlat
    O: Baba, okb'li, alkolik, yalnızlık çekiyor. H ile arasında güzel bir ilişki olsa da annenin fiziksel ve psikolojik şiddetine dur diyemiyor hatta kendisi de bu psikolojik şiddetten muzdarip.
    P: Anne, sinir hastası aynı zaman da temizlik hastası ve bu iki özellik sanki birbirini tetikliyor. Kısır olduğunu zannederek apar topar evlat edinmiş H'yi hatta kocasına rağmen bile denilebilir. Ama sonra hamile kalıyor ve biyolojik evladı varken evlat edindiği çocuğu sevemiyor. Onun gözünde tam bir günah keçisi. Büyüdükçe meziyetleri sebebiyle günahları da büyüyor. Anne içten içe onu kıskanıyor çünkü biyolojik çocuğu kendisine çok benziyor ve mavi gözlü H onlarda olmayan çok şeye sahip.
    Okurken P sizi çok sinirlendiriyor. Paranoya bölümünde sık sık vicdanının sesine kulak veriyoruz ama kendini affettiremiyor bana.

    Bu saydığım tüm detayları bölümler ilerledikçe kurgu ağı içinde, cümle aralarında buluyorsunuz. 5. Bölümün sonuna geldiğimizde ailenin öyküsünü kavrıyorsunuz. Bu arada bulmaca çözüyorsunuz.

    Şimdiye kadar okuduğum bütün kitaplardan farklı bir tarzı var 6'nın. Kendine has, değişik ve özel bir kitap 6.
    Dili yalın, bol bol kafiyeli cümleler var. Bazı paragraflar son derece şiirsel. Hikayeler bazen sondan başa, bazen baştan sona gidiyor. Anlatım dili bazen birinci tekil, bazen ikinci tekil üzerinden. Kitabın sonunda da yazarımız neden böyle olduğunu size açıklıyor; kendi içinde bir matematiği var bu kitabın. Dikkatinizi vererek okumalısınız, 120 sayfa olması sizi aldatmasın.

    İçinde sanat olan bir kitap ama sanat tarihi kitabı değil! Histeri bölümünde ki 6 hikayede bir klasik müzik eserinin bestecisi ile bağdaştırıcı özelliği bulunan H'nin hikayesi var mesela.. Bu güzel tavsiyeleri mutlaka dinleyin derim.

    Babanın olduğu bölüm "obsesyon" tabi ki 6 bölümden oluşuyor ve hepsi sanki bir film sahnesi gibi tasarlanmış.

    İki boyutlu insan bölümünde "İ" yi okuyoruz ama tabi 6 bölümde ve bu sefer
    sanat akımları üzerinden.. Oldukça eğitici bir fikir.

    6. Bölüm (hayatın anlamını arayan) Yazarımız benim yorumuma göre bu aile üzerinden hayatın anlamını arayıp yorumlamaya çalışmış. Burada da bir çok felsefeci ve düşünürün önemli yorumlarına rastlıyoruz. Genel kültür açısından oldukça faydalı. Düşünce ve ideolojiler birbirine sarmal şekilde bağlanmış. Böyle bir bölüm yazabilmek için oldukça iyi bir alt yapıya ihtiyaç var. Kendisini takdir ettim.

    7. Bölüm 6'nın anlamını açıklayan bir "son" söz aslında.

    Kitabın sonuna geldiğimde ben de yarattığı hayranlık verici şaşkınlığın karşılığını '6 hakkında' isimli bölümde buldum.

    # "Bu karalama varoluşçuluğun saçmasıyla saçma'nın saçma'sı arasında bir yerlerde olabilir!" diyor yazarımız. Kendinizi; birikimlerinize ve ruh halinize göre herhangi bir saçma'lığa yakın bulabilirsiniz.

    # "Neyse idi, neyse" yorumumu toparlayacak olursam ilk kitabını yazmış biri olarak ben, bu işin içine girdiğimden beri artık kitaplara farklı gözle bakıyorum.
    6 değişik bir kurgu ve anlatım diline sahip. Herkesin yapabileceği bir tarz olmadığını düşünüyorum. Şahsen 40 yıl uğraşsam böyle bir kitap yazamam. Yer yer cüretkar çünkü böyle bir kitap yazmak cesaret işi. Bu yaratıcılığından ve kurgusundan ötürü Emre Bey'i yürekten tebrik ediyorum.
    Kitabın düzenlemesi de güzel yapılmış, kayda değer bir hata görmedim.

    DİLEK KÖKSAL FİLİZ'DEN

    Çok çok ilginç bir kitaptı.Sayfa sayısı az diye hemen bir günde okurum diye düşünmeyin döngü sürüyor yine yeniden okuyorsunuz her cümleden içiniz ürperiyor ve yeni bir bilgi buluyorsunuz aile hakkında..Ruhsal sorunları olan bir ailenin içseslerinden bulmaca çözüyorsunuz.İçsesler öyle karışık ki bir geçmişten bir şimdiki zamandan konuşuyorlardı.Temizlik hastası ve şizofren bir anne piyano çalıyor kelimeler tekrarlanıyor sürekli ve notalar . İki kızından birine şiddet, kıskançlık ve o mavi gözlerine kızgınlık ama neden Ona? Diğerine aşırı sevgi..Ama sonunda görüyor hangisi yanında ...Sürekli sarhoş ve düzen hastası takıntılı bir baba ve 6 rakamı 1+4+1=6 formülü ...kitabın sonunda kavrıyorsunuz 6 yı ve döngü tekrar okutuyor kitabı..bol bol araştırma yapıyorsunuz..Kitapta adı geçen klasik müzik eserlerini dinledim.. Beethowen gerçekten sağır,Chopin'in neden öldüğü anlaşılmayınca kaç yıl kalbi kavanozda bekletilmiş ve veremden öldüğü anlaşılmış.. Kuğugölü balesi Çaykovski ve Tristan ve İsoldeyi de ve o iksiri de araştırdım Wagner 'in , kör olan ünlü besteci Johann Sebastian Bach...
    Obsesyon !Çok zor :(
    Sonunda kitabı çözüyorsunuz ama öyle miymiş diyerek tekrar başa dönüş..Matematik de var,sanat resim müzik de herşey var kitapta...korkular gerçekmiş gibi olan hayaller..Arada vicdan sesleri de konuşuyor.Annenin nefret ettiği o kız en çok ona üzüldüm nasıl dayandı ?Sadece babasından gördüğü sevgi ve sır...neden gitti.. ?Sürekli resim yapan kız O da normal değildi.. Sebebi belli bu ailede yaşamak zor...O kuyu, bekleyiş ve meğerse..Off garip ama çok etkili bir kitaptı ... konu ne aşk ne korku ne macera çok farklı çok .. ben çok etkilendim..7 sonsuzluk...
    Emre Bey kaleminiz daim okurunuz bol olsun...

    SELMAN BİLGİLİ'DEN

    Selman Bilgili
    9 Aralık 2018
    Emre Karadağ ın "6" İsimli Kitabı Üzerine İnceleme, Tahlil, Yorum VS.......

    1) Kapak ve Tasarım = Kitabı okumak için elime aldığımda ilk önce kapağını iyice bir süzdüm. Üst tarafında yeşil fon üzerine kahverengi renk tonuyla büyük harflerle yazarı bildiren "EMRE KARADAĞ" yazısı. Orta bölümde Anadolu kilim motiflerini hatırlatan yuvarlak sarı ve kırmızı renklerde muhtemelen bir tepsi. Onun üzerine konumlanan, taze ve bol yapraklı bir çiçek tutan ojeli tırnakları ile hanımefendi eli. Ayrıca bileklerinde muhtemelen Trabzon işi burma bilezik. Kapağın alt kısmına doğru inince gayet büyük punto ile çarpıcı kırmızı tonda "6" rakamı, ki bu eserin ismi. En son olarak kapağın alt kısmında "Dağılmış bir ailenin saçma öyküsü" vurgusu... Bu vurguyu mırıldanarak okuyunca, ojeli hanımefendi elinde bulunan çiçeğin bu aileyi temsil ettiğini ve kitabın bitimiyle beraber yapraklarının dağılacağı hissi uyandı içimde.
    Kitabın arka kapağında ise yazarımızın vesikalıktan biraz geniş ve fotoğraflıktan dar bir ebatta silueti. Hemen altında da "Kadın-Erkek" ilişkisinin karmaşıklığını, Adem ile Havva'dan bugüne damıtmışçasına irdeleyen tanıtım yazısı. Yazının son cümlesi "Biz kadınların tek isteği, birazcık sevilmekti." dikkatimi çekti. Şahsi düşünceme göre yaradılış gereği hiçbir varlık "Birazcık" sevilmek istemez. Çok sevilmek ister. 🤔 Ama hepsi de "Yok" hareketi halinde. Her neyse... Geçelim kitabımızın içeriğine....

    2) Karakterler = "P" Anne, "O" Baba, "H" Büyük Kız, "İ" Küçük Kız... Anneden Başlayalım...

    "P" anne karakteri... tam bir paranoyak. Evham meraklısı, şiir yazmayı ve okumayı beceremeyen şiir ve sinir hastası. Bu hastalığının aslında farkında olan ama hasta değilim diyerek hastanede kalmak istemeyen duygunun Mübtelası. Büyük kızını çocuğu olmuyor diye evlat edindikten sonra küçük kızını doğuran ve bu kızı adına aşağılık kompleksi taşıyan kişilik belası... Ara sıra vicdanıyla hesaba girip onu bile bıktırıyor.... En çarpıcı cümlesi "O kız bu evden gidecek!" haykırışı...

    "O" baba karakteri...Obsesif, zil zurna alkol hastası... Oturacağı koltuğa kaba etini isabet ettiremeyen çünkü muhtemelen mekanda sarhoşluktan bir değil beş koltuk gören edilgen karakter. Kendisinin film karakteri gibi olduğunu fark edememiş bir film düşkünü. Kamera, motor, kayıt... O her zaman az içmiştir. Etrafındaki insanlar abartır aslında. Büyük kızın yegane koruyucusu. En çarpıcı cümlesi "İki kadehle sarhoş mu olunur?" Babacım 20 kadeh olmasın sakın o?

    "H" Büyük kız, abla karakteri... Gerçek ve hayal duygu yükçüsü... Hayatının bir bölümünü öz evlat olarak geçirdikten sonra bir anda üvey olan ve bunun kekremsi tadını ağzı ile yüreğinde hisseden karakter. Hayatına müzik notalarını ve dans figürlerini yayan, becerikli, akıllı, güzel, hayattan ne istediğini az çok bildiği için anne tarafından artık istenmeyen karakter. Sürekli annesinin davranışları üzerinde an be an tahliller yapıp çocukluk hatıralarına inen karakter. En çarpıcı cümlesi "Biliyor musun? Benim çiçeklerimi atmış annem."

    "İ" Küçük kız, öz evlat karakteri... Üzerine söylenecek pek fazla söz olmayan silik karakter. Ortaya koyduğu resim tabloları, tuval ve fırça darbeleri kadar bile yok hükmünde karakter. En çarpıcı tespit "Çok uzaklarda okuyan hayırsız evlat. "

    3) Hikaye... Dağılma nedeni gerçekten saçma bir aile hikayesi işte... 1+4 ve 1 daha eşittir 6 eder. Zaten 4 aile üyesinin sayısı.. Baştaki 1 neden ve sondaki 1 sonuç olabilir. Bu hikayede karakterler hiç bir şekilde bir masa etrafında toplanmıyor, toplanamaz. Bu nedenle sonuç dağılma oluyor. Anne zaten hiç beceremediği "Öfkeli dilimin dolanması, Sesimin boş odada yankılanışı" gibi tarihe geçecek!!! şiirler yazıyor. Baba hayata hep bir kamera hayali ile alkol masasından bakıyor. Büyük kız Mozart 40.senfoni senin Chopinin cenaze marşı benim derken, Çaykovski ile kuğu gölü dansı yapıyor. Ve son olarak silik karakterimiz küçük kız tuvale dokundurduğu fırça darbeleri ile var olmaya çalışıyor. Gülünüyor, ağlanıyor, kızılıyor ama hiç kimse konuşmuyor. Hal böyle olunca dağılmak işten bile olmuyor 🤔

    4) "6" nın Sırrı = 1)Sırra İnan 2)Sırrın Ruhuna İnan 3)Sırrın Yazıldığına İnan 4)Sırrın Yol Göstericiliğine İnan 5)Sırrın Ödülüne İnan 6)Sırrın sırrına inan...

    5) 🤔 Buradaki "Sır" nedir acaba? Benim anladığım "Sır" insanın kendi içsel yolculuğu, yani insanın kendini arayışıdır. "Sır" insanın kendisidir aslında. İnsan... Soru sorma yeteneği sayesinde Dışa vurumculuğu, gerçek üstücülüğü, hayalciliği ve bil umum düşünce aksiyon çeşitlerini keşfeden insan....

    6) Aramak, bulmak.. Sonra tekrar kaybedip aramak ve bulmak yolculuğu... Yani hayat yolculuğu...
    "P" nin ŞİİRLERİ, "O" nun garip FİLM hayalleri, "H" nin MÜZİK ve dans figürleri ve "İ" nin tuval fırça eseri RESİMLERİ ile arayış.. İnsanın kendini arayışının hikayesi... Ciddi ve saçma bir arada. İşte hayattaki bu arayış içinde dağılmış bir ailenin saçma hikayesidir bu kitap. Ben de bu kitabı "6" maddede tahlil etmiş oldum. Sanırım "6" nın "Sırrına" dair bir şeyler buldum. Ve tahlilime ek olarak, "P" anne karakterinin şiirlerinden bir nebze daha iyi olduğunu düşündüğüm kendi şiirimi kondurdum.

    EMEL BOZTAŞ'TAN

    " Biteceğini bildiğim ömrümün hiç bitmeyeceğini sandığım günlerinde..."
    Kitaptan Alıntı
    " Bulacaksın nihayetinde, döneceksin başladığın yere..:"
    Kitaptan Alıntı
    Arkadaşlar, Değerli Yazarımız Emre Karadağ'ın "6" isimli kitabını okudum. Yazarımızın affına sığınarak, yorumumu yapmak istedim. 6, iki kız evlat, anne ve babadan oluşan dört kişilik bir ailenin psikolojisi üzerinden gitmektedir. Böyle sandığınız anda yanıldığınızı hissettirir size. Oysa hayatın tüm döngüsünü içinde barındırır 6.
    6, içerik bakımından bir derya. Okumak, okuduğunu anlamaya çalışmak, okuduğunu ANLAMAK... Anlamak? Anlaşılır bir dili var kitabın. Yalın. Farklı ve denenmemiş bir teknik, DÖNGÜ, SONSUZLUK...
    "ANLAMAK" O kadar derin bir kelime ki... Anladığımızı sandığımız herşeyi bir anda anlamadığımızı bilmek; ya da bildiğimizi sandığımız birşeyi anlayamamış olmak... DÖNGÜ...
    6, müzik, mitoloji, resim, felsefe vb. Gibi pek çok alanı içinde barındırıyor. Bir bakmışsınız:
    - Ölümün tadı dudaklarımda... Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum... Diyerek Mozart karşılar sizi. Eserlerinin tınıları ister istemez kulaklarınızda. Sonra bir bakmışsınız Richard Wagner ile karşılaşırsınız bir sonraki sayfa sokağında, Triston ve İsolde' ye zehirli aşk iksirini yudumlatırken. İlerdeki sayfaların sokakları sizi resim akımlarına götürür. Ekspresyonizm, Sürrealizm, Kübizm, Klasizm... Her akım kendi başlığının altında hissettirir kendini. Kimler yok ki: Pisagor, Arşimet, Einstein, Nietszche, Descartes...
    Sona doğru "Hayatın Anlamını Arayan" başlığı çıktı karşıma. Benim dedim.
    Yazarımız Emre Karadağ , "6 Hakkında" başlıklı yazısında kitabının kurgusu hakkında okuyucuya kilit bilgileri sunuyor. Yerinizde olsam bu kısmı not ederim ve okurken yer yer bu nota göz atarım.

    BURCU BUYUKKIRCALI'DAN

    Ben geldim ve tabi ki Kitap Yorumu ile geldim Emre Karadağ
    Kitap Adı :6
    Karakterler H-P-İ-O

    Kitabın kapağında da yazdığı gibi "Dağılmış bir ailenin SAÇMA (!) öyküsü..
    1+4+1 =6 karmaşası. Alkolik bir baba , paranoya bir anne 3.tekil şahıslardan anlatılan Resim delisi kız kardeş ve kulakta Mozart'in bestelerini hatırlatan bir abla ...
    kitabın adı 6 fakat 7 bölümden oluşuyor. Her bölümde kendi içimde simetrilik bulunurken 6 bölümde birbirinden farklı simetri bulunuyor. Okumak sakin kafa gerektiriyor

    Beni En cok.etkileyen mavi gözleriyle dünyaya bakan kocaman gözlü müzik delisi idi.
    Sadece edebiyattan ibaret olmayan bir kitap. Ruh analizleri derin düşüncelere damlanıza sebep olabilir. Psikoloji , müzik , resim , edebiyat bir bütün.

    BELGİN ŞAHİN'DEN

    *Kitap; 4 kişilik,sorunlu bir ailenin ruhsal bunalimlarini, "6" bölümde anlatmis..Ha bir de 1+4+1=6 eder cümlesi var sürekli tekrarlanan anlatimda..
    *Karakter isimleri yok, her karaktere giriş bölümünde harf verilmis.(H,O,P,İ )..Sanirim yazar bunu okuyucunun bulmasini istemis.🤔
    *Evin evlat edinilen HİSTERİK kizi (H)
    Evin alkolik ve OBSESİF babasi(O)
    Evin hasta ve PARANOYAK annesi(P)
    Evin silik kalmis ve İKİ BOYUTLU kizi (İ)
    ( Giris kismini okuyacaklarin daha iyi algilamasi icin biraz tüyo verdim)
    *Degisik,alisilmisin disinda..Karakter ismi yok(siz bulacaksiniz)..Zaman, mekan yok..Anlatimlar bazen "biz", bazen "ben",bazen "onlar"..
    *Ancak;kitabin genelini okuyunca,yazarin karakterlerin duygularini anlatirken ,ilgi duyduklari sanat dallarini da anlatmasi ve bunu yaparken de bu sanat dallarinin akimlari ve onculerinden de bahsetmesi ilgimi cekti..(Resim, muzik,sinema...)
    Örneğin; HİSTERİ bölümünde;evlat edinilen histerik kizin(H) duygulari klasik muzige duydugu ilgiyle, anlatimda beraberinde, Mozart,Bach...(ve diğerleri)da getirmis oykuye..Ya da;
    İKİ BOYUTLU İNSAN bölümünde, evin adeta iki boyutlu silik öz kızı (İ) nin duygulari onu ilgi duydugu resim sanati ile anlatilmis..(Sürrealizm,Kübizm..ve diger..)
    *SONUC OLARAK ;
    Bence anlatigim teknigi ve kurgu biraz karmasik gorunse de kitap, okuyucusunu düsünmeye, analiz e cagiriyor..Sıradısı..🤔
    Uzun seneler analiz yapma yorgunlugunu tasiyan ben ( meslegimden dolayı) bu sefer zevkle yoruldum
    *Dümdüz bir hikaye olmamasi kitaba deger katmis bence..
    Yazarimizin emeğine ve kalemine sağlik..

    NİLGÜN ÖZER'DEN

    Alışılagelmişin dışında farklı bir kitap okumak isteyenlerin düşünmeden alıp okuması gereken ilginç bir kitap Emre Karadağ'ın " 6 " kitabı.

    Kitabi anlatım tekniği ve edebi açıdan yorumlayacak kadar birikim sahibi olmadigim için o konuya girmeyeceğim bile.

    Kitapta bahsi geçen karakterlerin isimleri belirtilmemiş.
    Anne, baba ve iki kız çocuğundan oluşan aykırı, dağılmış dört kisilik bir aile...
    Ailenin her biri farklı psikolojik rahatsızlığı olan kişiler.

    *Histerik , evlatlık alınmış kız çocuğu
    *Paranoyak bir anne
    *Obsesif bir baba
    * ikinci boyutlu insan bölümünde daha detaylı karşımıza çıkan evin küçük kızı.

    Karakterlerin içsel, vicdanı hesaplaşması ... Farklı sanat dallarına ait terimler ve göndermeler anlatıma hareketlilik katıyor ve merak uyandırıyor.

    Koyu renkle belirginleştirilmiş cümleler , karakterlerin psikolojik rahatsızlıklarının özelliklerini, belirtilerini vurgulamak için kullanılmış sanırım.

    Teşekkürler sevgili Emre Karadağ kalemine, emeğine sağlık.

    GÜLŞEN GÜNEŞ'DEN

    6
    Bir okudum bitti deyip tek avazda yorumlanmasi güç bir eser.
    İcinde barındırdığı 4 karekterden ic sesimize uzanan devasa bir yolculuk.
    Bazen hasta oluyorsun bazen sarhos bazen öfkeden kan kusuyorsun bazense yanlizca yapayalnız.
    Bir uçtan bir diğerine yol alirken her karekterde kendine rast geliyorsun mutlaka.Ustelik bunları yaparken hep arkada sanatsal bir fonla adimliyor oluyorsun.
    Her bölümde rastladığın şey,bir bilinmeyeni sorgularken düşüncelerini saçma ötesine kadar varıp Ne Ne icin Ne kadarlarla öyküye yeniden dalıyorsun.
    Son olarak üsluplardaki ikilemler başta belirtmeliyim ki ömrümü yemisti ama her vurgu içime seslenişte etkenmiş.
    Sandığım dan fazla büyüsundeyim şu an. Olağanüstü döngüyle derinlerime uzandığı için kendisine ne kadar teşekkür etsem az Emre Karadağ ‘in.
    Elime gectiginden beridir neden okumadim erteledim diye de oturup sorgular şimdi kendimi beynim ((:
    Hersey icin burda olduğum icin kitap icin seni tanıdığım için.....
    Minnetarim Emre bey

    BAŞAK DOĞRUYOL'DAN

    6 Bitti mi?Bitti gibi mi yaptı?
    Delirmeye hazır mısınız?Saçma bir öyküye dalıp kendinizi kaybetmeye,bir solukta okumak istedikçe bitmesin diye sayfalarla bakışmaya ve zaten iflah olmaz bir deli iseniz derecenizi yükseltip huninizi büyütmeye... ;) Hazır mısınız?
    Evet sevgili Emre Karadağ'ın kitabı 6 ile tanışmaya çok hevesli iken veda etmeye niyetli değilim.
    Uzun bir yorum yapıp sizleri sıkmak istemem ama birkaç kelam etmeden bu kitabı okudum diye geçiştirmek de istemem.
    Saçmalıklarla dolu bir kitap. Ciddiyim.Saçma olduğu kadar çarpıcı,realist,sarsıtıcı,oturduğunuz yerden şöyle bir sallayıcı.
    Edebiyatı hiçbir zaman salt bağımsız bir sanat olarak görmedim.Sanatın her dalının birbiri ile bağlantılı olduğuna inanlardanım.
    Bu kitapta edebiyat,felsefe,müzik,resim,tiyatro,sinema.Hepsi var!Günlük hayatın realitesi,gerçek olmayacak kadar hayali kuramlar bir o kadar da kendinizi,ailenizi,seni,beni,onu,bizi bulabileceğiniz bir kitap!Uzun süre etkisi altında kalacağınızdan eminim
    Herkes okusun mu?Bence herkes okumasın.Kendine güvenmeyen ve 6 zamanı gelmeyen okumasın.Hazır olunmadan okunmayacak bir kitap.
    Derli toplu,aşk dolu,sakin bir kitap arıyorsanız da okumayın.
    6' yı sanırım kıskanıyorum ve kimse okumasın istiyorum :) Nacizane yorumuma göz gezdirirken size bir de arka fon müziği ayarladım.Malum 6 klasik müzik olmadan olmuyor ;)

    ASLAN NAZ'DAN

    Bir düşünün, her hangi bir konu için;
    “Aa öyle olduğunu hiç fark etmemiştim.” dediniz mi hiç?
    “Yaa öyle miymiş, hiç farkında değilim.” dediğiniz oldu mu?
    Peki ya “Bunca zamandır önünden geçiyorum şimdi fark ettim.” dediniz mi?
    Fark: ayırım demektir temel anlamda.Farklı olmak ise temel anlamdakinden kendini ayırmaktır.Ben farklı olmayı orijinallikle aynı anlamda kullanmaya çalışıyorum.Yani hiç kimsenin yapmadığını yapmak tek olmak, örnek olmak gibi.
    Emre Karadağ 6 da kendi deyimine göre saçma sapan hikayelerde farkı yakalamış.Farkı öyle bir yakalamış ki olayları bazen tualler üzerine resmetmiş, bazen de diojene somuş ne aradığını.Darvinle resmetmiş insanın nerden geldiğini, ha maymunu da ihmal etmemiş.Cenneti cehennemi ayağınıza getirmiş siz zahmete katlanmayın diye.Tanı ve tedavi de 6 da.Her kesimin bir parçası sayfalarda gizlenmiş bu gizi keşfetmek okuyucuya kalmış bir anlamda.
    6’nın ne anlama geldiğini de merak ediyorsanız 111. Sayfaya kadar sabretmeniz gerekecek.

    Sevgili Emre Karadağ; başarıyı yeni söylem ve farklarda yakalaman dilek ve temennilerimle.

    KAMİLE ÖZTEMEL'DEN

    SİNDİRE SİNDİRE OKUDUM VE BİTİRDİM...
    Öncelikle Yazar Emre Karadağ 'ın kalemine yüreğine sağlık.Tebriklerimi sunarım...
    Böyle bir kitabı yazmak gerçekten cesaret ister.Bana göre çok büyük bir başarı
    Gönül rahatlığıyla okunmasını tavsiye ederim...
    Şimdi 7 Bölümden oluşan kitaptan anladıklarımı bölüm bölüm kısaca özetleyeyim ;
    NEVROZ BÖLÜMÜ ; Anladığım kadarıyla iyi niyetle başlanmış bir evliliğin , sonradan babanın ilgisizliği ve annenin ( iletişimsizlikten ve içine kapanmasından ) Paranoya hastası olması sebebiyle huzursuz ve kopuk bir aileye dönüşmüştür..
    HİSTERİ BÖLÜMÜ ; Öyle bir ortamda hastalıklı bir ruh haliyle yetişen evlatlık kız kendi kafasından kendine göre bir dünya kurmuş orada yaşıyor...
    PARANOYA BÖLÜMÜ ; Annenin kendi iç dünyasındaki kendisiyle ve yaşadıkları ile çekişmesi...
    OBSESYON BÖLÜMÜ ; Babanın kendi hayal dünyasında kurguladığı sahnelerde yaşaması...
    İKİ BOYUTLU İNSAN ; Böyle bir ortamda büyümüş bir kızın ablasından etkilenerek gölgesi altındaki silik hayatı...
    HAYATIN ANLAMINI ARAYAN BÖLÜMÜ ; Yazarın , kainatın var olma sebebini tüm varlıkları konuşturarak araştırması...
    7 BÖLÜMÜ ; Sürekli 4 Kapıdan bahsedilen bir bölüm.
    İlk kapı ; insanın doğumu
    İkinci kapı ; Çocukluk ve gençlik çağı
    Üçüncü kapı ; Orta yaş ve yaşlılık çağı
    Dördüncü kapı ; Ölümün kapısı
  • 151 syf.
    ·12 günde
    ——————————————————
    ELEKTRONİK KİTAP DİZİSİ - 7
    ——————————————————

    "Bu herifçioğlunu ilk defa okuyorum.. Ne yazık!.. Üstelik bana bu denli benzeyen bu hıyarı niye hiç okumadım ki!.."

    Dostoyevski'ye ait/dair ilk defa bir kitabı okuyorum ve ilk tepkim de bu sözler olmuştu işte..

    Birçok arkadaşımın beni haşladığı bir konudur bu: Nasıl olur da hâlâ Dostoyevski okumamış olmam!.. Niye bilmiyorum ama hala okumadım. Bugüne kadar da hiç okumadım. Hiç merak da etmedim. En ufak bir ilgi dahi duymadım. Ama bunca zaman sonra onun sadece mektuplarını okumuş olmak dahi bana incelemenin başındaki sözleri sarf ettirdi. Gayrı Dostoyevski okumak bana farz oldu.

    ——————————————————————
    Taralı alandan sonrası spoiler bölgesi olup uzman bir görevli eşliğinde gezinmediğiniz takdirde her an spoiler'a basabilirsiniz!..
    ——————————————————————


    Sevgili Fyodor Mihayiloviç Dostoyevski,

    Bu güne değin sizin güzide eserlerinizi okumamış olmak, bendenize ömrü boyunca yeter bir utançtır. Bu sözleri sarf ederken dahi hâlâ sizin eserlerinizi okumamış olmak, daha beter bir utançtır. Ama bu yazıyı okuyan kimselerin huzurunda sizlere yemin ediyorum ki en kısa sürede sizin bir eserinizi okuyacağım. Eğer hâlâ yaşıyor olsaydınız, sizin ilk hangi eserinizi okumamı tavsiye edersiniz diye size sorardım. Oysa siz, çoktan aramızdan ayrıldınız. Birçok kimse "Suç ve Ceza"yı muhakkak okumam gerektiğini söylüyor. Neden diye sorduğumda beni sizlere (affınıza sığınarak söylüyorum) benzer buluyorlarmış. Yani fiziksel yönden değil tabii, psikolojik ve yaşama bakış açın(m)ız yönünden... Ayrıca Raskolnikov'a da benzetiyorlarmış beni. Belki de birçok kimsenin bu sözleri beni sizleri okumaktan uzak etti. Bilemiyorum. Fakat kısmet, her şeyden önce sizlerin göndermiş oldukları mektuplara denk geldi ve hepsinden önce onları okumuş bulunmaktayım. Sizin mektuplarınızda bahsettiğiniz eserlerinizi ayrı bir merak ettim. "Öteki" , "Budala" , "Suç ve Ceza" , "Kumarbaz" , "Ölüler Evinden Anılar" , "Stepançikovo Köyü" (umarım doğru yazdım) ve bir de "Amcamın Rüyası". Bu eserlerinize değindiğiniz ve bunlara dair kimi yazar, düşünür veya dostlarınıza ettiğiniz sözler, bu eserlerinize merakımı cezbetti doğrusu. En kısa sürede bunları okuyacağımı bilmenizi isterim Fyodor Mihayiloviç.

    Gençlik zamanlarınıza dair babanıza ve kardeşinize anlattığınız kendinizi şu an ben yaşamaktayım. Bu sebeple ki sizin için, "Bu herifçioğlunu ilk defa okuyorum.. Ne yazık!.. Üstelik bana bu denli benzeyen bu hıyarı niye hiç okumadım ki!.." böyle bir söz sarf etmiş bulundum. Engin kişiliğinizle benim bu adice sözlerimi bağışlayın. Size dair kaba laflar etmiş gibi göründüm. Ama sizi temin ederim ki sadece sizi kendime yakın bulmamdan kaynaklıydı bu hitabım.

    Ayrıca birçok Rus yazarı hakkında sözler etmişsiniz. "Turgenyev" , "Puşkin" , "Gogol" , "Gonçarov" , "Tolstoy" şimdi ilk aklıma gelenlerden. Tabii daha önce pek bilmediğim ve dünya çapında ismi çok duyulmamış yazarlardan da bahsetmiştiniz. Bendeniz hepsi hakkında verdiğiniz malumatlar ve görüşleriniz bir yana, Turgenyev'e olan bakışınızı merak ettim Fyodor Mihayiloviç. Acaba neden başta kendisi hakkında övgü dolu cümleler sarf ettiğiniz Turgenyev hakkında daha sonra fikrinizi değiştirdiniz? Oysa ben Turgenyev'in "Babalar ve Oğullar" adlı yapıtını okumuş ve ziyadesiyle beğenmiştim. Bir mektubunuzda kendisinin "Duman" adlı eserinin halktan yeteri övgüyü almadığı için halktan küsmüş olduğunu söylediniz ve ayrıca Ruslara olan sözlerinden de kınayarak bahsettiniz. Acaba Turgenyev'i sadece Ruslara sırt dönüp de hayatının ikinci yarısını kendisini Alman olarak gördüğü için mi kızdınız ve fikrinizi değiştirdiniz? Bu konuyu ziyadesiyle merak etmekteyim Fyodor Mihayiloviç. Lütfen bu konuda bana yazın, demeyi ne kadar çok isterdim bilemezsiniz.

    (Kitapta kimi yerler bu tarz parantez ile bölünmüş ve "Dostoyevski burada şu konudan bahsetmektedir" tarzı cümleler ile geçiştirilmiş. Kitabın tek puanını buradan kırdım.)

    Söyleyin bana dostum, (size dostum dememe alınmadınız umarım) siz Ruslar genel olarak mı bu kadar kumara veya rulete meraklısınız yahut bu sadece size mi has bir durum? Dostum Fyodor, birçok kez kumarda kaybetmenize ve dostlarınızdan onlarca borç istemenize ve onlara bu borçlarını ödememenize ve ailenizi geçindirmeniz gerekliliğine rağmen nasıl da vicdanınız el veriyor? Bu konuyu da ziyadesiyle merak etmedeyim. Bu konuda da bana mutlak surette yazmanızı isterdim, eğer yaşıyor olsaydınız...

    Basurlarınızdan pek çok şikayet etmişsiniz, doğrusu çekilecek dert değil dostum. Tanrı yardımcın olmuştur umarım. Ya sara nöbetleri geçirmeniz?.. Bu konuda sizin için ne kadar endişelendiğimi bir ben bir de Tanrı biliyor. Size yemin ederim ki sizin için çok fazla endişe duydum ve yine yemin ederim ki eğer hayatta olsaydınız bugün dahi sizin için bu konuda endişe duyardım. Yazma serüveninize engel olduğunu söylemişsiniz. Nasıl olmasın ki dostum?.. Sara nöbetleri geçirmek basit bir bayılma ile kıyaslanamaz bile... Tanrı yardımcınız olmuştur umarım.

    Size daha pek çok yazmak istiyorum Fyodor Mihayiloviç. Fakat şimdi içeriden beni çay içmeye davet ediyorlar. Size tekrar yemin ederim ki en kısa zamanda sizin eserlerinizi okuyacağım. Sevgi ve saygılarımla...

    Dostunuz ÉOMER

    (Eğer Dostoyevski okumuş ve onun hakkında daha fazla bilgi almak istiyorsanız, kendi eserleri ve diğer yazarlar hakkında ne düşündüğünü merak ediyorsanız, kesinlikle okumanız gereken bir kitap.)
  • Ben, bir ay yüzlü dilberin kölesiyim.
    Bu yüzden benim yanımda Ay'dan, Ay ışığından, şekerden başka şeylerden hiç bahsetme!
    Dün deli oldum, aklımı kaybettim.
    AŞK, beni gördü de dedi ki, "Ben geldim, aklını başına al, artık bağırıp çağırma, elbiselerini yırtma, hiç söylenme!"
    Ben dedim ki:
    "Ey AŞK! Ben başka bir şeyden korkarım."
    AŞK dedi ki "Ondan başka bir şey yoktur. Yalnız Ondan bahset, Ondan gayrısından söz açma!"
    Ben senin kulağına gizli bir şeyler söylemek istiyorum.
    Başını salladı da "Evet!" dedi.
    "Sen bana yalnız sır söyle, başka bir şey söyleme!"
    O sırada can gibi bir Ay, gönül yolunda belirdi.
    Gönül yolunda sefer etmek ne hoştur, ne güzeldir; hiç sorma!
    Ben dedim ki: "O Ay yüzlü güzel, acaba melek midir; insan mıdır?"
    AŞK cevap verdi de dedi ki: "O ne melektir, ne de insan, bunu bana hiç sorma!"

    HZ. MEVLÂNÂ
  • Bir kitapta buluşmak aynı kırbadan su içmek gibidir: Seninle konuşmak, seni anlamak ve kendimi sana anlatmak istiyorum. Suyum var, ama sadece bir çift söz edebilmek için senin suyundan istiyorum.