• -Çalışmak için müsait gün ve zaman bekleme. Bil ki her gün ve her saat çalışmak için en müsait zamandır.

    -Çalışmak için müsait köşe ve yer arama. Bil ki; her yer ve her köşe çalışmanın en müsait yeridir.

    -Bir günde ve bir zamanda yapman gereken bir işi (dersi, görevi) ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi gibi, işi de kendine yeter.

    -Bir zaman diliminde tek bir iş yap, yalnız bir ders, bir kitap, hatta bir bölüm üzerinde çalış. Böylece, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiç birini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslam düşünürü ‘İmam-ı Gazali ‘ ye ‘İhya-ı Ulum ‘ adlı muazzam eserini nasıl bir çalışmayla meydana getirdiğini sormuşlar: Bir zaman da yalnız bir bölüm, bir konu yahut bir mesele üzerine çalıştım, demiş.

    - Başladığın bir işi (bir dersi, bir kitabı, bir görevi) yapıp bitirmeden başka bir işe başlama. Yarıda kalan iş başlanmamış demektir.

    - Bir günün işini bitirdikten (dersini, görevini) sonra ertesi günü ne iş yapacağına karar ver. Yahut, hiç olmazsa çalışmaya başlamadan önce , hangi iş üzerinde çalışacağını düşünüp, kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.

    - Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye,bir kitabı okumaya başlamadan önce düşün ve çalışman için lazım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Böylece, iki de bir kağıt, kalem aramaya kalkıp ta dikkatin dağılmasın.

    - Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı ) üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki, yılgınlık maskeli bir tembelliktir. Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten doğan manevi lezzet, eşsiz bir zevktir. Emin ol ki, harpte zafer ve işte başarı yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen, mümkün olur.

    - İşinde gördüğün bir güçlüğü önce parçala. Her parçayı birer birer ve sıra ile yenmeye çalış. Bunun için de, mesela, bir dersi, bir kitabı en basit elemanlarına, bölüm ve konularına göre ayır. Sırayla her konuyu iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür konuya geçme. Bölümler ve konular üzerinde bir kör gibi yürü. Yani attığın adımı iyice basmadan öbürünü atma.

    - Devamlı ve kararlı çalış. Ve her gün aynı saatlerde çalışmaya otur. Çalışmayı uzun aralarla kesme ve terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Çalışma isteğin körelmesin ve tekrar çalışmak için zahmet çekmeyesin.

    - Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlenmeyen demir gibi pas tutar.

    - Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.

    - Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yetişir deme. Çalışmanın sonucuna ve öğrendiğine bak. Bir eser yazmaya karar verdiğin zaman, önce bir konu üzerinde yazılmış eserleri oku. Böylece, yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmeyesin.

    - Gök kubbe altıda yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrin elbise giymişidir.

    - Her şeyden önce ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir.

    - Dil bilgisi bir gaye değil bir vasıtadır. Asıl gaye olan, fikir zenginliğidir.

    - Kişinin kıymeti dilinin altında ve dilinin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa çıkarır.

    - Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan her birinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.

    - Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle öfken geçsin. Zira öfkeyle kalkan zararla oturur.

    - Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.

    - Dilini tut ve bil ki, dil yarası bıçak yarasından daha vahimdir.

    - Kimsenin yüzüne karşı söyleyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir.

    - Kimsenin cahilliğini yüzüne vurma. Bil ki, insanları en çok kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin yüzüne vurulmasıdır.

    - Yalan söyleme. Yalan söyleyen tutulmak korkusuyla yaşayan hırsız gibidir.

    - Bir kimseye söz vermeden önce iyi düşün. Fakat verdiğin sözden dönme. Sözden dönmek yalancılığın en çirkinidir.

    - Daima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere kendisinin ahmaklığını göstermiş olur.

    - Kimseye karşı kin tutma ve kimsenin başarısını ve mutluluğunu kıskanma, fakat imren sen de öyle bir başarı ve mutluluğa erişmeye çalış. İmrenmek ilerlemenin şartıdır. Kin ve kıskançlık ise, iç ferahlığın, sağlık ve mutluluğun iki azgın düşmanıdır.

    - Dost kazanmak için cömert ol. Bil ki, hasisin dostu yoktur.

    - Gençliğinde iyi arkadaş kazan. Yaşlılıkta kazanılan arkadaşlık sağlam olmaz. Zira paslı teneke lehim yapmaz.

    - Gençlik güzelliğine şans denilen kör kuvvet bile aşıktır. Gençliğini boş yere harcama, onu kıymetlendirmeyi bil.

    - Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlak güzelliğidir. Çünkü ahlakı güzel insan her yaşta güzeldir.

    - Ahlakını güzelleştirmek için daima çalış. Ahlak güzelliği insan için en kıymetli hazinedir.

    - En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif olsun. Kaba şakadan hayvan bile hoşlanmaz.

    - Dost ol, ta ki sana da dost olsunlar.

    - Dostluğunu kötü günde göster, böylece kötü gün dostu bulasın.

    - Dostlarına vefalı, düşmanlarına müsamahalı (tolerans) ol ve yere yıktığın düşmanını tekmeleme, onurlu ol. Vefa ve onurlu olmak yüksek ahlakın iki parlak şiarıdır.

    - Büyüklere hürmet et. Böylece büyüdüğün zaman sen de küçüklerden hürmet ve saygı göresin.

    - Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadın insanlığın anasıdır.

    - Ana- baba ahı alma. Ana – baba ahının zehirini içen kurtulamaz.

    - Yaşlıların tecrübelerinden yararlan ve denenmişi yeniden tecrübe etmeye kalkışma ki, böylece pişman olmayasın.

    - Sonunda pişman olacağın bir işi başında düşün. Pişmanlık ahmaklıktır.

    - Küçüklere şefkat göster. Büyüdükleri zaman onlardan şefkat görmeye hakkın olsun.

    - boşuna iddia ve inat etme. Gerçeği ara ve sev. Hakikat sevgisi insan için sevgilerin en yükseğidir.

    - Kusurlarını kendin gör ki, kusurlarını tamir edebilesin ve olgunlaşabilesin.

    - Başarılarınla mağrur olma. Bil ki,gurur gelecekteki başarılarının en büyük düşmanıdır.

    - Hayatta cesur ol. Fakat bil ki, cesaret gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir.

    - Başkasının fikir ve inançlarına saygı göster. Böylece başkası da senin fikir ve inancına saygı göstersin.

    - Kendine yapılmadığını istemediğin bir davranışı başkasına reva görme. Başkası da sana karşı aynı şekilde hareket etmesin.

    - Kendine iyilik yapılmasını istersen, başkalarına iyilik yap.

    - İyiliğe karşı iyilik adalettir. İyiliğe karşı kötülük cinayettir. Kötülüğe karşı iyilik ihsan ve beklentisiz yüreğini açabilmektir, insanlığın en yüksek derecesidir.

    - Düşenin elinden tut. Düştüğün zaman tutacak el bulabilesin.

    - Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. İnsanın kabası , ısırgan köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır.

    - Başkalarından gördüğün kötülük, seni iyilik yapmaktan alıkoymasın. İyilik ibadettir, kötülük ise tutsak olmaktır.

    - Kibirli olma. Kibirli insan sarımsak kokan ağız gibidir. Herkesi kendisinden uzaklaştırır.

    - Alçak gönüllü ol. Mütevazi insan meyve ağacına benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin çokluğundandır.

    - Herkesin imrendiği pırlanta gibi kıymet sahibi ol. Korkma, yerde kalmazsın.

    - Kendinden üsttekilere değil, alttakilere bak rahat edersin.

    - İşinde ve sözünde doğruluktan ayrılma. Hak doğruların yardımcısıdır.

    - Çalış, daima çalış fakat hırsı bırak. Zira hırs verimli çalışmanın, sağlık ve mutluluğun düşmanıdır.

    - Çalış fakat aç gözlü olma. Aç gözlü insan, ciğer bulaşmış eğeyi yalayan aç kedi gibidir, dilinden akan kanı yalar da bilmez.

    - Hayatın ve tutacağın yol hakkında tereddüd ve kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman, fikrini soracağın kimseyi iyi seç. Düşün ki, isabetsiz bir fikirden hareket ederek verdiğin karardan bütün ömrün boyu pişmanlık duymayasın. Fakat isabetli bir fikirden aldığın bir ışık da bütün ömrünce yolunu aydınlatır
    Ali  Fuad Başgil
    Çok değerli bilgiler
  • Ad Soyad : Ziya Gökalp
    Ölüm nedeni: Illness
    Ölüm tarihi : 25 Ekim 1924
    Ölüm yeri: İstanbul
    ...

    'Ümit, benim ruhumun vazgeçilmez ihtiyaçlarındandır.'

    Bugün ünlü yazar/ şair Ziya Gökalp'in ölüm yıldönümü. Onun anısına bir sözde iletiye siz bırakır mısınız ?
  • III

    Madem arkandan ağlamamı bile çok gördün bana
    Al bu taşlar senin olsun… O halde ve bundan böyle
    Bütün davullar vursun, telleri kopsun sazların
    boşluğa bağırsınlar, birlikte;
    Kan kusacağız.
    Kan kusacağız.
    Madem dünya bunca zalim
    Madem yakışmıyor kalbimize.

    Bütün davullar gümlesin
    Boşluktan gelen, boşluğu dolduranı
    Boşluğa böğüreni
    Vursunnnn.

    Bak! nasıl kan kusuyor külde uyuyan
    Dünya görsün.

    IV

    Her kezim ben
    Küle ne öğretebilirse hayat
    Onu öğretti bana da.

    (…)
    Ben külün içinde çok uyumuşum.
    Ben külün içinde çok uyudum.
    Ben külün içinde çok uyudum.

    II

    İçerde tıkanan çığlık dışarda inliyor
    Sabaha karşı
    Uyku kabul etmiyor beni
    Dışardan bir yerden uzuuuuunnnnuzun
    Bir inilti kopuyor.
    İçimde zulmün duvarları.
    Uykuuuuuuuu
    alsana beni koynuna.

    Kalktığımda,
    Banyoya seyirttiğimde gözümden sesler boşanıyor.
    İçerde,
    sonra bu sessizce akan yaşlar senin, diyor. İçimin duvarlarında
    bu taşlar oturuyor,
    çıkaramadığım bir ses var, benden onu çıkarıyor,
    Taşın sessizliğinde:
    Kalın, ilkel, boşluğa doğru, gecenin kovuğundan
    Dışşşşarı doğğğruuuu:

    Seni bu yalan dünyaya saldım sonunda
    acıyor çoooooookkkkkkkkkkkkk,

    VI

    Ben seni hep sevgilim ben seni hep
    yüzünden geçen dalgalardan okudum.
    Gözlerine sevgi okudum ellerine şefkat okudum
    Annen seni inkâr etmişti
    Aldım etime dokudum.

    V

    Yanmamı bekleme benden
    Ben ne çok yandım, biliyorsun.
    Yanamam ben yanamam
    yanamam küllerim uçuyor.
    Rüyamda sapladığın jiletler etimde
    Kanamıyor acımıyor.
    Acımıyor
    Bu dünya buz, bu buz
    zzzzzzzzzzzda
    Hiçbir şey acımıyor.

    Bunlar yalan,
    Yalan söylediklerim
    Yalan söylediklerin
    Bunlar sadece dünyaya yakışıyor.

    Küldüm ben zaten
    Küldüm zaten küldüm zaaaateeeen
    Kalmışsa eğer
    Külün içinde şimdi insanım
    uyanıyor.

    Dünya görsün şimdi.
    Bembeyazzzz
    dünya.
    Yoluna baş koyup buzzzdaaaaaaa
    Kan kusanı.

    I

    Tek tek dururken onlar
    Öbürü henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor:
    O ikisi yan yana, alt alta geldiklerinde
    Dünya böylece daha geniş oluyor.
    Biri ötekine ateş sunuyor
    ve eski kitaptan çıkıp başka bir anlam
    oldukları gibi oluşlarını da beraberlerinde taşıyarak
    çoook eski bir kitapta, ısınsın diye
    masalı tetikliyor
    ama yine de olduklarının ötesine taşan bir başka masal oluyor.
    Öbürü, henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor:
    Masal mıydılar, soruyor…
    Maaaasssssssaaaaallllllllllllllll…

    VII

    Dünya ne ki sevgilim,
    benim sana yaptığım kubbe yanında?
    Düşsün, olsun, bırak,
    içinde yıldızlar patlıyor.
    Kolaydır inanmak kadar inanmamak da.
    İster sal kendini dünyaya, ister kal yanımda.
    Her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
    Yoluna baş koymak diyoruz
    Biz barbarlar buna.

    VIII

    Kırdım, evet, o yalan mekânı kırdım
    Çıksın diye ortaya
    Çırrrrrrrrıııllçıpplaaaaaaak:

    Sen benim yuvamsın,
    Yuvanım ben senin.

    IX

    Beni bilmediğim bir dünyaya attı…

    Bir cümlem yok darrrrrğğmadaaaaaaanıım, bundan.

    Bir düşümüz vardı, “birlikte yaşamak” koymuştuk adını,
    çok acıyor, belki bundan. Aşkî bir cümle mi bekliyorsun benden.
    Beklemeeeeeeeee.
    Mutfakta reçel yapan iki kadın. Kırmızı biberleri filan.
    Rüzgâr alan biraz tepe bir yer. Bakınca, iki yandan da
    uffffffffffffuk filan.
    Dünya yuvarlak değil de hafif elipsmiş gibi.
    Kaldı ki iki kadın, dünyanın yuvarlağını zaten anlamayan.
    Böyle. Kendime inandığım gibi inanmıştım ona da.
    Aşk olanın ötesinde bir aşktan söz etmek, aaaaaaah
    Bir inançtı desem.
    Bu kadar dağılmam kendimi şimdi
    bu dünyaya fırlatılmış gibi hissetmem, bundan.
    Ne söylememi bekliyorsun
    Hava aldıkça sızlayan bir diş var içimde.
    Susmam bundan, konuşmam bundan.
    Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
    İnsan olmuştum ilk o zaman.
    Ya da bozmuşlardı beni yenidoğandan.
    Kendimi acıya teslim ettiğimde hatırladım,
    ölünmüyordu, hatırladım.
    Ölünmüyoooooorrrrrrrrrrdu.

    XI

    Acı çekerken de adil ol, diyor bana.
    Adil ol. Sen değil misin inanan
    hayatın büyük bir kader olduğuna,
    kaderi yönlendirmek bile o büyük Kader’in
    içindedir filllllllllllan.
    O yüzden şimdi adil ol.
    Sus. Söyleme böyle şeyler! Adil ol.

    İnanmıyorsun değil mi?
    Beni bilmediğim bir dünyaya attı,
    diyyyyyyyorum.

    Diyorum ki,
    Sözde kalıyor her şey. Sözzzzzzzzde kalıyor.
    Bir de bana adil ol, diyorsun.

    X

    Ey duymayan insanı,
    Ey hayat dedikleri büyük kusur.


    Ey kimselere değişmediğim
    Ayrılığın neden bunca ağır?

    Hani adalet?
    Bir kasım’dan öteki kasım’a
    Bir yanım kör bir yanım sağır.

    XIII

    Darmadağınım.
    Darmadağğğnıııımmmm ve
    Hepsi burada; Aprın Çor Tigin
    Haşim, Kadı Burhaneddin
    Hepsi burada, kör, topal, haşin
    Bağğğğrrrrıyorlar:
    Bırak soğusun,
    Bırrrak soğusssuuun
    bırak soğusun parçaların
    tekrar bitiştiğinde
    başka bir şey olacaksın.

    XV

    Ben başka bir şey olmak istememmm
    İstemedim başka şey.

    Sabırla sevgilim sabırla
    Acılarımız eşitlensin bu şehirde
    diye diye.
    Bu şehirde etten geçip kalbe erişene
    dek sabırla. Tek, sabırla.

    Kaç kişi var bu şehirde
    Ruhunu sana kubbe,
    kubbeeeeeeeeeeeeeeeee
    etmiş!

    XIV

    Büyük keder içerirmiş, gördüm, anladım
    Etten geçip aşka varanın sevgisi.
    Bunun yanında sevgilim bunun yanında
    etin ihaneti, kısaca
    hiçbir şeydir.

    XII

    Şimdi bir masaldan bir peri
    Sessizce dinlesin beni,
    Alsın yorgun başımı

    Alsın cümlemi
    Usulca kalbine koysun.

    Benim cümle taşıyacak halim
    yooooooğğğğğğğ.

    XXXI

    Katlanan, insanın birbirine yapışan yaralarından
    bir yuva inşa etmektir aşk da, varla yok arasından
    Ve ahşabı kemiren de ahşaba dahildir,
    değil dışarıdan.
    Beyhude insanın yuva arayışı ama
    yine de yuva arar insan.

    Dışarısı sevgilim, dışarısı senin
    kendini sürekli kaçak kılacağın yollardan başka nedir?
    Yollar ki hep gider, hep yatay.
    Ah ben bu kubbe fikrine o yüzden
    takılmışım; kubbe ki yüzseksen derece bir şey,
    büyük bir arzuyla mümkün.
    Gayret’in bildiğimiz ve unuttuğumuz anlamıyla örülen.

    XVI

    İn ordan, in ordan
    İnnnnnnnnn, diyor bana
    Zamanın ensesinden.

    Ey Adalet’ten söz eden zalim
    Şimdi bi dur, düşün:
    Ev ki, en büyük mahremiyetti
    Kimdi vuran, kimi, en mahreminden?

    XVIII

    En acısını sevgilim en acısını
    tadayım istedin:

    En acısı buydu.

    XVII

    Omurgamı aldın benim.
    Omurgamı aldın.
    Omurgamı aldın.
    Omurgamı.

    Niye?

    XIX

    Varla yok arasındayım
    Varla yok arasındayım
    Hep, varla yok arasındaydım.
    Zaten.
    Ben bilmedim ki
    Niye teyelliyim, niye?

    Varla yok arasında
    Varla yok arasında
    Elimde bir kırık testi

    Elimde bir kırık testi
    Nereye bırakayım!

    XX

    Gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
    Yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
    Ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.

    Bilemem, belki bu yüzden
    Ben sana yanlış bir yerden edilmiş
    bir büyük yemin gibiydim.
    Beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
    Yine de döneyim döneyim istedim.

    XXI

    Ah benim sesimle
    Söylesem de, inanmazlar
    Benzemiyor çünkü bir dile.

    Döndüğüm, döndüğüm ama döndüğüm
    Döndüğüm bu semâ sensin. Dönnnnnnnnn
    düğüm.

    Sen benim kara ömrüme vuran
    Suyumu harelendiren sevincimdin.

    XXXV

    Onu, sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
    Titreme daha fazla kalbim.

    Bağışla kendini artık onu da
    Bırak gitsin.
    Bırak gitsin.

    O senin ezel gününden kaderin
    Sen onu nasılsa bin kere daha
    Seveceksin.

    XXII

    Günler öylece kendi kendine geçsin diye
    Bir camın arkasında durdum
    Bana dokunmasın hiçbir şey
    Hiçbir şey yarama merhem olmasın
    İyileşecekse, hiçbir şeysiz iyileşsin diye
    Bir camın arkasında durup
    Akan hayata ve zamana baktım.

    Bilirdim, biliyordum, biliyorum,
    Bittiğinde, geçtiğinde,
    Azaldığında sızı, iyileştiğimde,
    O saman tadıyla karıştığında;
    Her şey daha acı olacak.

    XXXIII

    Ne sanıyorsun?
    Ne sanıyorsun?
    Benim olan artın
    Senin de kaderin:

    Dağbaşı,
    Oradaki yaralı ıssızlık.

    XXIII

    Biz iyileşemeyiz diyor İlhan
    Biz iyileşemeyiz bunu bil, diyor,
    Biliyordum: ağırdı
    Biliyordum: çok ağrıdı
    Biliyordum: adım adım


    Ben seninle sevgilim
    Mutsuz ama bahtiyardım.

    XXIV

    Bir masal
    bir taş ağırlığında olabilir mi?
    Olurmuş meğer

    Birlikte bir masala inanmak istedim
    Ben seninle, sadece bu.
    Sen beni tek
    Tek
    Tek
    Bıraktın.

    Benim artık taş taşıyacak,
    Taş kaldıracak, taş atacak
    halim mi var!

    XXV

    Evet kara bir ömür bu benimki.
    Kara bir toprak.
    Gerçekle değil, hakikatle değil,
    Kalbimin aklıyla kurduğum
    Kara bir ömür.

    Yalnız değilim, biliyorum
    Binlercesi var, onbinlercesi vardı.
    Kara bir ömürle buradan geçen.

    Sen bundan böyle
    Gerçeğin yan yana getirilmiş
    yamalarıyla yaşayacaksın.
    Ben çoktan çıvdırılmış bir şeydim
    Sevgilim.

    XXVII

    Gözlerimde bir çita oturuyor birazdan deppppp
    parrrrrrrrrrrrrrrrrr.

    İçimdeki çilekeş Fuji’yi tırmanıyor sana
    Eski bir mektuptan gözlerime yağma
    Dünyanın bütün neonları yanıyor sönüyor
    Ve bir fotoğraf iki jiletle paramparça.

    Bir su aygırı kadar yaralıyım dünyadan
    Anlıyor musun?
    İçimde uzağa bakan bir zürafa var
    Hayat orda burda her yerde kaynıyor.

    Birazdan öleceğim, içeceğim su nerde?

    XXX

    Kar şiddetle rüzgârla büyük bir kırgınlıkla
    vardı gece yarısı dağlarına. Gelemem artık yanına.
    Ben kaybettiğime ağlayayım sen kaybettiğine ağla.

    XXVIII

    Ömrümü adadımdı.
    Elimden aldığın ve parçaladığın şey bu!
    Adaletin adını neden anmıyorsun burada da?
    O yüzden büyük yaram
    O yüzden büyük öfkem
    O yüzden dinmiyor
    İçimde hepsi, hıncahınç.

    Hıncahıııııııııııınnnnnnç.

    XXVI

    O kadar uzun yol geldik ki seninle
    Şimdi, sen ayrı ben ayrı olan o yolu
    Nasıl yürüyeceğiz?

    (Biz seninle yoldayken
    yanımızdan ovalar, ağaçlar; titreşen
    rüzgârlar akmıştı. Bir yolumuz olduğunu,
    yol kazılarını, yol yorgunluğunu
    o zamanlar biliyor muyduk?)

    XXXII

    Ömrü gurbette geçenler gibiydim senin yanında
    Duymadın mı, çok söyledim?
    O uzun gurbette,
    Ben senin “adalet” diye diye nasıl unufak olduğunu
    gördüm.
    Göre göre, duya duya
    yine de bigâne olarak her şeye.

    Bilmedin ki; ben senin gurbetinde delirmemek için
    Kalbimin aklıyla ördüğüm bir yıldızlı kubbede yaşadım.

    Tecellinin içinde ecel durur sevgilim, görmedin mi?

    Adaletin içinde bir zalim oturur.

    XXIX

    Sonra, çoook sonra, bu parçaların sonunda
    Sen beni kızını çok seven
    Bir anne olarak hatırla.

    Ben ki hiç kavuşamamıştım sana.

    XXXXII

    Ve huzurla, içerde bir yumuşak ışık
    Dışarda dağların etrafını saran kızıllık vardı.
    Durmak için dünyanın dışında iyi bir sebep
    Ve bir ana enstrüman;
    İncecik bir müzikle piyanonun tuşlarına vuran.
    Yüzünde yeryüzünü gördüğüme duyduğum bir şükran.
    Her şeyin sertliğini gömen ve uyutan bir kış,
    San ki, de ki Grand Teton’a kar yağdı.
    O karın ortasında önümüzden bir nehir
    karla karışık akardı.

    Sarartma beni.
    Sarartma beniiiiiiiiiiiii.. sarartma.

    XXXXIII

    Fazla insansın sen sevgilim fazla insan
    Bir barbarım ben oysa, bir hayvan
    Dilim bağışlamaktan söz eder benim
    Seninki adalet ve intikam.

    Söylemeye gerek var mı sevgilim
    Söylemeye gerek var mı şimdi
    Yetiştirdiğim en iyi nişancı vurdu beni
    Klimanjaro’nun karları sevgilim
    Klimanjaro’nun karları
    İnnnnniiiiiiyor aşağı.

    XXXIV

    Birini seviyorsan onu öldürme! demek kolay
    Oysa her âşık önce kendine sonra yanındakine cellat.
    Ve aşkta ölümün bir anlamı vardır, görklü kılınan
    Bozulsun diye im
    Her ateş önce kendi yanını yoklar sevgilim.

    Bundan böyle ne vakit bir yangından artakalan
    İsle kararmış bir şair gölgesi görsen
    Başıboş, duran, susan, içinden yanan:
    Ya da bir kızkardeş, ağlayan kekliğine,
    Uzak ve göğsünde klarnet sesiyle dolaşan.

    XXXVI

    Bunca zaman sonra, neden ona dokunmadığımı
    Neden çekmediğimi silahlarımı kınından
    Olanı biteni kalbime koyup kendimi çektiğimi
    soruyorsan…

    Dokunmadıysam tek bir sebepledir…

    Bir barbar ancak eşitine dokunur.

    XXXVII

    Akan sokaklarda yan yatmış otlara benziyorum
    Rüzgârla yana savrulan dallara.
    Aşk için ihanetle vuran aşk aşkm’ôla?
    Ah ciğerimin köşesi, kavrula kavrula
    Kopuyor gönülbağım, sen bağla.

    XXXXI

    Bir nefeslik can kalsaydı sana üflerdim canımdan
    Diyecekler; çok yüksekti ondaki zindan
    Görmeli, eline almalı, sıvazlamalıydın, öğretemeden
    Yazgına kanat ol kol ol diyemeden ayrı düştüysem senden.
    Buna yanarım çok, en çok buna yanarım inan.
    Onaramazdım kırdığım yerleri
    Onaramazdın kırdığın yerleri.

    Son bir nefesle sana sarıldımdı.
    En acısı buydu.
    En acısı buydu.

    XXXIX

    Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir
    Ben bir Divan şairi değilim ki sevgilim
    Sana bercesteler düzeyim
    Yine de giderayak, gözlerine, ellerine, ayaklarına
    Tutulmuşluğumu herkes bilsin isterim.
    Ben bu çıldırmış vaktin, ben bu yılan zamanının
    Paramparça edilmiş şairiyim. Ne diyeyim!
    Yine de içimde, çok eskiden kalma bir
    Ya leyl… ya leyyyllllllllllllle.
    Bir çöl gecesine ismini bırakayım.

    XXXVIII

    Bir dalda iki kiraz gibi
    aşk ile öfke arasında
    yanayana.
    Dursun bu aşk. Aşk, mola!
    Ey yaban!
    ayaklanacağım
    ayaklanacağım!

    Dizlerimin bağını bağla.

    XXXX

    Sözde kalır sevgilim
    Sözde kalır bütün sözler
    Aşk çünkü, aşk çünkü kendine
    Bir yol, bir ideoloji ister.

    Bilirim, çöl rüzgârında çalıdır bazı yaşlar.
    Sen sevgilim ilerde, biraz daha ilerde
    Bir tarihe başlayacaksın, orası işte
    Benim tarihimle başlar.

    Ve say, geriye doğru, tek tek
    Sende kalsın şimdi al bu taşlar.

    BİRHAN KESKİN
  • Yaradılışın ilk gününe,
    ve son gününe, yemin olsun,
    Tanrı’nın hükmüne ve küfre,
    Ebedî hakikatin zaferine,
    Sırtımdaki günahın keskin utancına;
    Bu rüyanın kısacık şanına
    Yemin olsun, ve burada karşılaşmamıza
    Ve firkat tehdidine;
    Yemin olsun tüm sahiplerine,
    Kader’in emrime sunduğu ruhların,
    İlâhî kılıçlar üzerine ant içerim,
    Düşmanlarımın savurduğu –
    Hissiz, uykusuz melekler zümresinin;
    Yemin olsun sana, senin hayatına, ölümüne,
    Son, uzun nazarına ve ilk eşkine,
    Nâzikçe nefes alışına,
    Saçının ipeksi sağanağına,
    Yemin olsun cefaya ve saadete,
    Yemin olsun bu bizim aşkımıza bile, -
    Vazgeçtim tüm intikam arzularımdan,
    Vazgeçtim yılların gururundan;
    Bugünden sonra hiçbir yalan vesvese
    Musallat olmayacak hiçbir ruha;
    Aradığım selamet,
    Aradığım aşk, garâm,
    Aradığım ‘En Üstün İyi’ye iman.
    Ve hakikî nedâmetten bir gözyaşıyla,
    Sileceğim bana kalmış olan kızgın çizgilerini
    İlâhî öfkenin, yüzümden ki
    Sana daha lâyık olsun. Umulur ki tüm
    Dünya, sakin bir hoyratlıkla
    Çiçek açıverir, tamamen benden habersiz!
    İnan bana, tek ben sahibim basiretine
    Seni sevebilmenin: zira öyle belledim ki
    Senin yüceliğini, hiçkimsenin başaramayacağı kadar:
    Sensin benim kutsalım. Bugün
    Kudretimdir ayaklarının önüne serdiğim.
    Ve bir anlığına da olsa aşkın için
    Hazırım vermeye ebedîyyeti.
    Zira sabit, hakikî ve güçlüyüm
    Aşkında – kötülükte olduğum kadar;
    Göğün hür ruhu, seni taşıyacağım
    Yıldızların üzerine, oraya
    İhtişam içinde melîkem olup hükmedeceğin yere,
    Tamara, rüyamın ilk aşkı,
    Ve dönüp baktığında dünyaya
    Ne bir nedâmet, ne bir merhamet hissedeceksin,
    Meyus seyyâre, kıtlığını çeken
    Bâkî güzelliğin, âdet edinmiş
    Basit duyguları, dar akılları,
    Suç ve infazların,
    Sonu gelmez korku çarkını çekip durduğu yer:
    Âdem korkar sevmekten ve korkar nefret etmekten.
    Oysa bilmez misin ki sen aşk nedir burada?
    Taşar kaynayan gencecik kan –
    Fakat günler geçer de soğuyuverir kan!
    Kim direnebilir ki uzayıp giden cazibesine
    Can sıkıntısının, değişimin ve yeniliğin?
    Veya rakib rüyanın farklılığına
    Hayır! Yaşlanmak yoktur benim aşkıma,
    Ve solmak sessizliğinde, kaba
    Camiasında kıskanç kölelerin,
    Arasında cimri ve soğuk
    Sözde arkadaşların ve hakikî düşmanların,
    Ezilmek altında beyhude işlerin ve edepsiz
    Çabaların, boş umutların ve kuruntuların!
    Senin kaderin değil burada soluvermek,
    Ve, tutkusuz, saklamak ruhunu
    Bu duvarların ardında, kokusuz bir gül
    gibi
    Hiçbir balarısının ziyaret etmediği
    Ve kör kalmış Ulûhîyete.
    Hayır, asla! Sevdiceğim, senin sabahın
    çizilmiş farklı bir kaderle,
    Farklı bir vecit derinliğiyle,
    Farklı bir hüzün ölçüsüyle;
    Öyleyse geride bırak tüm eski fikirleri, arzuları
    ve bırak kaderine zavallı dünyayı.
    Sonra bunun karşılığında, arzulayabilirsin
    Hikmet diyârlarına girebilmeyi,
    Ve işte oralarda sunacağım sana
    Bana tabi tüm mahlûkâtı,
    Emrimde hizmet edecekler sana.
    Yumuşak elli, sihirli maiyet
    Ve Sabah yıldızından, senin için,
    Koparıvereceğim altın tâcını bir gece,
    Geceyarısı şebnemini alacağım çiçeklerin
    Ve serpeceğim damlaları parlak sağanaklarda
    Tâcını daha muhteşem kılabilmek için.
    Öreceğim gün batımının saçtığı ışık hüzmelerini
    Seni bir örtü gibi sarsın diye;
    İkimizle dolduracağım havayı
    Tâzelik ve nefis bir kokuyla;
    Ve her daim fısıldayacağım kulağına
    Yumuşak çalgıların tatlı seslerini;
    Turkuvazdan ve kehribardan,
    Göz alıcı konaklar kuracağım sana,
    Göğe uçup süzüleceğim'
    Denizlerin en dibine batacağım –
    Arzu ettiğin her şeyi sana sunacağım
    Ama ne olur, sev beni…