1000Kitap Logosu

Bir takım düşünceler

Filtrele
Onur
bir alıntı ekledi.
Platon (Devlet-Şölen-Sokrates'in S.) - Sokrates
_Edebini kaybeden kimse kötülükten zevk alır. _Kabilecilik kanunsuzluktur. _Korku, köleliktir. _Kötülüklerin en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır. _Doğru düşünce, bilgidir. _Her aşık, şairdir. _Beden ruhun mezarıdır. _İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür. Kendini idare etmesini bilmeyenler, kendi yurttaşlarını yönetmek iddiasında bulunamazlar. _Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır. _Platonik aşk_ Platon, gerçek aşka, bedensel hazlara yönelerek değil, ruhsal bir yolla ulaşıldığını iddia ettiği için 'Platonik aşk' terimi günümüzde 'cinselliğin olmadığı romantik aşk' anlamı kazanmıştır. _Neden hiçbir şey yok değil de, bir şey var? _Konuşma, insanın aklını kullanma sanatıdır. _Adaletli olmak herkese eşit davranmak değildir, herkesin durumuna, konumuna göre davranmaktır. _Kalabalıkları felsefi olarak aydınlatmak imkansızdır. _Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir. _Her zaman düşünceli olun. _İhtiyaç tüm icatların anasıdır. _Felsefe, sanatların en yükseğidir. _Gövdeyi öldürenlerden değil, ruhu öldürenlerden korkunuz _İnsanlar hakikate değil, hakikat gibi görünen şeylere inanırlar. _Bilge insanlar konuşurlar çünkü söyleyecek bir şeyleri vardır. Aptal insanlar konuşurlar çünkü bir şey söylemek zorundadırlar. _Zor duruma düşecek olsanız dahi dürüstlükten, hakikatten ve doğrudan vazgeçmeyin. Diğer türlüsü sizi daha zor durumda bırakacaktır. _Nerede eşcinsel ilişkiye girmenin ayıp olduğu kanaati varsa, bunun suçlusu kısmen yasaların kötülüğü, kısmen yöneticilerin despotluğu ve kısmen yönetilenlerin korkaklığıdır. _Kolunuz kangren oldu ise kolunuzun kesilmesi kötü bir şey değildir. Çünkü kol kesilmediği takdirde hastalık vücuda yayılır ve ölüme neden olur yani daha büyük bir kötülüğe. _Köleler ve kötüler için baskı rejimi en üstün iyiliktir. Şehir halkı huy ve tabiat itibariyle iyi olmadıkları zamanlarda istibdat idaresine ihtiyaç duyabilir. İdareci karakter itibariyle müstebitse istibdat o zaman kötülenebilir. _Pek büyük konulara geçmeden önce, ilkin küçük ve daha kolay örnekler üzerinde denemelerde bulunmalı. _Başlamak işin en önemli kısmıdır. _Beden terbiyesi ruhu eğitmek içindir. Bedenlerin doğrulup düzelmesi ruhun doğrulup düzelmesini sağlar. _Boş bir kafa, şeytanın çalışma odasıdır. _Güzel adetler kullanıldığı ölçüde pekişir, sağlamlaşır. Şayet ihmal edilirse silinip gider. _Şair, hafif kanatlı kutsal bir şeydir; ilham duymadan, kendinden geçmeden, aklı başında iken bir şey yaratamaz. Şairler, Tanrı'nın tercümanıdırlar. Yazmak ruhun geometrisidir. _Yokluğu sözle bildirmeyi deneyen, aslında hiçbir şey söylemiyor demeliyiz. _Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. _Her yerde tek bir adalet ilkesi vardır. O da güçlünün çıkarıdır. _Adalet ile devlet özdeştir. Devlete yararı olan şey ”adaletli”, zararı olan şeyse ”adalete aykırı”dır. _Kötülük edebilmek ellerinde iken bütün ömrünü doğrulukla geçirmek çok güç ve övmeye değer bir şeydir. _İnsanlar mağaranın içinde yaşıyorlar. Filozoflar ise mağaranın dışını bilen ve insanlara bunu anlatmaya çalışan kişilerdir. _Arzular ve duygular arabayı çeken iki at, akılsa onları yönlendiren arabacı olmalıdır. _Düşünmek, ruhun kendi kendine konuşmasıdır. _Müziğin insanı götüreceği yer güzellik sevgisidir. _Görünen değişiyor, görünmeyen değişmiyor. _Cesaret, tehlike karşısında akıl ve zekânın kullanılmasıdır. _Akıl noksanlığı iki turlu olur: biri delilikten, öbürü cahillikten. _Şehir halkı ne kadar iyi olursa, idarecileri de o kadar çok ilahi vasıfta olur. _İktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir. _Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın, yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır. _Bilinen bir şey hakkında araştırma yapmak gereksiz, bilinmeyen bir şey hakkında araştırma yapmak imkânsızdır. _Bir zorba, ne zaman düşman ülkeyi işgalle veya anlaşmayla sustursa ve artık düşmandan korkacak bir şey kalmasa, tekrar bir başka savaşı başlatmalıdır ki insanlar bir lidere ihtiyaç duysun. _Oğullarım büyüdüğünde, dostlarım onları cezalandırmanızı istiyorum sizden; eğer servetini veya herhangi bir şeyi erdemden daha çok önemserlerse veya aslında hiçbir şey değilken bir şeymiş gibi davranırlarsa, hayatta göreceğiniz iş ne olursa olsun, erdem olmayınca elde edeceğiniz her şeyin, yapacağınız her işin sonunda utanç ve kötülük vardır. _Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir. _Gençler için müzik kadar beden eğitimi de önemlidir. Bunun ilk basamağını doğru beslenmek oluşturur. Bir hekim pek çok hasta görmüş tecrübeli kendisini kafasıyla tedavi edebilen bir insan olmalıdır. Diğer yandan kötülüklere savaşacak olan yargıç içinse bu durum tam tersidir. Yargıç çocukluğundan itibaren kötülerle düşüp kalkmamış ve yaşlı çevresindekileri gözlemleyerek iyi ile kötüyü ayırma tecrübesine ulaşmış olan bir kimse olmalıdır. _Öğretmenlik her şeyden evvel bir Tanrı sanatıdır. _Varlıktaki anlaşmazlık sürekli bir ahenktir. _________________________ _Sokrates'in Savunması_ _Ben Tanrının gönderdiği bir at sineğiyim ve gün boyunca ve her yerde sürekli olarak üzerinize yapışır, sizi uyandırır, inandırır ve kınarım. Benim gibi bir başkasını kolay kolay bulamazsınız ve bu yüzden sizlere beni sakınmanızı salık veririm. Uykudan birden uyandırılan biri gibi canınızın sıkıldığını duyabilir ve Anitus'un öğütlediği gibi kolayca beni bir vuruşta ezebileceğinizi düşünebilirsiniz ama o zaman yaşamlarınızın geri kalanı boyunca uyuyacaksınız, ta ki Tanrı sizlerden kaygılanarak bir başka atsineği gönderinceye dek. Size sizin için Tanrının armağanı olduğumu söylediğim zaman, bu ödevin tanıtı şöyledir: Eğer başka insanlar gibi olmuş olsaydım, tüm kaygılarımı gözardı etmemem ya da bütün bu yıllar boyunca sizin çıkarlarınızı gözetirken kendiminkilerin gözardı edilişini dayançla seyretmemem gerekirdi. _Hiçbir şey bilmediğimin bilincindeydim, bilinç asla yıkılmaz. _Sizlere tarafımdan aldatılmamak için kendinizi kollamanız gerektiği çünkü çok inandırıcı bir konuşmacı olduğum söylendi. Benim için doğru olan şey ilkin bana yöneltilen suçlamalara karşı savunma yapmaktır. _Devlet adamlarımızdan biriydi; kendisiyle konuşmaya başladıktan sonra aslında bilge olmadığını düşünmeden edemedim, üstelik hem başka birçoklarına hem de özellikle kendisine bilge olarak görünmesine karşın ve sonra ona bilge olduğunu düşündüğünü ama gerçekte olmadığını açıklamaya çalıştım. Sonuç: Benden nefret etmesi. _Beni burada gençleri yozlaştırmak ve bozmakla suçlarken, onları bilerek mi yoksa bilmeden mi yozlaştırdığımı ileri sürüyorsun? Ben, bu yaşımda, öylesine karanlık ve bilgisizlik içindeyim ki, eğer kendisiyle birlikte yaşamam gereken bir insanı yozlaştırılacak olursam, ondan pekala zarar görebileceğimi bilmem ve gene de onu yozlaştırır ve üstelik, dediğin gibi, bunu bile bile yaparım. Eğer bunu amaçlamadan yapıyorsam, yasa böyle kasıtsız yanlışlıklar yapanları mahkeme karşısına çıkarmaz: Tersine, yasaya göre beni özel olarak karşına alman ve uyarıp öğüt vermen gerekirdi; çünkü açıktır ki eğer doğru öğütler almış olsaydım, kasıtsız olarak yapmakta olduğuma son verirdim. Ama senin bana söyleyecek hiçbir şeyin yoktu ve beni bilgilendirmekten kaçındın. Bunu yapmadın ve şimdi beni bir öğretim yeri değil ama bir cezalandırma yeri olan bu mahkemeye getirdin. _Hiç süvariliğe inanıp ta atlara inanmayan, ya da flüt çalmaya inanıp ta flüt çalanlara inanmayan biri olmuş mudur? _Hiç kimse insanların korkularında en büyük kötülük olarak gördükleri şeyin en büyük iyilik olup olmadığını bilmez. _Bundan böyle bu yolda araştırmaya ve felsefe yapmaya son vereceksin ve eğer bir kez daha bunları yaparken yakalanırsan öleceksin derseniz, eğer beni bırakma koşulunuz bu olursa, yanıtım şu olacaktır: Ey Atinalılar, sizleri sayıyor ve seviyorum ama sizlere olmaktan çok Tanrıya boyun eğecek ve yaşamım ve gücüm sürdükçe hiçbir zaman düşünmeye ve sizleri zorlamaya son vermeyeceğim, karşılaştığım herkese gerçeği gösterecek ve ona kendime özgü konuşma yolumda şunları söyleyeceğim: Sen, dostum,—büyük ve güçlü ve bilge Atina kentinin bir yurttaşı—en büyük parayı, en büyük onuru, en büyük şanı kazanmak için sınırsız bir kaygı göstermekten, ve hiçbir zaman saymadığın ve özen göstermediğin bilgelik ve gerçeklik ve ruhunun en büyük gelişimi konusunda böylesine az kaygılanmaktan utanmıyor musun? Ve eğer tartıştığım kişi ''Evet, ama kaygı duyuyorum'' derse, o zaman hemen gitmesine izin vermeyecek ve onu inceden inceye sorgulamaya ve sınamaya geçecek ve eğer kendisinde hiçbir erdemin olmadığını, ama yalnızca olduğunu söylediğini bulursam, en değerli olanı değersizleştirdiği ve bayağı şeylere aşırı değer verdiği için onu kınayacağım. Erdemin hem bireyi hem de devleti varsıllık ve başka her türlü iyiliğe ulaştırdığını söylüyorum. _Şimdi eğer kamu yaşamına katılmış olsaydım ve iyi bir insan olarak her zaman doğruyu ileri sürmüş ve herşeyden önce yapmam gerektiği gibi haklı olanı savunmuş olsaydım, gerçekten de tüm bu yıllar boyunca sağ kalabilir miydim sizce? Gerçekten de hayır. _Size iyilik eden ve boş zamanı sizleri bilgilendirebilmek için isteyen yoksul birine uygun bir ödül ne olacaktır? _Ölümün bir iyilik olduğunu ummak için çok büyük bir neden olduğunu göreceğiz; çünkü ölüm şu iki şeyden biri olmalıdır: ya bir hiçlik ve hiçbir şey duymama durumudur, ya da, dedikleri gibi, ruhun bir değişimi ve bu dünyadan bir başkasına bir göçüdür. Şimdi, eğer hiçbir şey duyulmadığını, ama düşlerin bile rahatsız etmediği birinin uykusu gibi bir uyku olduğunu düşünüyorsanız, ölüm anlatılamayacak denli büyük bir kazanç olacaktır ama eğer ölüm bir başka yere yolculuk ise, ve orada, dedikleri gibi, ölüler kalıyorsa, bundan daha büyük ne olabilir. _Oğullarım büyüdükleri zaman, ey dostlarım, eğer varsıllık konusunda ya da başka herhangi bir şey konusunda erdem için olduğundan daha fazla kaygı gösterirlerse ya da eğer gerçekte birer hiçken birşeymiş gibi davranırlarsa, sizden onları cezalandırmanızı, benim sizlere sıkıntı verdiğim gibi onlara sıkıntı vermenizi isteyeceğim. _Ayrılma saati geldi ve kendi yollarımıza gidiyoruz—ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca Tanrı bilir. _____________ _Ünlü komedya yazarı Aristophanes de Sokrates’i Sofistlerle (Şüphecilerle) bir tutmuştur. Sokrates’in kötü ve yalancı biri olduğu, her şeye karıştığı, eğriyi doğru olarak gösterdiği gibi suçlamalar söz konusudur. Aristophanes, eserine Sokrates’in öğrencilere para karşılığında ders verdiğini, öğrencilerin aklını karıştırdığını yazmaktadır. Oysa Sokrates’in kimseye verecek bilgisi yoktur. Sürekli olarak kendinden daha bilgili birisini arar. Sonunda görür ki hiç kimse bilgili değildir. Yalnız kendisinin ayrıcalığı, bilgili olmadığını bilmesidir. Etrafındaki pek çok kişi, onun gençleri doğru yoldan çıkardığını, tanrıların yerine yeni tanrılar koyduğunu söylemektedir. Bu söylentiler onu mahkemeye sürükler. Sokrates, mahkum olursa suçlandığı gibi tanrıtanımaz olduğu için değil, insanların kinini üzerine çektiği içindir. Sokrates, bilgiyi arama sürecinde bile çok düşman kazanmıştır. Çünkü pek çok kişinin gerçekte bilgisiz olduğunu ortaya çıkarmıştır. Önce devlet adamlarının bilgisizliğini ortaya çıkarmıştır. Sonra şairlere gitmiş, onların şiirlerini yalnız içgüdü ile yazdıklarını ortaya çıkarmıştır. Sanat sahiplerinin de aynı kusuru taşıdıklarını, bilmedikleri şeylerden dem vurduklarını ispatlamıştır. _Tehlike karşısında yılmamak, korkmamak onun prensibidir. Ona göre insanların en çok korktuğu şey olan ölüm, aslında kaçınılacak bir şey değildir. O, sadece kötülük yapmaktan korkar. _Mahkeme para cezası vermez, çünkü parası yoktur. Sürgün etmez, çünkü sürgüne gittiği yerlerdeki insanları da fikirleriyle yönlendirecektir. Nihayet ölüm cezası verilir. Sokrates’e göre ölüm bir ceza değildir; sadece bir yolculuktur. ____________ _Şölen_ (Aşkın felsefeyle olan ilişkisi üzerine yazılmış diyaloglar.) _Aşk, tanrılardan daha kutsaldır. Yiğit savaş tanrısı Ares bile karşı koyamaz Aşk'a. Çünkü söylenceye göre, Ares Aşk'ı ele geçirmez; tersine Aşk, Aphrodite'nin aşkı, ele geçirir Aresi. Ele geçiren de ele geçirilenden daha güçlüdür. _Bence insanlar aşkın gücünü tam olarak anlamış değil; anlasalardı eğer onun için görkemli tapınaklar inşa eder, en gösterişli adaklarını ona sunarlardı. Aşk hem insanların koruyucusu hem de iyileştirildiğinde insan soyuna en büyük mutluluğu getirecek olan hastalıkların şifacısıdır. _Eros bir şeyi zorla yapmaz yaptırmaz. Aşkla yaptırır. Ey aşk. Odur sağlayan insanlar arasında banşı, denizde durgunluğu rüzgarlann dinginliğini ve keder içinde rahat uykuyu. _Şarap, Aphrodite'nin sütüdür. Şarap tanrısı Dionysos ise Aphrodite'nin oğludur. Hakikat şaraptadır ve Çocuklar da, şarap da doğru sözlüdür. _Bilgisizlik neden kötüdür? Cahil kişi güzellikten, iyilikten, akıldan yoksunken, hepsini kendinde toplamış sanır da ondan. Yoksun olduğunu bilmeyen kimse ne diye kendinde olmayanın peşine düşsün? _Ahlaklı insanları memnun etmek güzel ama ahlaksızları memnun etmek çirkindir. _Eros en özel tanrıdır. Ne insana ne tanrıya benzer. Tanrıların en eskisidir. _Yemekten önce köleler efendilerinin en ayaklarını yıkar ve yemeği uzanarak yerler. _Tanrılar Aşk yeminini yeminden saymazlar. Bir aşığa her türlü serbestliği tanımışlardır. _Eskiden 3 cinsiyet vardı. En asilleri oydu. Sonradan utanılacak bir hal aldı. Erkek başlangıçta Güneş'in, dişi Dünya'nın, her ikisinden ay alan cinsiyet de Ay'ın soyundan geliyordu da ondan. Çünkü her iki cinsiyetten de pay alır Ay. _Sahi gece ve gündüzün sizi birbirinizden ayıramayacağı kadar birbirinizle koyun koyuna olmak mı can attığınız. Şey? Bunu çok istiyorsanız eğer, eritip kaynatayım sizi birbirinize _Aşık da filozof olmak zorundadır. Filozof olduğu için de bilge ile cahil arasında bulunur. _Ben de böyle pek belalı bir yaratık tarafından sokuldum. Hem de bir insanın sokulabileceği en hassas yerinden, yüreğimden, _Böyle bir adamın gönlünü yapmadım diye akıllı kimselerden utanacağıma, gönlünün yaparım da akılsızlardan, kuru kalabalıktan utanırım daha iyi. _Yunan sınıfsaldı. Asiller ve köleler sınıfları. Asiller hiçbir işle uğraşmazlar, yalnızca düşünürlerdi. “Birlikte içmek” yunan erkeklerinin en temel sosyalleşme ortamlarından biriydi. Koltuklara yayılıp törensel bir sekilde sarap içer, sohbet eder, mitolojik konulu siirler, şarkilar söyler, ask, sanat ve politika hakkinda konusurlardi. O dönemin entellektüelleri olan agathon, sokrates, eryksimakhos, phaidros, aritophanes, alkibiades sıra ile söz alıp güzellik ve sevgiden ne anladıklarını anlatırlar. _Eserin tamamında anlatıcı kişi (Apollodoros), adları verilmeyen bazı dostlarının Agathon'un evinde düzenlenen symposionda konuşulanlar hakkında kendisine yönelttiği soruları cevaplamaktadır. _Apollon, Pherai kralı Admetos'a, eğer yerine ölecek birini bulursa ölümünün gecikeceğini bildirir. Ne var ki Admetos kendi yerine ölecek kimseyi bulamaz. Bir tek kansı Alkestis ölmeyi kabul eder. Fedakarlık örneği bu kadın bu davranışından dolayı onurlandırılır ve tekrar yeryüzüne gönderilir. _Eğer birisinden para koparmayı, yönetimi eline almayı ya da başka herhangi bir yetkeye konmayı dileyip de tıpkı aşıkların sevgililerine yaptığı gibi yapmak istese, yalvarsa yakarsa, yeminler etse, kapı önlerinde yatıp uyusa, hatta hiçbir kölenin katlanamayacağı köleliklere razı olsa dostları da düşmanları da böyle bir işi yapmaktan meneder onu. Düşmanları onu yaltaklıkla ve uşaklıkla suçlarken dostları öğütler verir ona ve utanç duyar bu yaptıklarından. Ama bütün bunları bir aşık yaptı mı hoş karşılanır ve tümüyle güzel bir iş ortaya çıkaracağı için de suçlamalar olmadan yapmasına yasayla izin verilir. Tanrılar Aşk yeminini yeminden saymazlar çünkü. Dolayısıyla hem tanrılar hem de insanlar, buradaki yasanın da söylediği gibi, bir aşığa her türlü serbestliği tanımışlardır. _Adi olan, ruhtan çok bedene tutulan bayağı aşıktır. Kalıcı olmayan bir şeye aşık olduğu için o da kalıcı olmaz. Çünkü aşığı olduğu kişinin beden çiçeği sararıp solduğunda o da bütün söz ve vaatlerinden utanarak kanatlanıp gider. İyi huylu birine aşık olansa kalıcı olanla kaynaştırıldığı için ömrü boyunca böyle kalır. _Bir aşkın yerini diğeri alacak şekilde değişiklik yaratan ve içlerinde aşk olmayıp da olması gereken bedenlere onu aşılamayı, olup da olmaması gereken bedenlerden de sürüp çıkarmayı bilen kişi de usta bir zanaatkar olabilir ancak aşık olamaz. _Uzlaşmaz şeylerin kendi aralannda nasıl uzlaştığını anlamazlar. Karşıt dönüşlerin uyumu; düzgün olmayan insanlar daha düzgün olabilmek için düzgün insanları memnun etmeli ve koruyup gözetmeli onların aşkını. _Sıcak, soğuk, yaz ve kış mevsimlerin uyumu doğaya uyum getirir. Uyumsuzluk ise yıkım. _Aristophanes Eros'u erkeklerden oluşan bir ordunun komutanı ve önderi olarak gösterir ve "her erkeğe" sözüyle kadınların aşkını dışarıda bırakır. _Eros diğer tanrıları birbirine kırdırır, erkeği erkeğe aşık eder, hadım ettirir. _Çirkinlik ile Eros boyuna savaşır durur birbiriyle. Teninin güzelliği tanrının yaşamını çiçekler arasında geçirdiğini gösterir; zira çiçeksiz ve sararıp solmuş bir bedenin, ruhun ya da böyle başka herhangi bir şeyin içine yerleşmez Eros. Ama nerede çiçeklerle donanmış mis kokulu bir yer varsa yerleşir ve kalır orada. _Herkesin birbiriyle buluştuğu böyle toplantılar düzenleyerek, bayramlarda, korolarda, adak törenlerinde yol gösterici olarak içimizdeki yabancılığı boşaltan, bizi içtenlikle doldurup taşıran odur. Nezaketi veren, kabalığı defeden; cömertçe iyilikte bulunan, kötülükte bulunmayan; sevimli, uysal; bilgelerin hayranlıkla seyrettiği, tanrıların takdir ettiği; nasipsizlerin kıskandığı, nasiplilerin değer verdiği; rahatlığın, inceliğin, kibarlığın, iyiliklerin, arzunun ve iptilanın babası; iyilere özen gösteren, kötülere aldırış etmeyen; sıkıntıda, korkuda, eğlencede, muhabbette yolcu ve kaptan, yoldaş ve en iyi kurtarıcı; bütün tanrıların ve insanların onuru; hem tanrıların hem de insanların aklını başından alırcasına söylediği şarkısına herkesin eşlik edip ahenkle terennüm ederek peşine düşmesi gereken en iyi, en güzel yol gösterici hep odur. _Eros. (Tanrısal varlığın doğası)_Poros ile Penia'nın oğlu olduğuna göre Eros'un da böyle bir talihi vardır. Bir defa hep sefildir o ve çoklarının zannettiği gibi duyarlı ve güzel olmaktan çok uzaktır. Tam tersine sert ve kabadır, yersiz yurtsuz ve yalınayaktır, yataksız döşeksiz hep yerde yatan, kapı önlerinde ve yol kenarlarında açıkta uyuyan, annesinin doğasına sahip olduğundan hep yoksunluk içinde yaşayan biridir. Ama babası bakımından iyi ve güzel şeylere tuzak kuran, yürekli, gayretli, istekli, usta bir avcı, hep bir takım planlar kuran, düşünceyi arzulayan ve veren, bütün yaşamı boyunca felsefe yapan, usta bir hokkabaz, usta bir büyücü ve sofisttir o. Ne bir ölümsüz olarak doğmuştur ne de ölümlü; ama ne zaman bolluk bereket görse aynı gün bir bakarsın yaşam bulur ve gelişip serpilir, bir bakarsın ölür gider. Sonra babasının doğası sayesinde yeniden hayata döner ama elde ettiği şey boyuna kayıp gider elinden. Sonuçta Aşk hiçbir zaman yoksulluğa düşmez ya da varlık içinde yüzmez.. Öte yandan bilgelik ile cehaletin arasında bulunur. Çünkü şöyle bir şey var: Hiçbir tanrı felsefe yapmaz ya da bilge olmayı arzulamaz, öyledir çünkü; isterse başka bir bilge olsun, o da felsefe yapmaz. Aynı şekilde cahiller de ne felsefe yaparlar ne de bilge olmayı arzularlar. Tam da budur cehaletin kötülüğü, yani ne iyi-güzel ne de düşünceli olmayan bir adamın yeterli olduğunu sanması. O halde yoksun olduğunu düşünmeyen bir adam yoksun olduğu aklının ucundan bile geçmeyen bir şeyi arzulayamaz. Çaresizlik, yoksulluk, Eros'un annesi Penia'nın; çare ise babası Poros'un niteliğidir. Bu nedenle Eros ikisinin de doğasını benimsediğinden bu bakımlardan ikisi arasında yer almaktadır. _Sokrates mantıktan anlamazmış gibi çelişik durumlar ile karşıt kavramları birbirine karıştınyor. Sokrates nasıl da güzellere vurulur. Sürekli onların yakınındadır ve hayran kalır onlara; sonra her şeyden habersizdir ve hiçbir şey bilmez. Bu da onun bir oyunudur. Silenosça bir durum değil mi bu? Elbette öyle. Tıpkı yontulmuş bir Silenos gibi dışına büründüğü kılıftır bu. Ama içi açıldığında onun ne kadar büyük bir akıllılıkla dolu olduğunu tasavvur bile edemezsiniz, ey yiğit kadeh arkadaşlarım! Bilin ki bir insanın güzel olması, varlıklı olması ya da kalabalıkların gıpta ettiği türden herhangi bir mevkiye sahip olması hiç mi hiç ilgilendirmez onu; tam tersine hiçbirinizin hayal edemeyeceğikadar hor görür bunları. Bütün bu servetlerin hiçbir değeri olmadığını düşünür, hatta bizlerin bile. Sizi temin ederim, bütün hayatını bilmiyormuş gibi davranıp insanlarla alay ederek geçirir o. Ama bir ciddileşip de içi açıldığında içindeki tasvirleri bilmem gören var mıdır. Ben günün birinde gördüm onları ve öyle tannsaldılar, öyle altın gibi pırıl pırıl, öyle eşsiz ve güzeldiler. Sokrates herkesten daha çok içerdi am hiç kimse onu sarhoş göremezdi. ____________________ _Devlet_ _Ya hükümdarlar filozof yahut da filozoflar hükümdar olmalıdırlar; böyle olmazsa, devlet ve insanlık için mutluluk beklenemez. Çocukken, delikanlıyken, olgun adamken denenmiş ve bu sınavları sarsılmadan başarmış olanı devletin önderliğine, koruyuculuğuna getirmeliyiz. Biz kentimizi, bütün kente olabildiğince büyük bir mutluluk sağlamak için kuruyoruz, bir sınıf diğerlerinden daha mutlu olsun diye değil. _Müzik yasalarından sapma, azar azar yerleşip sinsi sinsi göreneklerimize ve çalışma biçimlerimize sokulur; buradan, daha da güçlenerek insanlar arasındaki ilişkilere iner. Bu ilişkilerden de büyük bir küstahlıkla, devlet işlerine yayılır, sonunda da özel ve genel yaşamda ne varsa, hepsini alt üst eder. _Bir insanın ruhunda iyi olan bir yanla kötü olan bir yan var. Doğası gereği iyi olan yan, kötü olana egemen olduğu zaman, buna 'kendi kendine egemen olmak' diyorlar ama kötü bir eğitim ya da kötü bir çevre yüzünden iyi olan yan azınlıkta kalarak, çoğunluktaki kötü yana yenilirse, bu bir ayıp gibi, eksiklik gibi görülür. Buna 'kendi başına buyruk olmak', denir.'' _Birinin ruhunda güzel huylar, görünüşünde de bu huylara yakışan nitelikler birleşmişse, bu insan, görmesini bilen için, dünyada görülecek en güzel şey değil midir? En güzel şeydir doğrusu. Erdem ruhun bir çeşit sağlığı, güzelliği, sağlam bir durumudur. Kötülükse, ruhun hastalığı, çirkinliği, zayıflığıdır.' _Madem ki gerçeğin geçmişte ne olduğunu bilmiyoruz, yalanı mümkün olduğu kadar gerçeğe benzetmekle onu yararlı kılmış olmaz mıyız? _Çeşitlilik ruhta aşırılık doğurur, bedende ise hastalık; oysa müzikte sadelik, ruhlara ağırbaşlılık, beden eğitiminde ise vücutlara sağlık verir. _Soylu kişiler gençken saf görünürler. Kötü yollara sapmış kişiler tarafından kolayca aldatılırlar; çünkü ruhlarında kötüleri anlamalarına olanak sağlayacak örnek yoktur. Ruhu soylu olan insanlara emretmek yakışık almaz. _Her şeyin en önemli noktası başlangıcıdır. Bu, en çok genç ve körpe kimseler için geçerlidir; çünkü insan tam o çağlarda biçimlenir, hangi kalıbın damgasını taşımasını istersen o kalıba girer. O halde çocuklar, rastgele kimselerin uydurduğu masalları dinlemeli mi? Ruhlarına, büyüyünce edineceklerini umduğumuz fikirlere çoğu zaman karşıt fikirler mi girsin? Buna göz yumacak mıyız? _Bir kere bildiği bir şey yoksa, bilmediğini de itiraf ediyorsa; sonra bir fikri varsa, değersiz olmayan bir adam da ona düşündüklerini söylemeyi yasaklıyorsa, nasıl cevap versin? _Şairler şiirlerini, babalar da oğullarını nasıl severlerse, kendi emekleriyle servet edinmiş olan kimseler de paraya kendi eserleri imiş gibi düşkündürler. _Peki, sen kime dost dersin? Sana iyi görünenlere mi yoksa öyle görünmeseler de gerçekten iyi olanlara mı? Bunun gibi, kime düşman dersin? Birçokları için, insanlar hakkında yanılan herkes için, doğruluk dosta zararlı, düşmana faydalı olmaktır; çünkü birçokları gerçek dostlarını kötü, düşmanlarını ise iyi adam sanırlar. _Ne söylemeli, nasıl söylemeli? _İnsan güçlü bir gülmeye kapıldı mı, ruhunda da güçlü bir değişim olur. _Güzellikten anlamadığı için, 'haksızlık etmekte ustayım, her türlü dolaba aklım erer, ceza giymemek için kaçamakların hepsine başvurup bir yılan gibi sıyrılarak savuşmasını bilirim' diye böbürlenirler. _Çömlekçi zengin olunca zanaatıyla uğraşmak ister mi?' _Zenginlik ve yoksulluk_ Çünkü biri sefahat, tembellik, değişiklik sevdasını doğurur; öteki, değişiklik sevdası doğurduğu gibi insanı küçültür, kötü iş çıkarmasına neden olur.' _Semiz ve gevşek koyunlara karşı köpeklerle birleşmek yerine, dinç ve kaslı köpeklere karşı savaşmayı yeğleyeceklerini sanır mısın?'' _Gençlerin yetişmesinde müzikten sonra beden eğitimi gelir. Beden kendi iyiliğiyle ruhu iyi etmenin üstesinden gelemez. Tersine iyi bir ruh, kendi iyiliğiyle bedeni olabildiği kadar iyileştirir. _Sporla uğraşanlar fazlasıyla haşin, sadece müzikle uğraşanlar ise kendilerine yakışmayacak derecede gevşek oluyorlar. Haşinlik ruhun gücünden gelir ama bu ruh gücü doğru geliştirilirse cesaret doğurur, yok bir yay gibi gereğinden çok gerilirse, doğal olarak katlanılmaz bir sertlik çıkar ortaya. Böylece bu adam söze düşman, müziğe yabancı biri olur; sözle inandırma yoluna artık hiç baş vurmaz, bir hayvan gibi her şeyi zorla, kaba güçle elde eder ve yaşamını bilgisizlik ve sapkınlık içinde uyum ve inceliklerden yoksun olarak geçirir. _Doğruluk_ _Doğru olmanın aşkına mı, yoksa onur ve kazanç aşkına mı doğrudur belli olmaz. Doğruluk yerine eğriliği övenler derler ki: Doğru adam benim anlattığım adamsa; dayak yiyecek, işkence çekecek, zincire vurulacak, gözlerine mil çekilecek, sonunda bütün bu eziyetleri çektikten sonra çarmıha gerilince, doğru olmak değil, doğru görünmek gerektiğini anlayacaktır. _Öncelikle, doğru görünerek devlet görevlerine atanır, sonra istediği aileden kız alır, kızlarını da seçtiği kocalara verir. Kimi gözüne kestirirse, onunla dost, ortak olur ve bütün bunlardan faydalanır; haksızlık etmekten çekinmediği için kazançlı çıkar; kendi işlerinde ya da devlet işlerinde biriyle kavgaya tutuştu mu, üstün gelir; düşmanlarından fazla kazanır; kazanınca da zengin olur, dostlarına iyilik, düşmanlarına kötülük eder; tanrılara bol bol kurban keser, görkemli adaklar adar. Tanrılara ve istediği insanlara, doğru adamdan çok daha iyi saygı gösterebilir; her halde tanrıların da doğrudan çok onu sevmeleri doğaldır. Böylece Sokrates, tanrıların da, insanların da doğruya verdikleri hayattan daha iyisini eğriye verdiklerini söyler. _Babalar oğullarına doğru adam olacaksın derler, doğruluk yolunu gösterirler; fakat doğruluğu doğruluktur diye değil, insana ün kazandırdığı için överler, doğru görünüp böylece yüksek mevkiler, evlilikler… _Eğriliğin çoğu zaman doğruluktan daha yararlı olduğunu söylerler; kötüler, zenginliğe ve başka güçlere sahiplerse, onların mutluluğunu halkın önünde, dostları arasında övmeye, onlara saygı göstermeye hazırdırlar. İyilere gelince, eğer bunlar, aciz ve yoksulsa, ötekilerden daha iyi oldukları kabul edilmekle birlikte, hiçe sayılır, hor görülürler. __Biri söylediklerimizin yanlış olduğunu ispat edebiliyorsa ve doğruluğun en iyi şey olduğunu yeterince kavramışsa, çok anlayışlı bir adamdır, eğrilere öfkelenmez; çünkü bilir ki tanrı gibi yaratılmış olduklarından dolayı eğrilikten tiksinen veya bilgiye erdikleri için eğrilikten uzaklaşan insanlardan başka kimse doğru olmak istemez. _Doğuş halinde bir devlet tasarlayalım. Orada doğruluğu da eğriliği de doğarken görmez miyiz? Bence bir devlet; insan, tek başına kendine yetmediği, birçok şeye ihtiyaç duyduğu anda doğar. Yoksa devlet kurmanın başka bir başlangıcı var mıdır? Ne dersin?" kenti daha da büyütmeliyiz. Sağlıklı kentimiz artık yetersiz kaldığından onu şişirmeli, kent için zorunlu gereksinimleri aşan şeylerle, yani türlü türlü avcılarla ve kimi çizgiler ve renklerle, -şairler ve yardımcıları, oyuncular, korocular, oyun düzenleyiciler gibi -müzikle uğraşan taklitçilerle ve hertürden işçiyle, her şeyden önce kadın süsüne yarayan şeyleri yapan işçi kalabalığıyla doldurmalıyız. _Doğru olan şey yalnızca güçlünün işine geleni yapmak değil, karşıtını da, yani işine gelmeyeni de yapmaktır. _Kimse beni eğriliğin doğruluktan daha kazançlı olduğuna inandıramaz. _Doğru olan kendine benzeyeni değil, benzemeyeni aşmak ister; doğru olmayan ise, hem kendine benzeyeni, hem de benzemeyeni aşmaya çalışır. Öyleyse doğru adam usluya, iyiye; eğri adam kötüye, bilgisizliğe benzer. Sen görmeyi değil, körlüğü demek istiyorsun? _Köpek, tanımadığı birini görünce, ondan kötülük görmediği halde, hırlar; tanıdıksa, ondan hiçbir iyilik görmediği halde sevinç gösterir. _Bak; demin ayakkabıcıya, ayakkabı işlerimiz güzel olsun diye, aynı zamanda çiftçi, dokumacı, mimar olmaya kalkışmasını yasaklamıştık, onun yalnız ayakkabıcı kalmasını istemiştik. Aynı şekilde ötekilere, her türlü başka işten serbest kalıp ömürleri boyunca sürekli uğraşarak başarabilecekleri bir iş, yaratılışlarına uygun bir iş aramıştık. _Güçlü üstün olduğu için, yönetilenler de güçlünün yararına olanı yaparlar. _Zihninde değerli düşünceler doğuran derin fikir tarlalarının meyvelerini toplar. _Yalvarıp yakarmakla tanrılar bile kandırılır; insanlar bir kabahat, bir günah işlemiş olurlarsa, kurbanlarla, yatıştırıcı adaklarla, şarap armağanlarıyla, kurbanların yağıyla ve yalvararak onların öfkesini giderirler. _Ne para için yönetmeye razı olurlar, ne de şeref için; çünkü yönetmelerine karşılık ücret isteyecek olurlarsa, kendilerine 'ücret kölesi' derler diye korkarlar. Yönetim mevkiinden faydalanarak gizlice para çekecek olurlarsa, 'hırsız' derler diye korkarlar. Şeref için de razı olmazlar; çünkü şerefe düşkün değildirler. Bu yüzden yönetimi üzerlerine almak için karşılarında bir zor, bir ceza bulunması gerekir. _12 nedir? On iki, iki kere altıdır, yok üç kere dörttür, yok altı kere ikidir, yok dört kere üçtür demeyeceksin; çünkü böyle boş sözler söylersen, ben kabul etmem' diye ona önceden ihtar etseydin, böyle bir soruya kimsenin cevap veremeyeceğini herhalde bilirdin! _Akıllı uslu bir adam, yoksullukla birlikte yaşlılık yükünü pek kolay taşıyamayacağı gibi, uslu akıllı olmayan biri de, zenginleşse bile, gönlünde huzur bulamayacaktır. _Akıllı uslu adam, iyi yaşamak için kendi kendine yeter. O öbür insanlardan farklı olarak başkalarına pek az muhtaçtır. _Toplandığımız zaman arkadaşlarımızın çoğu ağlaşır durur, gençliğin zevklerini, aşkı, şarabı, cümbüşleri, o çağın buna benzer daha başka hazlarını hatırlar, özlerler. Sanki büyük nimetlerden mahrum kalmışlar, vaktiyle pek iyi yaşadıkları halde, şimdi hiç yaşamıyorlarmış gibi kederlenirler. Ölçülü, uysal olsalar, yaşlılık da o kadar zorlarına gitmez. Halbuki öyle olmayanlara yaşlılık da gençlik de ağır gelir. _Sokrates'le düşüp kalkma sayesinde diyalektikte elde ettikleri ustalık, onlara, bu görüşü asıl benimseyenlerden daha keskin düşünce ile fikirlerinde daha büyük tutarlılıkla ilerlemek imkânını veriyor. _Hephaistos_ Zeus'la Hera'nın oğludur. Hera, onu doğar doğmaz, gökten aşağı atmış; bu becerikli tanrı da, annesinden öc almak için, içinde görünmez zincirler saklı bir taht yapıp Hera'ya armağan etmiş. Hera tahta oturunca zincirler onu birdenbire sarmış. Tanrıların hiçbiri bağları çözüp tanrıçayı kurtaramamış. Sonunda Dionysos Hephaistos'u sarhoş etmeyi, onu Olympos'a götürüp, Hera'yı çözdürmeyi başarmış. _Nasıl ki bir yontuyu boyarken, biri gelip vücudun en güzel yerlerine en güzel renkleri koymadığımızı, örneğin yüzün en güzel yeri göz olduğuna göre, gözü erguvan rengine boyayacak yerde siyaha boyadığımızı söyleyerek kusur bulursa, ona: 'Ey garip insan, sakın gözleri ya da başka bir uzvu, göz biçiminden çıkaracak, kendine benzemeyecek kadar güzel boyamak gerektiğini sanma! Sen asıl, her organa yakışan renkleri koyarak, yontunun bütününü güzel yapıp yapmadığımıza dikkat et' derdik. Bunun gibi, şimdi de koruyuculara, onları koruyucudan başka her şey yapacak bir mutluluk sağlamamız için bizi zorlama. Yasaların ve kentin koruyucuları olan kişiler aslında koruyuculuk yapmadıkları halde koruyucu yerine geçerlerse, kuşkusuz, bütün kenti baştan aşağı mahvederler. _Suda olsun, aynada olsun harflerin terslerini görsek, harflerin kendilerini bilmeden yansılarını tanıyamayız; bilmeliyiz ki bunların ikisi de aynı sanatın konusudur. Ben de diyorum ki, kendimiz de, yararlılığı, ruh yüksekliğini, soyluluğu ve bunlara kardeş olan iyi huyları, aynı zamanda bunların karşıtları olan kötü huyların biçimlerini bütün durumlarda tanımadıkça, nerede olursa olsun onları veya terslerini fark etmedikçe, tuttuğu yer küçük olsun, büyük olsun birini yabana attıkça, müzik eğitimi gördük diyemeyiz, çünkü bunların hepsi aynı sanatın, aynı çalışmanın konusudur. O halde, dedim, birinin ruhunda güzel huylar, görünüşünde de aynı örnekten ve bu huylara uyan ve yakışan nitelikler birleşmişse, bu insan, görmesini bilen için, dünyada görülecek en güzel şey değil midir? En güzel şeydir doğrusu. _Yargıç da, ruha ruhuyla hükmeder; ruhun, genç yaşından beri kötü ruhlar arasında büyümesi, onlarla birlikte yaşaması ve her türlü haksızlığı kendi denemiş olması; böylelikle hekim kendi hastalıklarından hastalarınkileri anladığı gibi, yargıcın da ötekilerin işlediği kötülükleri kendinden pay biçerek çabucak ortaya koyabilmesi doğru değildir. Yok, güzel ve iyi bir ruh olarak, doğru olup olmayana ilişkin sağlıklı kararlar verecekse, gençken kötü huylardan uzak ve temiz kalmış olması gerekir. Bu yüzden de soylu kişiler gençken saf görünürler. Kötü yollara sapmış kişiler tarafından kolayca aldatılırlar; çünkü ruhlarında kötüleri anlamalarına olanak sağlayacak örnek yoktur. _Kendi yanlışları yüzünden mutlu olmayacaklarmış. Öyle ki, kendi keyifleri için yolculuk etmek, yosmalara para yedirmek veya bahtlı sayılanların harcadıkları gibi, her hangi bir yere para harcamak isterlerse, onlara izin verilmeyecektir. Biz kentimizi, bütün kente olabildiğince büyük bir mutluluk sağlamak için kuruyoruz, bir sınıf diğerlerinden daha mutlu olsun diye değil. _Ölçmesini bilmeyen bir adama, birçok kimse boyunun dört arşın olduğunu söylese, o kendinin böyle olduğuna inanmayacak mı sence? _Boyacılar yünü erguvan rengine boyamak istedikleri zaman, önce o kadar rengin içinden yalnızca birini seçerler: Beyazı. Yün, boyanın bütün parlaklığını alabilsin diye, hazırlarken çok özen gösterirler, ancak bundan ˜sonra boyaya batırırlar. Bu biçimde boyanırsa, kumaşın boyası hiç çıkmaz. İster sabunla yıkansın, parlaklık akıp geçmez. Beyazdan başka bir renkteki kumaş boyanırsa ya da beyaz kumaşa bu ilk özen gösterilmezse, ne olur bilirsin.'' "Öyleyse,'' dedim "bizim de, askerleri seçip müzik ve idmanla eğittimiz zaman, elimizden geldiği kadar buna benzer bir şey yaptığımızı varsay; inan, tek amacımız, kumaşın boyayı çekişi gibi, askerlerin de yasaları derin bir inançla benimsemelerini sağlamaktan başka bir şey değildir, ta ki korkulacak şeyler ve başka şeyler hakkındaki kanıları iyi tutmuş olsun; renkleri bozacak nitelikte olan çamaşır tozu, küllü sulardan daha soldurucu olan zevk ve her temizleyici maddeden daha güçlü olan acı, korku, tutku, renklerini almasın. İşte böyle bir güce: Korkulacak ve korkulmayacak şeyler hakkındaki yasaya uygun kanının her zaman korunmasına gözüpeklik diyorum ve böyle nitelendiriyorum. Eğer buna eklenecek bir sözün yoksa?'' "Herhalde'' dedim "nitelikleri gereği, herhangi bir şeyle ilişkisi olan şeyler arasında belli niteliği olanlar, benim düşünceme göre, belli niteliği olan bir şeyle ilişkilidirler, ama o şeylerin kendisi, yöneldikleri o şeylerle ilişkilidir.'' _Kentimize de, köpeklerin çobanlara baş eğmesi gibi, yöneticilere baş eğen yardımcılar koyduk.' _İster birçok kimse, ister bir tek kimse olsun, gözden geçirdiğimiz eğitim ve öğretimle yetiştirilmişlerse, kentin temel yasalarında bir şey değiştirmezler. _____________________ _Platon (MÖ 427– 347) _ _Hocası Sokrates ve öğrencisi Aristoteles ile birlikte felsefe tarihinin en etkili ismidir. Dünyada üniversite düzeyindeki ilk kurumlardan biri olan Atina Akademi'nin kurucusu. Filozof Alfred North Avrupa felsefesi, Platon'a ait bir dizi dipnottan oluşur" demiştir. _Politik felsefenin kurucusu kabul edilen Platon'un, sadece akıl aracılığıyla bilinebileceğini iddia ettiği tümel gerçekler olan "idealar" teorisi, ruhun akıl, duygular ve arzulardan oluşan üç parçası olduğu ve bu parçalar arasında aklın yönetimine dayanan bir uyum kurulması gerektiği iddiası _Sokrates'in bir konu hakkında konuştuğu kişinin verdiği cevapları çürüterek o insanı kendini sorgulamaya ve böylece felsefe yapmaya yönlendirme sürecini tasvir ettiği eğlenceli diyalogları tarih boyunca oldukça popüler olmuşlardır. _Platon'un hayatıyla ilgili hemen hemen hiç kaynak bulunmamaktadır. 3. yüzyılda biyografisini yazan Diogenes Laertios Platon'un asıl isminin dedesinin adı olan Aristokles olduğunu, Platon'nun iyi bir güreşçi olduğunu, 'geniş' anlamına gelen 'Platon' isminin güreş hocasının taktığını anlatır. Politikaya atılmayan Platon muhtemelen bütün hayatını ailesinden kalan mal varlığını felsefe yapmaya harcayarak geçirmiştir. Kız kardeşinin oğlu Speusippus Platon öldükten sonra Akademi'nin başına geçmiştir. _Platon altmışlı yaşlarındayken 17 yaşındaki Aristotales Platon'un okuluna gelmiş ve yirmi yıl burada bulunmuştur. Bir yandan Aristotales'in Platon'la oldukça farklı bir felsefesi olması, metinlerde Platon'u pek çok nokta da eleştirmesi, Platon'un düşüncesinin çoğu noktasında problemler görmesi, öbür yandan Platon'un son döneminde yazdığı düşünülen eserlerindeki bazı iddiaların önceki metinlerinden uzaklaşması veya farklılaşması, Platon ve Aristotales arasında, aralarındaki yaş farkına rağmen üretken bir diyalog olduğunu düşündürebilir. Platon seksenli yaşlarının başında ölmüş, yerine Akademi'nin başına yeğeni geçtiğinde Aristotales Akademi'den ayrılmış, daha sonra o da Atina'nın Lyseum (bu isim de günümüzdeki 'lise' sözcüğünün kaynağıdır) bölgesinde kendi okulunu kurmuştur. _İlk dönem olarak adlandırılan eserler Sokrates'in konuyla ilgili otorite kabul edilen ya da kendini otorite olarak gören birisine "... nedir?" biçiminde çoğunlukla ahlak kavramlarının anlamlarını sorması, verilen çeşitli cevapları mantıkla test ederek çürütmesi, ve en sonunda konuştuğu kişinin cevabı bilmediğini göstermesi sürecini anlatmaktadır. Orta dönem olarak ayrılan eserlerin Platon'un "idealar" (ya da formlar) teorisini geliştirdikten ve özellikle Pisagor, Heraklit ve Parmenides'in düşüncelerini inceledikten sonra yazdığı düşünmektedir. _İdealar teorisi_ Algılanan şeylerle düşünülen şeyler arasındaki ayrıma dayanır. Bilginin nesnesinin, yani bilebileceğimiz şeylerin yalnızca düşünülen şeyler olabileceğini söyleyen Platon, algıladığımız şeylerin ancak kanıların, kanaatlerin, görüşlerin, sanıların nesnesi olabileceğini iddia eder. Platon ideaların ne olduğunu söylemektense onları ve onlarla ilgili çeşitli özellikleri var sayar. İdealar, fiziksel nesnelere karşıt olarak fiziksel olmayan, dolayısıyla fiziksel nesnelerin değişmek, ortaya çıkmak ve yok olmak gibi "kusurlarına" sahip olmayan mükemmel varlıklardır, idealarının bir çeşit "öteki dünya" ya da "ruhlar alemi" gibi yorumlanması Orta Çağda yaygınlaşan Hristiyan ve İslam inanışlarının ruh ve evren anlayışlarından kaynaklanmaktadır. _ Sokrates, öldüğünde bedenin bütün sıkıntılarından kurtulmuş "saf akıl" olarak gerçek filozoflarla öbür dünyada sonsuza dek gerçeği konuşmaya gideceğine inanmaktadır. Fakat Devlet diyaloğunda ruh, bedenin toplum içindeki aktif faaliyeti içerisinde değerlendirilirken ruh bedenin etkilenimleriyle beraber açıklanmaktadır. _Sofistler retorikle yani inandırıcı konuşma yöntemleriyle pek çok yanlış iddiayı doğruymuş gibi göstermektedirler. _Ruhun ölümsüz olduğuna inanan Sokrates ölümüne hiç de üzülmemektedir, üstelik arkadaşlarının onu kurtarıp başka şehre kaçırma tekliflerini de reddetmektedir. Dostları da Sokrates'e ruhun ölümsüzlüğünden nasıl bu kadar emin olabildiğini sorarlar. Sokrates ideaların varlığına inandığını, bütün düşüncesinin bunun üstüne kurulu olduğunu söyler, ruh da idealar gibi algısal değil düşüncede bir şeydir. _______________________ _Sokrates_(MÖ 469 – 399) _Sadece bir iyi vardır, bilgi ve sadece bir kötü vardır, cehalet. _Tokgözlülük doğal zenginliktir; lüks ise yapay yoksulluk. _Bir insan için ahlak terbiyesi ekmek ve elbiseden daha lüzumludur. _Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir. _Bilgi ruhun gıdasıdır. _insan denen yaratığı eğitimle aydınlanmış ya da aydınlanmamış olarak düşün _Kadın erkekle bir kez eşit hale getirildi mi, artık ondan üstün olur. _Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, cehaletin bedelini hesaplayın _Ey Atinalılar! Beni dinsizlikle suçluyorsunuz; oysa bilgisizlik daha büyük bir günah değil midir? _Endişelerinizden kurtulmak istiyorsanız, yaşamaktan en çok korktuğunuz şeyin bir gün başınıza geleceğini kabul edin. _Söylediklerimden çok, sakladıklarımda gizliyim. En iyisi anlamak için, konuştuklarımdan çok, sustuklarıma kulak ver. _Ne pahasına olursa olsun, evlenin. Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, yok fena çıkarsa o zaman da filozof olursunuz. _En ateşli aşklar, en soğuk şekilde biter. _Haksızlığa uğramak, haksızlık yapmaktan iyidir. _Ölüm insanlara verilmiş nimetlerin en büyüğü olabilir. _Bir insanın onsuz yapabileceği ne kadar çok şey vardır. _Bu kadar gök gürültüsünden sonra, bu yağmuru bekliyordum. _Bir değil bin kere ölmem gerekse bile yolumdan dönmeyeceğim. _En derin arzular genellikle en ölümcül nefretlere sebep olur. _Eğitim kıvılcımla ateş yakmaktır. Boş bir kabı doldurmak değildir. _Atlar at olarak doğar; insanlar insan olarak doğmaz, insan olunur _İnsan, gülmediği günü, yaşadım diye hayat defterine kaydetmemelidir _İyimser bir insan ayakkabıları çalınınca ayaklarım var ya diyebilen insandır. _Yalnız işsiz olanlar değil, daha iyi işler yapabilecek olanlar da başıboştur. _Bir şey, Tanrı emrettiği için mi doğrudur; yoksa doğru olduğu için mi Tanrı onu emreder? _Yeşillikler toprağın çirkinliklerini kapattığı gibi, tatlı söz de insanların kusurlarını örter. _Güç olan ölümden kaçınmak değil, kötülükten kaçınmaktır. Çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar. _Bütün sözlerinizi ve hareketlerinizi övenleri değil; hatalarınızı nazikçe eleştirenleri sadık kabul edin. _Eğer istediğin olmazsa acı çekersin, eğer istemediğin bir şey olursa yine acı çekersin, hatta istediğin şey tam olarak olsa da yine acı çekersin çünkü onu kaybetme riskin vardır. Zihin böyle belalı bir şeydir. Değişimden özgür olmak ister. Hayatın koşullarından ve ölümden özgür. Fakat değişim hayatın kanunudur ve ne kadar dirensen de bu gerçeği değiştiremezsiz. – Sokrаtes sormuş: “Kimdir insаn, insаn nedir?” Agorа’dаki gönüllü öğrencileri: “Onu bilmeyecek ne vаr? İnsаn; iki аyаklı, tüysüz bir yаrаtıktır.” demişler. Ertesi gün, pаzаr yerine tüyleri yolunmuş bir horozlа gelen Sokrаtes, cаnlı hаyvаnı göstererek sorusunu yinelemiş: “Yаni böyle bir şey midir insаn dediğiniz?” _Sokrates bir gün eve geç gelmiştir. Karısı da sürekli bu gecikmenin nedenini sormaktadır. Konuşmuş, bağırmış, çağırmış; Sokrates karısına karşı hiçbir tepki vermeyip önüne bakmaya devam etmiştir. Bunun üzerine karısı bir kova suyu Sokrates’in kafasına boşaltmıştır. Sokrates ise gayet sakin bir şekilde karısına şu cevabı vermiştir: Adalet, insanın kendi üzerine düşeni yapması, en iyi ve en uygun olduğu işi yapması, herkese hak ettiğini vermesidir. Peki o zaman; bir insan bilgeliğe, kendisine ilişkin bilgiye sahip oldukça, nasıl olur da, kendisine ait, kendisinin bir parçası olan şeyi, en uygun olan işi yapabilir? Bütüne, başkalarına ilişkin bilgiye sahip oldukça, nasıl olur da, başkasının hakkını verebilir, bütünün adaletine katkıda bulunabilir? _Talebelerden biri Sokrates'e sormuş: - Herkese güzel konuşma dersleri verdiğin ve onlara hitabet sanatını öğrettiğin halde, niçin sen de çıkıp bir konuşma yapmıyorsun? - Evlat, demiş Sokrates. Bileytaşı keskin değildir ama, en sert demiri bile keskin eder… ______________________ *****
1
8
Onur
bir alıntı ekledi.
Marcus Aurelius_Cicero_Seneca_Felsefe Okulları
_İnsanlar sizi, sadece aynı yerden canları yandıklarında anlarlar. _Dalgaların art arda gelip çarptıkları kaya gibi ol. Sağlam, kıpırtısız ve çevresinde kaynayan suların dinginleşmesini seyreden. _Sanki ölmüşsün ve bir süre daha fazladan zaman bağışlanmış gibi doğaya uygun yaşa. _En büyük erdem tarafsızlıktır. Duygular ise, yanlış fikirlerden kaynaklanan devinimlerdir. _Gelecektekilerin ve ölümlülerin senin hakkında ne düşündüklerinin ne önemi var? _Mutlu bir yaşam sür. Eğer Tanrılar varsa ve adilseler, o zaman senin ne kadar inançlı olduğuna aldırmayacak ve uğrunda yaşadığın erdemlere göre seni değerlendirecektirler. Tanrılar varsa ama adil değilseler, o zaman onlara tapmamalısın. Eğer Tanrılar yoksa, ölmüş olacaksın ama, sevdiklerinin anılarında yaşamaya devam edecek onurlu bir yaşam sürdürmüş olacaksın _İnsanlar üzerine akıl yürütüyorken, yukarıdan, tıpkı tanrı, uzay boşluğundan dünyaya bakıyormuş gibi bak. Kalabalıklara, ordulara, evlenmelere, ıssız bölgelere, karşıtlıklardan doğan uyuma…Tanrı da insanları ruh olarak görür. Kendisini saran etten kılıfa önem vermeyen insan, giysilere, evlere, göstermelik şeylere vakit harcar mı? _En yüce iyi, erdeme ulaşmak için gösterilen çabadadır. Bunun dışında her şey, haz da, acı da, zenginlik de boştur. Erdem doğaya uygun yaşamaktır. Doğaya uygun yaşamak ise akla uygun yaşamaktır. Öyle şeyler vardır ki, yetenek, beceri, zenginlik, itibar gibi. Bunlar iyinin içinde yer almazlar ama değersiz de değillerdir. Yaşam bile erdem gibi mutlak değildir ve ondan bile vazgeçilebilir. _Biri seni suçlarda, ruhlarına yakından bak. Ne tür insan olduklarını yakından gör. Kendine eziyet etmemen gerektiğini anlayacaksın. Onları yemek yerken, bağırsaklarını boşaltırlarken, çiftleşirken..nasıl olduklarını tasarla. Sonra nasıl başkanlık yaptıklarını, yiğitliklerini, insanları tepeden bakarak eleştirdiklerini. _Hiç kimse senin dürüst olmadığını söyleyemesin. Bunu söyleyen yalan söylesin. _Sabah kalktığında hayatta olmanın ayrıcalığını düşün. Nefes almanın, sevmenin… _İyi insan nasıl olmalı diye tartışarak vakit kaybetme. İyi insan ol. _Sana dürüst davranmak istiyorum diyen kişi nasıl da iküyüzlüdür. Sözlere ne gerek var. Yüzünde yazmalı, sesinde yankılanmalı, gözlerinde parlamalı, tıpkı sevilenin sevenin gözlerinde her şeyi okuması gibi. Dürüst ve sade insan böyle olmalı. _Sağlıklı göz, görülebilen her şeyi görebilmelidir. Yalnızca iyi olan şeyleri görmek istiyorum diyen demez çünkü bu hastalıklı bir gözün özelliğidir. Sağlıklı bir kulak her şeyi duyabilmeli, sağlıklı bir burun her şeyi algılayabilmelidir. _Düşüncelerini değiştirmek özgürlüğünden ödün vermek anlamına gelmez çünkü bu değişikli denin iradenle olmuştur. Benim aradığım gerçekliktir. Geçeklikten kimseye zarar gelmez bilgisizliklerinde direnenlerden başka. _Dürüstlük, kibarlık ve adalet Roma hukukunun temelidir _Akla uygun yaşamalıyız. Mal mülk gibi her şey geçici. İnsanlar içgüdüleri tarafından kuklalar gibi oynatılıyor. _Evrende her şey birbirine bağlıdır. _Mutluluk dış koşullara değil düşünceye bağlıdır. _Eylemlerin değeri başarısında değil, yöneldiği amacın ahlaklılındadır. _Epiktetos, kolunu büken efendisine: Daha fazla bükerseniz kırılır der. Efendisi aldırmaz. Sonunda kol kırılır. Epiktetos ise, serinkanlılıkla, söylemiştim size, kırıldı işte der. _Dimdik durmalısın. Başkaları ayakta tutmamalı seni. Fazla konuşmaktan kaçın. Sade ol. _Zorla doğru yolda tutulan değil. Doğruluktan ayrılmayan bir insan olduğu izlenimi vermeyi. _Her işi gösterişten uzak ve yaşamının son işiymiş gibi yap. _Ben ne şanssızım ki bu utanç verici olay başıma geldi deme. Ne şanslıyım ki bu utanç verici şeye karşın dim dik duruyorum. Ne gelecek ne geçmiş ürkütüyor beni. _İnsanın değerinin ilgi duyduğu şeylerle ölçüldüğünü unutma. _Birisi sana haksızlık ederse, hangi iyi ve kötü kavramın ona bunu yaptırdığını düşün. _Tutkulardan arınmış zihin güçlü bir kaledir. İnsanın sığınabileceği daha sağlam bir yer bulamaz. Bunu anlamayan cahildir. Öfke de acı gibi güçsüzlük belirtisidir. _Su kaynağının başında ona lanetler yağdırsa su fışkırmayı sürdürür. İçine çamur atsa da çabucak dağıtır onu. Engelleyenleri dağıtır. _Zeka da güneş ışığı gibi yayılır. _Zihnin bozulması, havanın, suyun bozulmasından daha tehlikelidir çünkü bizi insanlıktan çıkarır. _Çocukluk, ergenlik, gençlik, yaşlılık…bunlar da değişik bir ölümdür. _Çok az zamanın kaldı. Bir dağın tepesinde gibi yaşa. Ha orada yaşamışsın ha burada ne fark eder. Evrende yaşıyorsun. İnsanlar gelip görsünler seni. Sana katlanamazlarsa öldürsünler çünkü onlar gibi yaşamaktansa ölmek daha iyidir. _Her şey parçalara ayrılarak büyüsü bozulur. Bunu hayatının her alanında uygula. _Kurdun kuzuya gösterdiği dostluktan daha kötü bir şey yoktur. _Apolloniustan, hiçbir şeyi rastlantıya bırakmamayı, mantıktan ayrılmamayı, en şiddetli acılarda bile hep aynı kalmayı. Sextustan, öfke gibi duygularını belli etmemeyi ama sevgi dolu olmayı, böbürlenmemeyi, engin bir bilgi birikimine sahip olmayı. Severusstan, açık yürekli olmayı. Maximustan, kendine hakim olmayı, kararlılığı, sogukkanlı olmayı, vakurluk ile yumuşaklılığın uyumlu karışımının belirlediği karakter özelliğini, iyi niyetli olduğu konusunda güven uyandırmayı, dürüst olmayı, hoşnutsuz olmamayı, kararsız, aceleci, yenik, güvensiz olmamayı. Babamdan, şan ve şeref sayılan şeylere aldırmamayı, en önemsiz ayrıntıları bile düzenlemeyi, yeniliklere açık olmayı.. Antoniustan, kendini kınayanlara bile hoşgörüsünü, savı inceden inceye düşünmeden karar vermemesini, iftiralara kulak vermediğini, her şeyde azla yetindiğini, güvenli olduğunu, batıl inançlardan uzak durduğunu hatırla. ____________ _Marcus Cicero_ _Onur, erdemin armağanıdır. _Politikacılar ölen askerlerin kanlarıyla beslenirler. _Memleketler parasızlıktan değil, ahlaksızlıktan çöker. _Sağduyu, her şeyin kraliçesidir. _İnsan ne kadar yükselirse, gönlü o kadar alçalmalıdır. _Mutlak hak, mutlak haksızlıktır. _Aşırı adalet, aşırı adaletsizliktir. _Acı tanımamış olmak, büyük bir acıdır. _Sessizlik büyük konuşma sanatlarından biridir. _Erdem, bir kötülüğü yapmamak değil, işlenmiş kötülükleri bağışlamaktır. _İyiliklerden haz almak, kötülüklerden acı duymak dürüst bir ruhun göstergesidir. _Ahlâk ve erdem çöktüğünde devleti yönetemezsiniz. _Adaletten yoksun olan hiçbir şey ahlaken doğru olamaz. _Sadece avamın değil, aynı zamanda az eğitimli insanların düşüncelerinin de baskısı altındayız. _Doğruluk ve sorumluluk sahibi kimse, lider olmaya layıktır. _Göz yummak dost kazandırır, hakikat ise nefret. _Dostunun hatalarını görmezden gelen, onun uçuruma yuvarlanmasına neden olur. _Sessizlik büyük konuşma sanatlarından biridir. _Savaşta yasalar susar. _Ruh gülmeyle yenilenir. _Bilgelik, bilmediğini bildiğini sanmamaktır. _Ayrı ayrı bakınca değer vermediğimiz kimselere bir araya geldikleri zaman değer vermekten daha büyük budalalık olur mu? _En berrak konular bile uzun uzadıya çıkarımlarla karanlıklaşır. _Kendi karakteri ondan yeterince öç alıyor zaten! _Düşünmeye utanmıyorsak, söylemeye de utanmamalıyız. Bilmediğim şeyler hakkında cahil olduğumu itiraf etmekten utanmıyorum. _Dünya devasa bir tımarhane. _Cahil kalabalığının hatasıyla ödüllendirilen bir insan büyük adamlar arasında sayılmamalıdır. _Herkes hata işleyebilir, yalnız ahmaklar hatalarında ısrar eder _Herkes düşüncelerinde yanılabilir. Ama aptallar bir türlü yanıldıklarını anlayamazlar. _Şeref ve doğruluk adaletin temelidir. _Neysen öyle görün; “mışsın” gibi görünme.” _Özgürlük için hepimiz hukukun kölesiyiz. _Amacına ulaşmak için bütün gücünü topla! _Bütün büyük işler, küçük başlangıçlarla olur. _İnsan kendisini kaybetmeden kendisini bulamaz. _Birinin ruhunu fethetmek, öfkeyi terk etmek ve zaferde mütevazı olmak… Bunları kim yapabilirse onu insanların en büyüğü ile değil, bir tanrıyla kıyaslarım. _İnsana kendini bil denilmesi, yalnız gururunu kırmak için değil, değerini de bildirmek içindir. _Doğumumuzdan önce olup bitenleri görmezden gelmeniz, hayat boyu çocuk kalacağınız anlamına gelir. _Kuşkusuz, özgürlükten daha tatlı bir şey olamaz, ancak adil olmayan özgürlük de olmaz. _İyiler iyilerden hoşlanır ve doğal bir yakınlık varmış gibi birbirini benimser. _Büyük bir yeteneğin kanıtı; duyulardan aklı anımsamak ve düşünceleri alışkanlıklardan ayırmaktır. _Ev sahibi eviyle değil; ev, ev sahibiyle onurlanmalıdır. _İçinde kitap olmayan bir oda ruhsuz bir beden gibidir. _Haksızlığa uğramak haksızlık yapmaktan iyidir. _Akıl da bir tarla gibi ekilmeye ve bakılmaya ihtiyaç duyar. _Kendimizi kendi gücümüzden değil, başkalarının zayıflığından ötürü güçlü görür olduk. _Erkekler şaraba benzer; geçen yıllar kötülerini ekşitir, iyilerini olgunlaştırır. _“Roma neden yıkıldı?” sorusuna Cicero’nun cevabı: Çok ve güzel konuştuk, fakat bilgisizdik! _Yarınlar yorgun ve bezgin kimselere değil, rahatını terk edebilen gayretli insanlara aittir. _Yalnızca kendimiz için doğmadık ve yalnızca kendimiz için yaşamıyoruz, ülkemiz, dostlarımız ve içimizde bir katılım var. _Birine değer verdikten sonra düşünüp taşınmak değil, düşünüp taşındıktan sonra birine değer vermek gerekir. _Birisi göğe yükselerek evrenin doğasını ve yıldızların güzelliğini seyretseydi, bu manzara onda keyif veren bir hayranlık uyandırmazdı, oysa yanında gördüklerini anlatabileceği biri olsaydı, bu en güzel manzara olurdu. _Ağarmış saçlar ile kırışıklar tek başlarına ve bir anda saygınlık getirmezler. Saygınlık ancak örnek bir geçmişin mükafatıdır. _İki tür uzlaşmazlık vardır: Biri tartışmayla ilerler, diğeri kaba kuvvetle; biri insana özgüdür, diğeri vahşilere. _Şimdiye dek başınızda olan aklınız nereye gitti de Çılgınlar gibi yolunuzu şaşırdınız? _Bir çiftçi tarafından atılmış bir kök bir şairin dizeleri tarafından ekilmiş bir kök kadar uzun yaşayamaz. _Ülkenin önde gelenleri nasılsa, ülkenin kendisi de öyledir, liderlerde nasıl bir karakter değişikliği olursa, halkın başına da aynısı gelecektir. _Bir şeyin eksikliğini duymak o şeyi istemektir. _Yanılana dostça yolu gösteren insan, sanki ışık verir başkasına kendi ışığından. _İnsanların gördükleri her şeyin tanrılarla dolu olduğunu bilmesi gerekir, böylece herkes en kutsal tapınaklardaymış gibi ziyadesiyle temiz kalpli kalacaktır. _Ben her zaman yaşlılar gibi olgun düşünen gençlere, gençler gibi neşeli olan yaşlılara hayranımdır. Zaten neşeli olanlar hiçbir zaman yaşlanmazlar. _Yanlış yerde yapılan doğru işlerin, yanlış yapıldığını düşünüyorum. _Bir şey anlamadıklarında hemen suçluyorlar. _Kötü bir şekilde yürütülen mantık çıkış yolu bulamaz. _Toplumlara zararlı ve adaletsiz yasalar hazırlayanlar, söz verdikleri ve vaat ettikleri şeylerin aksine davrandıklarından, yasadan başka her şeyi uygulamaya geçirmişlerdir. Buradan da bizzat yasa sözcüğünün tanımı içinde adil ve doğru olanı seçme düşüncesi ile ilkesi barındığı sonucu açıkça ortaya çıkıyor. (…) Madem öyle, çeşitli toplumlardaki bütün o zararlı, yıkım getiren pek çok yasaya ne diyeceksin? Bu yasalar yasa adını, bir grup hırsızın kendi aralarında kurdukları bir meclisten çıkardıkları yasalardan daha fazla hak etmiyorlar. Nasıl ki cahil ve yeteneksiz insanlar, iyileştirici ilaçlar yerine öldürücü zehirler yazsalardı bunların gerçek hekimlerin yazdığı şeyler olduklarını söyleyemezdiysek, zararlı olmasına rağmen o toplum tarafından kabul görmüş olsa bile, böyle (zararlı, yıkım getiren) bir yasa da yasa değildir. _Fakir çalışır, zengin sömürür, asker her ikisini de korur, mükellef üçü için öder, serseri dördünün adına istirahat eder, ayyaş beşi için içer, bankacı ilk altıyı dolandırır, avukat ilk yediyi kandırarak savunur, hekim sekizini öldürür, mezarcı dokuzunu da gömer, politikacı onlar sayesinde yaşar. (Cicero teorisi) _Marcus Cicero (106 - MÖ 43) Romalı devlet adamı, hukukçu, inanılmaz hatip, agnostik. Öldükten sonra dili çıkarılmış delik deşik edilmiş. kekemeymiş ağzına taş doldurup yenmiş. Kesinliğe bağlanmak yerine olasılıkların yolunu izlemeyi yeğlemiş. Ahlak alanında, dogmatik bir tavır sergilemiş. Sezar'dan sonra giderek güçlenen Marcus Antonius'yi sevmiyordu. Octavianius'u ise övüyordu ve idam edildi. Önemi, Yunan düşüncesini daha sonraki kuşaklara aktarmasından oluşur. Sezar ile Pompey arasındaki gerilim iyice artmıştı, Cicero bu yıllarda Pompeius'in tarafını tuttu. Caesar İtalya'yı işgal ettiğinde, Cicero kaçmak zorunda kaldı. Caesar öldürüldü. Bu dönemde popülaritesi arttı; Senato'nun en güçlü, en sözü geçer adamı haline geldi. Sezar'dan sonra giderek güçlenen Marcus Antonius'yi sevmiyordu. Caesar'ın veliahtı Octavianus İtalya'ya varınca, Cicero Antonius'a karşı onu savunmaya başladı. Kafasındaki plan hem Octavianus hem de Antonius'u aradan çıkarmaktı ama bu ikisi Cicero'u devlet düşmanı ilân ettiler. Cicero kaçtı fakat yakalandı ve başı kesilerek idam edildi. İsmi, Latince nohut anlamına gelen cicer kelimesinden gelir. Pulcher’in sadece kadınların kutladığı Bona Dea festivaline kadın kıyafetiyle gizlice katılmasıyla patlak veren skandalını ortaya çıkarır, politik prestiji sayesinde ceza almaz. _Yükümlülükler_ (cicero) _Bütün kötülükler devlet yöneticilerin üstlenmesi gereken yükümlülüklerini yerine getirmemesinden ve toplumu oluşturan bireylerin bu duruma kayıtsız kalmasından kaynaklanıyor. _Halkın takdirine layık olmuş olan yöneticilerin kişisel hırslarını ön plana alarak, devlet, toplum ve yasalar özelindeki yükümlülüklerini yerine getirmemeleri üzerinde durulması gereken bir problematikti. _Yükümlülükle ahlâka, ahlâkla bireye, bireyle topluma ve toplumla ise devlete yön verme amaçlanmalı. _Sosyal ya da özel, işle ya da evle ilgili, kendi başına ya da başka birisiyle birlikte hareket ettiğin yaşamın hiçbir kısmı yükümlülükten yoksun olamaz; yaşamda ahlâken doğru olan her şey yükümlülüğün yerine getirilmesinden, yanlış olan her şey ise yine yükümlülüğün es geçilmesinden kaynaklanır. _Yükümlülük kavramı, insanın sahip olduğu ahlâki doğruluktan ve erdemin her türünden doğmuştur. _Yalnızca insanlar ve tanrılar akıl sahibidir ve neyin yararlı, neyin de zararlı olduğunu seçebilecek ve sorgulayabilecek onlardır. _3 erdem. 1- Neyin doğru olup olmadığı 2- Ruhtaki huzursuz dalgalanmaların dizginlenmesi 3- Toplumsal uyum _Birçokları bu yükümlülüklere zihinsel becerisinden kaynaklanan iyilik durumuyla ve öğrenme süreciyle ulaşabilir. _Ahlâken doğru olmayan hiçbir şey yararlı değilir ve devlet için yararlı olmayan hiçbir şey de vatandaşlar nezdinde olumlu bir sonuç doğurmaz. _İnsan hayatına yön vermesi gerektiğine inandığı yükümlülüklerin şahsi çıkarlar uğruna fütursuzca, bilerek ve isteyerek nasıl göz ardı edildiğine defalarca şahit olmuş olan Cicero tarafından yapılan gözlemler. _(Yükümlülükler, oğluna yazdığı mektuplardan alıntıdır.) ________________________ _Seneca_ _Korkunun sebebi bilgisizliktir. _Hayatını kaybetmekten daha acı bir şey vardır. Hayatın anlamını kaybetmek. _Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır. _Gerçek, ancak işitmek isteyene söylenmeli. _Cesur insan özgürdür. _Doğa olaylarının nedenleri doğadır. _Sanatlar yaşamın hizmetkarlarıdır; felsefeyse efendisi. _Din, avama göre doğru kabul edilir, bilgelere göre yanlış, yönetenlere göre ise kullanışlı. _Cüce, dağa da çıksa cüce; dev, kuyuya da girse devdir. _Yeryüzünde gün ışığına layık olmayan nice insanlar vardır ama güneş her gün yeniden doğar. _Yaşıyorsak hala umut var demektir ama nokta koyulduktan sonra belki demek umut değil, çaresizliktir. _Ölçüsüz isteklere kapılmış, kibirle başkalarını hor görmüş, zorbalıkla zaferler kazanmış, kalleşçe ihanet etmiş, namussuzca kazanç sağlamış, sınırsız bir açgözlülük göstermiş, utanmazca savurganlıklar yapmış kişi, kaçınılmaz olarak korkar kendi belleğinden. _Önemli olan şey niteliktir, nicelik değil. _Soysuz güzellik kokusuz menekşe gibidir. _Ölüm, bazen ceza, bazen bir armağan, çoğu zaman da bir lütuftur. _Sarhoşluk kusur yaratmaz, kusurları açığa vurur. _Kitapsız yaşamak, kör sağır, dilsiz yaşamaktır. _Kader istekli olana rehberlik eder, isteksiz olanıysa sürükler. _Vahşetin her biçimi bir zayıflık işaretidir. _Zihinsel bir uğraşı içermeyen boş zaman ölümdür ve diri diri gömülmektir. _Hiçbir çağ yasak değil bize, hepsine ulaşabiliriz. _Neden kimse hatalarını itiraf etmez? Çünkü hala hataların içindelerdir de ondan. Hatalarını itiraf etmek de iyileşmenin bir belirtisidir. _Doktor kendini kaybetmiş bir hastanın huysuzluklarına sinirlenmez. İşte akıllı bir adamın da insanlara yapacağı muamele böyle olmalıdır. _Tin, kimi bilgelerin sandıkları gibi tinsel ve soyut bir varlık değil çok ince öğelerden kurulmuş bir nesnedir. _Bir hakareti görmezden gelmek çoğu zaman öcünü almaktan daha iyidir. _Mutlu yaşam, tutku ve korku üzerinde; mantığın ve düşüncenin elde ettiği bir zaferdir. _Hakikat daima azınlıktadır ve azınlık daima çoğunluktan güçlüdür. Çünkü kural olarak azınlık gerçekten bir fikre sahip olanlardan oluşmuştur. Buna karşın çoğunluğun gücü aldatıcıdır, kalabalığın hiçbir görüşü olmaması anlayışına dayanır. _Felsefe, yaşamın efendisidir. Ruhu yoğurup biçimlendirir, hayatı düzene oturtur, davranışlara çeki düzen verir, yapılması ve yapılmaması gerekenleri gösterir ve belirsizlikler içinde dalgalanan insanlara kılavuz olur. Felsefe olmadan hiç kimse korkusuzca yaşayamaz, hiç kimse güvende olamaz. Günün her saati akıl almamızı gerektiren binlerce olaya gebedir ve bu aklı bize verebilecek tek merci felsefedir _İnsanları tanımak için onları sınamaktan korkmayın; çünkü kaybedilmesi gerekenler, en önce kaybedilmelidirler. Sen, bir adam kendisi övüldüğü zaman, bunu nasıl karşıladığına dikkat edebilirsen, her adamın karakterini keşfedebilirsin. _Kimi insanlar yaşamda hiçbir amaca sahip olmadan yaşarlar. Bu gibi insanlar, bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler. Onlar gitmez; ancak suyun akışına kapılarak akar giderler _İnsanın dine bağlılığını göstermek için “kurban” keserek kan dökmesi gereksizdir. Dine bağlılığın temeli kan dökmek değil sevgidir. Bu sevgi doğaya egemen olan tanrısal yasayı kavramayı, bütün olayların arkasında tanrısal erkin bulunduğunu görmeyi sağlar. _Başlayan her şey biter. _Adaletsizlik sonsuza kadar hükmedemez. _İyi bir muhakeme yanlış olanı kınar, ondan nefret etmez. _Yasaların yasaklamadığını, utanma kontrol eder. _Hiçbir şey bilmemektense, lüzumsuz şeyleri bilmek bile faydalıdır. _Hayatı komedi sananlar, son espriyi iyi düşünsünler! _Geçmişi kurcalarsan geleceği yok edersin. _Ölüm bir yokluk değil, başka nitelikler taşıyan bir yaşama dönüştür, ölümsüzlüğe kavuşmaktır. Çünkü insanda tanrısal bir töz vardır, ölen onun görüntüsüdü _Ahlaklı yaşamak doğayı izlemektir. Kişiye nasıl davranacağını, ne gibi bir yöntem benimseyeceğini gösteren doğadır. Bunu da ancak erdemle donatılmış bilge kişi başarabilir. Çünkü bilgenin erdemi, özgür istencidir. _İnsan, yaşama ara veren, başka bir varlık ortamına geçiş olan ölüm karşısında sarsılmamalıdır. _Bir insan hangi limana ulaşmak istediğini biliyorsa onun için her rüzgar uygundur. _Din %99'u şekerli kurabiye ve %1'i öldürücü arsenik olan fare zehiri gibidir. _Küçük köpekler yabancılara nasıl havlarsa, topluluklar da büyük adamlara öyle havlar. _Talih bizi kamçılar ve vurarak ezer, dayanalım! Bu vahşet değil, bir mücadeledir. _Doğduğu yerin izlerini taşımayan hiçbir şey yoktur. _Bir bilge en kötüyü bile gülerek karşılamalıydı. _Deniz sakın olduğu zaman büyük dalgalar kayalara çarpmaz. _Hata insana mahsustur, ancak hata yapmakta diretmek şeytancadır. _Hayat bir çömleğe benzer; ancak parçalandığında boş olduğu ortaya çıkar. _Hayat bir hikaye gibidir, ne kadar uzun olduğu değil ne kadar güzel olduğu önemlidir. _Bilgeliğin temeli boş şeylerden hoşlanmamaktır. _Kader vermediğini geri aIamaz. _Yara almamışsa bir mutluluk, hiçbir darbeye karşı koyamaz. _Kadınların saklayabildikleri tek sır, bilmedikleri sırdır. _Ey hayat seni bu kadar önemli tutulman ölüm sayesindedir. _İnsan geride bıraktıklarını özler, sahip olduğundan sıkılır, ulaşamadığına aşk olur. _Toprak ne kadar sengin olursa olsun, ekilmedikçe mahsul vermez. Kafalar da öyle; ekilmeyen kafalar da fikir üretemez. _Çoğu şeyi kazanırken, bazı şeyleri kaybedersin. Hayatta öyle seçimler yapki kazandığın şeyler, kaybettiklerine değsin. _Göründüğü kadarı ile insanlar, düşüncelerini saklamak için değil, hiçbir düşünceleri olmadığını saklamak için konuşmayı öğrenmişler. _Her türlü sanat, para hırsını körükleyerek insanları mutsuz etmekten başka işe yaramamıştır. _Zamanın toplumunu vahşi hayvanlar topluluğu olarak gören Seneca, bilge kişisini, kendi kendine yeten, hazza olduğu kadar eleme karşı da duygusuz, korku bilmez, evrenin gerçek efendisi, erdemi özgür iradesinin sonucu olan ve ölümden korkmayan kişi olarak tanımlamıştır. _Refah dolu bir yaşam sıradan adama da nasip olur, sıradan yeteneklere de; ama ölümlülerin başına gelen felaketleri ve korkuları boyunduruk altına almak, ancak büyük adamın işidir. Mutlu olmak, zihinsel acı çekmeksizin bir ömür sürmek doğanın bir yanına yabancı kalmak demektir. Büyük adamsın; ama nereden bileyim, kaderin sana erdemini hiç sergileme fırsatı tanımamışsa? Senin zavallı olduğunu düşünüyorum; çünkü hiçbir zaman zavallı olmadın. Yaşamını rakibin olmaksızın geçirdin; ne yapabileceğini kimse bilmeyecek, kendin bile. _Mutlu görünüp de mutsuz olanlar arasında birinci sıraya şaraptan ve seksten başka bir şeye zamanı olmayanları koyarım; bundan daha iğrenç bir saplantı yoktur. Ötekilere gelince, anlamsız bir şan şöhret hayaletinin tutsağı olsalar da en azından incelikli bir biçimde kandırırlar kendilerini; bana açgözlüleri, öfkelileri, haksız yere kin güdenleri ya da haksız yere savaşanları sayıp dökebilirsin. Bunların hepsi hatalıdır ama en azından insanca davranıyorlar. Oysa kendilerini midelerine ve cinselliklerine kaptıranlar onursuzluğa gömülüp giderler. _Seneca'nın Tanrı'sı Stoacılığın evrenin her tarafına yayılmış olan Aklıdır; insan ruhu ise insan bedeni içine yerleşmiş tanrısal soluktan başka bir şey değildir. _Seneca_ (MÖ 4-MS 65) Romalı düşünür, devlet adamı, _Kıskanç İmparator Caligula’nın deyimiyle “kum taneleri” gibi akıp giden üslubu ölüm nedeniydi. Ama insanlar onun hasta olduğunu ve öleceğini söylediği için affetmiş. İmparatoriçe Messalina, Caligula'nın kız kardeşi Julia Livilla ile Seneca arasında bir ilişki olduğuna ilişkin dedikodular çıkarınca, Seneca Korsika’ya sürgüne yollandı. Genç Prens Neron’un annesi Agrippina, tanınmış bir edebiyatçının, oğlunun eğitiminde önemli bir rol oynayacağını düşündüğü için Seneca’yı sürgünden çağırtmıştı. Neron’un tüm eğitimini üstlenen Seneca, ona çağının önemli kültür konularıyla ilgili dersler vermiş. Neron on altı yaşında İmparator oldu ve tümüyle anormal davranışlar içine girmiş ve annesi Agrippina’yı öldürtmüştü. Neron’a karşı düzenlenen bir suikast girişimine onun da adı karıştığı için, İmparator tarafından kendini öldürmesi emri verildi. Bütün yaşamı boyunca ölümün hiçe sayılması gerektiğini savunmuş olan Seneca, bu emri metanetle karşıladı ve M.S 65’te damarlarını keserek intihar etti. _Stoacılık, insanın bir istenç varlığı olduğu görüşüne dayanır. Seneca için insanın başlıca davranış ilkesi istençtir, ancak insanın bir de duygu yanı vardır, onu da istencin ışığında görmek gerekir. Mantıktan bahsedip iç derinliğiyle kararlar verince çelişkiye de düşmüş. Stoacı maddeciliği benimsemiş olsa da, Tanrı'nın aşkın olduğunu öne sürmüş. Ruhun ölümsüzlüğüne inanmıştır. Attalus’a bağlanıp güzel kokulardan, şaraptan, istiridye ve mantar yemekten ve yumuşak bir yatakta uyumaktan vazgeçmiştir. _Doğa olaylarının nedenleri doğaldır, ancak bunların birer “belirti” olabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır. Bu da bütün doğal nedenlerin Tanrı’dan kaynaklanması sonucudur. kuşa uçma, balığa yüzme yeteneği veren Tanrı’dır. Oysa kuşun kanadını çırpması, balığın yüzgeçlerini oynatması gibi tikel olgular tanrısal varlıkla ilgili değildir. Çünkü Tanrı bütün evreni, bütün varlık türlerini kapsayan evrensel bir “doğa yasası“dır, her nesne, her oluş bu yasaya dayanır. _________________ _Cato_ _Aptallar, akıllılardan pek az şey öğrenir ama akıllılar aptallardan çok şey öğrenirler. _Size kafanız hükmediyorsa kralsınız, vücudunuz hükmediyorsa köle. _Büyük işler kuvvet, hız ya da çeviklikle değil, düşünce, otorite ve karar verme yeteneğiyle yapılır; bunlar da yaşlılıkta azalmak şöyle dursun, daha da artar genellikle. _Catonizm_ _Catonist siyasetin ana argümanı; bütün kötülüklerin ve sorunların kaynağında gelenekten kopuş ve ahlaki yozlaşmanın bulunduğudur. O halde kurtuluş için, geleneğe dönüş ve moral bir arınma şarttır. İleriye dönük ve gerçek anlamda insan mutluluğu ile esenliğini amaçlayan her hangi bir düşünsel öz içermezler. Zaten Catonist iktidarların, bugüne kadar her hangi bir ahlaki reform gerçekleştirildikleri görülmemiştir. _Catonist rejimler, bilimsel ve entellektüel hayatın sığlaştığı, sanatın çoraklaştığı, sansürün hayatın her alanına yayıldığı en gerici rejimlerden biridir. Bu tür dönemlerde cemaatleşme ve sürüleşme eğilimleri artar. Aynı din ya da millete ait olmak, bir cemaatin parçası konumunda olmak, birey için bir yaşam güvencesidir. Catonizm, eşitlik ve bireysel özgürlük düşüncesi ile bu yöndeki arayışlara şiddetle karşı bir siyasettir. Bunlar, yıkıcı, toplumsal barış ve ahengi bozucu arayışlardır. _Marcus Cato (Yaşlı Cato) (MÖ 234 - 149) Romalı devlet adamı, hukukçu ve hatip. Sansür yüksek memuru. Gelenekçi ve muhafazakar dünya görüşünü, anti elitisizmle harmanlayıp, ilerici reformist bir iktidar projesi diye yığınlara yutturmuştur. Bu arada ne kadar kibirli, küstah ve agresif bir üslup kullanılırsa, yığınlar üzerinde o ölçüde etkili olduğu belirtilmelidir. Tavırlarıyla kaba bir köylüyü andırıyordu. _________ _Marcus Cato (MÖ 95– 46) Dedesi Yaşlı Cato ile isim benzerliğinden dolayı Genç Cato olarak bilinir. Efsanevi inatçılığı ve bildiğinden şaşmaz kişiliği ile hatırlanır. rüşvetle mücadele etmesi, ahlaki dürüstlüğü ve özellikle Jül Sezar ile olan uzun mücadelesi ile tanınır. ___________________ _Lukretius (MÖ 95 - 55 ) _Hayat bir işinize yaramadıysa, boşu boşuna geçtiyse, onu yitirmekten ne korkuyorsunuz? Daha yaşayıp da ne yapacaksınız? _Gittiğimiz yerlere zincirlerimizi de götürürüz kendimizle birlikte. Hiçbir zaman tam bir özgürlük değil kavuştuğumuz. Durup bakarız bırakıp gittiklerimize; hep onlarla dolu kalır düşlerimiz. _Ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz. _Dinler cahile göre gerçek. Siyasetçilere göre kullanışlı. Düşünürlere göre ise aynı ölçüde gülünç gelir. _Birer hasta adamız hepimiz, hastalığımızın kaynağından habersiz, bazılarımız öfkesini bilmiyor, bazılarımız suçunu, bazılarımız hatasını, bazılarımız nefretini, acınacak haldeyiz, hastalığımızın kaynağını bilmiyoruz. _Ben tanrıya inanırım, çünkü eğer yoksa ona inanmakla hiçbir şey kaybetmem, ama eğer varsa inanmamakla çok şey kaybederim. _Hepimiz göksel bir tohumdan hayat bulduk _Hiçten hiçbir şey çıkmaz ve hiçbir şeyin ortadan kaldırılamaz. Varlığı, madde ve boşluk olmak üzere iki parçaya ayırarak, bunlardan maddenin atomlardan meydana geldiğini öne sürmüştür. Atomların şekil ve ağırlıkları olduğunu, fakat renk, ses, koku ve tat gibi ikincil niteliklere sahip olmadığını iddia etmiştir. Lucretius, evrenin sınırsız, küre biçiminde olduğunu savunmuştur. Lucretius’un evreninde, her biri canlılar gibi doğan, büyüyen ve ölen Dünya’lar vardır. Ontoloji konusunda, "Beden ve ruh, birlikte doğar ve birlikte ölürler, yani beden öldüğünde, ruh da ölecektir. O halde, öldükten sonra dirilme inancı yanlıştır" der. Tat alma, görme, koklama, işitme gibi duyumlar, farklı atomların farklı alıcılar tarafından algılanması ile meydana gelir. ______________ _Felsefe Okulları_ _Milet Okulu: Thales • Anaksimandros • Anaksimenes _Pisagorcular: Pisagor • Filolaos • Alkmaion • Timeos _Efes Okulu: Heraklitos _Elea Okulu: Ksenofanes • Parmenides • Elealı Zenon • Samoslu Melissus _Çoğulculuk Okulu: Anaksagoras • Archelaus • Empedokles _Atomculuk Okulu: Leukippos • Demokritos _Sofistler: Protagoras • Gorgias • Prodikos _1. Milet okulu: Sistemli düşünme ve varoluşu temellendirme çabalarını ortaya koymuşlardır. _Thales (MÖ 624-546) Su her şeyin özüdür. Doğa olaylarını Tanrılardan çok, doğanın içinde aramıştır. Güneş tutulmasını hesaplamış. Gölge hesabi ile denizdeki gemilerin limana uzakligini ve piramitlerin yüksekliğini hesaplamıştır. Misirlilardan geometriyi, Babil’lilerden astronomiyi ögrenerek ülkesine getirmistir. _Anaksimandros: Evren’in babası. İlk dünya haritasını çizmiş. Evrim teorisi ve büyük patlamaya benzer bir teorisi vardır. İlk maddeyi tanımlanamaz, sınırsız olarak düşündü. Astronominin kurucusu. Depremi fizik yönünden ilk o açıklamıştır. Kozmoloji ve ilk kez arkheyi kullanmış. Ölmek her şeyin ilkesine dönmektir. Apeiron ile algılanan dünyanın dışında bir takım oluşların var olduğunu kabul eder. Anaksimandros'un Apeiron(sonsuz olan) 'u ile Platon'un idealarına giden yol açılmıştır. _Thales’in, tepsinin üzerinde yüzdüğünü iddia ettiği su kütlesini neyin taşıdığı sorusuyla, batıdan yok olan Güneşin, ertesi sabah nasıl olup da doğudan doğduğu sorusuna tatmin edici bir yanıt getirmenin güçlüklerini görmüştür. Böylelikle Anaksimandros, Dünyanın bir tepsi değil de, genişliği yüksekliğinin üç katı olan bir silindir şeklinde olduğu düşüncesine ulaşmıştır. Bu görüşe göre Dünya, Evren’in tam merkezinde, boşlukta ve dayanaksız olarak durmaktadır. _Thales temel tözü su ile özdeşleştirmiş yani bilinen bir madde olarak görmüştü. Anaksimandros'a göre bu mümkün değildir. Bilinen bir şey kesinlikle sonludur. Karşıtı ile sınırlandırılmıştır. Ama Temel töz, sonsuz ve tükenmez olmalıdır. Bilinen elementlerden herhangi biri temel töz olsa idi, diğerlerini kaçınılmaz olarak egemenliği altına alırdı. _Yaşamın denizlerde ve suda başladığını,insan türünün ataları da, önce balıkların vücudunda doğmuş ve ancak yaşamlarını kendi başlarına sürdürebilecek bir olgunluğa eriştikten sonra karaya çıkmışlardır. _Anaksimenes her şeyin başlangıcı havadır. Havayı ruhla bir tutmuştur. Ruh kavramı ile ilk kez Anaksimenes'te karşılaşıyoruz. Tüm canlıların ruhu vardır. Yeryüzü ve güneş tepsi şeklinde. Yassılığından dolayı havanın üzerinde duruyor. Ay, ışığını güneşten alır. Ay tutulmasının doğru açıklamasını ilk olarak o yapmış. Deprem kuramını ortaya koymuş. Mitolojiden bilime geçişin tipik özelliklerini taşır. Gökkuşağını bir tanrıça olarak değil de güneş ışınlarının yoğunlaşmış hava üzerindeki etkisi biçiminde ele almış. Ustası Anaksimandros gibi, temel tözün sonsuz olması gereğini savunmuştur. Ancak ona göre arkhe'nin, bir de ruhu (psykhe) vardır. Sıkışma ve seyrekleşme kavramlarına ulaşmıştır. Ateş süzülmüş havadır. Hava yoğunlaştığı anda, önce su olur. Arkasından yoğunlaşma arttıkça toprak ve nihayet taş oluşur. Nasıl ki Evren’i kuşatan hava, onu ayakta tutuyorsa, aynı şekilde içimizdeki nefes, aldığımız soluk olarak ruh da, bize can verir. _2. Efes Okulu: _Heraklit için arkhe ateş'tir. Evren ateşten meydana gelmiştir ve tekrar ateşe dönüşecektir. Her şey ateş gibi sürekli bir değişim hâlindedir. Heraklit bir anlamda diyalektiğin babası sayılmaktadır. _3. Elea okulu: _Rasyonalistler. Varlık var olandır, hiçlik var değildir. _Ksenophanes: Dünya düzdür; üst tarafından hava küresi, alt tarafından ise toprakla çevrelenmiştir. Güneşin her akşam batıda bir çukura düştüğünü, ertesi gün ise doğudan yeni bir güneşin doğduğunu düşünür. Yıldızlar ise kömür parçaları gibidirler. İnsan doğruya değil sadece doğruyu andırana ulaşabilir.İnsan tanrılara karşı çıkmıştır. Homeros: Tanrılara, insanlar arasında ne kadar ayıp ve kusur varsa hepsini yüklemişlerdir. Hırsızlık, zina ve birbirlerini kandırma. Atlar tanrıların atlarınkine, öküzler öküzlerinkine benzer çizerlerdi. _Parmenides'e göre, evrende değişen hiçbir şey yoktur. Gerçeklik, yani varlık, mutlak anlamda Bir'dir, kalıcıdır, süreklidir, yaratılmamıştır, yok edilemez; o ezeli ve ebedidir; onda hareket ve değişme yoktur. Varlık varolandır, hiçlik ya da varolamayan var değildir. Parmenides'in Pisagor, Empedokles ve diğerleri gibi peygamber, büyücü olduğu, felsefesini mistik vizyonlarla edindiği söylenmiştir çünkü kendisi öne sürdüğü felsefeyi yer altı dünyasının Tanrıçası Tartaros'dan aldığını söylemiştir. _Zenon bir mantık ve diyalektik ustası. En ünlü paradoksları Aşil paradoksu ve Ok paradoksu olarak belirtilebilir. Ünlü bir Yunan koşucu olan Aşil, bir kaplumbağayla yarışacaktır. Kaplumbağa biraz daha önde olacaktır koşuya başlarken. Zeno, bu koşuda hızlı Aşil'in hiçbir zaman kaplumbağayı geçemeyeceği, bunun mantıksal olarak mümkün olmadığını öne sürer. _4.Pisagorculuk: _Pisagor: Sayıların babası. Her şeyin matematikle ilgili olduğuna inanır Sembolleri, pentagram. Pisagorcuların simgesi noktadır. İki nokta bir çizgiyi oluşturur. Ezoterik ve metafizik ruh göçüne inanırlar. Ruhlarının tanrılar arasında yüksek bir dereceye erişmesi için geliştirilmiş çeşitli yaşam kurallarını takip ederler. Vejetaryen" tabiri yerine Pisagorcu tabiri. Bir yere girerken önce sağ ayakla adım atmak, fasulye yemekten kaçınmak, beyaz horozlara dokunmamak… Çiğnenmesi halinde cezanın ölüm olduğu bir sessizlik kuralları vardı. Diğer bir kural ise acısı çoğalırken bir adama acısını unutması konusunda ısrar etmemekti çünkü kaygısızlığı desteklemek büyük bir suçtu. Pisagorcular ikiye ayrılıyordu: Matematikçiler ve dinleyiciler _Pisagorcuların en büyük başarıları astronomidedir. İlk defa olarak yeri, evrenin merkezi olmaktan çıkarmışlar, onu küre şeklinde düşünmüşler ve yerin, evrenin ortasındaki görünmeyen merkezi ateşin etrafında dolandığını söylemişlerdir. Bu ateşin etrafında 10 tane gök cismi dönmektedir. Güneş tutulması, ay tutulmasınını keşfetmişlerdir. _Hız ses çıkarır her şeyin bir sesi vardır ama insanlar bunu duyamaz. _Demircilerin sesinin uyumuna dikkat eden Pisagor bundan hareketle, notaların matematiksel formüllere dönüştürülebileceğini keşfetmiştir. _Çok parlak olan gençlerin pek çoğu, ne kendileri ne de yaşadıkları dünya için hiçbir şey başaramadılar. Çünkü bir şeye başlama cesaretini asla gösteremediler. Başla! Başla! Başla! _Kendisiyle yalnız kalamayan, diğerleri ile bütünleşemez. _1 Temel sayıdır. Tek ve çift sayıları meydana getirendir. 2 Dişiliği. 3 Uyum. 4 Tanrısal gücü ve adaleti simgeler 5 Evliliği 6 Organik varlıkların türlü şekillerini gösterir 7 Kritik sayıları temsil 8 Akıl, ahlâk 9 -3’ün karesidir ve adaleti. 10 Bütün sayıların temelidir o. 10 sayısının içinde ilk olarak eşit sayıda tekler ve çiftler bir araya Her şey ondan çıkar. Yol göstericisidir. Sayıların özellikleri: Erkek-Dişi Tek-Çift Sınırlı-Sınırsız Doğru-Eğri Aydınlık-Karanlık İyi-Kötü _Pisagor toplumu bir vücuda benzetir. Bu konuda insan yapısının 3 ana parça olduğunu belirtir: Akıl (bilgelik), ruh (cesaret) ve maddi ihtiyaçlardır. Toplum da böyledir; akıllı kişiler toplumu idare etmeli, cesaretli kişiler asker olmalı, toplumun maddi ihtiyaçlarını ise üretim yapan halk karşılamalıydı. (platonu etkilemiş) _Pisagor, Mısırlılardan bir ruh göçü öğretisi almıştır. Ruhlar iyi olursa bir sonraki hayatlarında üst sınıftan yeniden doğacak,ama kötü olurlarsa alt tabakandan doğacaklardır. _Bir gün sopayla dövülen bir eniğin yanından geçerken ona acımış ve şöyle demiş: Dur, vurma! Çünkü o sevdiğim bir adamın ruhu, bağırışını duyunca onu tanıdım." _Devlet modeli: Pisagor Croton’da inisiyatik eğitim yoluyla, yönetici sınıfın liyakate göre atama’yla seçilen bilgelerden (inisiyelerden) oluştuğu yönetim modelini uygulamayı amaçlıyordu. (platonu etkiledi) Yöneticiler yurttaşların oylarıyla değil, atama yoluyla seçilmelidir. Kız ve erkek tüm çocuklar devlet tarafından yetiştirilip eğitilmelidir. Başarılı olanlar ezoterik doktrin dersleri verilmeye başlanmalıdır. Başarısızlar ekonomik işlere yönlendirilmeli. Bu sınıfa üye olmanın çekici gelmemesi için, bu sınıf üyelerinin toprakları, özel evleri, altınları olmamalı, yalnızca, fazla olmayan, sabit bir maaşları olmalıdır. Evlilik yapmamaları gerekir._Pisagor inisiyasyonunda, Bu sınavlardan ilki içinde hayaletlerin dolaştığına inanılan bir mağarada geceyi tek başına geçirmekti. Sınavı rededdenler veya mağaradan sabahı beklemeden kaçanlar, kapı dışarı edilir ve ikinci sınava alınmazlardı. Sonraki sınav sembol çözme sınavı olarak bilinir. Aday yarım günlüğüne tek başına bir odaya kapatılır, kendisinden söylenen sembolün ne anlama geldiğini çözmesi istenirdi (örneğin üçgenli daire). Daha sonra adayı “tahriklere rağmen kendine hakim olabilme” sınavı beklerdi. Bu sınavda, çömezler, kendilerine de daha evvel yapılmış olduğu gibi, kasıtlı olarak, adayı kızdırmaya, onunla alay etmeye, gururunu kırıcı sözlerle onu küçük düşürmeye çalışırlardı _İnisiyasyon (Süluk): Bireyin spiritüel gelişimi için, bir üstadın kontrolü altında, bir disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda, metodlu olarak eğitimi şeklinde tanımlanmaktadır. _İrrasyonel sayıları bulmuştur. Pi gibi. Diatonik skalayı keşfetmiştir. _Müzikle tedavi çalışmalarıyla tıbba katkıda bulunmuştur. Çarpım tablosunu ilk olarak o kullandı. _Pisagor teoremi: Bir dik üçgende dik kenarın yani hipotenüsün bir kenarını oluşturduğu karenin alanı diğer iki dik kenarın birer kenar olarak oluşturdukları karelerin alanları toplamına eşittir: _Krotonlu Alkmaion: Denge. Sağlık; yaş, kuru, soğuk ve sıcak gibi güçlerin dengede kalması vasıtasıyla korunmaktadır. Aralarından birinin "tek başına egemenliği" hastalığın nedenidir. Alkmaion'un Kuran-ı Kerim'de adı geçen bilge Lokman Hekim olabileceği üzerinde tezler yayımlanmıştır. _5. Atomculuk Okulu: Demokrit: Yalnızca varolanları değil insan ruhunun da daha incelmiş atomların hareketinden oluştuğunu, hatta bir yerde tanrıların bile maddesel olduklarını öne sürer. Yaratılmamış, yok olmayan, değişmeyen varlık, özdeksel atomdur. Parmenides'in temsil ettiği tekçilik (monism) ile Empedokles'in çokçuluğu (pluralism) karşısındaki aracılık girişimleri sonucu, "Atom veya bölünmeyen öz" teorisi ile ünlenmiştir. Leukipposun öğrencisidir. _6.Çoğulculuk Okulu: _Heraklitos'un oluş düşüncesiyle Parmanides'in süreklilik düşüncesini birleştirmeye yönelik bir felsefe geliştirmeye çalıştıkları görülür _Empedokles: Ona göre değişmeyen öncesiz ve sonrasız bir madde evrenin temelidir. Bu maddenin ayrışma ve birleşimlerinden geri kalan varlıklar meydana gelmektedir. Kendinden önceki doğa düşünürlerinin temel öğe (arkhe) olarak belirlediği, su, ateş ve havaya, toprak öğesini de ekleyerek, hepsini bir arada kullanan ilk düşünür olmuştur. Dört temel öğe, sevgi ve nefret (iticilik) gücü ile birleşip ayrılırlar. _ "Nasıl ki ressamlar tapınaklara adak olarak adanacak resimleri yaparken ellerine çeşitli boyaları alır ve onları uygun oranlarda birbirlerine karıştırırlarsa, bunun için de bazı boyalardan daha fazla, bazılarındansa daha az miktarlar alırlarsa ve böylece bu boyalardan dünyada rastlanan sayısız şeylerin, örneğin ağaçların, erkeklerin, kadınların, kuşların, balıkların, hatta uzun ömürlü tanrıların resimlerini yaparlarsa, aynı şekilde doğa da dört öğeyi alarak onların her birinden farklı miktarları farklı oranlarda karıştırıp var olan şeyi meydana getirir." _Doğum ve ölüm yoktur, birleşme ve ayrılma vardır. Evrenin de bu şekilde oluştuğunu söyler. Sevgiyle birleşir nefretle ayrılırlar _Bir zamanlar ben de erkek ve kız çocuğu, çalı, kuş ve denizde sıçrayan dilsiz balık olmuştum. _Kanın, insan hayatının ana taşıyıcısı ve düşünmenin merkezi olduğunu söyler. _Heraklitosa göre her şey değişir. Parmenidere göre ise Hiçbir şey değişmez. Bu ikilemden felsefeyi kurtaran, Empedokles olmuştur her iki görüş de, kısmen doğru, kısmen yanlıştır. Her şey değişmez; Duyumsal algılamalara güvenmeliyiz, zira görüyoruz _Anaxsagoras: Empedokles'in çoğulcu yaklaşımını sürdürmüştür. Her şey bireşimlerden ve ayrışmalardan meydana gelir. Varlığın temel köklerini tohum olarak adlandırmıştır. Nous tohumların birbirleriyle karışması ve birbirlerinden ayrılmasına neden olan hareket ettirici kuvvettir. Hiçten hiçbir şeyin meydana gelmeyeceğini ve hiçbir şeyin hiçliğe gitmeyeceğini düşünür. _Hiçbir şey doğmaz ve yok olmaz. Sadece var olan şeylerin karışması ve ayrılması vardır. O halde onlar doğmayı karışma, yok olmayı ise ayrılma olarak adlandırsalar iyi ederler. _Görünen şeyler, görünmeyen şeyleri gösterirler _Bizim kadar sıcak olan veya bizim kadar soğuk olan bir şey bizi ne ısıtır ne soğutur. Karşıtlıklar önemli. _Sofistler: Para karşılığında felsefe öğreten gezgin felsefecilerdir. _Protagoras: Kesin bilgi yoktur. Bu sofizmin genel düşüncesidir. Heraklitos'un Her şey değişir, sözünden hareketle kanıtlar. Bilgilerimiz o andaki duyumlarımıza bağlı olarak değişir. _Gorgias: Nihilist. Hiçbir değerin var olmadığını…Doğru bilgi yoktur, ikna sanatı vardır. _Prodicus: Protagoras'ın retoriğe önem vermesinin yanında Prodicus etiğe önem verdi. Pesimist bir boyutu vardı _Kinikler: Köpek gibi yaşayanlar. Kuşkucular. Mutluluğa ancak erdemle ulaşılacağını ve bu erdemin de dünyevi hazları yadsımakla mümkün olabileceğini savunmuştur. Uygarlığa aldırmazlar. İnsan özgür ve kendi iç bağımsızlığı ile yaşamını sürdürmelidir. Sokrat örnektir. Sokrattan ders alan Antisthenes, kinizmi diyojene öğretmiş. _Diyojen: Medeniyet içerisinde medeniyetten uzak bir şekilde yaşamaya çalışmış. Medeniyetine karşı çıkmış bir köpek gibi yaşamaya karar vermiş böylece "kynikos" (köpeksi) adını almıştır. Gerçek erdem insanın tüm bağlardan kurtulmasına bağlıdır. Bir fıçısı bir çanağı vardır. Bir gün bir çeşme başında avucu ile su içen bir çocuğu gördüğünde “Bu çocuk bana fazladan eşyam olduğunu öğretti” diyerek elindeki çanağı da atmıştır. Platon'un Çılgın Sokrat dediği, çok güzel konuşan, üstün zekası ile herkesi etkileyebilen bu ünlü Kinik filozof bütün gariplik, anormal hal ve tavırlarına rağmen saygı görmüş. Kuduz bir köpeğin ısırığıyla, çiğ ahtapot yeme alışkanlığına bağlı olarak ya da nefesini tutarak intihar ettiği. Kişinin en kısıtlı yaşam koşullarında bile, mutlu ve bağımsız olabileceğini göstermeyi amaçlamıştır. Kimseye kendi gibi olmasını istememiş. Diyojen sendromu: Kendilerine bakmayan insanlar Diyojen’e benzetilerek, "Diyojen sendromu" adı verilmiştir. _Stoacılar: Stoa Zeno’nun ders verdiği avluya verilen addır. Dünyanın tanrı tarafından konulan sarsılmaz yasalarla yönetildiğine inanırlar. Her şey bir nedenle olur. İlahi kanunlara uyum hayatın amacı olmalıdır ________________________________
1
5
Göksel Özdemir
İnce Memed 2'i inceledi.
459 syf.
·
8/10 puan
Herkesin kimsesizleştiği bir dönemden, kimsenin sorgulamadığı, herkesin aynileştiği bir döneme geldik. Bir takım yozlaşmaların kurumsallaştığı bu dönemde hukuku, zulümler pazarından devşirdiğimiz zalimlerin ellerine teslim ettik. Hep bir kurtarıcı gelsin diye bekledik, kendi ışığımızın farkına varmaktansa kolayı seçip, dizlerimiz kanayana kadar ağladık,  kabullendik. Bu yüzden yazıklar olsun bize!.. Yaşar Kemal böylesi bir dönemin tahliliyle karşımıza çıkıyor. Düzenin hikayeleştirilerek anlatıldığı İnce Memed'de kâğıtlarda yazılı kalan kanunun bile isteye yok hükmünde sayıldığını okuyacaksınız... Serinin ilk kitabına göre biraz daha durağan diyebiliriz. Her ne kadar devam kitabı olsa da Yaşar Kemal konu bütünlüğünü bozmamak  adına bu çalışmayı bir nevi durum belirtme amacıyla kaleme almış gibi. Fırtına öncesi sessizliği de andırmıyor değil. Abdi Ağa'nın ölümünden sonrası, Değirmenoluk ve Vayvay köylerinin durumları hakkında geniş bilgilere yer verilmiş. Özellikle Değirmenoluk köyünün durumu; elde edilen kazanımların kaybedilmesi, maruz kaldıkları yıldırma politikası, İnce Memed'e karşı olan bakış açılarını tam tersine çevirirken, bu durum karşısında İnce Memed'in derin düşünceler ve sorgulamalar içinde, ne yapacağını bilmez şekilde geçirdiği dönemine  tanıklık edeceksiniz. Sonu başkaldırı ve ölümlerle biten bu çalışmada yapılan tespitler, karakterlerin sorgulamaları, eserin yaşamla olan bağlantısını desteklerken; yöresel ağızın fazlaca kullanılması, betimlemelerin gerçekliği, okurun zihninde şüphesiz Yaşar Kemal Çukurovasını inşa edecektir. Kitap her ne kadar durağan olsa da merak duygusu üzerinden kendini okutabiliyor. Bu yüzden sabırla ilerlemekte fayda var. Söylemekte fayda var ki okuduktan sonra "Kara kaplı Nizami Bey'e" kızacaksınız. Okuyun, okutturun, kütüphanenizde bulundurun. Kitapla kalın...
İnce Memed 2
9.3/10
· 15,9bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
Fazıl Şengül
bir alıntı ekledi.
Kapitalizm eşitliği, Komünizm ise özgürlüğü ileri sürmektedir. Oysa, insanların ne eşitliği ne de özgürlüğü vardır bu sistemlerde. İnsanlar bir takım bilimsel metotlarla, global olarak yönetilir ve adeta kompütür gibi programlanırlar. Ve, kendilerine bahşedildiği kadar eşit ve bahşedildiği kadar özgürdürler..
7