• Kitapta Kafka'nın Milena'ya gönderdiği mektuplar var. Ben Milenanin verdiği cevapları daha çok merak ettim ama ne yazık ki Milena mektuplarını yok ettiği için onları okuyamıyoruz. Açıkçası bu durum mektuplara odaklanmayı zorlaştırıyor, çünkü gelen yanıtları bilmeden başka satırlar okuyorsunuz ve hiç bilmediğiniz konularda cümlelerle ile karşılaşıyorsunuz.
    Mektup türü okumak pek keyifli olmamakla beraber, birde üzerine mektuplar tek taraflı olunca okumakta zorlandım diyebilirim.

    Kafka-Milena aşkına ben yeterince saygı duyamıyorum çünkü ortada yasak aşk var, burada ahlaki değerlerim ister istemez kendini gösteriyor. Her ne kadar Milena'nın kocası Milena'ya sadık olmasa da bu Milena'yı haklı duruma getirmiyor, ki bu sırada Kafka'da nişanlı idi. Ayrıca kitabın kişisel belgelerden oluşması da bende biraz mahremiyete saygısızlık hissi uyandırmadı değil.
    Bana göre Kafka, aşkı bir saplantı haline getirmiş, ulaşılanı değil ulasilmayani ayrı tutmuş gönlünde ki hepimiz için öyle.
    Genel olarak çok akıcı bir kitaptı, özellikle özel konulara merakı olanlar okumali :)
  • İKİ SEÇENEK

    Yağmurlu bir havada rüzgar mı yoksa yağan yağmur olmayı mı yeğlersin ?
    Ya yağmur olup yağacaksın. Buğulu camlar , çukurları benliğinle dolduracaksın ya da rüzgar olup
    savuracaksın . İki seçenekten birisini seçmen kaidesiyle hayata devam edeceksin . Zaman kalem olup ,
    kalemlikte durma zamanı değil . Kalem olduysan yazacağın gibi . Ya rüzgar , ya da yağmur olmak da
    var hayatta .

    Rüzgar olmak nasıl bir duygu ? Esip savurmak mı ? Yoksa acımasızca olanı yaşamak mı ? Rüzgarı ,
    sonbahar mevsiminde ağaçların yapraklarını savurup , gazellerini etrafa saçan , yel , esinti olarak mı
    bilirsin ? Sonbahar da o kadar yakınsın ki bizlere rüzgar , gün gelir iliklerimize kadar hissederiz , gün
    gelir o rüzgar değil diyecek kadar tanınamaz olur . Bizlere kendini sana karşı yanılmayacağımız kadar yaşat ...
    Ya rüzgar olup savuracaksın ya da sükut olup içinde volkanlar koparacaksın. Rüzgar olup yapraklar
    dökmek de var , volkanlar koparıp kendini mahvetmekte.
    Yağan yağmur olmak nasıl bir duygu ? Öncelikle , bana göre huzurun adı olduğunu söylemeliyim .
    Sadece bende yerin ayrı değil yağmur , benden başka seni önemseyenler de var . Bitkiler için ilk can
    suyusun belki de . Düşünsene yeni dikilen bir fidan var , hayattan bir damla da olsa su istiyor ama su
    yok, suya ihtiyacı var. Sen o anda öyle gelirsin ki ona . Kim bilir bitkide de huzur adını almışsındır.O
    anı yaşamadığın sürece bu duyguyu tatman imkansızdır.
    Yağmurun tek can suyu sıfatı mı var sanırsın . Yanıldığını söylemek isterim.Yolda yürürken hazırlıksız
    yakalandığınız yağmur damlaları üzerinize yağmaya başladı.Adın , huzur mu demiştim , işte o anlardan biri . Yanında şemsiye olsa bile açmak istemediğin duygu , ânı yaşamanı farz kılan önsezi .

    Yağmur ! camda ki buğ senin izin mi yoksa ! Bıraktığın buğu üzerine ne harfler ne şekiller yazılacak bunu biliyorsun değil mi ! Birçok sevdaya şahitlik ettiğinde olmuştur . Nice kalplere isimlere O isimleri cama yazdığımız an , sanki sırdaşımız olursun. Kimse görmesin diye hemen sileriz.Halbuki bilmeyiz ki ,
    o an o isimler o şekiller sende buhar olmaz . Asıl anlatmak isteyip de anlatamadığım ,anlamanın yalnızca o anı yaşama ile mümkün olacağı an bu anmış meğersem .

    Ne dersin ? Sana o anda kahven ve kitabın da eşlik etmeli mi ? Vakit kaybetmemek için kahveni ve kitabını hazırla o zaman .

    Çukur dolusu yağmur damlacıkları ! O çukurlara basıp geçmek , geçiyorsa içinden bunu yapmalısın .
    Eğer hakettiği basıp geçmek ise niyetin bas geç . Şimdi soruyor olmalısın . Hakettiği gibi ! Öncelikle ayağından yağmur suyu sıçrayıp eline yüzüne gelmesi gerekiyor . Olmadı mı ? yoksa ! . Hani hakettiğini yapacaktın . İşte bu dediğin an asıl hakettiğine layık oluyorsun . Şimdi tercih sırası .
    Hakkından feragat etmeden iki seçenekten birini seç !

    Yağmurlu bir havada rüzgar mı yoksa yağan yağmur olmayı mı ?
  • Los Angeles Yolu - Toza Sor John FANTE


    Her şeye ama her şeye (aklınıza ne gelirse) yemeğe,içmeye,Anneye,Kardeşe,Tanrı'ya hatta ve hatta kendisine bile muhalefet,çekimser bir tarafı da yok,kesin ve net.Arturo Bandini karakteri film olmalı ;)


    Birde 2. ve 3. kitabı okuduktan sonra nedense aklıma Günday Klasiklerinden biri olan DAHA'dan şu alıntı geldi.Sanırım buraya cuk oturur,tabi bu alıntı bura ile ne alaka derseniz,size sadece bu iki kitabı okuyun ve görün derim.
    DAHA-ALINTI;
    Ne zaman ki hikâyemi anlatıp susacağım,artık sadece yeni hatalar yapacağım!Zamanı dörtnala koşturacak kadar yabancı hatalar!Duvar saatlerini mıknatısa tutulmuş pusulaya çevirecek kadar bilinmeyen hatalar! Daha önce kimsenin yapmadığı,adını bile duymadığı hatalar!Kayıp bir kıtanın ya da dünya dışı bir hayatın keşfi kadar muhteşem ve tanımlanamayan hatalar!Makineler yapan makineleri yapan insanları yapan makineleri yapan insanlar kadar olağanüstü hatalar!Tanrı’nın icadı kadar dev hatalar!Tanrı’dan sonraki en büyük icat olan karakter kadar öngörülemeyen hatalar!Yeni doğmuş bir bebeğin ilk hatası kadar büyülü, doğmak kadar ölümcül bir hata yapmak!Tek isteğim bu…Belki biraz da morfin sülfat.


    Bahara Kadar Bekle Bandini'yi okuyup kendimizce incelemesini sunmuştuk.Bu inceleme de serinin 2. ve 3.kitapları yani Los Angeles Yolu ve Toza Sor kitaplarının ortak başlık altında yapılmasına karar verilmesiyle oluştu(kararı ben verdim :D ).Bilindiği üzere bu seri 5 kitap ancak 5 kitabı birleştirsek anca bir kitap yapar ama hakikaten çok sağlam bir kitap yapar.



    2. ve 3. kitapları okuyunca Bukowski'nin Fante'de ne bulduğunu anlayabildim,tabi burada yine kendim için çevirmeni Avi Pardo'yu es geçmeyeceğim ;)




    Fante yazım,karakter,olay örgüsü,mekan anlatımı bakımından Yeraltı edebiyatı olarak sınıflandırılır,1.kitap hariç ama o değişik,yani Yeraltı deyince ille de aklıma Bukowski,Palahniuk ve bunların ilahı SADE gelir ki okumanın zevki bir başkadır.



    Fante Yeraltı edebiyatı'nda değişik bir kalem,adam yeraltı yazıyor,okuduğunuzda ne okuduğunuzu farkediyorsunuz ama bunu naif bir dille kibarca yapıyor,yani yeraltı yazacağım diye sizi tacizlerin,küfürlerin,lanetlerin içinde boğmuyor,çok güzel bir kalem Fante.



    2.Kitap da (Los Angeles Yolu) Arturo Bandini'nin zihnine giriyoruz (şimdi söyleyeceklerim kitap da yok öyle algılama),manyak bir zihin,psikopat,sosyopat ne kadar pat'lı put'lu hastalık varsa çok başarılı bir şekilde beyninde toplamış bir eleman Arturo,1.kitapdan tanıdığımız Arturo yok artık.,bir düşünün zıplayarak yörüngeden çıkıp yer çekimsiz ve havasız bir ortam da intihar edebilirmisiniz?,başkalarının mutsuzluğu sizin mutluluğunuz,bir kaç saat sonrada kederiniz olabilir mi?Yanlızlığınızı kendi sözcüklerinizle nasıl anlatabilirsiniz?Sizi sevmeye çalışan insanları aşağılamak adına kendinizi ne kadar alçaltabilirsiniz ve bunları yaparken ne kadar zevk alabilirsiniz?



    Dünya üzerinde yaşayan diğer insanlara ve hayvanlara ne kadar düşmanlık besleyebilir ve onları ne kadar aşağılayabilirsiniz?



    2.Kitabı okumak değişik bir deneyim oldu,bu kitap da yeraltı kendini buldu,Arturo ile birlikte düşünemeyeceğim ve hiç tahmin etmediğim kadar eğlenceli saatler geçirdim.Cidden çok hoşlandım,çok sevdim mutlaka okuyun derim.Önce Los Angeles Yolu'nu okursanız,Toza Sor'la nasıl muhteşem bir bütünlük kurduğunu görebilirsiniz ;)



    3.Kitaba gelince;işte burada karşınıza çıkıyor ustalık,Bukowski demişti ki'Bir gün kütüphane de elime istemsiz bir kitap aldım(Toza Sor) ve o kitabın ilk sayfaları benim için çılgın bir mucizeydi,çöpte bulunan altın gibi'.Dahası da var ama önsözde ki satırları okura bırakıyorum,detaya girmeyeceğim.



    Fante'yi sevdim çok fazlası ile sevdim,kitapları da birer lokma zaten.Bence de Bukowski'nin dediği gibi Fante Yeraltı'nın İlahı!Küfürle,tacizle,tecavüzle işkence ile yeraltı'nı bende yazarım (onlar kadar olmasa da çizerim bişiler ;) ),zor olan Yeraltı'nı Fante gibi yazmak.Yeraltı Edebiyatı okuyan ve hiç okumayıp da okumak isteyen arkadaşlara kesinlikle tavsiyedir.Fante olabilecekten çok daha iyi.



    Birde not:Aslında 3.kitabın adı Los Angeles Yolu olmalıymış,neden derseniz kitabı okursanız anlarsınız.


    Biraz uzun olacak evet ama mazur görün artık,burada bir insanın bile olsa taptığı bir Tanrı'dan bahsediyoruz o zaman ne yapalım,size birazcıkda Fante'yi tanıtalım,Fante tanınmayı kesinlikle hakediyor.

    John FANTE - Kaynak:listelist
    ------------------------------------------------

    İtalyan bir baba ve İtalyan – Amerikalı bir annenin çocuğu olan Fante, 1901 yılında Amerika Colorado’da doğdu.
    İş kurma ve zengin olma ümidiyle İtalya’dan Amerika’ya göç eden babası Nick Fante, bir duvar işçisiydi. Babasının iş hayatında bir türlü dikiş tutturamamasından dolayı iki kardeşi ve annesiyle beraber hayatları uzunca bir süre yoksullukla geçti. Koyu bir Katolik anneye sahip olan John, üniversite eğitimi için Colarado Üniversitesi’ne kaydını yaptırdı.



    Babasının ailesini başka bir kadın için terk etmesi, hayatının dönüm noktası oldu.
    Kendi parasını kazanmak zorundaydı ve üniversiteden ayrılarak Kaliforniya’da balıkçılık yapmaya başladı. Bununla beraber yazarlık serüveni de başlangıcındaydı artık. Vakit buldukça kısa hikayeler yazmaya başlayan Fante’nin yazıları ilk başlarda gereken ilgiyi görmedi.



    Yazıları dergilerde yayınlanıp emeğinin meyvelerini toplamaya başladığında 23 yaşına gelmişti.
    Yazdığı kısa hikayeler uzun uğraşları sonucunda The Atlantic Montly, Esquire, Harper’s Bazaar dergilerinde yer aldı ilk olarak. 1933 yılında ilk romanı Los Angeles Yolu’nu bitirse de ilk basılan romanı, çocukluk yıllarından bir kesit sunarak yazdığı, yarı otobiyografik eseri Bahara Kadar Bekle Bandini oldu. Bukowski için Henry Chinaski neyse Fante için de Arturo Bandini oydu artık.



    Bahara Kadar Bekle Bandini, hem Fante’nin çocukluğu hem de o yıllarda Amerika’ya göç eden İtalyanlar hakkında fikir verir bizlere.
    İlk basılan kitabı olduğu için ayrı bir öneme sahip bu kitapta, bir İtalyan göçmeni olan duvar ustası baba, dindar bir anne ve iki kardeşiyle beraber yaşayan Arturo Bandini’nin hikayesini anlatır. Bahara Kadar Bekle Bandini, Los Angeles Yolu, Toza Sor ve Bunker Tepesi Düşleri kitaplarında ana karakter olarak Arturo Bandini’yi görürüz.



    Sıra, Bukowski’nin okuduktan sonra kalbinin tam orta yerine yapışan ve Fante ile tanışmasına aracı olan en önemli eseri Toza Sor’a gelir.
    Fante, 1939’da Toza Sor’u yazmıştır. Ana karakter, umutsuz, kafası karışık, fakir bir yazar olan Arturo Bandini’dir yine. Bir gün gittiği salaş bir barda Camilla isimli Meksikalı bir garson kızı görür ve aşık olur. Platonik bir aşk ile başlayan hikayede, Bandini’nin aşkın derin sularında boğulduğuna tanıklık edersiniz.



    Toza Sor için imkansız bir aşkın romanıdır da denilebilir.
    Satırlarında, sevdiği kadınla nasıl iletişim kuracağını bilemeyen ve aynı zamanda büyük bir tutkuyla sevdiği kadına aşk beslerken, kendi egosuna olan aşkından da vazgeçemeyen bir adam vardır.



    Bukowski, kütüphanede bir şans eseri denk gelir Toza Sor’a ve okudukça artık o da bir Arturo Bandini olur.
    Kitabın yazılmasının üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra bir gün kütüphanede rafların arasında gezinirken eli Toza Sor’a ilişir. Okurken sayfaların arasında kaybolup gittiğini, kısa, sade ve derin cümlelerdeki duygu yükünü hissederken Fante’ye duyacağı hayranlığı ‘’o benim Tanrım’’ diyerek dile getirir. Bukowski, ilk olarak Kadınlar kitabında Fante’den bahsedecek ve daha sonrasında Toza Sor’un ön sözünde ilk okuduğundaki hisleri yer alacaktır.



    Fante yıllar içerisinde Gençliğin Şarabı, Hayat Dolu, Üzümün Kardeşliği, Büyük Açlık kitaplarını yazdı.
    1955 yılında şeker hastalığı baş gösterdiğinde yazarlığının en verimli zamanındaydı. İlerleyen zamanlarda bu hastalık onun sadece gözlerini almakla kalmayıp daha sonrasında da bacaklarının kesilmesine sebep olacaktı.



    Görmeyen gözleri ve olmayan bacakları ise onun son kitabını yazmasına engel değildi.
    Eşi Joyce’un da yardımıyla yazarlığa devam eden Fante, son kitabı Bunker Tepesi Düşleri’ni 1982 yılında tamamladı. Hayat Dolu ve Bunker Tepesi Düşleri’nde Fante’nin yazar oluş sürecinden izler görebilirsiniz.



    Bir bahar ayında dünyaya gelen Fante, yine bir bahar ayında 8 Mayıs 1983’te hayatını kaybetti.
    Ölümünden bir süre önce, geç de olsa Tanrısıyla tanışma imkanına kavuşan Charles Bukowski de son günlerinde ölüme hızla yaklaşan Fante’nin yanında olmuştu. Bukowski, Tanrısına bir borç olarak görüp, ölümünün ardından kitaplarının basılmasına da öncülük etti. 1933 Berbat Bir Yıldı ve Roma’nın Batısı, Fante öldükten sonra yayımlandı.
  • "Evin nerde?" dedi Woo Jin soğuktan büzüldüğü ceketin içinden sağa
    sola bakarken.



    "Neden?" dedim, şüpheli şüpheli Woo Jin i baştan ayağa süzerken.
    Bakışlarını bende sabitledi,



    "Seni evine bırakmak için."


    İçimdeki tüm nefesi boşaltıverdim.


    "İşte şimdi oldu! Evin önünde kamp kurmuş ablama nisbet yapar gibi bir
    de evime bırakacaksın öyle mi?!" dedim, sinirli sinirli başımı sağa sola
    sallarken.


    "Tamam, eve çok yaklaşmayız, uzaktan bırakır giderim seni." dedi
    rahatça.


    Neydi bu şimdi? Evin bir kaç sokak ötesine bırakmalar.


    "Ha giderken yanağına bir de öpücük kondururum tam olur." dedim,
    onun rahatlığına inat rahatça. Birden yüzü değişiverdi. Rengi kırmızı mı yoksa
    mor mu karanlıkta seçemedim. Acemice karşılık verdi.

    "Ne?!"


    "Woo Jin, ne o öyle liseli sevgililer gibi; seni evine bırakayım, yok
    eve yaklaşmayız... Her neyse ben kaç yaşında insanım, tek başıma
    gidebilirim." dedim, zorla gülümsememi saklarken.